Daimi Tarafsızlık Politikası ve İsviçre Örneği

A- A A+

Uluslararası ilişkilerde savaşın tarihi kadar eski olan tarafsızlık, devletler tarafından hem savaş zamanlarında savaşa girmemek hem de savaşın söz konusu olmadığı durumlarda askeri ittifaklara katılmamak şeklinde tanımlanmaktadır. Tarafsızlık terimi esas olarak 19. Yüzyıl Avrupa Dengesi döneminde ortaya çıkmıştır.

 


Bir tarafta büyük devletler, mevcut denge sisteminin devamını sağlamak ve savaşa neden olan ihtilafları önlemek isterken; diğer taraftan nispeten küçük devletlerin bazıları da büyük devletler arasında tırmanacak gerginliğin doğuracağı bir savaştan uzak kalmak niyetindeydi.(1) Bu noktada tarafsızlık, söz konusu devletlere büyük avantaj sağlamaktaydı.



Genel olarak tarafsızlık, geçici ve daimi şeklinde sınıflandırılmaktadır. Geçici tarafsızlık, bir devletin savaş durumunda kendi iradesi ile seçip beyan ettiği ve yine kendi iradesi doğrultusunda değiştirme hakkına sahip olduğu bir dış politika tercihidir.(2) Bu politikayı benimseyen devlet, tarafsızlığını savaş sırasında veya gerilimin tırmanması ile birlikte savaşan devletlere bildirebileceği gibi, barış esnasında yaptığı antlaşmalar vasıtasıyla da tarafsızlığını belirtme yoluna gidebilir.(3) Tarafsız devlet, savaşan devletlere askeri ve ekonomik yardımda bulunmamak ve savaşa taraf olmamakla yükümlüdür. Bununla birlikte geçici tarafsızlık ilan etmiş devletin daha sonra savaşa katılma kararı alması mümkündür.



Tarafsız devletin savaşan devletlere dolaylı ya da doğrudan ekonomik veya askeri bir yardımda bulunmama ve topraklarının askeri amaçlar için kullanılmasına izin vermeme yükümlülüğü olduğu gibi; savaşan devletlerin de tarafsız devletin ülkesine, karasularına ve hava sahasına tecavüz etmemek gibi yükümlülükleri bulunmaktadır.(4) Birinci Dünya Savaşı’nda Hollanda’nın, İkinci Dünya Savaşı’nda İsviçre ve İrlanda’nın tutumları geçici tarafsızlığa örnek gösterilebilir.



Daimi tarafsızlık ise « asla savaş başlatmamak, asla diğer devletler arasında patlak vermiş bir savaşta yer almamak, daima topraklarını dış güçlerin ve emrindekilerin saldırılarına karşı savunmak ve asla kendisini savaşa sürükleyecek yükümlülükleri kabul etmemek » şeklinde tanımlanmaktadır.(5) Devletler için daimi tarafsızlık, geçici tarafsızlığın aksine, tek taraflı bir beyanla ilan edilip son verebilecek bir savaş dönemi politikası değildir. Dolayısıyla hem savaş hem de bir barış zamanı durumudur ve uluslararası antlaşmalarla belirlenmektedir. Daimi tarafsız devlet, meşru müdafaa durumu haricinde bir savaşa katılamaz. Ancak kendi bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak için kendi silahlı kuvvetlerini oluşturmak hakkına sahiptir. Bununla birlikte, daimi tarafsız devletin silahlı kuvvetlerinin savunma için gerekli olan makul silahlanma kapasitesini aşmaması gerekir.



Bu statüdeki bir devlet, belirli sınırlar içinde ekonomik ilişkilerini devam ettirmek hakkına sahip olmakla birlikte, patlak verecek bir savaşta tarafsız kalma ya da savaşa katılma gibi bir politika tercihi şansına sahip olmayacak, daimi tarafsızlık statüsü gereği mecburi olarak tarafsız kalacaktır.(6) Daimi tarafsız devlet, bağımsız olmakla birlikte bazı konularda kendi iradesi ile yetkilerini sınırlandırmaktadır. Savaş açma, üçüncü bir devlet ile birlikte savaşma ve askeri ittifak yapma gibi yetkilerden yoksun olan daimi tarafsız devlet, bu politikasına karşılık diğer ülkelerden ülkesinin ve bağımsızlığının teminat altına alınmasını bekler. (Ibid, s.182-184) Askeri tarafsızlığı nedeniyle bu statüdeki devlet savaşa girmeme ve askeri ittifak yapmamanın yanı sıra kendi savunmasına yetecek miktarın üzerinde silahlanmama ve diğer devletlere askeri amaçlarla kullanılabilecek üsler vermemekle de yükümlüdür.



