AB Deniz Gücü ve AB Üyesi Bir Türkiye’nin Bu Güce Yapacağı Katkılar

A- A A+

Denizlerin dünya yüzeyinin yüzde yetmişini kaplaması, dünya nüfusunun üçte ikisinden fazlasının deniz kıyılarında yaşaması, yüz elliden fazla kıyı devletinin bulunması ve uluslararası ticaretin yüzde doksanın deniz yoluyla yapılması, devletleri deniz kuvvetlerine ve deniz güvenliğine önem vermek durumunda bırakmaktadır.


Deniz Gücünün Önemi

 

Bir ülkenin denizle doğrudan veya dolaylı ilgisi bulunan tüm unsurlarının toplamı olarak tanımlanabilecek denizcilik gücünün bir alt unsuru olan deniz gücü kavramı, faktörleriyle birlikte Amerikalı Albay Mahan tarafından ortaya atılmıştır. Mahan, “Deniz Gücünün Tarihe Etkisi, 1660-1753” adlı kitabında deniz gücünü etkileyen temel koşulları irdelemiş ve deniz gücünü milli güçle bağdaştırmıştır. Mahan, bir devletin büyümesinde en önemli etken olan deniz ticaretinin garanti altına alınması için donanmaya ve donanmanın ticaret yolları üzerinde etkin kullanımı için de üslere ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır. (1) Nitekim Mahan’a göre devletler gelişmek için zenginleşmelidir, bu da ancak mal üretip ihraç etmekle sağlanabilir. Bu nedenle deniz yoluyla ticaret hayati öneme sahiptir. Ulaştırmanın korunması için deniz kuvvetlerine ihtiyaç vardır. Ayrıca Mahan’a göre harp gemileri sürekli olarak denizde kalamayacaklarından ülkede ve deniz aşırı mevkilerde deniz üslerinin kurulması gerekmektedir. (2)


Ayrıca deniz gücü pek çok jeopolitik teorinin de merkezinde yer almıştır. Örneğin Mahan, deniz hakimiyetinin dünya hakimiyetinin anahtarı olduğu görüşündedir. Mahan’ın deniz hakimiyeti teorisine göre, açık denizler kıtaları birbirine bağlayan engin ovalardır ve bu yolları kontrol etmek, dünya ulaşımının kontrolü anlamını taşımaktadır.


Kara hakimiyeti teorisinin kurucusu İngiliz Profesörü Sir Halford Mackinder, 1904’de yayınladığı “Tarihin Coğrafi Ekseni” adlı eserinde; yalnız deniz gücüyle dünyada egemenlik sağlamanın mümkün olamayacağını, gelişen ulaşım imkanları nedeniyle büyük bir hareket kabiliyeti kazanan kara kuvvetlerinin etkisini arttırdığını belirtmiştir. (3) Büyük bir kıtasal güçle, ileri endüstriye sahip bir kıyısal gücün okyanuslara da açılabilecek şekilde birleştiğinde dünya egemenliği avantajına sahip olabileceğini belirtmiş ve tarihi bir bakıma deniz ve kara güçlerinin mücadelesi olarak tanımlamıştır.


Kenar kuşak tezini ortaya atan Nicholas Spykman ise Avrupa, Ortadoğu ve Doğu Asya-Pasifik Kenarı bölgesinin denize kıyısı olan kenar ülkelerini kontrol etmenin önemine işaret etmiştir. (4)


Jeopolitisyenlerin teorilerinde deniz gücüne özel önem vermesi şüphesiz denizin devletler için ekonomik ve savunma açılarından hayati konumda olmasından ileri gelmektedir. Kıyı devletleri için deniz gücü genellikle savunma politikasının bir gerekliliği olmakla birlikte, günümüz küreselleşme dünyasında ekonomisi ticaret ile beslenmeyen ülke olmadığından ve yüzyıllardır olduğu gibi bugün de ticaretin ana ulaşım ağı deniz yolları olduğundan, bu yolların güvenliği tüm devletler için önem taşımaktadır.

