Göçün 50. Yılında Avrupalı Türkler

A- A A+

Almanya-Türkiye ilişkilerinde yeni bir sayfa açan 1961 tarihli Türk işçilerinin Almanya Federal Cumhuriyeti'ne gönderilmesine dair anlaşma 2011 yılıyla birlikte 50 seneyi geride bırakmıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Avrupa ülkeleri, işgücü piyasalarında meydana gelen boşluğu doldurmak üzere misafir işçilere ihtiyaç duymuştur.

 

Bu yıllarda yabancı işgücüne artan talep nedeniyle işverenlerin ve göçmenlerin mevcut işe alma yöntemlerinden farklı yollara başvurmaları çeşitli düzensizliklere yol açmıştır.Bu nedenle, işçi akımının düzenli gerçekleştirilmesini sağlamak ve böylece göçmen işçilerin ve işverenlerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Türkiye, Almanya ile 1961’de, Avusturya, Belçika ve Hollanda ile 1964’te ve Fransa ile 1965’te işgücü anlaşmaları imzalamıştır. (1)

 

Bu yıllarda Türkiye’den yurtdışına göçün temel faktörü yine ekonomik sebeplerdir: tarımda teknolojinin kullanımı ile pek çok kişinin işsiz kalması, Türkiye’de yaşam ve iş kurmak için gereken birikimin sağlanamaması, yurtdışına giden Türklerin yükselen yaşam standartlarının yakınlarını etkilemesi…vs.

 

Bu ülkelerin misafir işçi çağırırken amacı gerekli açık kapandığı zaman bu kişileri ülkelerine geri yollamaktı. Ancak 1970’lerin başında Türk göçmenlerin Batı Avrupa ülkelerindeki mevcudiyetleri geçici olmaktan çıkarak daimi bir hal almaya başlamıştır. Bu değişikliğin nedeni, özellikle, 1974’teki petrol krizinden kaynaklanan ekonomik durgunluğu takip eden dönemde hükümetlerin, göçmen işçi akımını durdurarak daha önce ülkeye gelmiş olanları kendi ülkelerine geri gönderme veya yerel topluma uyumlarını sağlamak üzere aileleriyle birleştirme kararı almalarıdır. (2)

 

50 yıllık göç tarihinin ilk yıllarında büyük bölümü erkeklerden oluşan, neredeyse tamamı işçi olan Türk toplumu, aradan geçen sürede ciddi bir yapısal değişiklik geçirmiştir. Aile birleşimleri sayesinde kadın ve çocukların sayısı artmış, yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları farklı alanlarda meslek sahipleri olarak göç alan ülkelerin siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel hayatına katılmaya başlamıştır.

 

Bugün Almanya'da yaşayan Türklerin sayısı 2 milyon 700 bin olup bunlardan 950 bini Alman vatandaşıdır. Hollanda'da yaşayan 365 bin Türk’ün 266 bini Hollanda vatandaşı, Fransa'daki 380 bin Türk’ün 200 bini Fransa vatandaşı, Avusturya'daki 233 bin Türk’ün de 123 bini Avusturya vatandaşıdır. (3)

 

Ayrıca ekonomik alanda, birçok Türk vatandaşı, işçi konumundan çıkarak işveren konumuna geçmiş bulunmaktadır. Avrupa’daki Türk işletmelerinin sayısı 140.000 civarındadır. Bu işletmeler, yaklaşık 640.000 kişiye istihdam sağlamaktadır. Bu işletmelerin yıllık toplam cirosu 50 milyar Avro’yu aşmıştır. Son istatistiklere göre, Batı Avrupa’daki Türklerin tüketim harcamaları 22,7 milyar Avro’dur. (4)

 

Avrupalı Türklerin Karşılaştığı Sorunlar

Her türlü göçün ortaya çıkardığı sorunların başında göç edilen yere uyum sağlama sorununun geldiğini söylemek mümkündür. Ekonomik gelişmişlik düzeyinin yarattığı refah Avrupa ülkelerini önemli bir göç destinasyonu haline getirmiştir. Dolayısıyla göçmenlerin oluşturduğu azınlık gruplar farklı dini, etnik, kültürel ve linguistik kimlikleriyle bu ülkelerin sosyal ve demografik yapısındaki heterojenliği artırmış, çok kültürlü bir toplumsal yapı oluşmasına yol açmıştır.