Daimi tarafsızlık resmi olarak ilk defa düzenlendiği 1830’daki İsviçre tarafsızlığından itibaren dönem dönem farklı ülkelerce benimsenmektedir. Belçika örneği ele alındığında, büyük güçler arasındaki rekabetin Belçika’nın tarafsızlığı seçmesine neden olduğu görülmektedir. İngiltere’yi Ren Vadisi’ne, Paris’i Kuzey Avrupa’ya bağlayan uluslararası karayolu üzerinde bulunması, Batı’nın en sanayileşmiş, yoğun nüfuslu ve zengin bölgesinin merkezinde olması Belçika’nın büyük devletler nezdindeki önemini artıran unsurlardır. 1830 yılında Hollanda’dan bağımsızlığını kazanan Belçika; İngiltere, Avusturya, Fransa, Rusya ve Prusya ile imzaladığı Londra Sözleşmesi ile daimi tarafsızlığını ilan etmiştir. Belçika’nın tarafsızlığı önce Birinci Dünya Savaşı daha sonra da İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgali ile ihlal edilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonunda Belçika tarafsızlıktan uzaklaşmış, Lüksemburg ve Hollanda ile BENELUX Antlaşması’nı imzalamış, Avrupa Topluluklarının kurucu üyelerinden biri olmuş ve NATO üyesi haline gelmiştir.



Avusturya, İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yenilmesi ile ABD, İngiltere, Fransa ve Rusya tarafından işgal edilmiş, 1955 yılında bu devletlerin imzaladığı Viyana Antlaşması ile de yeniden kurulmuştur. Sovyetler Birliğinin etkisi ile tarafsızlık politikasına yönelen Avusturya, Moskova Memorandumu ile bu yönde ilk adımı atmıştır. Memoranduma göre; Avusturya daimi tarafsızlık politikası izleyecek ve dört büyük devletin Avusturya’nın ülke bütünlüğü konusunda vereceği teminat kabul edilecektir.(7) Avusturya bugün halen tarafsız devlet statüsünü devam ettirmektedir.



Almanya, Fransa ve Belçika arasında kalmış küçük bir ülke olan Lüksemburg, konumu nedeniyle anlaşmazlıklara konu olmuş ve uzun yıllar Fransa ile Almanya’nın etkisi altında kalmıştır. 1890’da Hollanda’dan ayrılan Lüksemburg’un tarafsızlığı da 1914 ve 1944‘deki Alman işgalleri ile sona ermiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da bu statüyü bırakmıştır.



Sovyetler Birliği’nin dağılması ile 1991’de bağımsızlığına kavuşan, zengin petrol ve gaz rezervleri ile jeopolitik konumu nedeniyle büyük güçlerin ilgisini çeken Türkmenistan, 1995 yılında BM Genel Kurulu’nda alınan 50/80 sayılı kararla daimi tarafsızlık statüsüne kavuşmuştur. Daimi tarafsızlık statüsünün doğurduğu hak ve yükümlülükler Anayasal Kanun’da yer almış, böylece Türkmenistan daimi tarafsızlığı iç ve dış politikasının temel ilkesi kabul etmiştir.(8) Türkmenistan’in Soğuk Savaş sonrası tarafsızlık benimseyen ilk ve tek ülke olması şüphesiz jeopolitik konumu ve sahip olduğu zengin kaynaklar nedeniyle ortaya çıkan hassas ve stratejik durum ile alakalıdır.



