İran-Hindistan İlişkilerinin Sınırları

Ali Haydar ŞENYURT
19 Temmuz 2013
A- A A+

Hindistan, 1991 yılında ekonomi alanında başlattığı reform politikası kapsamında devletin özel sektör, dış ticaret ve yatırımlar üzerinde bulunan mutlak egemenliğini sona erdirerek ekonomik yapısını liberalleştirmiştir. Bu durum, ülke ekonomisinin istikrarlı bir şekilde büyümesini sağlamış ve ülkenin enerjiye olan ihtiyacında artış meydana gelmiştir.(1) Hindistan'ın büyüyen ekonomik yapısını sürdürebilmek için, bu yapının ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarını temin etmesi gerekmektedir. Zengin enerji kaynaklarına sahip olan İran, Hindistan’ın, bu artan enerji talebini (özellikle ham petrole) karşılayan, Suudi Arabistan’dan sonra, en önemli ülkedir. Bu durumun sonucunda İran, Hindistan için stratejik bir öneme sahip olan enerji tedarikçisi haline gelirken; Hindistan, döviz gelirinin büyük bir kısmını hidrokarbon ürünlerinin satışından kazanan İran için, bu ürünleri ihraç ettiği önemli bir pazar konumuna gelmiştir.

 

İki ülke arasındaki ilişkilerin gelişimini etkileyen diğer bir faktör de; Tahran ve Yeni Delhi’nin içinde bulundukları jeopolitik konumlarıdır. Hindistan, hem kendisine yeni ihracat pazarları yaratmak hem de enerji kaynakları tedarikini çeşitlendirmek için Orta Asya ve Afganistan pazarlarına erişmek istemektedir. Fakat bu pazarlara en kısa yoldan açılabileceği tek kapı durumunda bulunan batı komşusu Pakistan’la ihtilaflı durumda bulunduğundan, Hindistan, İran’ı Orta Asya ve Afganistan’a ulaşabileceği bir koridor olarak görmektedir. Tahran ve Yeni Delhi arasında ulaşım alanında geliştirilmeye çalışılan projeler bu durumun bir sonucudur. Bu durumun Tahran üzerinde yarattığı etki gayet olumludur. Çünkü İran, içinde bulunduğu ekonomik koşullar yüzünden ulaşım alanında gerçekleştiremediği altyapı yatırımlarını, Hindistan’la ulaşım alanında geliştireceği projeler sayesinde, hayata geçirmeyi planlamaktadır. Bu projeler kapsamında Hindistan’dan temin edeceği teknik ve mali destek sayesinde karayolu, demiryolu ve limanlarını geliştirmeyi amaçlamaktadır.

 

İran ve Hindistan'ın, enerji ve ulaşım alanındaki ortak çıkarlarının yanı sıra; güvenlik alanındaki çıkarları da uyuşmaktadır. Her iki ülke de, Afganistan ve çevresinde Taliban’ın gücünü artırmasından endişe duymaktadır.

 

Enerji, ulaşım ve güvenlik alanında ortak çıkarlara sahip olmalarına ve bu alanda ortak girişimlerde bulunmalarına rağmen, sınırlı düzeyde kalan bu girişimler amacına ulaşmaktan uzak kalmıştır. Bu durumun arkasında yatan neden ise; Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’ı uluslararası ortamdan izole etme politikası ve bu politikanın Hindistan üzerinde yarattığı ekonomik ve diplomatik baskılardır. Başka bir ifade ile, iki ülke arasındaki ilişkilerin sınırları bu politika tarafından belirlenmektedir.   

 

İkili İlişkilerin Tarihsel Gelişimi

 

1947 yılında Hindistan’ın İngiltere’den bağımsızlığını kazanmasından 1979 İran Devrimi’ne kadar geçen süreçte İran-Hindistan ilişkileri, Soğuk Savaş dönemindeki ideolojik kutuplaşma ekseninde gelişmiştir. Muhammed Rıza Şah yönetimindeki İran, Soğuk Savaş dönemi boyunca hâkim olan iki kutuplu dünya düzeninde ‘Batı Bloğu’ içerisinde yer almıştır. Buna karşın; Hindistan ise, uluslararası sistemde hâkim olan güç bloklarından herhangi birine dâhil olmayı reddedip, “anti-Emperyalist” ve “Üçüncü Dünyacılık” temelli bir uluslararası oluşum olan “Bağlantısızlar Hareketine” katılmıştır. Hindistan kendisini iki kutuplu dünya düzeninde her nekadar “bağlantısız” olarak addetmişse de; dış politikasında aslında SSCB yanlısı bir tutum sergilemiştir. İki kutuplu dünya düzeninde İran ve Hindistan’ın birbirine rakip kutuplar içinde yer almaları; iki ülke arasındaki ilişkilerin olumlu yönde gelişmesini engellemiştir.

 

İki ülke arasındaki ilişkilerin seyrini etkileyen diğer bir etken de; İran’ın, 1947 yılında Hindistan’dan ayrılarak bağımsızlığını kazanmış olan ve aynı zamanda Hindistan’ın “baş düşmanı” olan Pakistan ile stratejik işbirliği içerisinde olmuş olmasıdır. İran ve Pakistan’ın, Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’da nüfuz kurmasını önlemeye yönelik olarak kurulan güvenlik ve savunma örgütü olan Bağdat Paktı (1955-1958) ve onun yenilenmiş hâli olan Merkezi Anlaşma Teşkilatı’na (1959-1979) katılması bu durumun en belirgin örneğidir. Benzer bir şekilde; bu süreçte Hindistan da, İran’ın kendi güvenliğine tehdit olarak algıladığı Mısır ile yakın ilişkiler kurmuştur. Fakat ne İran’ın Pakistan’la işbirliği ne de Hindistan’ın Mısır ile yakınlaşması; İran ve Hindistan’ın birbirlerine karşı doğrudan bir savunma veya saldırı amacı taşımamış olmasından ötürü iki ülke arasındaki ilişkiler, ciddi derecede rahatsızlık yaratacak bir boyuta ulaşmamıştır.

