Baltık Ülkeleri ve Batı ile Entegrasyon

A- A A+

Baltık ülkeleri, Baltık Denizi’ne kıyısı olan ve aralarında tarihi yakınlık bulunan Estonya, Letonya ve Litvanya’dır. Prusya, Danimarka, İsveç, Polonya ve en son olarak da Rusya’nın egemenliğine giren Baltık ülkeleri 1920-1939 yılları arasındaki dönem hariç bağımsızlıklarını kazanamamışlardır.  Ağustos 1939’da Almanya ile Sovyetler Birliği arasında yapılan gizli bir antlaşma ile bu üç ülkenin Sovyetler Birliği’ne bağlanması kabul edilmiştir. Ama Baltık bölgesinde Sovyetleşme karşıtlığı hiç bir zaman tam olarak bitmemiş, Gorbaçov tarafından uygulamaya koyulan Glasnost ve Perestroika politikası ile daha da artmıştır. Özellikle basın özgürlüğünün sağlanması Sovyet karşıtı düşüncelerin ifade edilmesinde ve toplumda yayılmasında etkili olmuştur. 1989’dan itibaren ekonomik bağımsızlıklarını ilan eden Baltık ülkeleri, 1991’deki Sovyet darbesinin başarısız olmasıyla da siyasi bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır.



Tüm eski Sovyet ülkeleri arasında sadece bu üç Baltık ülkesi yirmi yıl boyunca gerçek anlamda bağımsızlık ve modern devlet deneyimi yasamıştır.(1) Ayrıca, kuzey Avrupa ülkeleri ile coğrafi yakınlıkları Baltık toplumunun Batılı değerlere daha açık olmasını sağlamıştır.


 


Bağımsızlıklarını kazanmalarına rağmen ardından uluslararası arenadaki yerlerini almaları çok kolay olmamıştır. İlk sorun Sovyet güçlerinin bu üç ülkeden çekilme sürecinde yaşanmış, Rus birlikleri Baltık ülkelerinden ancak 1998 yılında tamamen çekilmiştir. Bir diğer sorun toprak taleplerine bağlı olarak yaşanmıştır. Bağımsızlıkları sırasında üç ülke sınırlarının 1920’deki şekliyle belirlenmesini talep etmiş, ancak sınırlar Sovyet yönetiminin daha önce çizmiş olduğu şekilde belirlenmiştir.  Bir diğer sorun da Rusya’nın enerjiyi enerji kaynakları bakımından yoksul olan bu ülkelere baskı unsuru olarak kullanmasıyla ortaya çıkmıştır. Ayrıca, transit yollar üzerinde bulunmaları sebebiyle Rusya’ya karşı belli bir pazarlık gücüne sahip olmakla birlikte bu ülkeler, Rus petrolü alımında kendi aralarında rekabet halindedirler.



Baltık ülkelerinin Batı bloğu ile yakınlaşma çabalarına gelindiğinde, bu ülkeler SSCB’nin dağılmasından sonra Bağımsız Devletler Topluluğu içerisinde yer almayı reddederek eski Sovyet ülkeleri ve Rusya ile bağlantılarını önemli oranda sınırlamak istediklerini göstermişlerdir. Baltık bölgesinin Rusya’nın yakın çevre politikasına (“Yakın Çevre” doktrini ile Rusya, eski SSCB topraklarını nüfuz alanı olarak kabul etmiştir.) dâhil edilmesini önlemeye çalışmışlardır.



Bağımsızlıklarının ilk yıllarından itibaren Baltık bölgesinin doğusunun güvenliğini sağlamak için askeri işbirliğinin gerekliliğine inanan Baltık ülkeleri, 1994 yılında Baltık Konseyi ve Baltık ülkeleri barış koruma taburunu (BALTBAT) kurmuşlardır.  Ayrıca, askeri faaliyetleri kapsamamakla birlikte güvenlik sorunlarına çözüm sağlamayı hedefleri arasında kabul eden, 1992 yılında kurulmuş Baltık Denizi Ülkeleri Konseyi’ne üye olmuşlardır. Böylece, Baltık kıyısındaki ülkelerle yakınlaşarak kuzey Avrupa’da yer edinmeye, kendilerini Avrupa’ya bağlayan Almanya ve Polonya ile yakınlaşarak izolasyondan kurtulmaya çalışmışlardır.(2) Bununla birlikte, bağımsızlık mücadelesi sürecinde tek sadık müttefik olarak adlandırdıkları Washington ile ilişkilere özel önem vermişlerdir.(Bu dönemde Avrupalı devletler Rusya ile ilişkiler konusunda hassas davranmakta ve Rusya’nın tepkisini çekecek manevralardan kaçınmaktaydılar.) Atlantik ittifakına girmek hem ABD ile yakınlaşmak hem de güvenliklerini sağlamak bağlamında Baltık ülkeleri için büyük önem taşımaktaydı.


