Kudüs Ey Kudüs

Alper ALTUN
02 Temmuz 2018
A- A A+

Kudüs’ü en iyi anlatan kitaplardan birinin ismini kullandım yazımın başlığında. Kadim şehir Kudüs.Topraklarında bir çok peygamberin bulunduğu. Peygamberler şehri Beyt-ul Makdis. Sokaklarında yürürken adım başı rastlanılan dini ve tarihi yapılar. Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa. Hristiyanların tüm mezhepleriyle sahiplendiği tek yapı Kıyamet Kilisesi. Yahudilerin ütopyası Süleyman Mabedi. Peygamber Efendimiz’in miraç’a yükseldiğ Hz.İsa’nın doğduğu ve çarmıha gerildiği Hz. Musa ve Hz Harun’un Kahire’den yola çıkıp hicret ettiği. Hz. Zekeriya’nın testererelerle doğrandığı, Hz. Yahya’nın başının kesildiği şehir. Hz. Davud’un sapanıyla zalim Calut’u öldürdüğü ve Hz. Meryem’in itikafa çekildiği Haçlıların dizlerine kadar kana buladığı Aksa. Siyonistlerin işgalini 1948’den beri büyüttüğü, 2018’de bile Müslümanların dünyanın gözü önünde katledildiği kutsal belde. Dört günlük Kudüs yolculuğumuzda 400 yıl boyunca Osmanlı adaletiyle yönetilen izlere rastladık şehrin her yerinde.

 

Surlar,sebiller, camiler, kubbeler, revaklar, hanlar, hamamlar… Hz. Ömer’den beri bir çok halifenin, medeniyetin izleri de sinmiş tüm şehre. Emeviler’den, Fatımilere, Abbasiler’e, Selçuklular’dan Eyyübiler’e, Memlükler’e kadar. Kuruluş amacı sadece Kudüs’e ve Kudüslülere yardım ve hizmet olan Mirasımız Derneği ile geldik. Bir grup gazeteci ve akademisyen olarak ziyaret ettiğimiz şimdiki Kudüs’ü görmek, her eserin başında anlatılanları ve yaşananları dinlemek büyük bir nimet oldu bizim için. Üstelik Ramazan ayında Mescid-i Aksa’da bulunmak başka bir mutluluktu. 144 dönümlük bir alanın adı Mescid-i Aksa.  İçinde birçok kubbenin, şadırvanın, ağaçların ve en önemlisi 5 ayrı Mescid’in bulunduğu alanın tamamının adı Mescid-i Aksa.
 

Yani bu 144.000 metrekarelik alanın çok büyük bir kısmını teşkil eden her yerde, mesela bir ağacın dibinde bile namazınızı kılsanız Mescid-i Aksa’da kılmış oluyorsunuz. Bu 5 mescid’in en bilineni Kubbet-us Sahra. Hani altın sarısı kubbesi olan. İşte en çok yapılan ve bilinen yanlış, bu yapının Mescid-i Aksa sanılması. Asıl büyük mescid Kıble mescidi. Onun kubbesi ise gümüşi. Konuştuğumuz Kudüslülerin çoğu geçim derdinde olan insanlar. Kudüs çok pahalı bir şehir. Bir küçük şişe su 1 dolar. Mesela Mirasımız Derneği Ramazan’da her gün iftar veriyor yüzlerce Filistinli’ye. Yardım etmek isteyenlerin bir iftar bedeli olarak ödedikleri ücret 20 TL. İlk bakışta bir iftar için çok değil mi diye düşündürüyor. Ama bir küçük suyun bile şehrin her yerinde 1 dolar olduğunu görünce 20 TL’nin az bile olduğunu anlıyoruz.

 

ABD Başkanı Donald Trump’ın Aralık başında Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağını ve ABD Büyükelçiliğinin Telaviv’den Kudüs’e taşıyacaklarını açıklaması, zaten 50 yılı aşkındır devam eden gerilimi daha artırdı. Tarihler 14 Mayıs 2018’i gösterdiğinde Kudüs’te elçilik açıldı. En büyük tepki ise en zor şartlarda yaşam mücadelesi veren Gazzelilerden geldi. Protesto için Filistin bayraklarıyla toplandılar. İşte o günü 62 Filistinli, işgalci İsrail askerleri tarafından dünyanın gözü önünde katledildi. 

