2010 İlerleme Raporu ve Türkiye’nin Durumu

Aslıhan P. TURAN
01 Aralık 2010
A- A A+

Avrupa Birliği Komisyonu 9 Kasım 2010’da Türkiye İlerleme Raporu’nu da içeren Genişleme Paketi’ni kabul etmiştir. Türkiye-AB ilişkilerinde son durum ve Türkiye’nin AB kriterlerini karşılama düzeyinin değerlendirildiği raporda, yeni anayasa ve Türk dış politikasının yeni yönelimleri de incelenmiştir.

 

Avrupa Birliği Komisyonu, üyelik sürecindeki ülkelerdeki gelişmelerle ilgili yıllık ilerleme raporları hazırlamaktadır. Bu raporlarda ilgili ülkeyle AB arasındaki ilişkiler kısaca açıklandıktan sonra, üyelik için karşılanması gereken siyasi ve ekonomik kriterlerin durumu ve aday ülkenin üyelik yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesi değerlendirilir. Komisyonun Türkiye üzerine hazırladığı ve 10 Kasım 2010’da yayınladığı İlerleme Raporu, Ekim 2009-Ekim 2010 döneminde Türkiye’de alınan kararlar, kabul edilip yürürlüğe giren yasalar ışığında gelinen noktayı incelemektedir. Raporlarda parlamentoda onay bekleyen yasa tasarıları veya antlaşmalar göz önünde bulundurulmamaktadır. Rapor her ne kadar Komisyon tarafından hazırlanmış olsa da, TC Hükümeti, üye devletler, AB Parlamentosu ve hükümet dışı kuruluşların görüşleri de alınarak oluşturulmaktadır. Komisyon’un kendi görüşü teknik analizlerin bulunduğu Genişleme Komünikasyonu’nda bulunmaktadır. (1) Helsinki Zirvesi’nde (1999) adaylığı resmen onaylanan Türkiye 2010 İlerleme Raporu, siyasi ve ekonomik kriterlerin karşılanma durumu ve Türk dış politikası çerçevesinde incelenmiştir.


Siyasi ve Ekonomik Kriterler / İlişkiler

Siyasi Kriterlere Uyum

Siyasi kriterler çerçevesinde Türkiye’nin ilerlemesi değerlendirilirken iki eksen üzerinden yola çıkılmıştır. Bunlardan ilki yeni anayasa reformu, diğeri ise Türk dış politikasıdır. Yeni anayasal reformlarla temel haklar, kamu idaresi ve yargı konusunda gelişmeler olacağı öngörülmüştür. Her ne kadar anayasal reform olumlu bir adım olarak değerlendirilse de anayasa taslak paketinin hazırlanma sürecinde muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşlarıyla beraber çalışılmamış olması eleştiri konusu olmuştur. Önümüzdeki dönemde AB’nin beklediği reformların hızlı bir şekilde, şeffaf ve tam olarak yürürlüğe girmesi ve AB standartlarının yakalanmasıdır. (2)

 

Avrupa Birliği’nin Genişlemeden ve Komşuluk Politikası’ndan sorumlu Komisyon üyesi Stefan Füle, Türkiye’nin AB’ye katılımına ilişkin stratejik hedefine bağlılığın devam ettiğini belirtmiştir. Demokrasi, temel haklar ve hukukun üstünlüğünün giderek güçlendirildiğini belirten Füle, mevzuatın her geçen gün AB standartlarına daha fazla uyumlulaştırıldığının altını çizmiştir. Füle, Gümrük Birliği yoluyla büyük ölçüde AB ekonomisine entegre olmuş olan Türkiye ekonomisinin gelişmeye devam ettiğini de açıklamıştır. Ekonomik ve siyasi alan dışında eğitim programları, sivil toplum girişimleri ya da ticaret alanındaki ortak girişimler sayesinde AB ve Türk vatandaşlarının birbirlerini tanıdıklarını ve beraber çalıştıklarını değerlendiren Füle, iki tarafın birbirleri hakkındaki bilgilerinin diplomatik ve resmi temasların ötesinde geliştiğini belirtmiştir. (3)