 


Ancak, NATO ülkelerinin,  Baltık ülkelerinin İttifak’a üyeliği konusunda gerek finansal gerekse stratejik çekinceleri bulunmaktaydı. Bu genişlemenin maddi yükünün yanı sıra Rusya ile ilişkilerin gerginleşecek olması NATO ülkelerinin başlıca kaygısıydı. Bununla birlikte, öncelikle NATO’nun oluşturduğu Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyi ve Barış için Birlik örgütlenmelerinde yer alan Baltık ülkeleri bu süre zarfında gerekli siyasi ve ekonomik değişiklikleri gerçekleştirmiştir. Ayrıca, Yeltsin hükümeti sırasında Rusya’nın Batı ile ilişkilerinin gerginleşmesi Baltık ülkelerinin stratejik öneminin artmasına yol açmıştır. Böylece 2002 yılında Baltık ülkeleri, Bulgaristan, Romanya, Slovakya ve Slovenya ile birlikte NATO üyelik müzakerelerine başlamaya davet edilmiş ve 2004 yılında da NATO’ya üye olmuşlardır. Hatta, üç ülke sınırlı sayıda olmakla birlikte NATO’nun Afganistan ve Irak operasyonlarına asker göndererek destek vermişlerdir.(3)



AB’ye üyelik ise Baltık ülkeleri için ekonomik, siyasi ve idari olarak pek çok yapının yenilenmesini gerektirmekteydi. AB için ise bu üyelik, Rusya ile ilişkilerin tekrar gözden geçirilmesi anlamına gelmekteydi.  Baltık bölgesi ile Batı Avrupa arasındaki ilk ilişkiler 1991’den itibaren diplomatik ilişkilerin kurulması ile başlamış, daha sonra 1992’de ticaret antlaşmasının ve PHARE yardım projesinin, 1994’te serbest ticaret antlaşmasının, 1995’te de ortaklık antlaşmasının imzalanması ile devam etmiştir. Üç Baltık ülkesi resmen 1995 yılında AB’ye üyelik talebinde bulunmuşlardır. Ancak Brüksel tarafından sadece Estonya’nın üyelik için gerekli şartlara sahip olduğuna karar verilmiştir. Ekonomik güçsüzlüğün dışında Litvanya’daki Ignalina nükleer santralinin varlığı ve Letonya’daki Rus azınlığın durumu bu iki ülkenin adaylığının reddedilmesine yol açmıştır.(4)  Bu ülkelerin gerekli şartları yerine getirerek üyelik müzakerelerine başlamaları için 1999 yılındaki Helsinki Zirvesi’ni beklemek gerekecektir. 2002 yılında AB Komisyonu’nun Birliğin genişlemesine ilişkin kararı ile 2004 yılında üç Baltık ülkesi Kıbrıs, Macaristan, Malta, Polonya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya ile birlikte AB’ye üye olmuşlardır.



Ancak bu üyelik Baltık ülkelerine ilişkin tüm sorunların aşıldığı anlamına gelmemektedir. Tarımın ekonomilerinde önemli bir paya sahip olduğu Baltık ülkelerinin tarım alanındaki sübvansiyon oranının arttırılması Birlik üyesi ülkeler arasında tartışmalara neden olmuştur. Ayrıca Birlik topraklarının Baltık bölgesini kapsamasıyla organize suçla mücadele daha büyük önem kazanmış ve bu bölgenin organize suç örgütleri tarafından transit yol olarak kullanılmasını önlemek amacıyla özel önlemler alınmasını zorunlu kılmıştır.