 

1979 yılında gerçekleşen İran İslam Devrimi sonrasında, Ayetullah Humeyni yönetimindeki yeni rejim Doğu veya Batı Bloğuna katılmayı reddederek, 1979 yılında “Bağlantısızlar Hareketine” katılmıştır. Böylece, iki ülke arasındaki “ideolojik kutuplaşma etkeni” ortadan kalkmıştır. Ayrıca, Pakistan’ın, Afganistan’da Taliban’ı desteklemesi nedeniyle 1990’ların ilk yarısında İran-Pakistan ilişkilerinin bozulmaya başlamasıyla, İran-Hindistan ilişkilerinin bir diğer belirleyicisi olan “Pakistan etkeni” etkisini yitirmeye başlamıştır.(2) Buna paralel olarak; 1990’lardan itibaren İran ve Hindistan’ın, güvenlik ve enerji alanındaki çıkarlarının örtüşmeye başlaması, iki ülke arasındaki yakınlaşmanın tetikleyicisi olmuştur.

 

Orta Asya’da istikrarlı bir yapının varlığını kendi güvenlik çıkarları için elzem olarak görmüş olan İran ve Hindistan, Taliban’ın bölgedeki etki alanının artmasından endişelenmiş ve bu nedenle, 1996-2001 yılları arasında Taliban’a karşı “Kuzey İttifak”ını desteklemiştir. Tahran ve Yeni Delhi'nin, güvenlik alanındaki ortak çıkarlarının yanı sıra; enerji alanındaki çıkarları da örtüşmeye başlamıştır. Hindistan, artan enerji ihtiyacını karşılamak için İran’ı önemli bir partner olarak görmüştür. Buna karşın İran ise Hindistan’ı, zengin hidrokarbon ürünlerini ihraç edebileceği önemli bir pazar olarak görmüştür. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri tarafından uluslararası ortamdan izole edilmeye çalışılan İran, Hindistan’la ilişkilerini geliştirerek, yüksek teknoloji ürünlerinin tedarikini sağlamayı amaçlamıştır.(3)

 

1990’larda gelişmeye başlayan İran-Hindistan ilişkileri, Hindistan Başbakanı Atal Behari Vajpayee’nin 2001 yılı Nisan ayında Tahran’a yaptığı dört günlük resmi ziyaret sonucunda oldukça ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Ziyaret sürecinde iki ülke arasında enerji, ulaşım, tarım, sanayi, bilim ve teknoloji alanında ikili işbirliğini geliştirmeyi hedefleyen “Tahran Deklarasyonu” imzalanmıştır. 2003 yılı Ocak ayında ise İran Cumhurbaşkanı Seyyid Muhammed Hatemi’nin Hindistan’a iade-i ziyarette bulunması sonucunda iki ülke arasında “Yeni Delhi Deklarasyonu”nun yanı sıra, yedi anlaşma imzalanmış ve “Stratejik İşbirliği Yol Haritası” belirlenmiştir. İmzalanan “Yeni Delhi Deklarasyonu” ile enerji (hidrokarbon), ekonomi, bilim ve teknoloji, uluslararası terörizm, eğitim ve Afganistan’ın yeniden inşası gibi alanlarda iki ülke arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi ve daha istikrarlı, güvenli ve müreffeh bir bölgesel yapının oluşturulması için İran-Hindistan ilişkilerinin stratejik ortaklık düzeyine çıkartılması amaçlanmıştır. Deklarasyon’da belirtilen stratejik ortaklık hedefinin gerçekleştirilebilmesi için sürecin nasıl yönetileceğine dair bir taslağın oluşturulması amacıyla da  “Stratejik İşbirliği Yol Haritası”nın belirlenmesi kararlaştırılmıştır. bu haritada enerji (petrol ve gaz), savunma ve ekonomi (petrol dışı ticaret ve ulaşım alanındaki altyapı projeleri) alanında işbirliğinin geliştirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. (4)   Bu durum, Tahran ve Yeni Delhi arasındaki stratejik işbirliğinin hangi eksende geliştirilmeye çalışıldığını göstermektedir.    

 

11 Eylül Sonrası Siyasi İlişkilere Güvenlik Boyutundan Bakmak

 

11 Eylül 2001 tarihinde New York’taki İkiz Kuleler’e ve Washington D.C.’deki Pentagon binasına yapılan saldırılar sonrasında dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George W. Bush saldırıdan El-Kaide’yi sorumlu tutmuş ve 20 Ekim 2001 tarihinde “teröre karşı savaş” ilan etmiştir. ABD “terörle mücadele” politikası kapsamında Taliban ve Taliban yanlısı güçleri ortadan kaldırmak amacıyla Birleşik Krallık ile birlikte 7 Ekim 2001 tarihinde hava bombardımanını başlatmış ve sonrasında da takviye güçlerle beraber Afganistan’a asker indirerek Afganistan’ı işgal etmiştir. Böylece, ABD, askeri müdahale ile Taliban yönetimine son vermiştir.