 

Raporda, yargı reformu kapsamında ele alınan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun oluşumuyla ilgili değişiklikler pozitif adımlar olarak ele alınırken, Adalet Bakanı’nın Yüksek Kurul Başkanlığı’nı devam ettirmesi ve soruşturmalarda son söze sahip olması yargı reformunda eksiklik olarak nitelendirilmiştir. Reform yasalarının yürürlüğe girme sürecinde tüm taraflarla diyalog içinde hareket edilmesi tavsiye edilmiştir. (4)

 

Raporda sivil-asker ilişkilerinin dengeli bir yapıya kavuşturulma aşamasında olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Rapor anayasa paketinin askeri mahkemelerin yetkilerini daralttığı ve Yüksek Askeri Şura’nın kararlarına karşı yargı yolunun açıldığını açıklamıştır. Kamu idaresi ile ilgili bölümde Ombudsman kurumunun oluşturulmasıyla kişisel verilerin korunmasının ve bilgilere ulaşılmasının sağlanacağı öngörülmüştür. İnsan hakları ve azınlıkların korunması kapsamında ise ilerleme kaydedildiğini belirten rapor, ifade özgürlüğü konusunda daha titiz davranılması gerektiğini değerlendirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ek protokollerinin ve İşkenceye Karşı BM Sözleşmesi’nin İhtiyari Protokolü’nün henüz Meclis tarafından onaylanmamış olması olumsuz değerlendirmelere sebep olmuştur. (5)

 

Ekonomik Kriterlere Uyum

Türkiye’nin ekonomik kriterleri karşılama durumuna bakıldığında ise küresel ekonomik krizden ağır şekilde etkilenmesine rağmen 2009’un ikinci çeyreğinden itibaren büyümeye geri döndüğü belirtilmiştir. Türkiye’nin işleyen bir pazar ekonomisine sahip olduğunun altını çizen raporda, orta vadede Birlik içinde Türkiye’nin rekabet edebilir konuma gelebileceği açıklanmıştır. (6)

 

Ekonomik açıdan değerlendirmelerin en önemli kalemini Gümrük Birliği düzenlemelerine uyum oluşturmaktadır. Gümrük Birliği, Türkiye-AB ikili ticaretini güçlendirmeye katkı sağlamaktadır. 2009 yılında toplam ticaret hacmi 80 milyar Euro olmuştur. Türkiye, AB’nin yedinci büyük ticari ortağıyken, AB de Türkiye’nin en büyük ticari ortaklarından biridir. Raporda Türkiye’nin, Gümrük Birliği yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmesini önleyen bazı yasalar kabul ettiği belirtilmiştir.  İthalat/ihracat lisans gereklilikleri, devlet yardımları, AB içinde serbest dolaşımda olan malların ithalatına yönelik kısıtlamalar ve fikri mülkiyet hakkı gibi konularda Türkiye’nin eksikliklerinin olduğu değerlendirilmiştir. Özellikle AB içinde serbest dolaşımda olan mallara yönelik uygulanan engellemelerin kaldırılması ve Gümrük Birliği’nin tam olarak yürürlüğe girmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu noktada malların serbest dolaşımı kapsamında ulaşım konusunda da kısıtlamaların kaldırılması çağrısı yapılmış ve Kıbrıs konusu gündeme getirilmiştir. (7)

 

2010 yılında 654 milyon Euro’yu bulan finansal desteğin 2011’de devam edeceği ve öncelikli olarak temel haklar, hukukun üstünlüğü, kamu idaresi, rekabet gücünün arttırılması, çevre, ulaşım, enerji, sosyal kalkınma, tarım ve kırsal kesimin kalkınması konularının ele alınacağı açıklanmıştır. Ayrıca yardımlar sivil toplumun gelişmesi ve örgütlenmelerini kolaylaştırmak için de devam edecektir. 2010’da Türkiye ve AB arasında siyasi kriterler ve medya alanlarında sivil toplum diyalogunun geliştirilmesi için belli miktarlarda fon ayrılmıştır. Türkiye’nin AB programlarına ve ajanslarına katılımı, medya, gençlik, akademik kurumlar, yerel yönetimler, kültürel organizasyonlar ve ST֒ler yine yardımların önemli bir parçasını oluşturmuştur. (8)