İsviçre örneğine gelindiğinde Vestfalya Barışı kapsamında 1648 tarihli Munster Antlaşması ile bağımsızlığı tanınan İsviçre’nin, o tarihten itibaren diğer devletlerle ilişkilerinde tarafsızlığın izlerini görmek mümkündür. İsviçre’nin tarafsızlığını yok sayan Napolyon’un yenilmesinden sonra Avrupa devletleri İsviçre Konfederasyonu’nun yeniden yapılandırılmasına karar vermiş ve bu çerçevede 1815 yılında imzalanan Paris Senedi ile İsviçre’nin daimi tarafsızlığı düzenlenmiştir.(9) Paris Senedi kapsamında İsviçre, diğer devletler tarafından daimi tarafsızlık statüsüne konulmuş ve tarafsızlaştırılmış bir devlet haline gelmiştir. Bununla birlikte kendisini korumaya yönelik bir ordu bulundurma hakkı da tanınan İsviçre, tarihte ilk defa bir devletin hukuki çerçevede tarafsızlığının tanındığı yani daimi tarafsızlık statüsü kazandığı bir model teşkil etmiştir. (10)



Daimi tarafsızlığı Avrupa’nın büyük devletleri tarafından teminat altına alınan İsviçre, 19. Yüzyıl boyunca tarafsızlığına uygun bir dış politika izlemiştir. 1871 Fransa-Prusya Savaşı sırasında ülkesine sığınan General Charles Bourbaki komutasındaki Fransız ordusunu silahtan arındırmıştır.(11)



Tarafsızlığı uluslararası hukuk çerçevesinde kodifiye eden ve savaş zamanı tarafsız devletler ile savaşan devletlerin hak ve yükümlülükleri konusunda bugün halen geçerli olan düzenlemeler getiren 1907 La Haye Sözleşmeleri, İsviçre’nin tarafsızlığı için de büyük önem taşımaktadır. Sözleşmeler kapsamında öne çıkan yükümlülükler; savaşa katılmama, meşru müdafaa, savaşanlar arasında taraf tutmama ve savaşan güçlerin tarafsız topraklardan geçişine izin vermemektir. İsviçre gibi Avrupa’nın güçlü devletleri arasında sıkışıp kalmış tarafsız bir devlet açısından La Haye Sözleşmeleri’nin öngördüğü en önemli hak ise “tarafsız devlet ülkesinin dokunulmazlığı ilkesidir”.(12)



Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi, Basel ve Zürih şehirleri başta olmak üzere İsviçre’de yaşayan yoğun Alman nüfusu nedeniyle İsviçre’nin işgal edilme riski ile karşı karşıya kalmasına neden olmuştur. Olası bir Alman saldırısına karşı ordusunun mobilizasyonunu tamamlayan İsviçre, ciddi bir tarafsızlık ihlaline maruz kalmamıştır.



İkinci Dünya Savaşı’nın çıkması ile kısa sürede mobilizasyonunu tamamlayan İsviçre, silahlı tarafsızlık politikasını formüle etme yönündeki kararlılığını göstermiştir.(13) Savaşın başında Mihver Devletleri arasında sıkışan İsviçre, ekonomik anlamda büyük sorun yaşamıştır. ABD’nin savaşa girmesi ile savaş Mihver Devletleri’nin aleyhine dönmüş, böylece İsviçre bu savaşı da saldırıya uğramadan atlatmıştır.



Avrupa’da büyük ekonomik ve toplumsal yıkım ve uluslararası sistemde de köklü değişikliklere yol açan iki Dünya Savaşı boyunca tarafsızlığını koruyan İsviçre, savaş sonunda şekillenen uluslararası sistemde de tarafsızlığını sürdürme yoluna gitmiştir. İki büyük güç etrafında oluşan Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan güç dengesine dayalı sistemde İsviçre’nin tarafsızlığının anlamı daha büyüktü.



Öte yandan İsviçre, BM etrafında şekillenen yeni uluslar arası sisteme temkinli yaklaşmak durumunda kalmıştır.  BM Şartı’nın 2. Maddesinin 5. Fıkrasında, “Tüm üyeler, örgütün işbu Antlaşma gereği giriştiği tüm eylemlerde örgüte her türlü yardımı yaparlar ve BM tarafından aleyhinde önleme ya da zorlama eyleminde girişilen herhangi bir devlete yardımda bulunmaktan kaçınırlar.” ifadesi kullanılmıştır. Bu fıkranın İsviçre için önem taşıyan noktası şüphesiz “tüm eylemlerde” ve “her türlü yardım” ifadeleridir. Zira örgütün giriştiği tüm eylemlere katılmak ve her türlü yardımda bulunmak tarafsızlığın terk edilmesi anlamını taşımaktadır. Tarafsızlık politikasından vazgeçmek istemeyen İsviçre Federal Konseyi, silahlı kuvvetlerinin sadece barışı koruma operasyonlarında yer alabileceğini deklare etmiş, böylece İsviçre’nin BM üyeliği zamana bırakılmıştır.(14)