 

Kendi güvenliklerine yönelik tehdit olarak gördükleri Taliban’ın, Orta Asya ve Güney Asya’daki etki alanının artmasından endişe eden Tahran ve Yeni Delhi, ABD’nin Taliban yönetimini askeri müdahale ile devirmesinden memnun olmuştur. (5) Fakat bu durumun paradoksal bir şekilde yarattığı diğer bir olgu olan; ABD’nin bölgedeki artan nüfuzu, İran ve Hindistan için istenmeyen durum haline dönüşmüştür. Ayrıca Bush’un, 29 Ocak 2002 tarihinde İran’ın Irak ve Kuzey Kore ile birlikte “Şer Ekseni”nin bir parçası olduğunu ilan ederek ABD’nin İran’a yönelik tecrit politikasını şiddetlendirmesi sonucunda İran’ın güvenlik kaygıları daha da artmıştır. Bu durumun İran-Hindistan ilişkilerine yansıması; Tahran’ın, Washington tarafından kendisine yönelik geliştirdiği tecrit politikasının etkisini azaltmak için önemli bir bölgesel güç olan ve küresel bir güç olma yolunda ivme kazanan Yeni Delhi’yle ilişkilerini geliştirmeye çalışması şeklinde olmuştur. İran’ın, ABD tarafından “Şer Ekseni”nin bir parçası olarak yaftalanmış olduğu bir zamanda, Hindistan’ın İran’la stratejik işbirliği geliştirme girişimi; İran’ın Hindistan ile ilişkilerini daha ileri bir seviyeye taşıma yönündeki iradesinin Hindistan nezdinde yanıtsız kalmadığını göstermiştir.(6) Ayrıca, ABD’nin ısrarlı bir şekilde karşı çıktığı bir dönemde, Hindistan’ın İran’ın Dünya Ticaret Örgütü’ne üyeliğine destek vermesi de bu durumun diğer bir göstergesidir. Hindistan’ın, İran’la ilişkilerini geliştirmeye yönelik adımlar atmasının temel nedenleri; İran’dan hidrokarbon kaynaklarını tedarik etmek(7), İran’ı koridor olarak kullanarak Orta Asya pazarına erişmek ve bölgedeki doğal kaynaklara erişerek enerji kaynaklarını çeşitlendirmek şeklinde sıralanabilir.(8)

 

11 Eylül sonrası süreçte İran-Hindistan ilişkilerinde göze çarpan diğer bir nokta da;   Afganistan’daki radikal güçlere yönelik tehdit algıları iki ülkeyi güvenlik alanında işbirliği yapmaya yönlendirmesidir. İran ve Hindistan, ABD’nin Taliban yönetimini askeri müdahale ile devirmesini kendi güvenlikleri için her ne kadar olumlu bir gelişme olarak görmüşlerse de; Taliban’ın tekrar güçlenmesinden endişe etmişlerdir. Taliban’ın bölgede tekrar güçlenmesini önlemenin yolunu ise, Afganistan’da güvenliğin ve istikrarın sağlanması için işbirliği geliştirilmesinde görmüşlerdir. İran ve Hindistan bu amaçlarını, 2003 yılında imzalamış oldukları Yeni Delhi Deklarasyonu'nun ilgili kısmındaki “üçüncü ülkelerdeki [Afganistan] stratejik işbirliğinin genişletilmesi” şeklindeki ifade ile açıkça belirtmiştir.(9) İki ülke, ayrıca,  “Yeni Delhi Deklarasyonu”nda belirledikleri üzere, 2003 yılında terörizme ve uyuşturucu kaçakçılığına karşı mücadele etmek için ortak çalışma grubu kurmuşlardır. Böylece, özellikle Afganistan ve Pakistan’dan yapılan uyuşturucu ve silah kaçakçılığını engelleyerek radikal grupların güçlenmesinin önüne set çekilmesi planlanmıştır.(10)

 

Tahran ve Yeni Delhi’nin,  güvenlik alanında işbirliği yapmayı kararlaştırdıkları diğer konular ise; iki ülke arasında ortak deniz tatbikatlarının yapılması ve Rusya yapımı konvansiyonel savunma sistemlerinin geliştirilmesi sürecinde Yeni Delhi’nin Tahran’a teknolojik destek sağlaması şeklindedir. İran ve Hindistan’a bağlı deniz kuvvetleri, 2003 yılının Mart ayında Koçi’de ve 2006 yılının Mart ayında Umman Denizi’nde askeri tatbikat düzenlemiştir. Fakat İran ve Hindistan’ın savunma alanındaki işbirliği geliştirme planları, iki ülkenin deniz kuvvetlerince yapılan iki ortak tatbikattan öteye geçememiştir. Örneğin; İran, Hindistan’dan T-72 model tanklarının ve zırhlı personel taşıyıcılarının onarımı ve MIG-29 model savaş uçaklarının kalitesinin geliştirilmesi konusunda beklediği teknik desteği, ABD’nin Hindistan üzerinde kurmuş olduğu baskılar nedeniyle elde edememiştir. (11) Benzer bir durum, İran’ın, “Support Fledermaus” isimli radar sistemini satın almak için 2004 yılında Hindistan’la yapmış olduğu yaklaşık 70 milyon dolarlık anlaşmanın, İran’ın bu radar sistemlerine sahip olması durumunda nükleer tesislerini koruma kapasitesinin artacağından endişe eden ABD’nin yoğun baskıları sonucunda, Hindistan tarafından askıya alınması sürecinde yaşanmıştır.(12) 

 

Görüldüğü üzere, 11 Eylül süreci sonrasında, İran ve Hindistan’ın güvenlik alanında geliştirmeye çalıştıkları işbirliği politikası, Hindistan-ABD ilişkilerinin gölgesinde kalmıştır.  Peki, ne olmuştur da, Bush yönetiminin İran’ı “Şer Ekseni”ne dâhil etmesine rağmen İran ile “Stratejik İşbirliği Yol Haritası” belirleyen Hindistan, İran ile güvenlik alanındaki işbirliği politikasını sona erdirmiştir? Bu sorunun cevabı, Hindistan ve ABD arasında gelişen stratejik ortaklık ve bu ortaklığın en önemli boyutunu oluşturan sivil nükleer işbirliği girişiminde yatmaktadır.