 

Ancak farklı kültürel özellikleri ve değişik sosyal ilişkileri olan insanların yeni bir sosyal yapıya ve kültürel ortama uyum sağlamaları her zaman zor olmuş ve birçok uyum sorununu ortaya çıkarmıştır. Bu uyum sorunlarını aşmanın yolu ise başarılı bir entegrasyon sürecinden geçmektedir. Farklı kültür öğelerinin bir bütün içinde birbirine bağlanmasına kültürel bütünleşme (entegrasyon) adı verilmektedir. (5) Kültürel bütünleşme gerek ulusal gerekse de uluslararası kültürü zenginleştirmektedir. Örneğin; bir insanın gerek ana dilini konuşması gerekse de bir başka dili öğrenmesi kültürel yakınlaşma ve zenginliğe işaret etmektedir. Kültürel zenginliğin yanı sıra bireylerin farklı kültürel özelliklere hoşgörü ve saygıyla bakmaları, toplumsal uyumun ve beraberliğin sağlanması açısından da önemlidir.

 

Başarılı bir entegrasyonun ne ifade ettiği konusunda bir konsensusa varılmış değildir. Ancak uyumun iki temel boyutu vardır; biri beraber yaşam, diğeri ise fırsat eşitliğidir. Kesin olan, dahil olunan toplumun kaynakları ve süreçleri üzerinde eşit söz sahibi olunmaksızın ve kültürel çoğulculuğa saygı gösterilmeksizin uyumun sağlanamayacağıdır.

 

Bu çerçevede uyumdan, anayasal düzen temelinde, ortak yaşamın temel ilke ve kuralları üzerinde sağlam ve karşılıklı anlayış olarak söz etmek gerekmektedir. Entegrasyon kavramı, bu nedenle yalnızca göçmen nüfusa ilişkin olmayıp, çoğunluk toplumuna ait tüm kurum ve örgütlerin göçmenlere ait kurum ve örgütler gibi bu sürece dahil olmaları gerekmektedir.

 

Başarı odaklı sürekli bir entegrasyon politikasının Türk göçmenleri eksik ve sorunlu bir kitle olarak görmek yerine, onların potansiyellerine ve kaynak olarak değerleriyle takdir eden ve bu kaynak potansiyellerle ilişkilendirilmiş bir politika olması gereklidir. Bu süreçte göçmenlere düşen sorumlulukların yanında, göç alan ülkelerin de göçmenlerin yaşadıkları topluma kendi kültürlerinden kopmadan daha iyi entegre olmaları için gerekli düzenlemeleri yapma yükümlülüğü vardır.

 

Hollanda, son on senedir ülkesindeki yabancılar için uyum kursları düzenlerken, Almanya 2000 yılında bir göçmen ülkesi olduğunu kabul ettiği ve vatandaşlık kanunu değiştirdiği halde uyum kurslarına ancak 2006’da başlamıştır. Şu anda bu kurslara katılmak isteyip sıra bekleyen on binlerce Türk’ün mevcut olduğu bilinmektedir. (6)

 

Fransa’da da 9 Mart 2006 tarihinde kabul edilen yasa ile bu ülkede yaşayanların tamamına, orijinlerine, cinsiyetlerine sosyal ve sağlık bakımından durumlarına ve inançlarına bakılmaksızın, aynı fırsatları sunma prensibinden hareketle, fırsat eşitliğinin toplumun bütün katmanlarına eşit şekilde götürülmesi amaçlanmıştır. (7)

 

Uyum sorununa bağlı olarak yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın karşılaştığı diğer sorunlara bakarsak işsizlik öncelikli olarak karşımıza çıkmaktadır. 2005 yılında Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından Almanya’da yapılan bir araştırmada Türklerin % 32’si en büyük sorunun işsizlik olduğunu ifade etmiştir. (8)

