Türkiye-Fransa İlişkileri Açısından 2012 Başkanlık Seçimi

A- A A+

2012 yılında yeni devlet başkanını belirleyecek olan Fransa’daki başkanlık seçimleri AB adayı Türkiye’yi de yakından ilgilendirmektedir. Zira şu anda devlet başkanlığı görevindeki Nicolas Sarkozy’nin Türkiye’nin AB üyeliğine kesin şekilde karşı olduğu bilinen bir gerçektir. Fransa’nın doğrudan üyelikle ilgili olduğu gerekçesiyle 5 başlığın müzakerelere açılmasını bloke ettiği göz önüne alındığında yeni seçilecek başkanın görüşü Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Potansiyel adayların Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin görüşlerine değinmeden önce Türkiye-Fransa ilişkilerindeki temel sorunlara ve bu sorunların kaynaklarına göz atmak yararlı olacaktır.

 

Türkiye-Fransa İlişkilerindeki Temel Sorunlar

İkili ilişkilerdeki en temel sorun Ahde vefa ilkesine uyulmayarak -Ankara Antlaşması ve Katma Protokolü imzalamış ve müzakereler başlamış olan- Türkiye’nin Birliğe alınmak istenmemesidir. Oysa müzakere sürecinin amacı, Birliğe üye olabileceğine zaten karar verilmiş olan Türkiye’nin bu üyeliğe hazırlanmasıdır. Sarkozy’nin Türkiye’nin bir Küçük Asya ülkesi olduğu bu nedenle de Avrupa’da yeri olmadığına ilişkin söylemleri ve üyeliğe alternatif olarak Akdeniz Birliği Projesi’ni öne çıkarması ilişkilerdeki başlıca sorunlardan biridir.

 

AB ülkelerinin Türkiye’ye uyguladığı vize bir diğer sorundur. Zira Avrupa Adalet Divanı, Katma Protokol’ün yürürlüğe girdiği tarih olan 1 Mart 1973’te Türk vatandaşlarına vize uygulamayan ülkelerin, o tarihten sonra Türk vatandaşlarına vize uygulaması getiremeyeceğini belirtmiştir. (1)

 

Ayrıca Fransa, Türk liman ve havaalanlarının Güney Kıbrıs’a açılması talebinde ısrar etmektedir. Oysa Ek Protokol’ün imzalanmasından önce AB’nin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uygulanan izolasyonların kaldırılacağı yönünde bir taahhütte bulunması üzerine Türkiye ancak bunun karşılığında limanlarını ve havaalanlarını GKRY gemi ve uçaklarına açmayı kabul etmiştir. (2) Öte yandan 1960 Anlaşması’ndaki ′Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan’ın üye olmadığı bir kuruluşa giremez′ maddesini ihlal ederek GKRY’ni Birliğe kabul eden AB aslında sorunu kendisi yaratmıştır.

 

Bir diğer sorun Fransa’nın sözde Ermeni soykırımının tanınması için baskı yapması ve Türkiye’nin AB üyeliği için sözde soykırımın tanınmasının ön koşul haline getirmek istenmesidir. Bir başka neden de AB’nin NATO’dan bağımsız otonom bir güce sahip olmasının en büyük destekçisi Fransa’nın, Türkiye’nin AB içerisinde Atlantikçi eğilimi güçlendireceğine yönelik kaygısıdır.

 

Bu sorunların kaynaklarına baktığımızda öncelikle karşımıza bazı Fransız politikacıların seçim kaygıları çıkmaktadır. Özellikle sağ partilerin milliyetçilik üzerinden sağın oylarını toplama ve diasporaların desteğini kazanma hedefleri Türkiye aleyhtarı bir vizyon sergilemelerine neden olmaktadır. Bir diğer neden Türkiye'nin üyelik durumunda AB yapısal fonlarından oldukça önemli oranda yararlanacağı ve Türkiye’nin nüfusu nedeniyle AB kurumlarında önemli bir söz hakkına kavuşacağı düşüncesidir. Yine nüfusla ilgili olarak Türkiye'den Avrupa'ya büyük bir insan göçünün yaşanacağı düşüncesi hakimdir. Öte yandan nüfusun büyük çoğunluğun müslüman olması nedeniyle Türkiye’nin kültürel olarak tam anlamıyla entegre olamayacağına ilişkin önyargılar bulunmaktadır. Son olarak Türkiye ve Türk insanı hakkındaki yanlış veya eksik bilgiler Fransa kamuoyunu etkilemektedir.