 

Deniz gücünü, sadece barışta ve savaşta kullanılan kuvvet olarak değil de uluslararası deniz ticareti ve okyanus kaynaklarını da göz önüne alan daha geniş bir konsept dahilinde düşünmek gerekmektedir. 21. yüzyılın getirdiği yeni kavramsal gelişmeler, deniz güvenliği kavramının sorgulamasını, yenilemesini ve geliştirmesini sağlamaktadır. Deniz kuvvetleri esnek manevra kabiliyetine sahip olmaları, çok işlevli bir yapı sergilemeleri ve farklı ünitelerin ortak çalışabilmesi (farklı ulusların deniz kuvvetlerinin ortak operasyon yapması vb.) gibi özellikleri nedeniyle ulusal ve uluslararası güvenliğin sağlanmasında öne çıkmaktadır.


Günümüzde deniz kuvvetlerinin değişen görevleri üç bölümde sınıflandırmaktadır: Askeri, güvenlik ve insani yardım. (5) Birincisi; stratejik nükleer caydırıcılık, kara harekâtının veya kıyı birliklerinin desteklenmesi, asker veya sivilleri kurtarılması, diplomasinin desteklenmesi ve ticaretin korunmasını içeren denizcilik gücünün askeri uygulamasıdır.


İkincisi; denizciliğe karşı terörizm, balıkçılığın korunması, kaçakçılığın ve korsanlığın önlenmesi, barışın korunması, yaptırımlar ve ambargoyu içerecek şekilde denizde kanun ve düzenin sağlanmasında ihtiyaç duyulan güvenlik harekâtıdır.


Üçüncüsü ise, afet yardımları da dahil olmak üzere, arama-kurtarma, deniz kazalarında mal kurtarma, denizde bulunan silah ve patlayıcıların temizlenmesi, hidrografi ve kıyıda yaşayanlar da dahil olmak üzere bir deniz topluluğuna yardımları içeren, deniz kuvvetlerinin insani maksatlı uygulamalarıdır. Ayrıca insani müdahale ve barış koruma operasyonları için zaruri olan lojistik destek genellikle deniz kuvvetleri tarafından sağlanmaktadır: ağır mühimmatın taşınması, insani yardım, personelin olay yerine intikali… vs.


Deniz hakimiyeti teorisi yanında, tüm teoriler için arz ettiği önem açısından uygulama alanı olan denizlerde artan imkan ve kabiliyetleri ile deniz kuvvetinin, hareket serbestisi açısından barış ve savaş dönemlerindeki vazgeçilmezliği Cranfield Üniversitesi öğretim üyesi Christopher Bellamy tarafından şöyle ifade edilmektedir: "Yeni yüzyıl yaklaştıkça, deniz kuvvetleri daha cazip hale geliyor. Ortaya çıkmakta olan birçok yeni teknoloji ürünü silahın ihtiyaç duyduğu enerji ve bu silahların intikalinin, gemiler ile sağlanması diğer unsurlardan daha kolaydır. Deniz kuvveti, bu hareket serbestisine doğal olarak sahiptir ve gerekli hazırlık seviyesinde bulunur. Mahan'ın da açıkladığı gibi gemiler, savaş ve barış arasındaki boşlukta köprü görevi yaparlar, gün geçtikçe artan mesafelerde, denizde kalabilir, tehdit edebilir, gerekirse karanın derinliklerindeki bir hedefe hücum edebilir ve yüksek eğitimli kuvvetleri tam donanımlı olarak karaya çıkarabilirler. Yeni yüzyıl denizcilik gücünün ve denizcilik stratejisinin uyanışına tanık olacaktır."(6)


AB Deniz Gücü ve Deniz Güvenliği

Günümüz değişen güvenlik algılamaları devletleri deniz güvenliğine hassasiyet göstermek durumunda bırakmıştır. Bilindiği gibi Soğuk Savaş sonrası dönemde geleneksel güvenlik konseptleri büyük değişime uğramıştır. Varşova Paktı’nın ortadan kalkmasıyla uluslararası güvenliğe yönelik askeri tehditler yerini küreselleşme ile birlikte terörizm, kitle imha silahlarının yaygınlaşması, organize suçlar ve bölgesel çatışmalara bırakmıştır. Nitekim 2003 yılında AB ortak dış politika ve güvenlik yüksek temsilcisi Javier Solana tarafından hazırlanan “Daha iyi bir dünyada daha güvenli bir Avrupa” başlıklı ilk AB güvenlik stratejisi de; uluslararası terörizmi, kitle imha silahlarının yaygınlaşmasını ve olası bir nükleer terörizmi, bölgesel çatışmaları, organize suçları ve başarısız devletleri (merkezi otoritenin sağlanamadığı, devlet kurumlarının gerektiği gibi çalışamadığı, iç savaş yaşayan veya teröristler için bir sığınak haline gelen devletler-failed states-) tehdit unsurları olarak sıralamaktadır.  Deniz alanı, doğal olarak, yeni dünya düzeninde ortaya çıkan bu güvenlik tehditlerinin oluşumuna ideal bir ortam sağladığından tüm diğer devletler gibi AB de deniz güvenliğine eğilme ihtiyacı hissetmiştir.


