Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sözünü Tuttu: Yetkili Kurum Taşınmaz Mal Komisyonu

Merve Nur SÜRMELİ
17 Mart 2010
A- A A+

AİHM, 5 Mart 2010 tarihli Demopoulos/Türkiye ve 7 diğer dava hakkında verdiği son kararda KKTC’de kurulmuş olan Taşınmaz Mal Komisyonu’nu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi standartlarında etkin ve bağımsız bir iç hukuk yolu olarak resmen tanıdığını açıkladı. Bu 8 dava, pilot dava niteliğinde olduğu için, verilen karar emsal teşkil etmektedir.(1) Rum Mahkemeleri’ni bütün ada için yetkili kabul eden Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) Orams davası hakkındaki görüşü bu karardan nasıl etkilenecektir? ABAD’ın Orams kararı hakkındaki görüşü, mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleri ve usul açısından Türkler tarafından eleştirilmişti.


Peki, Kıbrıs Türkleri tarafından kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu’nda Rumların mülkiyet davaları görülürken tarafsızlık nasıl sağlanmaktadır? Taşınmaz Mal Komisyonu’nda Rumların hak aramasının Rum Mahkemeleri’nde Türklerin yargılanmasından ne farkı vardır? Taşınmaz Mal Komisyonu’nun AİHM tarafından etkili ve bağımsız bir iç hukuk yolu olarak tanınması KKTC, AİHM ve Türkiye için ne ifade ediyor? Bu makalede bütün bu sorulara cevap aramaya ve AİHM’nin Demopoulos/Türkiye ile diğer 7 pilot dava hakkındaki son kararının ışığında Taşınmaz Mal Komisyonu’nun mahiyeti belirlenmeye çalışılacaktır.


KKTC’nin Dezavantajı, GKRY’nin Avantajı: Kamulaştırmalar


Adadaki mülkiyet sorununun en büyük ve önemli kısmını, kamulaştırmalardan doğan ihlaller oluşturmaktadır. 1974 Barış Harekâtı’nın ardından her iki tarafta da şahıs malları için devlet tarafından zorla iktisap kurumu işletilmiştir. İki taraf arasındaki farkı ortaya çıkaran ise bunun nasıl yapıldığıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), mülkiyet hakkının sınırlarını ortaya koymuştur. Mülkiyet hakkı sınırsız bir hak değildir, kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir.(2) Yani devletin mülkiyet hakkını sınırlandırması ve şahsa ait gayrimenkule zorla el koyması, belli şartların yerine getirilmesi halinde hukuka uygun bir işlemdir.


O zamanki adıyla Kıbrıs Türk Federe Devleti yetkilileri, Güney Kıbrıs’taki Rumların kuzeyde bıraktıkları gayrimenkullere ilişkin hukukçulardan görüş istemişlerdi. Prof. Dr. Hicri Fişek, mevcut yasalara göre kamu yararı amacıyla, karşılığındaki bedellerin kayıt altına alınması ve kararın Resmi Gazete’de yayımlaması yoluyla hukuka uygun kamulaştırmaların mümkün olabileceğini açıkladı. Bu önerilen metot, yasalar tarafından öngörülen hukuki prosedürün takibinden ibaretti, ancak Kıbrıs Türk Federe Devleti yetkililerince benimsenmedi. Benimsenseydi, adada hâlihazırdaki mülkiyet uyuşmazlıkları hiç ortaya çıkmazdı diyemeyiz. Ancak, Rum mallarının toptan ‘devletleştirilmesi’ yerine münferiden, bireysel planda ve usulüne uygun yapılan kamulaştırmaların uluslararası hukukta kabulü daha kolay olacaktı. Zira tamamen usulüne uygun olamamasına ve iptali gerekli kılan eksiklikler taşımasına rağmen Rum yönetiminin kamulaştırmaları, uluslararası alanda GKRY’i, KKTC’den daha avantajlı bir duruma taşımıştır.