 

Bu sorunların aşılmasında şüphesiz Türk hükümetine olduğu kadar Fransız hükümetine de sorumluluk düşmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin sorunların aşılması hususunda yapıcı olmaktan çok uzak bir politika izlemesi nedeniyle 2012 yılındaki başkanlık seçimleri Türkiye açısından önem taşımaktadır.

 

Fransa’da Başkanlık Seçimleri ve Potansiyel Aday Adayları

Fransız halkı son olarak 27 Mart tarihinde yerel seçimlerin ikinci turu için sandık başına gitmiştir. Başkanlık seçimi öncesi Fransız halkının eğilimini yansıtması açısından önem taşıyan yerel seçimlerin galibi Sosyalist Parti olmuştur. Seçmenlerin %53’ünün sandık başına gitmediği yerel seçimlerin ikinci turunda Sosyalist Parti %36, iktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) %18,6, aşırı sağcı Ulusal Cephe ise %11,1 oy almıştır. (3) Bu durum 2012 seçimleri öncesinde Sarkozy’e ciddi bir uyarı olarak değerlendirilmektedir.

 

Yerel Le Républicain Lorrain gazetesinden Philippe Waucampt, “Nicolas Sarkozy’nin meşruiyeti kendi arkadaşları tarafından da şüpheye düşürüldü” derken Alsace gazetesinden Patrick Fluckiger, bundan böyle Nicolas Sarkozy’nin halen kendi kampının şampiyonu olduğunu partisine göstermesi gerektiğini belirtmiştir. La République des Pyrénées editörü Jean-Michel Helvig, “sert cezalandırma” ifadesini kullanırken, “Nicolas Sarkozy’nin iyi bir cumhurbaşkanı olduğu konusunda sadece Fransızları değil, iyi bir aday olarak kaldığı konusunda kendi kampını da ikna etmesi gerekecek” vurgusunda bulunmuştur. Le Progrès de Lyon’dan Francis Brochet, “2012 seçimleri kaybedildi mi?” diye sorarken La République du Centre’dan Jacques Camus da benzer şekilde “Nicolas Sarkozy şimdiden cumhurbaşkanlığını yitirdi mi?” ifadesinde bulunmuştur. Le Figaro gazetesinden Paul-Henri du Limbert ise düşüncesini “Bununla birlikte Nicolas Sarkozy’nin yeniden seçilmesinin mümkün olduğunu düşünen en azından bir kişi var: Cumhurbaşkanı’nın kendisi.” şeklinde ifade etmiştir. (4)

 

İktidar partisinin bu yenilgisinde, seçmenlerin %12 işsizlikten, %8 bütçe açığından, banka kurtarma operasyonlarından, banka yöneticilerinin çok yüksek ücretlerinden, Sarkozy'nin emeklilik yaşını yükseltme planından ve çözülemeyen kronik göçmen sorunundan rahatsızlığı büyük rol oynamıştır.