 

Türk Dış Politikası ve Bölgesel/Uluslararası İlişkiler

Kıbrıs konusu da İlerleme Raporu’nun bölgesel meseleler ve uluslararası yükümlülükler başlığı altında yer almış ve Türkiye’nin BM çatısı altında Kıbrıs’taki iki tarafın liderleri arasındaki görüşmeleri desteklemeye devam ettiği belirtilmiştir. Ancak bu noktada Türkiye’nin ek protokolü henüz tüm AB üyelerine uygulamaya açmamış olmasıyla yükümlülüklerini tam olarak yerine getirilmediğini belirtilmiştir. (9) Stefan Füle, Türkiye’nin katılım müzakerelerini sürdürdüğü AB üyesi ülkelerle ilişkilerini normalleştirmesinin zamanın geldiğini belirtmiştir. Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden kaynaklanan yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmesinin aciliyetine değinen Füle, kendi taahhütlerini yerine getirdikten sonra karşı taraftan da aynı şeyi bekleyebilecek bir manevi üstünlüğe kavuşacağını öne sürmüştür. Böyle bir adımı Türkiye’nin müzakere sürecine verebileceği en önemli itici güç olarak tanımlamıştır. (10)

 

Türkiye’nin dış politikası değerlendirilirken, Batı Avrupa için son derece önemli olan İran konusuna da değinilmiştir. Bu çerçevede Türkiye’nin yalnız adım atmayı tercih ettiğini belirten Komisyon, Türkiye-İsrail ilişkilerinin de yıprandığının altını çizmiştir. Ancak Türkiye’nin doğu komşularıyla olan ilişkilerinde inisiyatif almasının AB’nin de yakın komşuluk politikası kapsamında barış ve istikrarın güvence altına alınmasına katkı sağladığı için Türk dış politikası olumlu yönde değerlendirilmiştir. Türkiye’nin Orta Doğu politikası, İngiltere, İspanya ve İtalya ile paralellik gösterse de, ortak bir AB tutumu olduğunu söylemek zordur. Ancak Fransa gibi Türkiye’nin AB üyesi olmaktan ziyade Orta Doğu’da bir ittifak ülkesi olması gerektiğini savunan ülkelerin de tezlerini güçlendirmektedir. (11)

 

Bu noktada en önemli görev AB kurumlarından Dışişleri Yüksek Temsilciliği’ne düşmektedir. Yüksek Temsilcilik AB üyelerini Türkiye’nin AB’ye ortak olmasındansa üye olmasının getirisinin daha fazla olacağı konusunda ikna etmesi gerekmektedir. AB üyeleri Türkiye’de “eksen kayması” tartışmaları yerine, Ankara’nın stratejik hedefleri üzerine yoğunlaşmalıdır. Komisyon’un İlerleme Raporu’nu yayınlamasının ardından AB’ye üyelik hedefini yineleyen Abdullah Gül, bu hedefi “stratejik” olarak nitelendirmiştir. Türkiye kendini küresel amaçları ile gelişmekte olan bir ülke olarak tanımlamaktadır. Ancak bu hedefini AB yükümlülükleriyle beraber nasıl geliştireceğini açıklamalıdır. Böylece AB vizyonu ve uluslararası hedefler uyumlulaştırılmalıdır. (12)

 