 

Bu problemi % 13.8 oranıyla dil sorunu takip etmektedir. Dil konusu, çocukların eğitiminden yetişkinlerin iş bulmalarına, vatandaşlarımızın içinde yaşadıkları toplumuna uyumundan Türkiye ile ilişkilerine kadar birçok konuyu ilgilendiren önemli bir sorun alanı olarak ön plana çıkmaktadır. Üstelik sorun sadece yaşanılan ülkenin dilini öğrenmekten ibaret değildir, yeni kuşaklar Türkçeyi öğrenme ve kullanma konusunda da problem yaşamaktadır.

 

Uyum açısından, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, Türk çocuklarına anadili, kültür ve tarih eğitimi verilmesi büyük önem taşımaktadır. Vatandaşlarımızın küreselleşen dünyada donanımlı olmaları için, hem Türkçeye hem yaşadıkları ülkenin diline aynı derecede hakim olmaları arzu edilmektedir. Türkçe anadili eğitimi, vatandaşlarımızın aynı zamanda bulundukları ülkelerin dillerini de daha iyi öğrenmelerine yardımcı olacaktır.

 

Almanların ön yargılarını ve yabancı düşmanlığını en önemli sorun alanı olarak gören Türklerin oranı ise sırasıyla % 10.0 ve % 8.0’dir. (9) 11 Eylül saldırılarından sonra tüm dünyada olduğu gibi Avrupa’da da Müslümanlara bakış iyice olumsuzlaşmıştır. Avrupa’da gelişen islamofobiden büyük oranda etkilenen ülkeler olarak Fransa, Hollanda, Almanya ve Avusturya’da İslam’a karşı ön yargı her geçen gün daha da ortaya çıkarak artmaktadır ki bu noktada en önemli husus bu ülkelerin Müslüman dünyadan göç alan ülkeler olmasıdır.

 

Avrupa’da “ötekiler” konumuna düşen Müslümanlar islamofobi algısı sebebiyle birçok ayrımcılığa maruz kalmışlardır. Özellikle EUMC (Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığını İzleme Merkezi) raporunda bu ayrımcılıklara genel olarak yer verilmiştir. Yapılan anketler sonucunda Müslümanların çalışma şartları, eğitim, barınma gibi konularda ayrımcılığa maruz kaldıkları tespit edilmiştir. (10)

 

Diğer meselelerin en önemli sorun olarak görülme oranları ise sırasıyla; aile parçalanması % 6.8, çifte vatandaşlık % 5.2, sosyal güvenlik sorunları %4.6, örgütlenme ve dayanışma eksikliği %3.4’tür. (11)

 

Vatandaşlık konusuna gelindiğinde çifte vatandaşlığı kabul eden ülkelerdeki Türkler için sorun daha çok bürokratik niteliktedir. Ancak Almanya’da yaşayan Türkler, Almanya kan esasına dayalı vatandaşlık kanununu benimsediğinden ve çifte vatandaşlık mümkün olmadığından, bu konuda zor durumda kalmışlardır. Türkiye’yle bağlarını hiçbir zaman tamamen koparmamış bu insanlar, Alman vatandaşlığını almadıkları sürece yaşadığı yerin yerel seçimlerinde dahi hak sahibi olamamaktadırlar. Yaşadıkları yerin vatandaşı olmak için ise Türk pasaportlarından vazgeçmek durumunda kalan Türkler zor durumda kalmaktadırlar. Örgütlenme ve dayanışma eksikliğinin gerek Avrupalı Türkler gerekse AB yolundaki Türkiye açısından arz ettiği önem nedeniyle ayrı bir başlık altında incelenmesi uygun olacaktır.

 

Avrupalı Türkler ve Sivil Toplum Kuruluşları

Türkler, göçün ilk yıllarından itibaren modern demokrasilerin vazgeçilmez aktörleri kabul edilen sivil toplum kuruluşları oluşturmuşlar ve son dönemlerde de siyasal hayata aktif olarak katılmaya başlamışlardır. Günümüzde Avrupa’da yaşayan Türk kökenli vatandaşlarımız tarafından kurulan etkin sivil toplum kuruluşları bu alanda memnuniyet verici çalışmalara imza atmaktadır.