Bu dönemde İsviçre’nin, 1947’de Dünya Sağlık Örgütü’ne, 1948’de Ekonomik ve Sosyal Konsey’e gözlemci ve Uluslararası Adalet Divanı’na tam üye olması ilişkilerin daha istikrarlı hale gelmesini sağlamıştır. Zaman içerisinde hükümetin BM üyeliğine daha sıcak bakmasına karşın İsviçre halkı 1986 yılında yapılan BM üyeliği referandumunda %75,7 gibi bir rakamla üyeliğe karşı olduğunu belirtmiştir.(15) Bu durum İsviçre’nin 2002 yılına kadar BM üyeliğine mesafeli durmasına ve sadece belirli zamanlarda BM çatısı altında yürütülen barış koruma operasyonlarına katılmasına neden olmuştur.(16)



1993-2002 arasında BM önderliğindeki tüm ekonomik yaptırımlara katılan, Barış İçin Ortaklık oluşumu kapsamında NATO ile ilişkilerini güçlendiren İsviçre’de, BM üyeliği 2002 yılında tekrar halkoyuna sunulmuş ve %54,6 oyla kabul edilmiştir. Böylece İsviçre, BM üyeliğini referandum ile kabul eden ilk ülke olmuştur.(17) Referandumun ardından Federal Konsey, İsviçre’nin tarafsızlık politikasının sürdüğünü, askeri operasyonlara katılımın kısıtlı olacağını ancak ekonomik yaptırımların tamamına katılınacağını ifade etmiştir.(18) 2002 yılından beri İsviçre, BM bünyesinde –ekonomik yaptırımlara katılma beyanı bir ölçüde aşınmaya yol açsa da -tarafsızlık politikasını sürdürmektedir.


 


Dipnotlar:



1. Seha MERAY, Devletler Hukukuna Giriş, Ankara, Ankara Üniversitesi Yayınları, 1968, s.182

2. Sevin TOLUNER, Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Milletlerarası Hukuk, İstanbul, Bilgi Üniversitesi Yayınları, 1977, s.494

3. Tayyar ARI, Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, İstanbul, Alfa Yayınları, 2004, s.229-230

4. Ingrid DETTER, The Law of War, Cambridge, Cambridge University Press, 2005, s.170

5. Alfred VERDROSS, « La neutralite dans le cadre de l’ONU, particulièrement celle de la République d’Autriche », Revue Générale de Droit International Public, C.10, S.2, 1957, s.189

6. İlhan LUTEM, Devletler Hukuku Dersleri: Mahiyet, Gelişme, Kaynaklar, Şahıslar, Ankara, Balkanoğlu Yayıncılık, 1959, s.182

7. Josef KUNZ, « The State Treaty with Austria », The American Journal of International Law, C.49, Ekim 1955, s.835

8. Mehmet EROL, « Türkmenistan Devleti’nin Dış Politikasının Temel Sacayağı : Daimi Tarafsızlık Statüsü », Avrasya Dosyası, C7, Sayı 2, Yaz 2001, s.135

9. « Convention between Austria, France, Great Britain, Prussia and Russia for the Neutralization of Switzerland », The American Journal of International Law, C3, S.2, Nisan 1909, s.107

10. “Switzerland: Country Profile 2006, The Economist Intelligence Unit, s.4

11. “Swiss Neutrality: A Brochure by Swiss Federal Department of Defence”, Bern, Federal Department of Foreign Affairs, 2004

12. Ibid.

13. E. BONJOUR, A Short History of Switzerland, Greenwood Press, 1985, s.344

14. Daniel MOCKLI, “The Long Road to Membership: Switzerland and the United Nations”, Swiss Foreign Policy, 2003, s. 48

15. Jurg Martin GABRIEL, “Swiss Neutrality and the American Century: Two Conflicting Worldviews”, Center for International Studies, Sayı 14, Nisan 1998. s. 10

16. Ulrich KLOTI, Handbook of Swiss Politics, Zurich, Swiss Association of Political Sciences, 2004, s. 604

17. Genevieve SHEEHAN, “Neutrality No More: Switzerland Joins the United Nations”, Harvard International Review, Sayı 3, Sonbahar 2002, s. 36

18. MOCKLI, op.cit., s. 49

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top