GKRY’nin yaptığı da KKTC gibi, toptan el koymadır. Ancak mülkiyetlerin devri usulünde KKTC’den farklı olarak mülkiyeti toptan geçirmeyi öngören bir sistem değil, kamu yararı gerekçesiyle taşınmazların münferiden kamulaştırıldığı ve Resmi Gazete’de ilanlarının yayımlandığı bir sistem benimsenmiştir. GKRY tarafından benimsenen bu sistem, Prof. Dr. Fişek tarafından KKTC’ye önerilen modeldir. Kamu yararı gerekçesi ile Türklere ait pek çok taşınmaz, okul, yol, askeri kamp gibi kamusal mallara dönüştürülmüştür. Bu kamulaştırmadaki eksiklerden ve usulsüzlüklerden bir tanesi; Resmi Gazete’de Rumca yazılan ilanlara, muhatapları Türkler tarafından ulaşılmasının imkânsız olmasıdır. Ayrıca ilanlar Rumca olduğundan ulaşılsa bile anlaşılamayacaktır. Malları kamulaştırılan Türklere, kamulaştırmanın önemli şartlarından biri olan bedel teklifi de yapılmamıştır. Yine de her taşınmaz için kendi kararlaştırdıkları bedeli, bunun için oluşturdukları fona yatırarak, sonradan doğacak sorumluluklarını hafifletmeyi düşünmüşlerdir. Komisyon ve Mahkeme huzurunda Türkiye’yi temsil eden heyette yer almış, savunmalara katkı sağlamış Avukat Zaim Necatigil’e göre; GKRY’nin benimsediği bu yöntem en azından görüntü itibariyle yapılan işlemlere yasallık kazandırmıştır.


KKTC’de yapılan toplu kamulaştırmalar, bir toprak reformu olarak görüldüğü için kamulaştırmaların münferiden, yasalarda gösterilen usullere uygun olarak yapılması metodu benimsenmemiştir. İleriye dönük olarak da bu toprak reformuna uygun anlaşmalar yapmak suretiyle iki taraf arasında ‘global takas’ yapılacağı öngörülmüş veya daha uygun bir ifadeyle, umulmuştur. Bu prosedürleri bertaraf etmede gösterilen aceleciliği, Güneyden kuzeye gelenleri bir an önce yerleştirmek ve toprak sahibi yapmak gibi bir saike de dayandırabiliriz.


Avukat Zaim M. Necatigil, toptan kamulaştırmayı temellendirecek olan KKTC Anayasası’nın 159. Maddesi görüşülürken kurucu mecliste hiç kimsenin, uluslararası hukuk açısından doğurabileceği sorunları tartışma gereği duymadığı bilgisini veriyor. Söz konusu madde, mülkiyet iddiasına konu olan topraklarla ilgili iç hukukta hak aranmasına engel oluyor, bu da bir iç hukuk yolu teşkilini imkânsız kılıyordu. Bu madde Taşınmaz Mal Komisyonu’nun bir iç hukuk yolu olarak tanınması için gerçekleştirilen revizyon kapsamında değiştirilmiştir.(3) Değişiklik, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun tanınması yolunda KKTC’nin attığı en önemli adımlarından birisidir.


Demopoulos/Türkiye ile Diğer 7 Dava ve Orams Kararı


Demopoulos/Türkiye ile diğer 7 pilot dava hakkındaki karar Kıbrıs’taki mülkiyet uyuşmazlıkları konusundaki en yeni gelişmedir. Bu davalar da Mülkiyet hakkı ihlallerini konu olan Güneyli Rumların KKTC aleyhine açtığı diğer davalarla aynı mantıkla açılmıştır. Davacılar, KKTC toprakları üzerinde şahsi mülkiyet haklarının olduğunu söyleyerek iade ve tazminat talep etmişlerdir. Davanın diğer mülkiyet davalarından farkı ise hükümde saklıdır.