Zira uluslararası hukukun sadece 12 millik bir alanda (Münhasır Ekonomik Bölge ile 200 mil) devlet egemenliğini öngörmesi, sıcak takip hakkının geminin başka bir devletin karasularına girmesi ile son bulması ve bir başka ülkenin egemenlik alanına müdahalenin uluslararası hukukun ihlali olması deniz yollarının devlet dışı aktörler tarafından tehdit oluşturacak şekilde kullanımına olanak vermektedir.


Günümüzde tehdit denildiğinde ilk akla gelen şüphesiz uluslararası terörizmdir. Deniz üzerindeki terörizmin üç türü bulunmaktadır: rehin alma, sivil veya askeri gemilere saldırı, teröristlerin veya terör eylemlerinde kullanılacak mühimmatın taşınması. (7) Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra deniz üzerindeki terör faaliyetlerine karşı yürütülen operasyonlarda büyük artış yaşanmıştır. Afganistan’da yürütülen “Enduring Freedom” operasyonu çerçevesinde Alman, İngiliz, İspanyol, Fransız ve İtalyan fırkateynlerinin katıldığı uluslararası koalisyon güçleri Hint Okyanusu ve Afrika kıyılarında terörle mücadele amaçlı faaliyet göstermektedirler.


Denizler terörizm dışında farklı yasadışı aktivitelere de sahne olmaktadır. Bunlardan ilki denizcilik tarihi kadar eski olan deniz haydutluğudur. Deniz haydutu, denizlerde faaliyet gösteren silahlı soyguncuyu ifade etmektedir. Deniz haydutları, gemi kaçırma yoluyla kişisel maddi kazanç elde etmeye çalışmakta, dolaylı olarak da deniz ticaretini engellemektedirler. Temel amaç, ele geçirdikleri gemi, bu gemide bulunan değerli yük, mürettebat ve yolcular karşılığında fidye elde etmektir. (8)  Bugün deniz haydutluğu, tüm ülkelerde evrensel yargı yetkisine konu olan uluslararası suçlar arasındadır. Esasen denizden terörle benzeşse de asıl maksadı terörden farklı olarak, korku uyandırmak değil ganimet elde etmek olduğundan büyük çaplı etki yaratmaktan uzak bireysel ya da bölgesel etkiler oluşturmaktadır. Dünyada bu eylemlerin en sık yaşandığı yerler: Güneydoğu Asya (Bangladeş, Endonezya, Malaka Boğazı, Singapur Boğazı, Güney Çin Denizi), Afrika (Aden Körfezi, Batı Afrika, Somali kıyıları), Güney Amerika ve Karayip Denizi (Haiti, Jamaika, Peru)’dir.


Son yıllarda özellikle Somali açıklarında, Aden Körfezi bölgesinde meydana gelen olaylardaki artış, uluslararası toplumun dikkatinin deniz güvenliği üzerinde yoğunlaşmasını sağlamıştır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dünya Gıda Programı’na destek verilmesi ve bölgedeki deniz haydutluğuna karşı mücadelenin güçlendirilmesi amacıyla NATO’dan bu bölgede operasyon talebinden bulunmuştur. Bunun üzerine NATO’nun Akdeniz’deki 2 Nolu Hazır Deniz Grubu’ndan (NATO Standing Maritime Group 2: SNMG2) bir görev kuvveti, bu harekâta tahsis edilmiştir. Görev kuvvetinde, İtalya ve ABD destroyerleri; Almanya, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere’den hücumbotlar ve bir İtalyan yardımcı gemisi yer almıştır. Sonraki dönemde bu görevi AB deniz gücü devralmıştır.


8 Aralık 2008’de Avrupa Birliği, “Atalanta Operasyonu” adı altında Somali’de artan korsan faaliyetlere karşı ilk deniz operasyonunu başlatma kararı almıştır. Avrupa Birliği tarihinde bir ilk olarak nitelendirilen ve AB üyesi ülkelerden Fransa, Almanya, Yunanistan, Hollanda ve İspanya`ya ait askeri gemilerden oluşan filo, Aden Körfezi deniz yolu üzerinde güvenliğin sağlanması ve Birleşmiş Milletler`in ve diğer kuruluşların Somali’deki ihtiyaç bölgelerine yardım paketlerinin ulaştırılmasında rol oynamaktadır.