 

Örneğin, merkezi AB’nin en önemli şehirlerinden Strazburg’da bulunan Cojep International,  50 ülkeden sivil toplum kuruluşları ile işbirliği halinde olan; demokrasi, insan hakları, hukuk, adalet ve barış alanlarında çalışan, BM ECOSOC ve Avrupa Konseyi katılımcı statüsü elde etmiş ve UNESCO üyesi bir Türk organizasyonudur. (12)

 

Çok kültürlülük, birlikte yaşama, barış, insan hakları ve benzeri alanlarda çalışan bir kuruluş olarak Cojep International, her yıl düzenlediği “Birlikte Yaşama Buluşmaları”, “Yurttaşlık Kampanyaları” “Gençlik Buluşmaları” gibi uluslararası organizasyonlarla çeşitli ülke ve kültürlerden insanların bir araya gelmesi ve karşılıklı anlayış içinde farklılıkların kabul edilmesiyle ortak insani değerler olan ekonomik refah, demokratik haklar, insan haklarının ulusal ve uluslararası düzlemde gelişmesine katkı sağlamaya çalışmaktadır. (13)

 

Bu çalışmalar Avrupalı Türklerin uyum içinde birlikte yaşama istek ve çabalarını olduğu kadar Türkiye’nin bu değerlere verdiği önemi de temsil etmekte ve Türkiye’nin yurtdışındaki olumlu imajına katkı sağlamaktadır.

 

Cojep Başkanı Ali Gedikoğlu, “Sivil toplum örgütleri elde edilen siyasi ve diplomatik başarıların toplumsallaşmasına ve kültür olarak yaşanır hale gelmesine öncülük edecektir.  Siyasi başarıların yukarılarda bir yerlerde kalmasını ve belki de yitmesini önleyerek tabana indirecektir” demekte ve eklemektedir: “Türkiye'nin, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar ve Avrupa’da iyi tanınmak kültürel ve ekonomik ilişkilerini derinleştirmek için bu bölgelerdeki yurttaşlarının ve soydaşlarının potansiyeline ihtiyacı vardır. Bu potansiyelden faydalanmak için belirli adımlar atılmalıdır.” açıklamasıyla STK’ların hem Türkiye hem de kuruldukları ülkeler için önemine dikkat çekmektedir. (14)

 

COJEP, Avrupalı Türk vatandaşlar tarafından kurulan STK’ların, yaşadıkları ülkelerde kendi haklarını savunmak açısından da ne kadar önemli olduğunu Fransa'da yaşayan bir Türk öğrenciye verilen sözde Ermeni soykırımının tanınması ile ilgili ödev meselesinde gözler önüne sermiştir.

 

Fransa'nın doğusunda Pont à Mousson kasabasında yaşayan Türk öğrenci, okulda kendisine yapılan "Ermeni soykırımını" tanı baskılarını protesto etmek için tarih dersi sınavında konuyla ilgili soruya "Bu hak edilmiş bir soykırımdır" şeklinde yazmıştır. Bunun üzerine "suç işlediği" gerekçesiyle derslerden uzaklaştırılmış ve bu süre içerisinde "Ermeni soykırımını araştırması ve tanıması" ödevi verilmiştir. Öğrenci sınavdaki "hak edilmiş soykırım" ifadesinden dolayı özrünü ifade ettiği bir metin okula sunmuş, fakat öğretmen "Osmanlı İmparatorluğu tarafından işlenen Ermeni soykırımı: İnsanlığa karşı bir suç" başlıklı bir ödev vererek öğrenciden "soykırım"ın, "tarihi konteksini araştırması"nı, "olayları detaylandırması"nı, "tanıklarla görüşmesi"ni ve özellikle "soykırımın tanınması” üzerinde ısrar etmesini istemiştir. (15)

 

Bu durum, öğretmenin amacının, öğrencinin "hak edilmiş soykırım" ifadesinden geri adım atması değil "Ermeni soykırımını" tanıması olduğunu göstermiştir. (16) Öğrencinin ailesinin COJEP’e başvurması neticesinde bu kurumun olayın üzerine gitmesi ve araya girmesiyle okul yetkilileri geri adım atmış ve Türk öğrenci okuluna geri dönmüştür.