Güneyli bir Rum’un, İngiliz Orams çiftinin KKTC’de villalarının bulunduğu arsa üzerinde mülkiyet hakkı iddia ederek Rum Mahkemeleri’nde çift aleyhine açtığı dava literatüre Orams Davası adıyla geçmiştir. Dava KKTC’de mal edinmiş İngiliz Orams çifti aleyhine sonuçlanmıştır. Dava sonucunda hükmedilen tazminatın İngiliz çiftin İngiltere’deki malları üzerinde icra edilmesiyle alakalı Avrupa Birliği Adalet Divanı’ndan (ABAD) görüş istenmiştir. ABAD, görüşünde Kıbrıs Rum Mahkemeleri’ni, KKTC’de Rum malı edinmiş, yatırım yapmış ya da ticaret yapmakta olan yabancılar hakkında karar vermeye ve bu kararları AB ülkelerinde icra etmeye yetkili kabul etmişti.(4) Bu karar KKTC ekonomisi üzerinde ağır sonuçlar doğurmuş, emlak piyasası büyük zarar görmüştür. ABAD’ın Orams Davası hakkındaki bu görüşü, AİHM’nin 8 pilot dava hakkındaki 05.03.2010 tarihli bu son karar ile temelsiz kaldı. Rum Politis gazetesi, AİHM’nin bu yeni kararının ardından Orams davasıyla ilgili kararın uygulanmayabileceğini belirtti.(5)


Taşınmaz Mal Komisyonu, Orams kararı verildiği sırada da mevcuttu, ancak etkin iç hukuk yolu olarak kabul edilmemekteydi. Yine de ABAD’ın Rum Mahkemeleri’ni bütün ada için yetkili kabul ettiği görüşünü bununla tevil etmek doğru değildir. Kararın verilme amacı ve tebligatın Rumca gönderilmiş olması, savunma için yeterince zaman tanınmaması, davalıların gıyabında onlar aleyhine karar verilmesi şeklindeki usulsüzlükleri bir kenara bırakacak olursak şu sorular sorulmalıdır: İnsanlar dillerini bilmedikleri mahkemelerde kendilerini ne kadar savunabilirler? Tabii Rumca hazırlanan tebligatlarda ne yazıldığını anlayıp vaktinde dilekçelerini teslim edebilirlerse… Siyasi anlaşmazlıkların yol açtığı bir güvensizlik ortamında ve tarafsızlığından şüphe duyulan mahkemelerde adil yargılanmadan, adaletin tesisinden nasıl söz edilebilir? Üstelik mahkeme ve davalı arasında ciddi bir menfaat çatışmasının bulunduğu bir konuda...


Adaleti Temin ve Taşınmaz Mal Komisyonu

 

Peki, adaleti temin Türklerin kurduğu Taşınmaz Mal Komisyonu’nda Rumlar için nasıl mümkün olacaktır? Taşınmaz Mal Komisyonu, ilk olarak oluşturulduğu günden AİHM’ce tanındığı güne kadar pek çok değişimden geçmiş, kurulur kurulmaz tanınmamıştır. Taşınmaz Mal Komisyonu’nun işleyişi, en ince ayrıntısına kadar ilk günden itibaren AİHM’nin merceği altındadır, yoğun bir denetimden geçmektedir. Mahkeme, Avrupa standartlarında bir kurum oluşturulana kadar Taşınmaz Mal Komisyonu’nun eleştirisine kararlarında yer vermiş, olması gerekeni tanımlamıştır. Adalet ve tarafsızlık ilkesinin sağlanabilmesi için AİHM’nin eleştirileri ve tavsiyelerinden hareketle Komisyonu’nun yapısında pek çok kez değişiklik yapılmıştır.


Komisyon ilk kurulduğunda, üyelerinin bir kısmının KKTC’deki uyuşmazlık konusu mallardan bazılarının sahibi olmaları sebebiyle tarafsızlığın sağlanamaması eleştirildi. Komisyon Avrupa standartlarına çıkarılmadan, gerekli değişiklikler yapılmadan önceki bir diğer eleştiri konusu da, Komisyon’un sadece malın bedelini tazmin eden bir kurum olması ve tazminatın da manevi tazminatı kapsamıyor olmasıydı. Komisyon, eleştiriler doğrultusunda 2003 tarihli ‘Taşınmaz Mal Tazmini Yasası’ 2005 tarihinde çıkarılan ‘Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası’ ile yeniden yapılandırılmıştır.