İkincisi silah ve uyuşturucu kaçakçılığını kapsayan organize suçlardır. Özellikle İrlanda’nın kuzeyi, Balkan kıyıları ve Karadeniz’de bu yasadışı faaliyetler yoğunlaşmaktadır. Üçüncüsü ise yasadışı göçtür. Özellikle İspanya, Fransa, Yunanistan ve İtalya kıyıları kaçak olarak AB ülkelerine girmek isteyenlerin faaliyet alanı olarak göze çarpmaktadır. Bu bağlamda NATO’nun güvenlik, kaçakçılık ve yasadışı göçle mücadele kapsamında 2001 yılında Akdeniz harekât alanında başlattığı “Active Endeavour” Harekâtı’na Almanya, İngiltere, İspanya, Polonya ve Portekiz de katılmıştır.


AB ülkeleri, Birlik temelinde bu tehditlerle mücadele etmek amacıyla deniz, hava ve amfibi harekâtın yanı sıra verilecek göreve bağlı olarak gerektiğinde müşterek harekât yapabilme kabiliyetine sahip çokuluslu Avrupa Deniz Kuvveti (EUROMARFOR) oluşturmuşlardır. 1993 yılında başlayan değerlendirme sürecinin ardından, Fransa, İtalya, İspanya ve Portekiz’in Petersburg Deklarasyonu’nda belirtilen görevlerin başarılmasına katkıda bulunma isteklerini belirterek 15 Mayıs 1995 tarihinde Lizbon Deklarasyonu’nu imzalamaları ile, EUROFORCES (deniz kuvveti bileşeni olan EUROMARFOR ve kara kuvveti bileşeni olan EUROFOR ile birlikte) resmi olarak hayata geçirilmiştir. Petersburg Deklarasyonunda belirtilen Deniz Kontrolü, İnsani Görevler, Barışı Koruma Operasyonları, Krizlere Mukabele Operasyonları (Önleyici Konuşlanma, Keşif/Gözetleme, Mayın Temizleme vb.) ve Barışa Zorlama Harekâtı görevlerini yerine getirme amacını taşımaktadır. (9) Kuvvetin komutanlığı dört üye ülkenin Milli Deniz Kuvvetleri Otoriteleri arasında ikişer yıllık rotasyonlu görevlendirmeler ile yürütülmektedir.


EUROMARFOR dört ülke tarafından teşkil edilmiş daimi olmayan (non-standing) bir deniz kuvveti olmakla birlikte, diğer AB ülkelerinin katılımına da açıktır. Aktive edilecek kuvvetin yapısı operasyonun doğasına bağlı olarak; birkaç gemiden oluşan küçük bir görev grubu olabileceği gibi, verilecek görevin yerine getirilmesini sağlayacak seviyede uçak gemileri, refakat ve destek gemileri ve amfibi bileşenlerden oluşan yüksek kapasiteli bir görev gücü şeklinde de olabilir. (10) Her bir görev için ihtiyaç duyulacak kuvvet yapısı ve organizasyon üye ülkelerin ortak kararı ile belirlenmektedir. Bununla birlikte, teşkil edilecek kuvvet, eğitim amaçlı olarak veya gerçek bir operasyona katılım durumunda EUROMARFOR üyesi olmayan ülkelere ait platformları da kapsayabilmektedir.


EUROMARFOR’un ilk gerçek operasyonu, Doğu Akdeniz’de icra edilen “Coherent Behaviour” Harekâtı olmuştur. Bu harekât icra edilirken, aynı harekât alanında ve aynı amaç ile “Active Endeavour” harekâtını icra eden NATO makamlarıyla yakın koordinasyon içinde çalışılmıştır. Bu ilk gerçek operasyonun tamamlanmasının ardından EUROMARFOR kuvveti, uluslararası koalisyon tarafından Hint Okyanusunda icra edilen “Enduring Freedom” harekâtını desteklemek üzere görevlendirilmiştir. EUROMARFOR; “Enduring Freedom” harekâtının bir parçası olarak Ocak 2003-Aralık 2005 tarihleri arasında “Resolute Behaviour” olarak isimlendirilen harekâtı icra etmiş ve farklı periyotlarda toplam bir yıl süre ile bölgedeki Görev Kuvveti Komutanlığı’nı yapmıştır. (11)


