Türkiye-Almanya İlişkileri: Sorunlar, Çözüm Önerileri ve İlişkilerin Geleceği

Hasan Deniz PEKŞEN
19 Nisan 2011
A- A A+

Yeni yüzyılın ilk beş yılında oldukça iyi bir düzeyde seyrettiği kabul edilen Türkiye – Almanya ilişkilerinin bir sonraki beş yılda kötüleşen bir seyir alacağı, Merkel’in daha iktidara gelmeden dillendirdiği “imtiyazlı ortaklık” modeliyle anlaşılmıştır. Hristiyan Demokrat Birliği’nin (HDB) yönetimindeki Almanya ile Türkiye arasında sorunların ağır bastığı bir beş yıl geride kalmıştır.

 

Bu sorunlar üç başlıkta toplanabilir. Bunlar, Almanya’daki entegrasyon politikalarına yönelik tutum değişiklikleri, AB üyelik sürecinde Türkiye’nin hakları ve son olarak Kıbrıs konusundaki anlaşmazlıklardır. 2009 yılındaki seçimleri de kazanan Merkel’in ve Hristiyan Demokratların bir beş yıl daha Almanya’yı yönlendirecekleri göz önünde bulundurulduğunda,  bu dönemin sorunlarına ve sonrasındaki gelişmelere yönelik bir inceleme yapmak zaruri hale gelmektedir. Çalışmada ilk olarak iki ülke ilişkilerinin temel dinamikleri incelenecektir. Ardından sorunlar ve kaynakları incelenerek ilişkilerin dinamiklerine etkide bulunup bulunmayacağı değerlendirilecektir. Bunun ardından çözüm önerilerinde ve önümüzdeki beş yıldan sonra ilişkilerin nasıl bir seyir izleyeceğine yönelik tahminde bulunulacaktır.

 

İki Ülke İlişkilerinin Mevcut Durumu


XVIII. yüzyıla dayanan Türk – Alman ilişkileri, II. Dünya Savaşı sonrasında Batı Bloğu içerisinde yer alan iki devlet bazında gelişerek bugünkü şekline ulaşmıştır. 1945’ten beri ilişkilerin ana ekseni ekonomi, toplum ve kültür alanlarından ilerlemektedir. Bu bağlamda iki ülke arasında sürekli olarak gelişen hacmi ile ticaret çok geniş alanlara yayılmıştır. Almanya, Türkiye’nin en önemli ticaret ortağıyken, Türkiye de Almanya için üst sıralarda yer almaktadır. İki ülke arası ticaret hacmi 2007 itibarı ile 24 Milyar doları bulmuştur. (1)  Ticari ilişkilerde Almanya, daha fazla kazanan taraf durumundadır ve yıllar içerisinde fark daha da büyümektedir. (2)

 

Almanya’dan Türkiye’ye giyim, plastik, demir-çelik, ecza, gemi, otomotiv (nihai ürün) ve organik kimya malzemeleri ihracatı yapılırken, Türkiye’den Almanya’ya tekstil, elektrikli makineler, otomotiv (ara sanayi), kazanlar, tarım ürünleri ve kauçuk ihraç edilmektedir. Türkiye, Alman savunma sanayisinin en büyük müşterisi konumundayken, Almanya Türk turizminin ilk iki müşterisinden biridir. (3)

 

Ekonominin dışında, II. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’ya misafir işçi olarak göçen ve yeni nesillerle birlikte bugün 3 milyonu bulan Türk nüfus, Türkiye’ye II. Dünya Savaşı öncesi ve sırasında gelen Alman öğretim üyeleri, düzenli olarak Türkiye’ye gelen Alman turistler ve Alman yerleşimciler iki ülke arasındaki toplumsal ve kültürel bağları sıkılaştırmaktadır. (4) Türkiye’nin AB üyeliği konusunda önemli destek sağlayacak olan bu bağlara karşın, günümüzde iki ülke arasındaki sorunlar genellikle AB üyeliği ekseninde gelişmektedir.

 

İki Ülke Arası Sorunlar


Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin yaklaşımlar ilk sorunu oluşturmaktadır. Hristiyan Demokrat Birliği (HDB) çizgisinin yaklaşımı olan ve Merkel tarafından önerilen “imtiyazlı ortaklık” formülünün ardından Türkiye’nin bunu hakaret kabul etmesi ile AB üyeliği konusunda önemli bir ayrım ortaya çıkmıştır. Bunun dışında üyelik sürecinin “ucu açık” olarak nitelendirilmesi, HDB iktidarındaki bir Almanya ile Türkiye’nin AB üyeliğinin mümkün olmadığı algısını yaratmıştır. Ayrıca Türkiye’nin vize isteğine verilen olumsuz yanıt, AB süreci dışındaki çözümlerin tıkanması anlamında sıkıntılı bir gelişme olmuştur.