Bugün Taşınmaz Mal Komisyonu kurulduğu o ilk halinden oldukça faklı bir yapı arz etmektedir. KKTC tarafındaki topraklarda taşınmazı kalmış Rumlara tazminat, takas veya mal iadesi yönünde bağlayıcı kararlar vermektedir. Komisyon’da farklı milletlerden üyeler yer almaktadır. KKTC’ye geçişlerin 2003 yılı Nisan ayı sonundan itibaren kolaylaştırılmış olmasından dolayı da KKTC’deki iç hukuk yolları Rumlar için ‘ulaşılabilir’ duruma getirilmiştir. Komisyon kararları Yüksek İdare Mahkemesi’nin denetimine tabiidir. Yüksek İdare Mahkemeleri sadece idari kararları denetler. O halde Taşınmaz Mal Komisyonu’nun hukuki niteliği; yargısal değil, idari bir organdır, şeklinde belirlenebilir.(6)


Taşınmaz Mal Komisyonu’na bugüne kadar 400’ü aşkın başvuru olmuş, bunlardan 85’i dostane çözümle neticelenmiş, 70 davada Rumlara 47 Milyon Euro tazminat ödenmiştir.(7) Mülkiyet hakkı konusunda istediği neticeyi elde edemeyen Rumlar, Yüksek İdare Mahkemesi’ne başvurup, Taşınmaz Mal Komisyonu kararlarına itiraz edebilme hakkına sahiptir.


Demopoulos/Türkiye Kararı ve Taşınmaz Mal Komisyonu’nun Teşekkülünün Sebebi - Sonucu


AİHM ilk olarak KKTC tarafından bir iç hukuk yolu oluşturulabileceğini, Kıbrıs/Türkiye davasında dile getirmiştir. Bu karara dayanarak KKTC tarafından Güneye göç eden Rumların Kuzeyde kalan mallarının tazmini için, oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu Mahkeme tarafından Xenides-Arestis/Türkiye (8) kararında bağımsız bir organ olarak tanımlanmıştır. Komisyon’a ilişkin başka bir önemli tespit ve gelişme de Andromahi Aleksandru/Türkiye (9) kararıyla ortaya konmuştur. Bu davada Mahkeme Taşınmaz Mal Komisyonu’nun bir iç hukuk yolu olarak görülebileceğini söylemiş ve dava, davacının Taşınmaz Mal Komisyonu’yla anlaşma yoluyla uzlaşmazlığı çözmesi neticesinde başvuru hiç yapılmamış sayılmıştır. Demopoulos/Türkiye ve 7 diğer pilot dava hakkındaki bu yeni karar ile AİHM Kıbrıs’a ilişkin mülkiyet davalarında etkin bir iç hukuk yolu olarak KKTC’deki Taşınmaz Mal Komisyonu’nu işaret etmiştir.


Taşınmaz Mal Komisyonu’nun oluşturulması konuşulurken, hem Rum tarafından, hem Türklerden yoğun itirazlar yükseldi. Kimilerine göre bu tür bir girişim global mal değişimi tezimizle çelişmekteydi. Hâlbuki Annan Planı’nda kabul görmeyen bu tezin ileride Rumlar tarafından kabul edilmesi zaten mümkün olamazdı. Başka bir görüşe göre KKTC’de bir iç hukuk teşekkülü Türkiye için maddi bir külfet demekti. Oysaki AİHM’de KKTC’deki mülkiyet meselesiyle ilgili hükmedilen tazminatları da Türkiye ödüyordu. Üstelik AİHM, önüne gelen davalarda Rumların mülkiyet haklarının devam ettiğini kabul ettiği halde (10), Taşınmaz Mal Komisyonu’nda hükmedilen tazminatlar Rumların mülkiyet haklarının tasdiki gibi bir mana taşımayacaktı. Rumların ise uluslararası hukuka göre işgalci pozisyonundaki bir topluluğun kendi iç hukuk yolunu oluşturmasının hukuki olmayacağını söylüyor ve bunun KKTC’yi tanımanın yolunu açacağını düşündükleri için Komisyon’un kurulmasına itiraz ediyorlardı. Fakat bu itirazın yersiz olduğunun değerlendirmesini Mahkeme’nin Demopoulos/Turkey ve 7 diğer pilot dava hakkındaki kararında göreceklerdi. AİHM Uluslararası alanda ‘Namibya’ kuralı olarak bilinen prensibe son kararda atıfta bulunmuştur. Buna göre bir yönetimin diğer devletler tarafından tanınmaması, o yönetimin yapmış olduğu idari ve hukuki tasarrufların tanınmayacağı anlamına gelmez. Mahkemenin son kararıyla Rumların, tanınmayan bir yönetimin oluşturacağı yasa ve kurumlarla kendilerinin mülkiyet haklarının karara bağlanamayacağı tezleri ve itirazları da çürütülmüş olmaktadır.