EUROMARFOR gerçek operasyonların yanı sıra planlı tatbikatlar, seyirler (sancak/varlık gösterme ve diğer ülke gemileri ile tatbikatlar) ve Güney Akdeniz ülkeleri ile işbirliği tatbikatları icra etmiş, böylece uluslararası tanınması ve görünürlüğünü de artırmıştır. EUROMARFOR en son Mart 2008-Şubat 2009 tarihleri arasında Birleşmiş Milletler himayesinde görev yapan UNIFIL Deniz Görev Grubunda (CTF 448) yer almıştır.


Öte yandan AB, krizlerin ve çatışmaların önlenmesi amacıyla Barselona Süreci ve Avrupa Komşuluk Politikası gibi inisiyatiflere önem vermekte ve bu kapsamda EUROMARFOR ile kıyı devletlerinin deniz kuvvetleri arasında işbirliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılmaktadır. EUROMARFOR 2004’te Cezayir’e, 2005’te de Fas’a ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyaretler deniz güvenliği konusunda işbirliği yapılması amacını taşımaktadır. (12)


Ayrıca 2003 yılında Portekiz’in Lizbon kentinde kurulan Avrupa Deniz Güvenliği Ajansı da AB’nin deniz güvenliğine gösterdiği hassasiyete işaret etmektedir. Ajans’ın görevleri arasında, deniz güvenlik kontrollerinin yanı sıra, tehlikeli maddeler için topluluk ve liman kabul tesislerinin sınıflandırılması, gemiler ve yükleri konusunda bilgi alışverişi ve kaza sonrası inceleme konusunda üye devlet yasalarının uyumlaştırılması sayılabilir. Öte yandan üye devletlerin olabilecek önemli deniz kirlenmelerine karşı yürütecekleri operasyona destek, gemilerde (limanlar değil) güvenlik kontrolü rolü, üçüncü ülkelerdeki denizcilik eğitimi kalitesinin artırılması da Ajans’ın görevleri arasındadır. (13)

Türk Deniz Gücü ve AB’ye Muhtemel Katkıları

Üç tarafı denizlerle çevrili, 8000 km’lik sahil şeridine ve İstanbul ve Çanakkale gibi iki önemli su yoluna sahip Türkiye için deniz güvenliği hem ekonomik hem de jeostratejik açıdan büyük önem teşkil etmektedir. Zira Türk dış ticaretinin yüzde 90’ı deniz yoluyla sağlanmakta, yine deniz yolları Türkiye’yi batıda Balkanlar’a, kuzeyde Ukrayna ve Rusya’ya, doğuda Kafkaslar’a ve güneyde Arap dünyasına bağlamaktadır.


Soğuk Savaş döneminde NATO’nun güney sınırının koruyucusu olan ve Boğazların emniyetinden sorumlu Türkiye, deniz gücü kapasitesini geliştirmek için yoğun çaba harcamıştır. Daha sonraki dönemde de Yunanistan ve Kıbrıs konusundaki gelişmeler Türkiye’yi deniz kuvvetlerinin güçlendirilmesine özel önem göstermek durumunda bırakmıştır. Günümüzde Türkiye on dört denizaltı, on yedi fırkateyn, altı korvet, yirmi mayın avlama/tarama gemisi ve yirmi dört güdümlü mermili hücum botluk gücü ile NATO’nun önde gelen deniz güçlerinden biridir. (14) (NATO üyesi AB ülkelerinden sadece İngiltere ve Fransa deniz güçleri Türkiye’nin önünde yer almaktadır.)


Soğuk Savaş boyunca İttifak üyesi bir ülke olarak Sovyet tehdidi karşısında Boğazların koruyucusu konumundaki Türkiye, Soğuk Savaş sonrası dönemde de pek çok NATO ve BM deniz misyonunda aktif görev almıştır ve almaya da devam etmektedir: Bosna krizi sırasında “Sharp Guard”, Kosova krizi sırasında “Allied Force”, 11 Eylül sonrası terörle mücadele kapsamında “Active Endeavour”, NATO’nun Doğu Akdeniz’deki deniz güvenliği çalışmalarını desteklemek için “Akdeniz Kalkanı”, 1992 yılında Somali’ye insani yardımın ulaştırılması amacıyla başlatılan UNOSOM, Lübnan ve İsrail arasında 2006’da başlayan çatışmalarla ilgili başlatılan UNIFIL Deniz Harekâtı… (15)