 

ABD ve Hindistan arasında yapılan sivil nükleer işbirliği anlaşması, uluslararası kamuoyuna ilk defa ABD Başkanı George W. Bush ve Hindistan Başbakanı Manmohan Singh’in ortak açıklamasıyla 18 Temmuz 2005 tarihinde duyurulmuştur. (13) Hindistan, kendisine ekonomik ve diplomatik alanda avantaj sağlayacak olan bu anlaşmanın yürürlüğe girmesi adına büyük bir beklenti içerisindeydi. Öncelikle, dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olan Hindistan, elektrik enerjisi talebindeki olağanüstü artışı karşılayabilmek için yeni nükleer enerji santralleri açmaya ve bunun için de daha gelişmiş bir nükleer teknolojiye ve nükleer yakıtlara daha serbest bir şekilde ulaşmaya ihtiyaç duymaktaydı. Yeni Delhi, ABD’nin yardımıyla, nükleer santrallerden elde edilen enerji miktarını arttırmayı planlıyordu.(14)  Daha da önemlisi; Yeni Delhi, nükleer işbirliği alanında ABD ile yaptığı anlaşmanın yürürlüğe girmesi durumunda; Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nı imzalamamış olmasına rağmen sivil nükleer teknoloji edinebilme fırsatını yakalamış olacaktı. Böylece Hindistan, nükleer teknolojisini ABD ve uluslararası kamuoyu nezdinde meşrulaştırarak, ileride kendisine yönelik olası bir uluslararası cezai yaptırımdan muaf tutulmayı teminat altına alacaktı.

 

Anlaşmanın kendisine sağlayacağı bu avantajları göz önünde bulunduran Singh yönetimi, anlaşmanın ABD Senatosu tarafından kabul edilerek yürürlüğe girebilmesi ve ABD’de bu anlaşmaya karşı olan grupların ikna edilebilmesi için İran’ın nükleer meselesinde ABD’nin tarafında yer alarak “sorumlu bir nükleer güç” olduğunu göstermesi gerektiğinin farkındaydı. Bu nedenle, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (UAEK) 24 Eylül 2005 tarihindeki toplantısında ABD’nin, İran’ın nükleer çalışmalarını uluslararası yükümlülüklerine uygun bir şekilde yerine getirmediğine yönelik önerisini ve UAEK Yönetim Kurulunda bulunan İran’ın nükleer dosyasının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne havale edilmesini onaylamıştır. (15) Hindistan, UAEK’nin 2006 ve 2009 yıllarındaki toplantılarında da İran’ın aleyhinde oy kullanmıştır. Tabi burada bir hususun daha belirtilmesi gerekmektedir: Washington, sivil nükleer işbirliği anlaşmasının karşılığında, Yeni Delhi’nin Tahran’la askeri ilişkilerini sonlandırmasını istemekteydi. Hindistan, bu durum karşısında, ABD’nin isteğini kabul etmiş ve İran’la arasındaki askeri ilişkileri en alt seviyeye indirmiştir. Mesela; İran’ın, 2009 yılında Basra Körfez’inde askeri tatbikat yapma ve uzaya uydu fırlatma teklifini kabul etmemiştir. (16)  Bütün bu gelişmeler; Hindistan’ın, İran ve ABD arasında bir seçim yapması durumunda tercihini ABD’den yana kullanacağını gözler önüne sermiştir.

 

Enerji ve Ulaşım Eksenli İşbirliği Girişimleri

 

İran ve Hindistan, güvenlik alanında olduğu gibi, ulaşım ve enerji alanında da işbirliği yapmaya yönelmiştir. "İran-Pakistan-Hindistan Doğalgaz Boru Hattı” ve “Uluslararası Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru” projeleri bu durumun en belirgin örnekleridir.

 

İran ve Pakistan, 1995 yılında aralarında ön anlaşma imzalayarak İran’ın Güney Pars gaz sahasından Pakistan’ın Karaçi şehrine kadar uzanan bir doğalgaz boru hattı inşa edilmesi hususunda anlaşmıştır. Bu anlaşma kapsamında, İran’ın, Güney Pars gaz sahasından çıkaracağı doğalgazı bu boru hattı vasıtasıyla Pakistan’a ihraç etmesi planlanmıştır. 1999 yılında İran ve Hindistan arasında imzalanan bir ön anlaşmayla boru hattının Pakistan’dan Hindistan’a doğru genişletilmesi kararlaştırılmıştır. İran ve Pakistan’ın 2005 yılında imzaladıkları mutabakat zaptı ile Hindistan da projeye dâhil edilmiştir. Böylece, genişletilen bu boru hattı sayesinde İran’ın Assaluyeh şehrinden çıkarılan doğalgazın, Pakistan’ın Khuzdar şehrinden iki kola ayrılarak; bir koldan Pakistan’ın Karaçi şehrine, diğer koldan ise Khuzdar’dan Yeni Delhi’ye sevk edilmesi planlanmıştır.(17) 

 

Planlanan Boru Hattı Güzergâhları

 

Fakat Hindistan, Pakistan’ın Belucistan bölgesindeki radikal grupların varlığından kaynaklanan güvenlik kaygıları, projenin fiyatlandırılması hususundaki anlaşmazlıklar ve ABD’nin hattın yapılmasına karşı çıkması nedeniyle 2007 yılından itibaren anlaşmanın tarafları arasında süren görüşmelere katılmayarak, müzakerelerde devre dışı kalmayı tercih etmiştir. Bu durumun sonucunda, Pakistan ve Hindistan arasındaki gerginliği giderebileceği beklentisi sebebiyle “Barış Boru Hattı” olarak da tanımlanan, “İran-Pakistan-Hindistan Doğalgaz Boru Hattı” projesi, hayata geçirilememiştir. Ancak, İranlı ve Pakistanlı yetkililerin, 2010 yılında imzaladıkları anlaşma ekseninde, İran ve Pakistan arasında inşa edilmesi planlanan doğalgaz boru hattı projesinin gerçekleştirilmesi kararlaştırılmıştır. İki ülke arasındaki boru hattının inşası hâlihazırda devam etmekte olup; İran’ın, doğalgazını, bu boru hattı vasıtasıyla Pakistan’a 2015 yılında ulaştırması beklenmektedir.(18)

