Çin’in Orta Doğu Politikası Kapsamında Suriye Krizinin Yeri

Sibel KARABEL
01 Haziran 2018
A- A A+

Orta Doğu; Asya, Avrupa ve Afrika’yı birbirine bağlayan ticaret rotalarının kesişme noktasında olması ve enerji rezervlerine ev sahipliği yapmasından kaynaklanan jeostratejik özelliği sebebiyle uluslararası sistemde önemli bir bölge olarak yer almaktadır. Bu özelliklere ek olarak; bölgedeki etnik, kültürel, ideolojik ve mezhepsel ayırımlar ile bölgenin hemen her dönem güç mücadelelerine sahne olması Orta Doğu’yu, küresel ve bölgesel aktörlerin gündeminde ön sıralara taşımaktadır.

Kurulduğu 1949 yılından beri Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC)’nin Orta Doğu’ya yönelik tutumu ise bölgenin jeopolitik önemine ters orantılı bir şekilde gelişmiştir. ÇHC’nin bölgeye görece ilgisi 1990’lı yıllarda artmaya başlamıştır. Çin’in Orta Doğu vizyonunu derinleştiren etmenlerin başında, ülkenin 1978 yılından sonra ‘Reform ve Dışa Açılma’ politikasıyla başlattığı ekonomik modernizasyon kapsamında artan enerji kaynağı ihtiyacı gelmektedir. Nitekim 1993 yılında Çin net küresel enerji ithalatçısı olmuştur. Dolayısıyla Çin öncelikli olarak artan enerji kaynağı ihtiyacını karşılarken bu kaynaklara kesintisiz erişimini güvenceye almak istemektedir. Birtakım araştırmalar önümüzdeki 20 yıl içinde Çin’in dünya enerji kullanımının %30’undan fazlası kadar kısmını kullanacağını bildirmektedir. Bununla birlikte 2020 yılında Çin’in yıllık petrol ihtiyacının yaklaşık 450 milyon ton olacağı ve bunun %60’lık kısmını ve doğal gaz ihtiyacının da yaklaşık 2/3’ünü ithal etmek durumda kalacağı dikkat çekici bulgulardır. Bu ithalatının yarısı Orta Doğu’dan (Suudi Arabistan, İran, Umman), %30 kadarı Afrika’dan (Angola, Nijerya, Sudan), Rusya ve Orta Asya’dan %15’i ve kalanı da Güney Amerika’dan (Venezüela, Brezilya) gerçekleştirilmektedir. Bu açıdan bakıldığında Orta Doğu ile ilişkiler Çin için stratejik önem arz etmektedir.
 

Bu yazı STRATEJİST dergisinin Mayıs 2018 sayısında yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top