Ayrıca NATO’nun bölgesel ve uluslararası istikrarı sağlamak amacıyla yürüttüğü operasyonlar çerçevesinde, bir Deniz Piyade Bölüğü Kosova’da, bir Deniz Piyade Takımı da Afganistan’da görev yapmaktadır. Türkiye, NATO'nun Akdeniz'de görevlendirdiği Daimi Deniz Görev Grupları’na kuruldukları tarihten itibaren kuvvet tahsis etmektedir. Halen, NATO Daimi Deniz Görev Grubu-2'ye bir firkateyn, NATO Daimi Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu-2'ye de bir mayın avlama gemisi ile iştirak edilmektedir.


Dolayısıyla nitelik ve nicelik bakımından önemli bir deniz gücü olan Türkiye’nin AB üyesi olması durumunda Birlik’e bu alanda ciddi getiriler sağlayacağını söylemek yanlış olmayacaktır. AB’ye üye olması durumunda BM ve NATO bünyesinde gösterdiği bu aktif çabayı katılacağı AB operasyonlarında da gösterecek ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’na deniz gücü bakımından olumlu katkı sağlayacaktır. AB Komisyonu da “savunma harcamaları ve askeri güç göz önüne alındığında Türkiye, AB savunma ve güvenliğine önemli katkı yapabilecek kapasitededir.” açıklamasıyla bu durumu teyit etmektedir. (16) Türk hükümeti de üyelik durumunda AB Acil Müdahale Gücü’ne ve EUROMARFOR’a katılmak istediğini açıklamıştır.


Ayrıca kriz yönetimi ve barış koruma operasyonlarına büyük önem veren, ancak bu tür operasyonlar için zaruri olan stratejik ulaştırma konusunda zayıflığı bulunan AB için Türk deniz gücü önemli bir katkı sağlayacaktır. Türk deniz kuvvetlerinin sahip olduğu çok işlevli fırkateynler Türkiye’nin NATO kapsamındaki operasyonlara katılımdan vazgeçmeden AB operasyonlarına kolaylıkla dâhil olmasına imkân sağlayacaktır.


Bulgaristan ve Romanya’nın AB üyesi olmasıyla Birlik geniş bir Karadeniz sınırına sahip olmuş ve jeostratejik öneme sahip bu bölge AB için daha mühim hale gelmiştir. Ayrıca bu durum AB açısından özellikle güvenlik alanında yeni ihtiyaçlar doğurmuştur: yeni sınırların güvenliği, bu bölgede olası bir kriz yönetimine hazır olunması, çevre ve doğal kaynakların korunması…vs.

 

AB’nin bölgedeki bu ihtiyaçlara cevap vermesine en önemli katkıyı sağlayacak ülke şüphesiz Türkiye’dir. Günümüzde tam anlamıyla entegre bir deniz gücüne ve sahil güvenlik kuvvetlerine sahip olmayan AB, denizdeki polis misyonları ve güvenlik amaçlı faaliyetler için kıyı devletlerinin yardımına ihtiyaç duymaktadır. Türkiye, BLACKSEAFOR’un lideri konumu ile bu alandaki kapasitesini ve iradesini ortaya koymaktadır.


2001 yılında, bölgesel iş birliği faaliyetlerini yeniden canlandırmak, Karadeniz ülkeleri arasındaki ilişkileri geliştirmek ve bölgedeki barış ve istikrarın gelişimine katkıda bulunmak maksadıyla, “BLACKSEAFOR” adı altında çok uluslu bir deniz görev grubu oluşturulmuştur. 2004 yılı başından beri devam eden BLACKSEAFOR Siyasi İstişare Grubu (Political Consultation Group) toplantıları ve BLACKSEAFOR Komutanlar (BLACKSEAFOR Naval Commanders-BSNC) toplantıları ile elde edilen iş birliği, kıyıdaş ülkeler arasında BLACKSEAFOR'un bölgede yasadışı deniz trafiği ve asimetrik risklerle mücadelede kullanılabilecek uygun bir vasıta olduğu anlayışını daha da güçlendirmiştir. (17)