 

Burada belirtilmesi gereken bir diğer husus da; “İran-Pakistan-Hindistan Doğalgaz Boru Hattı” projesine taraf olmaktan vazgeçen Hindistan’ın, Pakistan’la birlikte 23 Mayıs 2012 tarihinde imzaladığı anlaşma kapsamında “Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan Boru Hattı” projesine ortak olmuş olmasıdır. (19) Türkmenistan doğalgazını Hindistan’a taşıması planlanan bu boru hattı, tıpkı “İran-Pakistan-Hindistan Doğalgaz Boru Hattı” gibi Belucistan bölgesinden ve daha da önemlisi, İran-Pakistan-Hindistan hattından farklı olarak, Afganistan üzerinden geçmesi planlanmaktadır. Boru hattının Afganistan’dan geçtiği yerler Taliban güçlerinin kontrolü altında bulunmaktadır.(20) Bu gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda; boru hattının güvenliğinin sağlanması hususundaki kaygılarını gerekçe göstererek, “İran-Pakistan-Hindistan Doğalgaz Boru Hattı” projesinden ayrılan Hindistan’ın, güvenlik açısından daha da sorunlu olan bir projeye imza atması, ironik bir durum ortaya çıkarmaktadır. Aslında, Hindistan’ın İran-Pakistan-Hindistan Doğalgaz Boru Hattına projesine katılmasına karşı çıkan ABD’nin, Hindistan’ın “Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan Boru Hattı” projesine taraf olmasını desteklemesi, bu ironik durumu açıklamaktadır. 

 

İran ve Hindistan, enerji alanının yanı sıra, ulaşım alanında da işbirliği girişiminde bulunmuştur. Keşmir meselesi nedeniyle Hindistan ve Pakistan’ın içerisinde bulunduğu ihtilaflı durum ve İran’ın sahip olduğu jeostratejik konum, Tahran ve Yeni Delhi’yi ulaşım alanında işbirliği yapma girişimine yönlendirmiştir. Pakistan kendisine rakip, hatta “düşman” olarak gördüğü Hindistan’ın, kendi sınırları üzerinden Afganistan ve oradan da Orta Asya pazarlarına ulaşmasını engellemiştir. (21) Hindistan, bu durum karşısında, Afganistan ve Orta Asya pazarlarına, İran üzerinden ulaşmayı planlamış ve bu sebeple İran ile ulaşım alanında işbirliği yapma girişimine yönelmiştir. Aslında, Pakistan’ın Hindistan’a uygulamış olduğu “çevreleme politikası” sonucunda Hindistan’ın İran’la ulaşım alanında işbirliği yapmaya yönelmesi, İranlı yetkililer tarafından olumlu bir gelişme olarak görülmüştür. Çünkü İranlı yetkililer, ulaşım alanında büyük altyapı yatırımlarına ihtiyaç duyan, fakat içinde bulunduğu ekonomik koşullar nedeniyle bunu gerçekleştiremeyen İran’ın, Hindistan’la ulaşım alanında ortak projeler gerçekleştirerek bu eksikliğini giderebileceğini düşünmüştür. Bir başka değişle, İranlı yetkililer, Hindistan’la ortak projeler gerçekleştirerek Hindistan’dan teknik bilgi, malzeme ve mali destek tedarik ederek, ülkenin demiryolu, karayolu ve limanlarını geliştirmeyi hedeflemiştir.

 

Kuzey-Güney Koridoru

 

2000 yılının Eylül ayında İran, Rusya ve Hindistan arasında imzalanan anlaşma ile hayata geçirilmesi planlanan ve İran - Hindistan tarafından ulaştırma alanında geliştirilmeye çalışılan en kapsamlı işbirliği girişimi olan “Uluslararası Kuzey-Güney Koridoru Projesi” bu durumun en belirgin örneğidir. Bu proje kapsamında, Bombay limanından (Hindistan) yola çıkan malların, önce deniz yoluyla İran'daki Bandar Abbas limanına, oradan da demiryolu vasıtasıyla Hazar Denizi’ne, Hazar Denizi’nden tekrar gemiler vasıtasıyla Rusya’nın Astrahan şehrine ve oradan da demiryolu veya karayolu vasıtasıyla Moskova üzerinden Saint Petersburg’a ulaştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca, İran’ın Bandar Abbas ve Kabahar limanları, demiryolu ve karayolu ile Orta Asya ve Afganistan’la birleştirilmesi planlanmıştır. (22) İran, Rusya ve Hindistan’ın dışında 11 ülkenin daha katılmış olduğu bu proje, aradan geçen onca zamana rağmen hâlâ hayata geçirilememiştir.

 

Hindistan’ın İran’ın Nükleer Programına Yaklaşımı

 

Hindistan, İran’ın sahip olduğu zengin enerji kaynakları ve jeostratejik konumundan dolayı İran ile ilişkilerini iyi tutmak istemesine rağmen İran’ın nükleer meselesi karşısında İran’dan yana bir tutum sergilememektedir. Örneğin; Hindistan, nükleer çalışmalarını uluslararası yükümlülüklerine uygun bir şekilde yerine getirmediği gerekçesiyle UAEK’nin 2005, 2006 ve 2009 yıllarındaki toplantılarında İran’ın aleyhinde oy kullanmıştır. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nin 2006 yılından itibaren İran’a yönelik aldığı yaptırım kararlarını uygulamaktadır. Hindistan’ın bu tutumunun arkasındaki nedenler şu şekilde sıralanabilir:

 

-İran’ın nükleer meselesinde ABD’nin tarafında yer alarak, Washington’a “sorumlu bir nükleer güç” olduğunu göstermek.