 

Merkel’in yaptığı “çok kültürlülük politikasının tamamen çöktüğü” açıklamasına paralel şekilde, Almanya’daki entegrasyon politikalarının farklılaşması ve çifte vatandaşlığın sonlandırılması, Türkiye tarafında asimilasyon olarak algılanmıştır. Bu durum Erdoğan’ın Köln’de yaptığı konuşmasında ima edilmiştir. (5)

 

Bir diğer sorun, iki ülke arasında Kıbrıs sorununa yönelik yaklaşım farkından kaynaklanmaktadır. Almanya’nın Türk hava ve deniz alanlarının Kıbrıs’ın tek temsilcisi olarak gördükleri Rum Kesimi’ne açılmasını üyeliğin kesin şartı olarak kabul etmeleri diğer bir önemli sorun olarak öne çıkmaktadır.

 

Sorunların Kaynakları

 

İki ülke arasındaki sorunların en önemli sebebi olarak kültürel faktörler öne çıkmaktadır. Almanya’da her ekonomik durgunluk dönemi ile yükselişe geçen göçmen işçiler (Gastarbeiter) fobisinin, ülkedeki en büyük göçmen işçi toplumu halindeki 3 milyonluk Türk nüfusa yönelmesi söz konusudur. Ayrıca sorun 11 Eylül sonrasında bu toplumda yükselen “islamofobi” ile birlikte daha da üst boyutlara taşınmıştır. Almanya eski merkez bankası başkanı Thilo Sazzarin’in yazdığı “Almanya kendisini yok ediyor (Deutschland schafft sich ab)” isimli kitap ve aldığı destek bunun en son örneğidir.

 

Paralel şekilde Türklerin AB üyeliğine karşıtlık konusunda % 73’lük yüzdeyle en büyük oranı Almanların yakalaması diğer bir örnek durumundadır. (6) İslamofobi konusunda verilebilecek en güncel örnek ise, 2010 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Cumhurbaşkanı Wulff’un gezi öncesinde İslam’a gösterdiği aşırı müsamaha ile suçlanmasıdır. Öyle ki, Almanya’nın en popüler dergilerinden Focus, Wulff’u bıyıklı ve takkeli bir şekilde resmederek, altına ‘benim Almanyam’ başlığını atabilmiştir. (7)

 

Bunun dışında siyasal anlamda “hazmedilebilir bir Türkiye” anlayışı sorunun diğer bir kaynağıdır. AB organlarının ülke nüfusları ile doğrudan bağlantılı olması ile Türkiye’nin Birlik’te elde edeceği güç, Almanya’daki birçok siyasal aktör arasında bir kaygı sebebidir. Yüksek genç nüfus oranı ve önemli işsizlik oranı ile Türkiye’nin, sınırların kalktığı bir Avrupa’da dengeleri bozacağı kaygısı, Türkiye’nin Birliğe kazandıracaklarından daha önde yer almaktadır. (8)

 

Son olarak Kıbrıs bağlamında AB bütünleşmesinde öncü konumda olan Almanya’nın, Rum Kesimi’ni adanın tek egemeni olarak görmesi sorunların diğer bir önemli kaynağı durumundadır. Üye olacak devletlerin birbirini tanıması gereği ile hareket eden Almanya, Kıbrıs Rum Kesimi’ne hava ve deniz sahalarının açılmasını AB üyeliği için temel şartlardan birisi olarak görmektedir.

 

Çözüm Önerileri

 

İlk olarak Türkiye’nin tam üyeliğinin Almanya tarafından gerek Cumhurbaşkanı gerekse Şansölye tarafından açık bir şekilde vurgulanması gerekmektedir. AB müktesebatına uymayan ‘ucu açık müzakere’ söylemi, AB üyeliği konusunda onlarca yıllık geçmişi olan Türkiye için kabul edilemez bir durumdur.