 

Filistinlilerin elinde tek bir silah bile yoktu. Silahsız masumlara önce dronelarla göz yaşartıcı gaz sıkıldı, sonra da gerçek mermiler. Yaralı sayısı da 3000’i buldu. Bu katliama Müslüman dünyadan en büyük tepkiyi gösteren yine Türkiye oldu. Arap ve körfez ülkelerinden hiç bir ses çıkmadı. Mescid-i Aksa’da bir Filistinliye sordum. Arap ülkelerinin liderleri size sahip çıkmıyor. Peki o ülkelerde yaşayan Araplar size yardım etmek istiyor mu? dedim. Cevap üzgün bir ifadeyle “hayır” oldu. Türkiye’den başka Filistin’i düşünen, üzülen, yardımcı olmaya çalışan ülke yok diyorlardı. Keşke yine Osmanlı olsanız ve bize ve tüm Müslümanlara sahip çıksanız, bu zilletten kurtarsanız diye de ekliyorlardı. Zaten kendilerini Osmanlı olarak tanımlıyorlar. Kâğıt üzerinde Filistinli bile değiller. Kudüs’te yaşayanlar mecburi İsrail vatandaşı. 

 

Bu katliamdan yaklaşık bir hafta sonra gittiğimiz Kudüs’te 3 gece 4 gün kaldık. Ayrıca El Halil’e de gittik. Ama dönüşte havalimanında yapılan sorguda eğer sorulursa El Halil’e gittiğimizi söylememiz istendi tur yetkilileri tarafından. Bir nevi Gazze idi İsrail için El Halil. Onları da terörist görüyorlardı. Zaten oradaki en önemli cami olan Halil-ur Rahman Camii önünde alınan önlemler, telden duvarlar, turnikeleri geçiş noktaları ve buralarda bekleyen onlarca kadınlı, erkekli işgalci İsrail askerlerini gördüğümüzde bunu daha iyi idrak etmiştik. Bu askerlerin erkek olanları 3 yıl, kadın olanları da 2 yıl mecburi askerlik yapıyorlardı. Ama haftanın seçtikleri belli günlerinde özel hayatlarına devam edebiliyor, özel bir işte çalışıyor ve sosyal hayattan kopmalarının önüne geçiliyor. Farklı bir askerlik sistemi. Şehrin ve ülkenin her tarafında bu askerlerin ellerinden gelişmiş tüfekleri eksik olmuyor. İstedikleri an, istediklerini öldürebiliyor ve bunun için hesap vermiyorlar. En azından son yaşanan olaylarda buna bizzat şahit oldu tüm dünya. 

 

Bu olayların hemen ertesinde Kudüs’e gittiğimiz için sadece eş, dost, akrabadan değil meslektaşlarımdan bile uyarı aldım. Çok tehlikeli, niye şimdi gidiyorsun diyorlardı. Dilimin yettiğince katliamın Kudüs’te değil Gazze’de olduğunu söyleyerek cevaplıyordum bu tavsiyeleri. Ama yine de Kudüs’te bariz bir gerginlik ve baskı ortamı göreceğimi düşünüyordum. Açıkçası belki turistik bir belde olduğu için, belki katliama çok büyük tepki aldıkları için, belki de kısa bir süre orada bulunduğumuz için bir yaralama ve ölüme şahit olmadık. Ama orada bulunduğumuz esnada Kudüs’ün dış mahallelerinde yine bir Filistinli kadının İsrail askerleri tarafından yaralandığı haberi de ulaştı bizlere. Tabi genel olarak Kudüs’te Müslümanların kutsal mekânının giriş kapılarında yüzlerce İsrail askerini görmek yeterince büyük bir baskı unsuru ve rahatsız edici bir tablo. Ellerinde gelişmiş tüfeklerle gelen geçen herkesi süzüyorlar. Sık sık bizi durdurdular ve nereden geldiğimizi sordular. Neticede Filistinli olmadığımız halimizden, yüzümüzden anlaşılıyordu. 