 

Yerel seçimler dışında başkanlık seçimleri öncesi yapılan anketler de UMP’nin ciddi oranda oy kaybettiğini göstermektedir. Başkan aday adaylarına ve anket sonuçlarına geçmeden önce Fransa’daki başkanlık seçiminin özelliklerine değinmek uygun olacaktır. Başkanlık seçimi, iki turlu, tek adaylı ve çoğunluk esasına dayalı bir seçimdir. Bir adaylığın kabulü, kanunun tanımış olduğu seçme hakkına sahip en az 500 vatandaş tarafından desteklenmesi durumunda mümkündür.  Adaylık ancak, 500 destekçi arasında, en az 30 vilayette veya denizaşırı ülkelerde seçilmiş kişilerin yer alması ve bunların arasından %10’undan fazlası aynı vilayetten veya denizaşırı ülkeden olması şartıyla kabul edilebilmektedir. (5) İmza sahiplerinin isim ve nitelikleri, Anayasa Mahkemesi tarafından ilan edilmektedir.

 

Birinci turda seçilmek için, verilen oyların mutlak çoğunluğunu elde etmek gerekmektedir. Seçilen kişinin verilen oyların çoğunluğunu toplayabilmesi için, sadece 2 adayın ikinci tura katılma hakkı vardır. Bu adaylar, ilk turda en fazla oy toplayan iki adaydır. İkinci turda, kullanılan oyların çoğunluğunu elde eden aday devlet başkanı seçilmektedir. İkinci tur, birinci turu takip eden ikinci pazar günü yapılmaktadır. (6)

 

Genel olarak Fransız siyasi partilerine baktığımızda milliyetçi (Ulusal Cephe), sağcı (Halk Hareketi Birliği, Fransa Hareketi, Cumhuriyetin Doğuşu) ve merkez partilerin (Demokrat Hareket, Yeni Merkez) Türkiye’nin AB üyeliğine büyük oranda karşı çıktıkları, aşırı sol (Devrimci Komünist Birlik, İşçilerin Mücadelesi) ve sol partilerin (Sosyalist Parti, Fransa Komünist Partisi) ise daha bölünmüş bir görüntü sergilediği söylenebilir. Yeşiller ve Fransız Komünist Partisi ve aşırı sol Türkiye’nin AB üyeliğini Kopenhag kriterlerinde ortaya konan koşullar çerçevesinde desteklemektedir. Sosyalist Parti üyeleri ise bu konuda farklı görüşlere sahiptir. Dominique Strauss-Kahn, Ségolène Royal ve Martine Aubry gerekli şartları yerine getirdiği takdirde Türkiye’nin üye olabileceğini savunurken yine Sosyalist Parti’den Laurent Fabius, Hubert Védrine ve Robert Badinter karşı çıkmaktadır.

 

Başkanlık seçimi öncesi öne çıkan aday adayları UMP’den Nicolas Sarkozy, Sosyalist Parti’den Dominique Strauss-Kahn, Martine Aubry ve Ségolène Royal, MoDem’den François Bayrou, Ulusal Cephe’den Marine Le Pen’dir.

 

Sosyalist Parti içindeki aday adaylığı yarışının, Martine Aubry, geçen cumhurbaşkanı seçimlerindeki aday Ségolène Royal ve IMF Başkanı Strauss-Kahn'ın arasında geçmesi beklenmektedir. Strauss-Kahn, Türkiye dostu bir politikacı olarak tanınmaktadır. Bir dönem maliye ve ekonomi bakanlığı yapmış olan ve Türkiye'yi yakından tanıyan Strauss-Kahn, Sarkozy'nin tersine Türkiye'nin AB üyeliğine destek vermektedir. 2007’de Sosyalist Parti'de, Laurent Fabius'la cumhurbaşkanlığı aday adaylığı yarışına giren ancak Ségolène Royal karşısında seçimi kaybeden Strauss-Kahn seçim kampanyası boyunca Türkiye'nin AB'den dışlanmasına şiddetle karşı çıkmıştır. (7)

 