Ancak AB için en büyük sorun Rusya ile gerginleşen ilişkiler olmuştur. Baltık ülkelerinin, özellikle de Litvanya’nın üyeliği Kaliningrad sorununa yol açmıştır. Kaliningrad, bugün Rusya Federasyonu’nun Rusya ile bağlantısı olmayan, Litvanya ile Polonya arasında, Baltık Denizi kıyısındaki toprağıdır. Hem Rusya’nın Baltık Filosunun burada bulunması hem de açık bir liman olması nedeniyle jeostratejik ve ticari öneme sahip Kaliningrad bölgesi, SSCB’nin dağılışından sonra kara bağlantısı bulunmamasına rağmen özerk (oblast) bir bölge olarak Rusya’ya bağlı kalmıştır.



Moskova için AB’deki ayağı konumundaki bu bölge büyük önem taşımaktadır. Soğuk savaş sonrası, NATO ve AB’nin sınırlarına doğru genişlemesinden hoşnutsuz Rusya için Kaliningrad, bu bölgedeki Rus etkinliğinin arttırılması, Polonya ve Litvanya’nın iç işlerine müdahale edebilmesi ve dolayısıyla AB politikalarına müdahil olabilme potansiyeli taşıması açısından önemlidir.(5) Ayrıca, tüm Baltık bölgesinin NATO etkisine girmesinden çekinen Moskova için Kaliningrad, önemli bir askeri üs niteliğinde olup Baltık’taki politik ve askeri Rus varlığının garantisidir.



Tüm bu stratejik önemi dışında, Kaliningrad bir Rus toprağıdır ve anayasası gereği Rusya kendi topraklarında vatandaşlarının serbest dolaşımını sağlamakla yükümlüdür. Ayrıca, bu bölgenin anavatan ile bağlantısını tamamen kaybedip izole hale gelmesi, kendisi için bu kadar büyük öneme sahip bir toprak üzerinde yaşayan Rus halkın memnuniyetsizliğine yol açacak ve dolayısıyla AB etkisine girmesini kolaylaştıracaktır.



Rusya’nın tepkisini çeken bir diğer sorun da Baltık ülkelerindeki Rus azınlıkların durumuydu. Sayıları oldukça fazla olan ve Rusya’nın kendi içişlerine karışması ihtimalini ortaya çıkaran bu azınlıkların Rusya’ya dönmesini sağlamaya çalışan Estonya ve Letonya, başlangıçta bu amaçla onlara vatandaşlık vermeyi reddetmiştir.(6) Letonya’da toplam nüfusun % 33’ü, Estonya’da ise toplam nüfusun %28’i Rus kökenlidir (7) ve bu ülkelerde yaşayan Rus azınlığın en temel sorunu vatandaşlıktır. Nitekim Rusya’dan gelen tepkiler neticesinde bu ülkelerdeki vatandaşlığa alınma koşulları pek çok defa değiştirilmiştir.(8) Baltık ülkelerinde, AB üyesi olmanın bir gereği olarak vatandaşlık statüsü kazanmamış Rus azınlığın temel hak ve özgürlükten yararlanması konusunda önemli düzenlemeler yapılmış olsa da toplumsal entegrasyon hala tam olarak sağlanabilmiş değildir.(9)



Rusya ile yaşanan bu sorunlar, Baltık ülkelerinde güvenlik ve savunma konularının her zaman gündemde kalmasına, dolayısıyla NATO’nun bu ülkeler için özel bir önem taşımasına sebep olmuştur. 2001 yılından itibaren değişen güvenlik parametreleri NATO’da da değişime yol açmış ve bu örgütün operasyon alanı Afganistan ve Irak’a kadar genişlemiştir. Bu genişleme Baltık ülkeleri arasında,  NATO’nun esas alanı olan Avrupa savunmasını ikinci plana iteceği ve aksatacağına ilişkin endişelerin doğmasına neden olmuştur. Ayrıca Baltık ülkeleri, taraflardan bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirilmesini ve toplu savunmayı öngören 5. Maddenin, NATO’nun yeni stratejik konseptinde önemli bir rol oynaması gerektiğini savunmaktadır. Bu talebin esas nedeni 2008 yılındaki Gürcistan-Rusya savaşı ile Ağustos 2009’da Rusya ve Belarus tarafından düzenlenen geniş kapsamlı askeri tatbikattır. Estonya’nın NATO temsilcisi Juri Luik, onlar için Avrupa güvenliğinin ve NATO’nun üyelerini savunma kapasitesinin hayati önem taşıdığını ifade etmektedir.(10) Baltık ülkelerinin isteği 5. Maddeye daha somut bir yorum ve uygulama kazandırmaktır. Ancak eski NATO ülkeleri önemli bir ortak ve uluslararası aktör olarak gördükleri Rusya’nın tepkisini çekecek adımlardan kaçınmaya özen göstermektedirler.