 

İmtiyazlı üyelik formülünde ısrarcı olmak yerine ‘ahde vefa’ ilkesi gereğince, AB’nin Türkiye’ye vaat ettiklerinin verilmesi gerekmektedir. Bu bir iyi niyet göstergesi değil, hukuksal bir yükümlülüktür. Diğer bir deyişle, Türkiye açısından üye olmak için süreç içerisinde belirli yükümlülükleri yerine getirmek ne kadar hukukiyse, edindiği hakların verilmesi de o kadar hukukidir. Bunu hukuksal olmayan yeni formüllerle revize etmeye çalışmak, Birliği Almanya tarafından yönlendirilen bir ‘çıkar birlikteliğine’ dönüştürecektir.

 

Almanya’nın iç politikasında kültürel ayrımcılığı, İslamofobiyi ve Türk düşmanlığını frenlemesi gerekmektedir. Özellikle Türklerin bütünleşmesi ile ilgili olarak Türk hükümeti ile ortaklaşa bir program hazırlanabilir. Bununla birlikte aşamalı olarak Alman sistemine geçişin sağlandığı Türk okulları iki ülkenin işbirliği ile hayata geçirilebilir.

 

Kıbrıs sorununda oldu-bitti formülüne başvurmaksızın, KKTC’nin tanınması yönünde hareket edilmeli; bunun sağlanamaması durumunda AB içerisinde üyelerin birbirini tanımadığı bir durumun kabul edilmesi gerekmektedir. Çünkü üye adayları birbirini tanımaksızın, Rum Kesimi’nin adanın tek temsilcisi olarak AB’ye alınması engellenmemiştir ve bu konuya çözüm bulması gereken Türkiye değil, Almanya’dır.

 

Söz Konusu Sorunlar Işığında Türkiye – Almanya İlişkilerinin Yakın Geleceği

 

Yukarıda değinilmiş olan sorunların -ortak bir anlayış ve çözüm iradesi gösterilmemesi durumunda- kısa vadede çözülmesi kolay gözükmemektedir. Bununla birlikte sorunların büyük bölümü Almanya’nın Türkiye’ye bakışından kaynaklandığı için, bu bölümde Almanya üzerinde durulacaktır. Türkiye’de önümüzdeki seçimlerde iktidara aday olan tüm partilerin AB hedefine sahip olduğu düşünüldüğünde, düğümün Almanya’da çözülebileceği kabul edilebilir.

 

Sorunların temelinde büyük oranda kültürel faktörler olduğundan, Alman toplumundaki algıları değiştirmek kısa vadede, özellikle de Hristiyan Demokratların iktidarında mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla kısa vadede yapılması gereken, ticari ilişkilere zarar vermeksizin Alman hükümetini entegrasyon politikalarında Türkiye ile birlikte davranmaya ikna etmektir. Orta vadede İslam’la demokrasinin bir arada yaşadığı, laik ve barışçı bir Türkiye’nin Almanya’daki Müslüman toplumun entegrasyonu için en önemli model olduğu teması ile etkin bir kamu diplomasisi yürütülebilir.

 

Son olarak değinilmesi gereken husus, Hristiyan Demokratların iktidardan düşmesi durumunda diğer siyasi eğilimlerin Türkiye’nin üyeliğine yaklaşımının nasıl olacağıdır. Bu konu HDB sonrasındaki yaklaşık 10 yılın da nasıl geçeceğini ortaya koyacaktır.

 

Almanya’da 2010 yılı itibarı ile ikinci parti konumunda olan Sosyal Demokratlar (SDP), Türkiye’nin AB üyeliğine olumlu yaklaşmaktadır. Düşük bir oranda karşıtlığın olduğu SDP’de görülen en önemli fark, Türkiye’nin AB üyeliğinin hukuksal niteliğini vurgulamasıdır. Dolayısıyla imtiyazlı ortaklık, ucu açık üyelik gibi sorun kaynaklarının ortadan kalkacağı düşünülebilir. Bunun dışında, sosyal demokratlar Müslümanların ve özellikle de Türklerin entegrasyonu konusunda Türkiye ile uyumlu bir çizgidedir. Ayrıca Türkiye’nin AB üyeliğini, yalnızca Almanya’daki Müslüman topluluklar için değil, AB – Müslüman ülkeler arası ilişkiler için de çok önemli görmektedirler. (9)

 

Hür Demokratik Parti ile temsil edilen liberaller, Türkiye’nin “AB’de hazmı” konusunda endişelere sahip olmakla ve Türkiye’nin reformlarını yapış hızına yönelik önemli eleştirilerde bulunmakla birlikte AB üyeliğini desteklemektedir. Konuyu stratejik düzlemde ele alan liberaller, Türkiye’nin AB’nin küresel pozisyonuna önemli katkıda bulunacağını vurgulamaktadır. Bu bağlamda laik, demokratik, Müslüman Türkiye’nin, AB’nin değerlerini yaymak konusunda çok önemli bir işleve sahip olacağı değerlendirilmektedir. (10)