Fransız sosyalistlerin lideri Martine Aubry, bu göreve gelmeden önce Türkiye’nin AB üyeliğini yüksek sesle desteklemekteydi. Ancak Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Türkiye karşıtlığını yeniden dile getirmesi Martine Aubry’yi de bu konuda açıklama yapmaya mecbur bırakmıştır. Nouvel Observateur dergisine ropörtaj veren Martine Aubry “Türkiye’nin şu an AB’ye girmesinden yana değilim, ama Türkiye’ye çok şey kazandıracak müzakerelerin devam etmesini savunuyorum. Zamanı geldiğinde, 2020 yılında, şartların yerine getirilip getirilmediğini göreceğiz” açıklamasını yapmıştır.(8)

 

2007 yılındaki seçimlerde Türkiye’nin üyeliğine açık destek veren ve Sarkozy karşısında seçimi kaybeden Ségolène Royal’in, Türkiye'nin AB'ye üyeliğini savunmasının seçimi kaybetmesinde etken olabileceğini ifade etmesi (9)  bu kez Türkiye’yi bu kadar açık desteklemeyebileceğini düşündürtmektedir. Bununla birlikte başkan olması durumunda Sarkozy gibi tamamen Türkiye karşıtı bir tutum takınmayacağı rahatlıkla söylenebilir. Zira Mayıs 2009’da Sarkozy ve Royal katıldıkları bir tartışma programında Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili görüş ayrılıklarını bir kez daha dile getirmişlerdir. Sarkozy, Türkiye’ye bir Avrupa ülkesi olmadığından Birliğe üye olamayacağının söylenmesi gerektiğinde ısrar ederken Royal, Türkiye’ye verilmiş bir söz olduğunu ve bu sözün Fransa’nın da onayı ile verildiğini, dolayısıyla referandumda Fransız halkının “evet” demesi durumunda Türkiye’nin Birliğe üye olabileceğini ifade etmiştir. (10)

 

Ulusal Cephe’nin adayı Marine Le Pen bilindiği gibi aşırı sağcı lider Jean Marie Le Pen’in kızıdır ve onun yerine geçerek Ulusal Cephe’nin lideri olmuştur. Le Pen, Türkiye’nin üyeliğine şiddetle karşı çıkmakta, ülkedeki göçmenlerin geri gönderilmesi, camilerin kapatılması gibi aşırı fikirleri savunmaktadır.

 

Demokrat Hareket (MoDem)’in lideri François Bayrou da Türkiye karşıtlığı ile tanınmaktadır. 2004 yılındaki bir söyleşi sırasında, Türkiye’nin Avrupalı bir devlet olan Kıbrıs’ı işgal ettiğini ve ne bu devleti ne de Ermeni soykırımını tanıdığını belirterek, “Türkiye Avrupa’ya ait olmadığını defalarca göstermiştir” açıklamasında bulunmuştur. (11) 2007 yılı seçimlerinden önce üslubunu biraz daha yumuşatarak Türkiye ile müzakereler tamamlandıktan sonra üyeliğe referandumla karar verilmesinin uygun olduğunu dile getirmiştir.

 

Seçim Anketleri

Yapılan anketlere bakıldığında ortaya farklı sonuçların çıktığı görülmektedir. Le Parisien gazetesi için Institut Harris Interactive tarafından Fransa seçmen yapısını temsil edebilecek 18 yaş ve üstü 1618 birey üzerinde yapılan ankette, aşırı sağcı bir parti olan Front National (Ulusal Cephe) lideri Marine Le Pen %23 oy oranı ile ilk sırada yer almıştır. (12)

 

France Soir’da yayımlanan bir başka ankete göre Marine Le Pen’in ciddi bir oy potansiyeline sahip olduğu bir gerçektir. Ancak ikinci tura, aday göstermesi halinde %29 oy alan Sosyalist Parti’den IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn ile %23 oy alacağı iddia edilen Nicolas Sarkozy kalmaktadır. Bu durumda Strauss-Kahn’ın kazanacağına kesin gözüyle bakılmaktadır. (13)

 

Sosyalist Parti şu anki başkanı Martine Aubry’yi aday olarak gösterirse, Sosyalist Parti’nin oyları ilk turda Sarkozy ile aynı seviye olan %24’e düşerken, Marine Le Pen %22’ye ulaşmaktadır. İkinci turdan ise yine Sosyalist Parti galip ayrılmaktadır. (14)

