Deniz Harbi’nin Değişen Karakteri: A2/AD Doktrini

Dr. Evren MERCAN
29 Temmuz 2018
A- A A+

20’inci yüzyılın başında aktif görevdeki bir amiralin kafasını meşgul eden en büyük sorunlardan biri hiç şüphesiz yeni teknoloji muharebe gemisi, uçak ve denizaltıların savaşlarda yer bulmasıyla birlikte deniz harekât sahasının üç boyutlu bir hale dönüşmesi ve bunun getirdiği belirsizlik ortamıydı. Zira bu adapte olması meşakkatli ve karmaşık süreçte benzer teknolojik ve doktrinel havuzdan beslenen rakiplere karşı karadaki operasyonların desteklenmesi ve denizlerde varlık gösterilmesi adına deniz kontrolünün nasıl tesis edileceği ciddi bir sorundu. Mahan ve Corbett’in denizde üstünlük temini üzerine olan öğretileri, yeni teknoloji platformlarla harmanlandığında denizde komuta ve kontrolün rakibe karşı avantaj elde etmekte en önemli parametre olduğu deniz kuvvetleri planlayıcıları tarafından da yakinen müşahede edilmişti. Nitekim Mahan’ın kesin sonuçlu muharebe sonucunda düşman deniz gücünün imhası ile elde edilecek deniz hâkimiyeti teorisi ve Corbett’in daha gerçekçi olan zaman ve mekân sınırlamaları esas aldığı, ulaştırma hatları odaklı deniz kontrolü yaklaşımı günümüze kadar donanmaların stratejilerindeki nirengi noktası oldu. 

 

Esasında deniz kontrolünün temel nazariyesi kendi deniz gücümüze hareket serbestîsi tanırken muhasımın bizi engellenme gücünü elinden almak üzerine kuruludur. Başka bir deyişle kontrol edilen fiili olarak deniz değil muhasımın kendisi ve ortaya koyduğu tehdit potansiyelidir. Ne var ki İkinci Dünya Savaşı deneyimi modern deniz gücü olma kriterinin yalnızca geniş sahada deniz kontrolü sağlamaktan geçmediğini ayrıca dünyada istenilen kriz bölgesine güç intikali gerçekleştirme yeteneğini de elinde bulundurmak olduğunu açıkça göstermişti. Operasyonel seviyede uçak gemisi merkezli teşkil edilen görev odaklı (task force) muharebe gruplarının (Carrier strike group-CSG) ortaya koyduğu müşterek deniz gücü, daha önce tarihte eşi benzeri görülmedik düzeyde karadaki muharebeleri etkileme kapasitesine erişmişti. Soğuk Savaş süresince de ABD Deniz Kuvvetleri küresel ölçekte deniz aşırı üsler prensibini geliştirmesiyle dünyada istediği bölgeye oldukça kısa süre zarfında denizden darbe ve amfibi harekât kabilinden güç intikali gerçekleştirecek kabiliyete kavuşmuştu. Denizin işgal edilemez bir alan olduğu şiarından yola çıkıldığında ABD’nin Mahanist perspektifteki deniz hâkimiyeti iddiasının arka planında, ticaret rotalarının kontrolüne imkân sağlamanın yanında herhangi bir kısıtlama veyahut şarta bağlı kalmaksızın denizaltı ve deniz hava sahasının da etkin kullanımı bulunmaktadır.

Back to Top