 

Yeşiller de, politikalarına paralel olarak Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemektedir. Ulus aşan sorunlara ve insan haklarına ağırlık veren Yeşiller, Türkiye’nin ‘gerekli olan’ üyeliği için, kadın ve azınlık haklarına dikkat ederek demokratikleşmesi, dolayısıyla Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirmesi gerektiğini vurgulamaktadır. (11)

 

Sosyalistler ise Türkiye’nin AB üyeliğine ihtiyatla yaklaşmaktadır. Bu bağlamda özellikle Kürt kökenli vatandaşlara yönelik politikalara eleştirel yaklaşan sosyalistler, konunun özgürlükçülüğe dikkat eden bir şekilde çözülmemesi durumunda Kopenhag Kriterlerinin yerine getirilmemiş olacağını ve bu sebepten ötürü üyeliğin mümkün olmayacağını belirtmektedirler. Son olarak Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin olarak, İslam dünyasına karşı AB’nin jandarması olacak bir Türkiye’yi de kabul etmeyeceklerini beyan etmektedirler. (12)

 

Bu bilgiler ışığında, Türkiye – Almanya ilişkilerindeki gerilimlerin kısa vadede çözümünün mümkün olmadığı, bu durumun iki ülke arasındaki ticareti etkilemeyeceği değerlendirilmektedir. Orta vadede ise HDB’nin yerine iktidara gelme durumundaki partilerin Türkiye’nin tam üyeliğini desteklemeleri, sorunları büyük oranda çözecektir. Uzun vadede ise, Türkiye’nin Almanya’daki Türk ve Müslümanlar için geliştireceği ortak programlar, kamu diplomasisi ve Alman hükümetlerinin bu programlara yaklaşımı sorunların aşılmasında önemli rol oynayacaktır. Bu süreç içerisinde Türkiye’nin tam üyeliğinin gerçekleşme durumu ise, ilişkilerin farklı bir perspektiften tartışılmasını gerektiren yeni bir konjonktür yaratacaktır.

 

Dipnotlar

 


(1) 2008 krizi sonrasında çok sayıda farklı etkenden dolayı ticari ilişkilerin dalgalanması sebebiyle, 2007 tarihine kadar olan verilere yer verilmiştir.

 

(2) Türkiye Cumhuriyeti Berlin Büyükelçiliği, (2009), Türkiye- Almanya ticari İlişkileri, http://berlin.be.mfa.gov.tr/ShowInfoNotes.aspx?ID=409, 20.03.2011.

 

(3) Anıl, B. (2010), Türkiye - Almanya İlişkileri ve Türkiye'nin AB Üyelik Süreci, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=885%3Aalmanya-tuerkiye-likileri-ve-tuerkiyenin-ab-ueyelik-suereci&catid=70%3Aab-analizler&Itemid=134, 19.03.2011.

 

(4) Ermağan, İ. (2010, Aralık), Türkiye'nin AB Üyeliği: Almanya'nın ve Alman Partilerinin Pozisyonları. 21. Yüzyıl Dergisi, s. 69-70.

 

(5) Focus. (2010), Operation Kanzlerwechsel, http://www.focus.de/magazin/archiv/politik-operation-kanzlerwechsel_aid_563054.html, 20.03.2011.

 

(6) Kalemdaroğlu, S. (2010). Avrupa Birliği. http://www.turksam.org/tr/a2213.html, 20.03.2011.

 

(7) Transatlantic Trends. (2010), SURVEY: LEADERS MORE OPTIMISTIC ON TRANSATLANTIC RELATIONS THAN GENERAL PUBLIC, http://trends.gmfus.org/?page_id=2971, 20.03.2011.

 

(8) Welt. (2010), "Warum dieser Hass gegen die Türkei?", http://www.welt.de/News/article6970778/Warum-dieser-Hass-gegen-die-Tuerkei.html, 20.03.2011.

 

(9) Ermağan, İ. (2010, Aralık). Türkiye'nin AB Üyeliği: Almanya'nın ve Alman Partilerinin Pozisyonları. 21. Yüzyıl Dergisi , s.72-73.

 

(10) Ermağan, a.g.m. s.73.

 

(11) Ermağan, a.g.m. s.73-74.

 

(12) Ermağan, a.g.m. s.73.

Back to Top