 

Sadece Fransa’da değil Avrupa’nın pek çok ülkesinde Avrupalı Türkler seslerini duyurmak ve baskı unsuru oluşturmak adına örgütlenmektedirler. İsveç Türk İşçi Dernekleri Federasyonu ve İsveç Türk Kadınlar Federasyonu bir dizi ziyaret ve temaslarda bulunmak için Nisan ayında Ankara’ya düzenledikleri gezide yurt dışında yaşayan Türklere seçme ve seçilme hakkı verilmesi, yurtdışı göç ve göçmen işleri bakanlığı kurulması, yurtdışı milletvekilleri seçilmesi, yurtdışında yaşayan Türklerin entegrasyon ve kimlik sorunlarını araştıran enstitüler kurulması gibi bir dizi projeler sunmuşlardır. (17)

 

Almanya’nın en büyük eyaleti olan ve en çok Türk nüfusun yaşadığı Kuzey Ren Vestfalya´da toplumsal yaşama katılım üzerine yapılan anketin verileri, Türk kökenlilerin % 54´ünün aktif biçimde sivil toplum hayatına katıldığını, % 13´ünün ise gönüllü görevler ve sorumluluklarla toplumsal bir görev üstlendiğini ortaya koymaktadır. (18)

 

Türkiye ve Uyum Araştırmaları Merkezi Vakfı Bilimsel Direktörü Prof. Dr. Hacı Halil Uslucan ise sivil toplum yaşamına katılımın toplumsal birlikteliğe önemli katkılarda bulunduğunu belirterek “bu yolla her iki tarafın önyargıları ortadan kaldırılabilmektedir“ demiştir. Türkiye kökenli göçmenlerin yüzde 95´inin Almanlar ile irtibatı olduğunu ve yüzde 40´ının Almanlar ile yakın dostane ilişkiler içinde bulunduğunu söyleyen Uyum Bakanı Schneider “Kendi isteği ile irtibat kurmama yolunu seçenleri yüzde 2´lik küçük bir dilimi kapsaması, bilinçli bir ayrışmanın sadece istisnai durumlar için söz konusu edilebileceğini göstermektedir“ açıklamasında bulunmuştur. (19)

 

Hollanda’daki Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (Union of European Turkish Democrats) bu ülkede yaşayan Türklerin siyaset, ekonomi, sosyal alanlarda etkin katılımına katkıda bulunmak ve teşvik etmek, özellikle Avrupa Birliği-Türkiye entegrasyonu sürecinde etkinlikler gerçekleştirmek amacıyla kurulmuştur. (20) Bu kuruluşun amacı küçük entegrasyon sürecinin hızlandırılması, bireyler ve gruplar arası fark gözetmeksizin diyalog sağlanmasına katkıda bulunulmasıdır. Bu doğrultuda çok sayıda çalıştay, konferans ve etkinlik düzenleyen UETD’nin girişimi ile Temmuz ayında Konya Kriterleri adı altında Hristiyan, Musevi, Hindu, Hümanist, Budist, Sufi, Zerdüşt ve İslam dini inançlarına sahip bilim adamları ve uzmanlar ilk defa Mevlana’nın Yedi Öğüdü olan Konya Kriterlerini tartıştıkları bir etkinlik düzenlemiştir. İslamofobi algısının sürekli yükseldiği Avrupa’da şüphesiz böylesi bir çalışma oldukça anlamlıdır. (21)

 

Türkiye ve Avrupalı Türkler

Şüphesiz vatandaşlarının bulundukları ülkelerde en uygun yaşama ve çalışma koşullarına sahip olabilmeleri Türkiye Devleti açısından da büyük önem taşımaktadır. Türkiye, bu amaca yönelik olarak, göç alan ülkelerle sosyal güvenlik anlaşmaları imzalanması dâhil gerekli çalışmalarda bulunmaktadır. Bu çalışmalar içerisinde geçen yıl kurulan Dış Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı önemli bir gelişmedir.