 

Ülkenin en güvenilir araştırma şirketlerinden IPSOS'un anketine göre ise Sarkozy ilk turda sadece %17 oranında oy alarak, ikinci tura çıkamadan yarış dışı kalacaktır.  Ankete göre, Sosyalistlerin adayı olması beklenen IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn %34, aşırı sağcı Marine Le Pen ise %21 oy alarak, ikinci turda yarışma şansı elde edecektir. (15)

 

Anketlerdeki bu farklı sonuçlar şaibe iddialarını da gündeme getirmektedir. Marine Le Pen’in birinci olduğunu gösteren anketi düzenleyen kamuoyu araştırma şirketinin, görüşlerini aldığı kişileri teşvik için çekilişle para vaat ettiği iddiası, siyasiler arasında ve kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açmıştır. (16)

 

Anketlerin sonuçları farklı olsa da Sosyalist Parti’den Strauss-Kahn’ın aday gösterilmesi durumunda çok yüksek olasılıkla ikinci tura kalacağı ve ikinci turda da karşısına çıkacak Sarkozy veya Le Pen’i geçerek yeni devlet başkanı olacağı saptamasında bulunulabilir. Le Pen ikinci tura çıksa dahi bu turda seçmenlerin aşırı sağa karşı adayın kimliğine bakmadan karşısındaki adaya destek verme eğilimi taşıdıkları unutulmamalıdır. (2002 yılında ikinci tura çıkan Jean Marie Le Pen’e karşı seçmenler Jacques Chirac’a destek vererek Beşinci Cumhuriyet tarihinin en yüksek oy oranı olan %82 ile cumhurbaşkanı seçilmesini sağlamıştır.)

 

Sonuç

Şüphesiz sağcı bir adaydan çok Sosyalist Parti’den bir adayın devlet başkanı olması AB yolundaki Türkiye’nin lehine olacaktır. Bu durumda Fransa’nın Türkiye’ye yaklaşımının bir ölçüde değişmesi muhtemel olmakla birlikte Türkiye her halükarda elini güçlendirmeli ve global çapta etkinliğini artırmalıdır. Bu bağlamda küresel krizin etkisinden çıkmak isteyen ve işsizlik oranı gittikçe yükselen Fransa için Türkiye ile ticaretin önemi öne çıkarılarak Fransız işadamlarının hükümeti yönlendirmesi sağlanabilir. Zira 2010 yılı itibariyle iki ülke arasında ticaret hacmi  %17 oranında artarak 11,6 milyar Avro’ya ulaşmıştır. (17)

 

Nabucco projesinin devam ettirilerek Türkiye’nin transit ülke rolünün güçlendirilmesi önemlidir, çünkü Türkiye, Nabucco projesine dahil olmak isteyen Fransa’yı Sarkozy’nin Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde takındığı tutum nedeniyle projenin dışında bırakmıştır. Projede altıncı ortak olarak Fransa’nın en büyük enerji şirketlerinden biri olan Gaz de France (GDF) değil, Alman enerji şirketi RWE seçilmiştir.

 

Özellikle ekonomik kriz nedeniyle AB ülkelerinin savunma harcamalarında kesintiye gitmesi Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası’nı geliştirmek isteyen Fransa’yı güç durumda bırakmaktadır. Gerek nitelik gerekse nicelik olarak önemli bir askeri güce sahip Türkiye’nin bu politikanın geliştirilmesine yapacağı katkılar vurgulanmalıdır.