Özetle, Sovyetler Birliği’nin yıkılışı ile bağımsızlıklarını kazanmalarından itibaren Baltık ülkeleri, uluslararası arenada yerlerini belirlemek, özellikle de NATO ve AB bünyesinde yer alarak Batı’ya yakınlaşmak için büyük bir istek ve çaba göstermişlerdir. Bunun nedeni de Rusya’nın daimi bir tehdit unsuru olarak algılanmasıdır. Rusya’nın yoğun baskısına, ekonomik, siyasi ve azınlıklara ilişkin sorunlara rağmen Baltık ülkeleri Batı ile entegrasyonu sağlamayı başarmıştır.


 


 


Notlar:



1. Jean-Christophe ROMER, “ Les Etats baltes: entre nord, centre et est”, Strategique, No.55,  1992, p.99


2. Ibid.



3. Matthieu CHILLAUD, “La question de l’élargissement de l’OTAN aux Etats baltes”, Revue Regard sur l’Est, No.19, 01 Janvier 2000


4. Pascal LOROT, “Les pays baltes et l’élargissement de l’UE”, AFRI, Volume IV, 2003, p. 301



5. Ibid., p. 307


6. Tolga BILENER, “AB’nin Azınlık Hakları Anlayışı ve AB’yle Bütünleşme Sürecinde Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri”, Beril Dedeoğlu (der.), Dünden Bugüne Avrupa Birliği, İstanbul, Boyut Kitapları, Ekim 2003, s. 181



7. Kjersti Loken et al., “Conflicts in the OSCE Area: Estonia, Latvia and Lithuania”, July 15th 2004, s. 45, www.prio.no/files/osce-pdf/osce-baltic.pdf (erişim tarihi: 13 Şubat 2010)


8. Tolga BILENER, op. cit., s. 182



9. Emre OZKAN, “Avrupa Birliği’ne Űyelik Sürecinde Baltık Űlkelerindeki Rus Azınlıklar”, USAK, 7 Mayıs 2009


10. Mariliis METS, “Les pays Baltes face au nouveau concept strategique de l’OTAN”, Nouvelle Europe, 11 Janvier 2010


 


 


KAYNAKÇA



CHILLAUD, Matthieu, “La question de l’élargissement de l’OTAN aux Etats baltes”, Revue Regard sur l’Est, No.19, 01.01.2000


DEDEOĞLU, Beril (der.), Dünden Bugüne Avrupa Birliği, İstanbul, Boyut Kitapları, Ekim 2003


DEMIR, Idris, « National Securities of Small States in the International System », KMU IIBF Dergisi, No. 14, Haziran 2008


HAM, Peter  van, « The Baltic States: security and defence after independence”, Chaillot Paper, N.19, June 1995


JACOB, Antoine, Les Pays Baltes, Paris, Alvik, 2004


LOROT, Pascal, “Les pays baltes et l’élargissement de l’UE”, dans AFRI, Volume IV, 2003


METS, Mariliis, “Les pays Baltes face au nouveau concept strategique de l’OTAN”, Nouvelle Europe, 11 Janvier 2010


OZKAN, Emre, “Avrupa Birliği’ne Űyelik Sürecinde Baltık Űlkelerindeki Rus Azınlıklar”, USAK, 7 Mayıs 2009


ROMER, Jean-Christophe, “ Les Etats baltes: entre nord, centre et est”, Strategique, No.55, 3e trimestre 1992, p.97-114

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top