BLACKSEAFOR'un Karadeniz'de terörizm, uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı ile kitle imha silahlarının yayılmasına karşı ortak bir araç olarak kullanılabilmesini mümkün kılacak seçenekler üzerinde çalışma sürerken, Türkiye tarafından 01 Mart 2004 tarihinde Karadeniz'in açık deniz alanlarında ve karasuları içinde Karadeniz Uyum Harekâtı başlatılmıştır.  Bu harekâtın amacı; Karadeniz'de aralıklarla karakol faaliyetleri icra ederek yasa dışı faaliyetlere karıştıklarından şüphe duyulan ticaret gemilerini tespit etmek ve izlemektir. Şüpheli bir gemi tespit edildiğinde, müşterek gayretlerle ve muhtelif vasıtalarla varış limanına kadar takip edilmekte, neticede arama yapmak ve gerekmesi durumunda, alıkonularak yasal işlem başlatmak üzere görev ilgili makamlara devredilmektedir. (18)


Ayrıca Karadeniz’e Sahildar Devletler Sınır Birlikleri/Sahil Güvenlik Komutanları Toplantıları, Türkiye’nin girişimi ve öncülüğünde Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya Federasyonu ve Ukrayna'nın katılımı ile 2000 yılında başlatılmıştır. 07 - 09 Kasım 2006 tarihleri arasında İstanbul’da icra edilen 7. Karadeniz’e Sahildar Devletler Sınır Birlikleri/Sahil Güvenlik Komutanları Toplantısı'nda alınan karar çerçevesinde imzalanan anlaşmayla “Karadeniz’e Sahildar Devletler Sınır/Sahil Güvenlik İşbirliği Forumu (BSCF)” kurulmuştur. (19)


Sahil Güvenlik Komutanlığı, Karadeniz’e Sahildar Devletler Sınır/Güvenlik İşbirliği Forumu’na ek olarak, sahil güvenlik alanında bilgi ve tecrübe paylaşımını sağlamak için, ABD, Arnavutluk, Azerbaycan, Bangladeş, Bulgaristan, Gürcistan, Hırvatistan, İtalya, Mısır, KKTC, Pakistan, Romanya, Rusya Federasyonu, Suriye, Ukrayna, Yemen, Yunanistan Sınır/Sahil Güvenlik Teşkilatları ile ikili bazda görüşme/işbirliği faaliyetleri icra edilmektedir. (20)


Doğu Akdeniz bölgesine bakıldığında da Karadeniz’e benzer bir durum görülmektedir. NATO’nun yürüttüğü Akdeniz Diyaloğu ve Barış için Ortaklık gibi askeri alanda işbirliğini öngören oluşumlar dışında direkt AB’nin deniz gücüne katkıda bulunacak bir uygulama olmadığından (Avrupa Komşuluk Politikası ve Akdeniz için Birlik bu alanda henüz tam olgunlaşmadığından) Doğu Akdeniz’de güvenliğin sağlanmasında Türkiye öne çıkmaktadır.


BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı terörizmin, kitle imha silahlarının ve denizdeki diğer yasadışı faaliyetlerin caydırılması, zorlanması ve önlenmesine yönelik kararlar çerçevesinde, küresel ve bölgesel enerji güvenliğine katkı sağlanması amacıyla Türk Deniz Kuvvetleri tarafından 1 Nisan 2001'de de Doğu Akdeniz'de ''Akdeniz Kalkanı Harekâtı'' adında deniz güvenliğine yönelik harekât başlatılmıştır. NATO’nun bölgedeki misyonunu destekler nitelikteki bu operasyon ile İskenderun Körfezi'nden batıya ve güneye uzanan enerji transfer hatlarında varlık gösterilen harekâtla caydırıcılık sağlanması amaçlanmaktadır.


Öte yandan Güneybatı Anadolu’da yer alan Aksaz üssü konumu itibariyle NATO’nun “Active Endeavour” operasyonuna lojistik destek sağlayan temel üstür ve AB’ye üyelik durumunda EUROMARFOR operasyonlarının desteklenmesinde de önemli rol oynayacaktır. (21)


Türkiye’nin üyeliği enerji taşımacılığı güvenliğinin sağlanmasında da AB için avantaj teşkil etmektedir. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının açılmasından sonra Türkiye’nin enerji güvenliğindeki rolü daha da artmıştır. AB Komisyonu bu konuda “Türkiye’nin üyeliği doğal kaynaklara ulaşılmasında ve bu kaynakların Avrupa ortak pazarına güvenli şekilde taşınmasına katkıda bulunabilecektir” açıklamasında bulunmuştur. (22)