 

Şüphesiz politikacıların görüşlerinin kamuoyu üzerinde etkisi bulunmaktadır. Ancak Türkiye hakkında yeterli bilgiye sahip olunmaması, yanlış bilgilendirilme veya bilgilerin klişelerden öteye geçememesi, Fransız kamuoyunu bazı siyasileri tarafından çizilen önyargılı ve yanlış Türkiye imajına inanmaya itmektedir. Bu imajın değiştirilmesi ve gerçek Türkiye’nin Fransız kamuoyuna anlatılması için Türkiye aktif bir kamu diplomasisi yürütmelidir. Fransa’da yaşayan Türkler’in organize şekilde bu kamu diplomasisi faaliyetlerine katılımı da büyük önem taşımaktadır.

 

Sorunların devam etmesinden her iki ülkenin de zarar göreceği yadsınamaz bir gerçektir. Zira Türkiye’nin AB üyeliğinin Fransız iç politika meselelerine kurban edilmesi sonucu ekonomik ve siyasi ilişkilerin önemli derecede yıpranması muhtemeldir. İki toplum arasında artan yabancılaşma Fransa’daki Türklerin entegrasyonunu zorlaştıracaktır. Öte yandan nüfusunun büyük bölümü Müslüman olan Türkiye’ye yönelik karşıt ve uzlaşmaz tutum, 2010 yılı itibariyle müslüman sayısının 5-6 milyonu bulduğu Fransa’da islamofobia algısının güçlenmesine ve AB’nin en önemli değerlerinden “çeşitlilikte birlik” düşüncesinin sorgulanmasına neden olabilir.

 

Dipnotlar:

(1) Bkz. www.hurriyet.de/haberler/yararli-bilgiler/815273/vize-kargasasi (erişim 15 Nisan 2011)

(2) “Limanların Açılması veya GKRY’nin Tanınması”, 28 Aralık 2006, www.tumgazeteler.com/?a=1870644 (erişim 15 Nisan 2011)

(3) Bkz. tr.euronews.net/2011/03/28/sarkozy-nin-partisi-kanton-secimlerinden-yenik-cikti/ (erişim 13 Nisan 2011)

(4) Bkz. www.librenews.eu/?style=news&cat_id=4&news_id=25278 (erişim 13 Nisan 2011)

(5) Bkz. www.elysee.fr/president/la-presidence/le-president-de-la-republique/l-election-des-presidents-de-la-republique-depuis-1958/l-election-des-presidents-de-la-republique.9748.html (erişim 13 Nisan 2011)

(6) Ibid.

(7) Bkz. www.abhaber.com/haber.php?id=28902 (erişim 14 Nisan 2011)

(8) Bkz. haber.gazetevatan.com/Sosyalistler_de__Turk_karsiti_oldu/240883/1/Gundem (erişim 14 Nisan 2011)

(9) Bkz.www.kanalturk.com.tr/haber-detay/36303-turkiye-yi-destekledim-kaybettim-haberi.aspx (erişim 14 Nisan 2011)

(10) Bkz. www.20minutes.fr/article/155483/Politique-Face-a-face-Royal-Sarkozy.php (erişim 14 Nisan 2011)

(11) Bkz. http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/300509.asp

(12) Bkz. www.emedyaturk.com/2011/03/2012-le-penin-inanilmaz-yukselisi (erişim 16 Nisan 2011)

(13) Bkz.www.lejdd.fr/Election-presidentielle-2012/Actualite/Sondage-Ifop-France-Soir-Dominique-Strauss-Kahn-en-tete-Marine-Le-Pen-exclue-du-second-tour-280919/ (erişim 16 Nisan 2011)

(14) Ibid.

(15) Bkz.www.ipsos.fr/sites/default/files/attachments/iv_pres_2012_ipsos_logica_bc_le_monde_europe_1_160311.pdf (erişim 16 Nisan 2011)

(16) Bkz. www.turkiyeavrupavakfi.org/index.php/genel-haberler/2279-fransa.html (erişim 16 Nisan 2011)

(17) Türkiye-Fransa Ticari İlişkileri Bkz. paris.be.mfa.gov.tr/ShowInfoNotes.aspx?ID=676 (erişim 16 Nisan 2011)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top