Türkiye-AB ilişkilerinde Komisyon’un yanında, Lizbon Antlaşması’yla yetkileri güçlendirilmiş olan Avrupa Parlamentosu da daha fazla rol oynamalıdır. Parlamento, Türkiye’deki iç gelişmeleri izleme konusunda sorumluluk almalıdır. AP dahilindeki parti temsilcileri Türk muhataplarıyla diyalog içinde olmalıdır. Bunda parlamentoda bulunan Avrupalı Hıristiyan Demokratlar ve Avrupalı Sosyalistlerin Türk muadilleriyle iletişim içinde olmaları ve demokrasinin güçlenmesi için yönlendirmelerde bulunmaları önemli rol oynayacaktır. (13)

 

AB’nin Ankara Büyükelçisi Marc Pierini raporu ve bundan sonra Türkiye-AB ilişkileri üzerine yaptığı değerlendirmede, şimdiki hedefin rekabet faslının açılması olduğunu açıklamıştır. Bu kapsamda Devlet Yardımları Denetleme Kurumu’nun kurulması için gerekli yasanın kabul edildiğini ve bunun faslın açılması için altı ölçütten biri olduğunu belirtmiştir. Diğer gerekliliklerin de yerine getirilmesiyle önümüzdeki ay içinde rekabet faslının görüşmelere açılması hedeflenmektedir. Pierini, enerji alanında Nabucco projesi destek antlaşmalarının imzalanmasının Türkiye-AB ilişkilerinin gelişmesi açısından son derece önemli olduğunu ifade etmiştir. Vize ve göç konusunda geri kabul antlaşmasının sonuçlandırılmasının Komisyon açısından vize çalışmalarında rol oynayacağını belirten Pierini, “Komşularla Sıfır Sorun” politikasının AB’nin de sloganı olabileceği mesajını vererek, AB ve Türk dış politikasının uyumunun gerekliliğinin altını çizmiştir. (14)

 

2005 yılında başlayan Türkiye’nin AB üyelik süreci toplam 35 faslın müzakerelere açılmasını gerektirmektedir. 2010 yılının sonlarına geldiğimizde ancak 13 faslın açıldığını ve bu fasıllardan sadece bilim ve araştırma başlığının geçici olarak kapatıldığını görmekteyiz. Kopenhag kriterleri kapsamında yer almayan, siyasi nedenlerle bloke edilen müzakere başlıkları üyelik sürecinde yavaşlamalara sebep olmaktadır. Bu süreçte üye ülkelerin diplomatik araçlar kullanılarak bloke edilen fasılların açılması konusunda ikna edilmeleri ve Türkiye’nin AB standartlarını yakalayarak üyelik hedefinden uzaklaşmaması süreci hızlandırma yolunda atılması gereken adımlardır.

 


Kaynakça:

1. Turkey 2010 Progress Report, 9 Kasım 2010, (COM (2010) 660)
2. Conclusions on Turkey, extract from the Communication from the Commission to the Council and the European Parliament “Enlargement Strategy and Main Challenges 2010-2011”, COM (2010) 660
3. Stefan Füle, Türkiye ve AB: Yeni Bir Dinamik Zamanı, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu resmi internet sitesi:
http://www.avrupa.info.tr/News_Archieve/Nov2010,20101110-1.html, erişim tarihi 13.11.2010
4. Conclusions on Turkey, extract from the Communication from the Commission to the Council and the European Parliament “Enlargement Strategy and Main Challenges 2010-2011”, COM (2010) 660
5. Turkey 2010 Progress Report, 9 Kasım 2010, (COM (2010) 660)
6. İbid.
7. İbid.
8. İbid.
9. İbid.
10. Stefan Füle, op.cit.
11. Emiliano Alessandri, The European Commission’s 2010 “Progress Report” and Real Progress in Turkey-EU Relations, The German Marshall Fund of the United States, November 16, 2010, s 3.
12. İbid., s 3-4.
13. İbid. s 4.
14. Marc Pierini’nin TOBB konferansında konuşmasından alıntı, 23 Kasım 2010, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu resmi sitesi,
http://www.avrupa.info.tr/News_Archieve/Nov2010,20101129-1.html, erişim tarihi 28 Kasım 2010

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top