AİHM’de açılan davaların ilk kabul edilirlik şartı, iç hukuk yollarının tüketilmiş olmasıdır. Rumlar, 05.03.2010 tarihli Demopoulos/Turkey ve 7 diğer pilot dava hakkındaki bu yeni karardan önce, etkin bir iç hukuk yolunun bulunmaması istisnasından yararlanarak, Kıbrıs’taki mülkiyet uyuşmazlıkları ile ilgili olarak, herhangi bir iç hukuk yolunu tüketmeden doğrudan AİHM’ye gidebiliyordu. Bu durum, AİHM’deki dava yoğunluğunu arttırdığı gibi, adadaki mülkiyet sorununun iki farklı tarafı arasında savunma hakkı bakımından adaletsizliğe sebep oluyordu. Türkiye’ye ise hem ödenen tazminatlar bakımından ekonomik, hem Türkiye’yi AB müzakere sürecinde ve uluslararası alanda zor durumda bırakarak siyasi zararları oluyordu. Zira AİHM, adanın kuzeyindeki Türk asker sayısından hareketle etkin kontrol ve otoritenin Türkiye’nin elinde bulunduğunu söyleyip, (11) KKTC’yi Türkiye’nin yetki alanı içine dâhil etmişti. KKTC’deki mülkiyet hakkı ihlallerinin faili olarak kabul eden Türkiye yüklü tazminatlar ödedi.


AİHM, önüne gelen uyuşmazlıkla ilgili olarak taraf devletlerin uygulamalarının AİHS’e uygunluğunu denetler ve bu yargılamanın neticesinde o devleti tazminata mahkûm edebilir.  Bunu yapabildiği gibi, AİHS’e aykırılığı oluşturan durumun değiştirilmesi yönünde tavsiye kararlar da verebilir. Taşınmaz Mal Komisyonu’nun teşkili (12) ve geliştirilmesi işte tam da bu yolla, AİHM’nin tavsiyeleri doğrultusunda olmuştur.


Komisyon’un, 05.03.2010 tarihli Demopoulos/Türkiye ve 7 diğer pilot dava hakkındaki bu yeni kararla etkin ve bağımsız bir iç hukuk yolu olarak tanınması, Mahkeme için artan dava yoğunluğunun azalması yönünde fayda sağlarken, KKTC’nin tanınması konusunda Türklerin elini güçlendirmiştir. Bu gelişme, Türkiye aleyhinde AİHM’de yeni mahkûmiyet kararlarının çıkmasının önünü kestiği için Avrupa Birliği müzakere sürecini de olumlu yönde etkileyecektir. Kıbrıs meselesinin hallinde, Rum Yönetimi’nin diyaloga ikna edilmesi açısından önemli katkı sağlayacak kararda Mahkeme, Rumlara ‘bana gelme, sorununu Mal Tazmin Komisyonu’yla hallet veya Kıbrıs sorununun çözümü için uğraş ve mülkiyet meselesi de bu yolla çözülsün’ demekte, Annan Planı’nı reddederek meseleyi çıkmaza sokan Rumları Kıbrıs sorununu çözmeye zorlamaktadır.