Son olarak Federal Almanya Savunma Teknolojileri ve Tedarik Bürosu uzmanları tarafından 2010 yılında yayımlanan “2030 Perspektifleri” başlıklı rapor, 2030’a kadar önemli deniz güçlerinin kapasitelerinin ne şekilde değişeceğini göz önüne sermektedir. Rapora göre ABD genel olarak gücünü devam ettirirken Rusya güç kaybedecek, Çin ise güç kazanacaktır. AB’de ise özellikle son ekonomik kriz neticesinde askeri harcamalarda kesintiye gidilmesi Birlik ülkelerinin deniz gücü kapasitelerinin önemli ölçüde azalmasına yol açacaktır. (23) Türk deniz gücünün ise Rusya’yı geçeceği saptamalar arasındadır. Böyle bir durumda şüphesiz Türkiye’nin üyeliği AB için daha da önemli hale gelecektir.

 

 

 

Dipnotlar:

(1) Alfred Thayer MAHAN, Çev: Kerem FINDIK-Melahat FINDIK, Deniz Gücünün Tarih Üzerine Etkisi,Q-Matris Yayınları, İstanbul, 2003, s.17
(2) Ibid.
(3) Halford John MACKINDER, “The Geographical Pivot of History”, Democratic Ideals and Reality, National Defence University Press, Washington, DC, 1996, pp. 175-194
(4) Nicholas John SPYKMAN, America's Strategy in World Politics: The United States and the Balance of Power, Harcourt, Brace and Company, New York, 1942
(5) Eric GROVE and Peter HORE, Dimensions of Sea Power: Strategic Choice in the Modern World, University of Hull Centre for S.E.Asian Studies, 1998
(6) Ibid.
(7) Basil GERMOND, “Les forces navales européennes face aux nouvelles menaces en mer”, Relations Internationales, No. 125, 2006, p. 49
(8) Ian BROWNLIE, Principles Of Public International Law, Altıncı Baskı, Oxford University Press, 2003, s. 228-230
(9) “European defence-the role of naval power”, Document A/1813, Assembly of Western Union, Report, 3 June 2003, p.11
(10) Ibid.
(11) http://www.euromarfor.org/organizacao
(12) Basil GERMOND, “L’action des forces navales européennes pour la prévention et la gestion des crises et des conflits en periode post-guerre froide”, IEUG Euryopa Studies, Issue 36, Marcy 2006, p.84
(13) Avrupa Deniz Güvenliği Ajansı Bkz. www.emsa.europa.eu, (erişim 15 Şubat 2011)
(14) Genel kurmay Başkanlığı, Bkz. www.tsk.tr/1_TSK_HAKKINDA/1_6_Kuvvet_Yapisi/kuvvet_yapisi.htm, (erişim 15 Şubat 2011)
(15) Detaylı bilgi için Bkz. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, www.dzkk.tsk.tr (erişim 12 Şubat 2011)
(16) Commission de Communautés européennes, Document de travail des services de la Commission, “Questions soulevées par la perspective d’adhésion de la Turquie a l’Union européenne, Bruxelles, 6 Octobre 2004, SEC(2004)1202, p.12
(17) Bkz. www.blackseafor.org/english/political.php (erişim 12 Şubat 2011)
18 Türk Silahlı Kuvvetleri, Bkz. www.tsk.tr/4_ULUSLARARASI_ILISKILER/4_17_Karadenizin_Deniz_Guvenligi/Karadenizin_Deniz_Guvenligi.htm (erişim 13 Şubat 2011)
(19) Bkz. Black Sea Littoral States Border/Coast Guard Cooperation Forum, www.bscf-bcg.org (erişim 13 Şubat 2011)
(20) Bkz. Sahil Güvenlik Komutanlığı, www.sgk.tsk.tr/baskanliklar/genel_sekreterlik/uluslararasi_iliskiler/uluslararasi_iliskiler.asp (erişim 13 Şubat 2011)
(21) Bkz. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, www.dzkk.tsk.tr/turkce/birliktanitimi/AksazDenizUsKom/Aksazdenizuskom.php (erişim 13 Şubat 2011)
(22) Commission de Communautés européennes, op.cit., p.10
(23) Bkz. www.german-foreign-policy.com/en/fulltext/57899 (erişim 17 Şubat 2011)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top