 

Türkiye dışında yaşayan Türklerle ilgili tüm çalışmaları koordine edecek olan Dış Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, sorunların tespit edilerek çözümün hızlandırılması için planlanan 'ülke masaları' sayesinde gurbetçilerin bilirkişilerle irtibata geçmesine imkân sağlamaktadır. (22)

 

Sayıları beş milyona yaklaşan yurtdışındaki Türklerin giderek karmaşık hale gelen sorunlarının profesyonelce ve hızlı bir şekilde çözülmesini amaçlayan yeni yapı, bürokratik yapılanmayı esas almamaktadır. Türkiye dışında yaşayan Türklerin her alandaki faaliyetlerinin organize edilmesine katkı sağlanması ve geleceğe yönelik perspektifler sunmak için projeler, istatistikler ve araştırmalar yapılması öngörülmektedir. Gelecek nesillerin Türkiye'yle bağlarını muhafaza etmesine, kültürel kodlarını unutmamasına destek olmanın yanında yeni nesillerin bulundukları topluma adaptasyonunu ve dolayısı ile yaşadıkları topluma katkılarını sağlamak da 'ülke masaları'nın görev ve amaçları arasında yer almaktadır. (23)

 

Ayrıca Başkanlığa bağlı olacak olan 'ülke masaları', sivil toplum kuruluşlarınca yapılacak çalışmaları destekleyen kurumsal bir yapıya da sahiptir. Bu doğrultuda Türk vatandaşlarının, bulundukları ülkelerde birlik ve beraberliklerini muhafaza etme ve dayanışma adına ortaya koydukları sivil inisiyatiflerin güçlenmesi, kabiliyetlerinin artırılması, temsil ettikleri kitlenin o ülkede dikkate alınması ve yerel manada sorunların çözülmesine katkısının yanında Türkiye için önemli olan ülkeler arası işbirliklerine de katkı sağlaması amaçlanmaktadır. (24)

 

Dış Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nın kurulması şüphesiz olumlu bir gelişme olmakla birlikte Avrupalı Türklerin Türkiye’den öncelikli bazı beklentileri bulunmaktadır: Avrupa’da yaşayan Türk gençlerinin askerlik sorunu gençlerin yararına olacak şekilde çözülmesi, pasaport ücretlerinin düşürülmesi, Avrupalı çifte vatandaşlara verilen mavi kartın işlevselliğinin gözden geçirilmesi, Avrupalı Türklerin oylarını bulundukları ülkelerdeki Türk temsilciliklerinde kullanabilmesi, Avrupalı Türklere TBMM’de milletvekili kontenjanı açılması, Türkçe eğitimini yaygınlaştırmak için Avrupa ülkeleri nezdinde gereken girişimlerin yapılması…vb.

 

Sonuç

Friedrich–Ebert Vakfı tarafından Ekim 2010’da Almanya’da yapılan "Krizin Ortasında" adlı kamuoyu araştırmasında yabancı düşmanlığının yüzde 35'lere, İslam düşmanlığının ise yüzde 59'lara vardığı ortaya çıkmıştır. (25) Diğer Avrupa ülkelerinde de durum çok farklı değildir. Medya ve bazı politikacıların sorumsuzca tutumları ile yanlış uyum politikaları İslam ve Türk düşmanlığının artmasına yol açmaktadır. Bu duruma bir de Türkler hakkındaki yanlış ve eksik bilgiler eklendiğinde Avrupalı Türklerin yaşam şartları oldukça zorlaşmaktadır.