AİHM, Demopoulos/Türkiye davası ve diğer 7 davayı pilot dava olarak seçtiği için, neticede çıkan karar emsal niteliğindedir. AİHM’de Rumların açmış olduğu yaklaşık 1500 dava düşecek ve Rumlar artık mülkiyet hakkı ihlali dolayısıyla doğrudan AİHM’e gidemeyeceklerdir. Taşınmaz Mal Komisyonu’na gitmeden AİHM önüne gelecek olan Rum başvurucuların davaları, kabul edilirlik aşamasında, etkin iç hukuk yolu tüketilmediği için reddedilecek, davanın esasına girilmeyecektir.


Doğurduğu hakkaniyete aykırı sonuçlar bakımından mülkiyet davaları konusunda Orams kararının aksine, yetkili iç hukuk yolunun adresinin AİHM tarafından KKTC’de gösterilmiş olması son derece önemli bir gelişmedir. AİHM, Demopoulos/Türkiye ile diğer 7 dava hakkındaki kararında, mülkiyetin iadesini ve bunun sonucunda insanların zorla evlerinden çıkarılmasına yol açacak bir çözümün empoze edilemeyeceği görüşüne yer verdi. Bu emsal karardan sonra çözüm için Rumlar’a bazı toprakların verilmesi gibi teklifler artık kolay kolay dile getirilemeyecektir.

 

Dipnotlar:


1. 05.03.2010 tarihli Demopoulos v.Turkey ve 7 other cases (applications nos. 46113/99, 3843/02, 13751/02, 13466/03, 14163/04, 10200/04, 19993/04 and 21819/04) ECHR, HUDOC: Human Rights Documentation (Database of the case-law of the supervisory organs of the European Convention on Human Rights)

2. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1. Ek protokol madde 1

3. Merve N. SÜRMELİ & Aslıhan P. TURAN, Kıbrıs’ta Mülkiyet Sorunu: Loizidou ve Orams Kararları/ BİLGESAM

4. Ayrıntılı bilgi için, Merve N. SÜRMELİ & Aslıhan P. TURAN, Kıbrıs’ta Mülkiyet Sorunu: Loizidou ve Orams Kararları/ BİLGESAM

5. http://www.milliyet.com.tr/Siyaset/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=1208390&Date=10.03.2010&Kategori=siyaset&b=Rumlardan AIHMye tavir: Komisyona basvurmayin&ver=75

6. Ayrıntılı Bilgi için, Av. Zaim M. NECATİGİL, Kıbrıs Uyuşmazlığı ve AİHM Kıskacında Türkiye, Turhan Kitabevi 2. Baskı, sayfa 283.

7. Av. Oğuzhan Hasipoğlu LLM Devletler Özel Hukuku, http://www.kibrisgazetesi.com/index.php/cat/23/news/88966/PageName/Konuk_Yazarlar

8. 07.12.2006 tarihli Xenides-Arestis v Turkey( application no: 46347/99) ECHR, HUDOC: Human Rights Documentation (Database of the case-law of the supervisory organs of the European Convention on Human Rights

9. 20.01.2009 tarihli Andromahi Aleksandru v Turkey (application no:16162/90) ECHR, HUDOC: Human Rights Documentation (Database of the case-law of the supervisory organs of the European Convention on Human Rights)

10. 18.12.1996 Loizidou v. Turkey (application no:15318/89) ECHR, HUDOC: Human Rights Documentation (Database of the case-law of the supervisory organs of the European Convention on Human Rights; 07.12.2006 tarihli Xenides-Arestis v Turkey( application no: 46347/99) ECHR, HUDOC: Human Rights Documentation (Database of the case-law of the supervisory organs of the European Convention on Human Rights

11. 18.12.1996 Loizidou v. Turkey (application no:15318/89) ECHR, HUDOC: Human Rights Documentation (Database of the case-law of the supervisory organs of the European Convention on Human Rights

12. Ayrıntılı bilgi için, Merve N. SÜRMELİ & Aslıhan P. TURAN, Kıbrıs’ta Mülkiyet Sorunu: Loizidou ve Orams Kararları/ BİLGESAM

Back to Top