 

-Rusya’dan sonra en büyük silah tedarikçisi olan İsrail’in güvenliğini önemsediği mesajını vermek.

 

-Uluslararası kuruluşlar aracılığıyla İran’ın nükleer silah elde etmesini engelleyerek, kendi çıkarları açısından stratejik öneme sahip olan Basra Körfezi bölgesinin güvenliğinin tehlike altına girmesini önlemek.

 

Kısacası, Hindistanlı yetkililer, İran’ın nükleer silah elde etmesini Hindistan’ın çıkarlarına aykırı buluyorlar. Fakat İran’a karşı olası bir askeri müdahaleye de Basra Körfezi bölgesinin güvenliğini tehlikeye sokacağı gerekçesi ile karşı çıkıyorlar. Diğer bir ifade ile, İran’ın nükleer meselesinin barışçıl ve diplomatik yollarla çözülmesini savunuyorlar.(23)

 

ABD’nin İran’a Yönelik Yaptırımlarının İran-Hindistan İlişkilerine Etkisi

 

ABD, 1979’dan beri İran’a karşı çeşitli yaptırımlar uygulayarak (ve diğer ülkeleri de bu yaptırımlara uymaya zorlayarak) İran’ı uluslararası ortamda siyasal ve ekonomik açıdan yalnızlaştırma politikası izlemektedir. 31 Aralık 2011 tarihinde onayladığı “Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası”nın 1245. Bölümü kapsamında, İran Merkez Bankası ile petrol ve ürün alım-satımına yönelik bankacılık işlemlerine yasaklama getirerek, İran’a yönelik yalnızlaştırma politikasını daha da ileri bir boyuta taşımıştır.(24) ABD, bu yaptırım kararıyla İran ekonomisinin can damarı olan hidrokarbon ürünlerinden elde ettiği kazanca ket vurarak, İran’ı uranyum zenginleştirme programı hususunda köşeye sıkıştırmaya çalışmaktadır.

 

Tam da bu noktada, ABD, İran-Hindistan ilişkilerini etkisi altına almaktadır. Çünkü ABD, diğer ülkelere yaptığı gibi, Hindistan’a da, İran’dan yaptığı petrol alımını kesmesi yönünde baskı yapmaktadır. Hindistan bu yaptırımlara uymayı reddetmemektedir. Ancak, büyüyen ekonomik yapısı ve buna bağlı olarak artan enerji ihtiyacı göz önünde bulundurulduğunda; Hindistan’ın, Suudi Arabistan’dan sonra en büyük ham petrol tedarikçisi olan İran’dan petrol alımını bir anda kesmesi imkânsız görünmektedir. Bu sebeple, Hindistan’ın ABD Büyükelçisi Nirupama Rao’nun da belirttiği üzere, Hindistan, İran’dan petrol alımını aniden durdurmak yerine, kademeli olarak azaltma politikası izlemektedir. Rao’nun verdiği bilgilere göre; Hindistan, 2008-2009 yılları arasında toplam ham petrol ithalatının %16.42’sini İran’dan yapmaktayken, bu rakam 2011-2012 yılları arasında %10.29’a düşmüştür. Rao, bu durumun, Hindistan tarafından uygulanan bilinçli bir politikanın ürünü olduğunu dile getirerek, Hindistan’ın ABD’nin yaptırım kararına verdiği desteği gözler önüne sermiştir.(25)

 

Hindistan, İran’dan ham petrol ithalatını kademeli olarak azaltmak için geçecek olan zaman zarfında, İran’dan petrol alımını devam ettirmek hususunda Obama yönetiminden zaman istemektedir. ABD eski dışişleri bakanı Hillary Clinton’ın 12 Haziran 2012 tarihinde yaptığı açıklama ile Hindistan’ın bu beklentisine bir nebze de olsa yanıt vermiş oldu. Clinton, İran’dan petrol alımının azaltılması koşuluyla, içlerinde Hindistan’ın da bulunduğu 7 ülkenin hazirandan itibaren 6 ay boyunca İran’dan petrol ithal etmeye devam edebileceğini belirtmiştir.(26) Clinton, ayrıca, 8 Aralık 2012 tarihinde yaptığı açıklama ile aralarında Hindistan’ın da bulunduğu 9 ülkenin, İran’dan yaptıkları petrol ithalatını önemli ölçüde düşürmeleri sebebiyle bu ülkelere 6 ay daha muafiyet süresi tanındığını dile getirmiştir.(27) Clinton’ın bu sözleri göz önünde bulundurulduğunda, Hindistan’ın İran’dan petrol alımını kademeli olarak azaltma politikasını devam ettirmesi durumunda, ABD’nin, yakın gelecekte yaptırımlar konusunda Hindistan’a yönelik daha esnek davranacağı söylenebilir. Tabii, bu tablo tersten okunduğunda, Hindistan’ın İran’la olan ekonomik bağlarını kısa vadede koparamayacağı aşikârdır. 

 

Gelişmelere İran cephesinden bakıldığında, ABD’nin bu yaptırım politikasının, İran’a ekonomik ve diplomatik anlamda büyük bir darbe vurmuş olduğu açıktır. İran, bu yaptırımlar sonucunda, Çin ve Japonya’dan sonra ham petrolünü ihraç ettiği en büyük pazar olan Hindistan üzerindeki etki alanını yitirmeye başlamıştır.