 

Bu nedenle yurtdışında yaşayan Türkler için örgütlenerek haklarını savunmak ve hükümet üzerinde baskı unsuru oluşturmak zaruridir. Türkiye de bu örgüt ve STK’lara gerekli desteği vermeli, ayrıca AB ülkelerinde yaşayan Türklerin bulundukları ülkelerin vatandaşlık hakkını almalarını destekleyen politikalar üretmelidir. Hem Türkiye hem de Avrupalı Türkler kendilerini dünyaya daha iyi anlatmak adına aktif kamu diplomasisi çalışmalarına öncelik vermelidir. Tanıtım etkinliklerinde başarılı AB’li Türkler imajı ön plana çıkarılmalı, Avrupalı Türklerin entegrasyonu reddeden imajı kırılmaya çalışmalıdır.

 

Yeni bir ülkeye yerleşenler göçmen olabilir, ancak sonraki kuşaklar olsa olsa göçmen kökenlidir. Doğduğu, eğitimini aldığı, çalıştığı, vergi mükellefi, vatandaş, seçmen olduğu bir ülkede yaşayan kişinin artık o ülke toplumuna ait olduğu unutulmamalıdır.

 

Notlar:

(1) T.C. Dışişleri Bakanlığı www.mfa.gov.tr/yurtdisinda-yasayan-turkler_.tr.mfa (erişim 29 Temmuz 2011)

(2) Ibid.

(3) Bkz. www.akademikbakis.org/16/9ABTurkler.pdf (erişim 29 Temmuz 2011)

(4) T.C. Dışişleri Bakanlığı www.mfa.gov.tr/yurtdisinda-yasayan-turkler_.tr.mfa (erişim 29 Temmuz 2011)

(5) Cemal YALÇIN, “Çokkültürcülük Bağlamında Türkiye’den Batı Avrupa Ülkelerine Göç”, C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:26, No:1, s.45 – 60

(6) Bkz. www.news-eu.com/haber/605-merkel39li-uyum-zirvesi39ne-tepkiler.html (erişim 30 Temmuz 2011)

(7) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Dış İlişkiler ve Yurtdışı İşçi Hizmetleri Genel Müdürlüğü, www.csgb.gov.tr/csgbPortal/diyih.portal?page=yv&id=4 (erişim 30 Temmuz 2011)

(8) Mustafa NURUAN, “Federal Almanya’da yaşayan Türklerin aile yapısı ve sorunları araştırması”, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Ankara 2005

(9) Ibid.

(10) Bkz. fra.europa.eu/fraWebsite/material/pub/muslim/EUMC-highlights-TR.pdf, (erişim 30 Temmuz 2011)

(11) Mustafa NURUAN, “Federal Almanya’da yaşayan Türklerin aile yapısı ve sorunları araştırması”, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Ankara 2005

(12) Cojep International, www.cojep.com (erişim 1 Ağustos 2011)

(13) Cojep Türkiye Koordinatörlüğü, www.cojep.org.tr (erişim 1 Ağustos 2011)

(14) Ali GEDIKOĞLU, “Sivil Toplumun Gücü Harekete Geçiyor” COJEP Türkiye, 12 Ağustos 2009

(15) Bkz. www.zaman.com.tr/yazdir.do?haberno=918015&title=fransiz-ogretmen-soykirim-odevinde-israrli (erişim 1 Ağustos 2011)

(16) Ibid.

(17) Bkz. www.trf.nu/isvecin-iki-buyuk-turk-federasyonu-ankaraya-cikarma-yapti.html (erişim 1 Ağustos 2011)

(18) Bkz. www.tuerkisch.tamvakfi.de/news/newsarchiv/almanyada-yasayan-tuerklerin-yasam-kosullari/index.html (erişim 2 Ağustos 2011)

(19) Ibid.

(20) Union of European Turkish Democrats, www.uetd.nl/index.php?option=com_frontpage&Itemid=1&lang= (erişim 2 Ağustos 2011)

(21) Ibid.

(22) Dış Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, www.ytb.gov.tr/index.php/tr/kurumsal/mevzuat (erişim 2 Ağustos 2011)

(23) Ibid.

(24) Ibid.

(25) Bkz.www.haberdar.com/haber/almanyadaki-turk-stklar-islam-dusmanliginin-yuzde-59a-cikmasi-sok-edici-tedbirl-1909397 (erişim 1 Ağustos 2011)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top