 

Bununla ilgili en ilginç olayı Burak duvarına, Yahudilerin tarafına geçmeye çalıştığımızda yaşadık. Peygamberimiz Burak isimli atını buraya bağladığı için duvarın adı Müslümanlar tarafından bu şekilde adlandırılıyor. Yahudiler Batı duvarı diyor. Süleyman Mabedinin kalıntısı olduğunu söylüyorlar. 18 metre yüksekliği var. Kayaların arasındaki boşluklara dileklerini yazdıkları kağıtları sıkıştırıyorlar. Aynı zamanda duvar önünde dua ediyorlar. İşte bu alana girmek için yine bir güvelik alanından geçmek gerekiyor. Güvelikte 4 İsrail askeri var. Bir tanesi siyahi. Yani Etiyopyalı yahudi. İsrail’de 3 . sınıf vatandaş muamelesi görüyorlar, Yahudi kabul edilmiyorlar ama kendilerini ispatlamak için en zalim davranışlar da bu siyahi Yahudiler tarafından gerçekleştiriliyor. İşte onlardan biri olan siyahi kadın asker nereden geldiğimizi sorduğunda Türkiye diye cevapladık. Ağzından çıkan ilk kelime “one minute” oldu. Daha sonra öğrendiğime göre Mavi Marmara’ya helikopterlerle inen İsrail askerleri de aktivistleri döverken ve şehit ederken bir yandan “one minute” diyorlarmış. 

 

Tabi laik Yahudiler olarak adlandırılan ve siyonistlerle aynı düşünceleri paylaşmayanlar da var burada.  Onlar Türkiye’yi seviyor. Türk şarkıları söylüyor. Türk sanatçılara hayranlık duyuyor. Çoğunun Türkiye ile irtibatı sürüyor. Akrabaları ülkemizde yaşıyor. Ticaret nedeniyle ziyaret trafiği olanlar da var.

 

Dikkatimi çeken en önemli durumlardan birisi de Müslümanların yaşadığı bölge ile Yahudilerin yaşadığı bölge arasında görünüm açısından çok ciddi farklar olması. Kudüs’ün Müslüman bölgesinde devasa büyüklükte çöp konteynerleri koymuş mesela İsrail. Bunlar doluyor, taşıyor, çöp suları yollara akıyor, tabi ortalıkta pis bir görüntü oluşuyor. Mescid-i Aksa’dan yürüyerek en fazla yarım saatte varılan Yahudi tarafı ise bambaşka bir ülke gibi. Avrupa’daki şehirler daha bakımsız kalır bu bölgenin yanında. Bu da bölgeyi gezen turistlerin algısına yönelik bilinçli olarak yapılan çalışma daha doğrusu “çalışmama” olarak gözüküyor. 

 

El Halil ise Kudüs’ten çok farklı. Fakirlik çok belirgin. Dağ başlarında yahudi yerleşimcilerin villa tipi sitelerini görüyoruz. Dünyadan fakir yahudiler buradaki evlerin verilmesi ve geçim endişesi yaşamayacakları sözü ve desteğiyle bu yeni yerleşim birimlerine getiriliyorlar. Filistin’de 6,5 milyon Yahudi var. Tüm dünyada ise Filistindekilerle birlikte toplam 12 milyonluk bir nüfustan bahsediyoruz. Ama dünyanın en büyük kurumları, bankaları ve hatta bazı ülkelerin yöneticileri İsrail’in güdümünde. Bunların arasında Müslüman ülkeler de var üstelik. 

 

Siyonist İsrail’in hedefi bayrağındaki iki mavi çizginin simgelediği Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan bölgede Siyon yıldızının hakimiyetini sağlamak ve kendi krallıklarını yeniden ilan etmek. Tıpkı Davut ve Süleyman peygamberlerin dönemlerinde olduğu gibi. Süleyman Mabedini de yeniden inşa ederek bunu taçlandırmak en büyük hedefleri. Bu mabedin kalıntısı olduğunu iddia ettikleri duvarda da bu yüzden dua ediyorlar özellikle Cumartesi günleri.

 

İntifadaların, savaşların, işgallerin, cinayetlerin, tecavüzlerin ve sayısız zulmün yaşandığı Filistin’de gelecek hiç de parlak değil.  Dünyanın haydutu gibi davranan, ABD ile birlikte dünya nükleer silah sayısının yüzde 90’ına sahip olan İsrail, yaptıklarının bir gün kendisine döneceğini ya hesaplayamıyor ya da gözlerini karartmış bir şekilde dümdüz gidiyor. 100 yıldan fazla bir zamandır bir kaos içinde debelenen Orta Doğu’nun, İsrail’in kanlı politikaları nedeniyle önümüzdeki yakın dönemde daha da karışacağını ama sonunda İsrail’in kaybedeceğini belki de 10 yıl içinde tüm dünyanın göreceğini düşünüyorum.

Back to Top