 

Sonuç

 

Görüldüğü üzere; Hindistan, hem İran hem de ABD ile ilişkilerini iyi tutarak, birbirine hasım olan iki ülke arasında bir denge politikası izlemiştir. Ancak, İran ve ABD arasında bir seçim yapması durumunda tercihini ABD’den yana kullanmıştır. Bu nedenle; Yeni Delhi ve Tahran’ın enerji ve güvenlik alanındaki ortak girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ekonomik gelişimini sürdürerek, küresel ölçekte daha güçlü bir uluslararası aktör olmayı planlayan Yeni Delhi, muhtemelen Tahran ve Washington arasındaki “Washington ağırlıklı denge politikasını” izlemeye devam edecektir. ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin kendisine yönelik yaptırımları ağırlaştırdığı bir ortamda İran, eşyanın tabiatı gereği, öncelikle Hindistan’la ilişkilerini bozmamaya ve sonrasında da ikili ilişkileri geliştirmeye çalışacaktır. Buna paralel olarak; İran’ın, Hindistan’la olan ticari ilişkilerini sekteye uğratmamak ve kendisine yönelik yaptırımları etkisiz hale getirebilmek için üçüncü kısımlar (diğer ülkeler veya paravan şirketler) üzerinden ilişki kurmak gibi alternatif çözüm yolları geliştirmeye çalışması de ihtimal dâhilindedir. Aslında bütün bu gelişmeler ve olası senaryolar İran-Hindistan ilişkilerinin sınırlarını gözler önüne sermektedir.   

 

 

Sonnotlar:

 

(1) Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), Hindistan Ülke Bülteni Aralık 2011,  s.5-6, http://www.akbank.com/doc/deik/Hindistan_ulke_bulteni.pdf [20.08.2012]. ; Antonio Dai Pra, “India’s Energy Dilemmas and Opportunities”, Aspenia, 08.06.2010, http://www.aspeninstitute.it/aspenia-online/article/india%E2%80%99s-energy-dilemmas-and-opportunities [20.08.2012].

(2) Kashif Mumtaz, “Changing Patterns of Iran-India Relations”, The Institute of Strategic Studies Islamabad, 2006, http://catalogo.casd.difesa.it/GEIDEFile/Iran-india.HTM?Archive=191282491946&File=Iran-india_HTM  [25.07.2012].

(3) Robert M. Hathaway, “The ‘Strategic Partnership’ between India and Iran”, Asia Program Special Report, No. 120, April 2004, s.2, http://www.wilsoncenter.org/sites/default/files/asia_rpt_120rev.pdf [26.07.2012].

(4) “Documents Signed between Islamic Republic of Iran and India”, Ministry of External Affairs, Government of India, http://www.mea.gov.in/bilateral-documents.htm?dtl/7545/Documents+signed+Between+Islamic+Republic+Of+Iran+And+India  [06.03.2013]. ; Kasif Mumtaz, a.g.m., 

(5) Christine Fair, “Indo-Iranian Relations: Prospects for Bilateral Cooperation Post-9-11”, s.10, edited by Robert Hathaway, “The ‘Strategic Partnership’ between India and Iran”, http://www.wilsoncenter.org/sites/default/files/asia_rpt_120rev_0.pdf [05.03.2013].

(6)Ronak D. Desai and Xenia Dormandy,”India-Iran Relations: Key Security Implications”, Belfer Center for Science and International Affairs, 24.03.2008,  http://belfercenter.ksg.harvard.edu/publication/18176/indiairan_relations.html [31.07.2012].

(7) Christine Fair, a.g.m. , s. 11.

(8) Mahmoud Balooch, “Iran and India’s Cooperation in Central Asia”, China and Eurasia Forum Quartely, Volume 7, No.3, (2009),  s. 29, http://www.chinaeurasia.org/images/stories/isdp-cefq/CEFQ200910/cefq7.3mb25-29.pdf [31.07.2012].   

(9) Ronak D. Desai and Xenia Dormandy, a.g.m.,

(10) C. Christine Fair, “India and Iran: New Delhi’s Balancing Act”, The Washington Quartely, Volume 30, Number 3,  Summer 2007, s. 148, http://home.comcast.net/~christine_fair/pubs/07summer_fair_washqtryly.pdf [31.07.2012].

(11) Monika Chansoria, “India-Iran Defence Cooperation”, Indian Defence Review, Vol 25.(1), January-March 2010, http://www.indiandefencereview.com/interviews/india-iran-defence-cooperation/ [31.07.2012]. ; “India, Iran hold naval exercises”, United Press International (UPI), 09.03.2006, http://www.upi.com/Business_News/Security-Industry/2006/03/09/India-Iran-hold-naval-exercises/UPI-19131141931883/ [31.07.2012].  

(12) Efraim Inbar and Alvite Singh Ningthoujam, “Indo-Israeli Defense Cooperation in the Twenty-First Century, The Begin-Sadat Center for Strategic Studies Bar-Ilan University,  January 2012, s.20, http://www.biu.ac.il/Besa/MSPS93.pdf [01.08.2012].

(13) Jayshree Bajoria and Esther Pan, “The U.S.-India Nuclear Deal”, Council on Foreign Relations (CFR), 05.12.2010, http://www.cfr.org/india/us-india-nuclear-deal/p9663#p10 [01.08.2012]. 

(14) “Anlaşma Hindistan’a Ne Sağlıyor?”, BBC Türkçe, 02.03.2006, http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2006/03/060302_india_agreement.shtml [02.08.2012].

(15) Hars V. Pant, “The US-India Deal, Iran, and India’s Future”,  The-Asia Pasific Journal: Japan Focus, 27.01.2006, http://www.japanfocus.org/-Harsh_V_-Pant/2100 [02.08.2012]. ; P.R. Kumaraswamy, “India’s Interests Collide Over Iran”,World Security Network,  29.10.2005, http://www.worldsecuritynetwork.com/India/Kumaraswamy-P.R/Indias-Interests-Collide-Over-Iran [02.08.2012].   

(16) Efraim Inbar and Alvite Singh Ningthoujam, a.g.m. , s.21

(17) (Yazar Adı Belirtilmemiş), “Pakistan-Iran Gas Pipeline”, Noor ul Haq (Ed.), “Iran-Pakistan Peace Pipeline”, s.2, http://ipripak.org/factfiles/ff124.pdf [07.08.2012].

(18) Meena Singh Roy and Ajey Lele, “Engaging Iran in the New Strategic Environment: Opportunities and Challenges for India”, Strategic Analysis, Volume. 35, Number. 1, January 2011, s.93, http://www.tandfonline.com/doi/pdf/10.1080/09700161.2011.530986 [08.08.2012].; ”Iran-Pakistan pipeline will open soon”, PRESSTV, 13.11.2010,     http://www.presstv.ir/detail/150794.html [08.08.2012].  ;  Abbas Maleki, “Iran-Pakistan-India Peace Pipeline: Is It a Peace Pipeline?”, MIT Center for International Studies, 2007, http://web.mit.edu/cis/pdf/Audit_09_07_Maleki.pdf [31.03.2013]. ; Islam Uddin, “The Iran-Pakistan Gas Pipeline Gets Bogged Down with International Politics”, [tarih belirtilmemiş], http://www.policymic.com/articles/5982/the-iran-pakistan-gas-pipeline-gets-bogged-down-with-international-politics [31.03.2013]. 

(19)Ayaz Gül, “Pakistan, India Sign TAPI Pipeline Deal with Turkmenistan”, Voive of America (VOANEWS), 23.05.2012, http://www.voanews.com/content/pakistan_india_sign_tapi_pipeline_deal/940111.html [08.08.2012].

(20) Betül Buket Karaçin, “Türkmenistan- Afganistan- Pakistan-Hindistan Doğalgaz Boru Hattı Projesi”, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu, 14.04.2011, http://www.usak.org.tr/makale.asp?id=2052 [08.08.2012].  

(21) Pakistan’ın bu tutumunun ardında yatan, ekonomik ve siyasi olmak üzere, iki neden vardır. Birincisi; Hindistan, Afganistan ve Orta Asya pazarlarına ulaşması durumunda ekonomik açıdan güçlenecektir. Bu durum, Hindistan’ı kendisine rakip, hatta “düşman” olarak gören Pakistan için istenilen bir durum olmayacaktır. Ayrıca, Pakistan’ın, Hindistan ve Afganistan arasında ticaret koridoru olmayı kabul etmesi durumunda; Hindistan malları, Pakistan’da üretilen mallara nispetle hem daha ucuz hem de daha kaliteli olması sebebiyle, Pakistan piyasasında önemli bir hâkimiyet kazanacaktır. Böylece, Pakistan, ekonomik olarak Hindistan’a bağımlı hale gelecektir. İkinci neden ise; Hindistan, Afganistan’da ekonomik anlamda güç kazanması durumunda, Afganistan’daki siyasal nüfuzunu da arttıracaktır.  Raza Khan, “Extending Transit Trade to CARs”, Weekly Cutting Edge,  http://www.weeklycuttingedge.com/back-issues/Volume07-41/national01.htm [09.08.2012].

(22) Mahmoud Balooch, a.g.m., s.26-27. ; Sudha Ramachandran, “India Iran, Russia Map Out Trade Route”, Asia Times, 29.06.2002, http://www.atimes.com/ind-pak/DF29Df02.html [13.08.2012]. 

(23) Sujata Ashwarya Cheema, “India’s Approach to Sanctions on Iran”, e-International Relations, 29.04.2012, http://www.e-ir.info/2012/04/29/indias-approach-to-sanctions-on-iran/ [04.04.2013]. ; Ronak D. Desai, “On Iran, India’s Record Is Better Than You Think”, Huffingtonpost, 10.11.2012, http://www.huffingtonpost.com/ronak-d-desai/iran-india_b_1959712.html [04.04.2013].

(24) Hakan Demir, “İran Petrol İhracına ABD’nin Finansal ve Politik Yaptırımı ve Türkiye”, Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM),  http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=3384 [13.08.2012].

(25) “Diplomat: India slowly cutting Iranian oil import”, Washingtontimes, 13.04.2012, http://www.washingtontimes.com/news/2012/apr/13/diplomat-india-slowly-cutting-iranian-oil-imports/?page=all [14.08.2012]. Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanı’nın, 20 Mart 2012 tarihinde Hindistan Ayan Meclisine verdiği bilgiye göre Hindistan, 2008-2009 yılları arasında İran’dan toplam 21.81 milyon ton petrol ithal ederken, bu rakam 2011 Nisan – 2012 Ocak tarihleri arasında 14.78 milyon tona düşmüştür. Hindistan Maliye Bakanı Pranab Mukherjee’nin Pranab Mukherjee’nin verdiği bilgiye göre ise Hindistan, yıllık 160-170 milyon ton civarındaki petrol ithalatının yaklaşık 14 milyon tonluk kısmını İran’dan ithal etmektedir. S. Samuel C. Rajiv, “India and Iran’s Nuclear Imbroglio: Navigating the Consequences”, Middle East Review of International Affairs, Vol.16, No. 2, (June 2012), s. 39, http://www.gloria-center.org/wp-content/uploads/2012/07/Rajiv-revised-YA-au1-PDF.pdf [02.04.2013].     

(26) “ABD, Iran Petrolüne Karşı Yaptırımları Gevşetiyor”, BBC Türkçe, 12.06.2012, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/06/120612_us_iran_oil.shtml [14.08.2012].

(27) “Yaptırım Muafiyetinin Süresi Uzatılmıştır”, Amerika’nın Sesi, 08.12.2012,  http://m.amerikaninsesi.com/a/1561000.html [02.04.2013].

Back to Top