Kıbrıs’ta Mülkiyet Sorunu: Loizidou ve Orams Kararları

Aslıhan P. TURAN
12 Şubat 2010
A- A A+

Güney Kıbrıs’taki Rumların, KKTC’de 1974 askeri harekâtının ardından kuzeyde kalan mallarına erişimlerinin engellendiği iddiasıyla AİHM’de açtıkları davalarda Türkiye aleyhine pek çok ihlal kararı çıktı. Yüklü tazminatlar ödemeye mahkûm olan Türkiye, yürütmeye çalıştığı müzakere sürecinin bu şekilde baltalanmasından muzdaripken, güneyli Rumlar da hukuk alanındaki bu savaşı sürdürmekte kararlı gözüküyor. Peki, neden Türkiye kendi yargı yetkisi dışında kalan KKTC’nin mahkûm olduğu mülkiyet hakkı ihlallerinin faturasını ödüyor? KKTC’nin hukuki organları uluslararası hukukta iç hukuk yolu olarak tanınırken, KKTC nasıl hala yok kabul ediliyor? Uluslararası hukuk alanında gerçekleşen bu savaş, müzakere sürecini nasıl etkiler? Bütün bu sorular, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Loizidou davasıyla başlayıp, Mal Tazmin Komisyonu’nun kuruluşuna ve tanınmasına kadar devam eden süreçte yaşananlar ve uluslararası hukuk ışığında açıklanmaya çalışılacaktır. Ayrıca Kıbrıs Rum Mahkemelerini sivil ve ticari konularda KKTC ile ilgili karar vermeye yetkili kılan ve bu kararları da bütün AB ülkelerinde icra edilebilir kabul eden Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) (1) Orams kararı da değerlendirilecektir.


Mülkiyet Hakkı ve AİHM

Bütün bu çekişmelerin temelinde yatan mülkiyet hakkı bir aynî haktır. Yani, sahibine hakkın konusu olan eşya(2) üzerinde doğrudan doğruya hâkimiyet sağlayan ve herkese karşı ileri sürülebilen, bir haktır. Mülkiyet hakkı sahibine; kullanma  (usus), semerelerinden faydalanma (fuructus) ve tüketme (abusus) yetkilerini verir.(3)

 

Mülkiyet hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS), sonradan ilave edilen 1. No’lu Ek Protokol ile güvence altına alınmıştır. AİHM’ne göre ‘(..) 1. madde, herkese mal ve mülkünün dokunulmazlığına riayet edilmesi hakkını tanımakta, özü itibariyle mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. (..) Kişinin mal ve mülkünden yararlanma hakkı mülkiyet hakkının geleneksel temel unsurlarından birini oluşturur’(4) derken yukarıda saydığımız mülkiyet hakkının içerdiği yetkilerden, kullanma (usus) yetkisini işaret etmektedir. Bu yetkilerden birinin kullanılamaması sonucunu doğuracak her durum gibi, mülkiyet hakkına erişimin engellenmesi de mülkiyet hakkına tecavüz manasına gelmektedir.

 

KKTC’deki Mülkiyet Sorunu

KKTC ve GKRY arasında devam eden müzakerelerin en önemli konusunu mülkiyet sorunu oluşturmaktadır. Mülkiyet hakkı konusunda verilen kararların en önemlisi bu konuda bir ilk olduğu için hayli ses getiren Loizidou kararıdır ki, Türkiye’nin tazminata mahkûm edilmesiyle sonuçlanmış ve akabinde açılan davalar için Türkiye aleyhine emsal teşkil etmiştir.

 

Güney Kıbrıs Rum vatandaşı olan Loizidou, KKTC topraklarında kalan mülklerini, 1974 sonrasında terk etmek zorunda bırakıldığını ve bunun AİHS’de öngörülen mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. KKTC topraklarına geçerek kendi mülklerine ulaşmak istediğinde, Türk askerleri tarafından durdurulduğunu belirtmiştir. Türkiye’nin 1974’deki müdahalesi sonrasında mülkten yararlanma hakkının ihlal edilmekte olduğunu iddia etmiştir. Dava görülürken, Loizidou ve GKRY, kuzeyde kaldığını iddia ettikleri topraklara erişimin engellendiğini, ancak şikâyetlerinin bununla sınırlı olmadığını; kullanma, satma, miras bırakma, geliştirme ve elinde tutma haklarından tamamını yitirdiklerini beyan etmişlerdir. Türk Hükümeti ise mülkiyete erişim hakkının bulunmadığı üzerinden savunmasını vermiş ve bu tür davalarla Kıbrıs meselesinin halline çalışılmasını, sorunları çözebilmekte tek yol olan ülkelerarası diyalogu baltalayacağını söylemiştir. (5) Mahkeme, KKTC’deki mülkiyet sorununa ilişkin Loizidou davasında, Rum başvurucuların mülkiyete erişim hakları engellense de, bu kimselerin malik olmaya devam ettiklerini karara bağlamıştır. Türkiye aleyhine, mülkiyetin korunmasına ilişkin 1. Ek Protokolün 1. maddesinden ihlal kararı vermiş, ancak taşınmazın üzerinde bir konut bulunmadığından hareketle AİHS’nin 8. maddesinin 2. fıkrasınca korunan ‘konuta saygı hakkı’nın ihlali bulunmadığını söylemiştir.

 

Tarafı Kıbrıs’lı Rumlar ve Türkiye, konusu mülkiyet hukuku olan diğer bir dava olan Xenide Arestis Davası, Loizidou’nun ardından açılmış ve o da Türkiye aleyhine sonuçlanmıştır. Başvurucu Magosa şehrinde kendine ait olduğunu iddia ettiği taşınmazı ve taşınmaz üzerindeki konuta erişiminin ve kullanımının engellendiği iddiasıyla AİHM’e gitmiştir. Türk Hükümeti’nin, davanın kabul edilirlik aşamasında dava konusu taşınmazın vakıf malı olması sebebiyle, şahsa devrinin mümkün olmayacağı yönünde verdiği savunma kabul edilmemiş davanın görüşülmesine geçilmiştir.(6) Mahkeme mülkiyet hakkının devamına ilişkin olarak bu kararda da Loizidou kararıyla paralel olarak mülkiyet hakkının devam ettiği görüşünü sürdürmüştür. Mülkiyet hakkının ve konuta saygı hakkının ihlali iddiasıyla AİHM’e başvuran Xenide Arestis’in her iki başvuru sebebi de haklı bulunmuştur. Türkiye mülkiyet ve konuta saygı haklarını ihlali sebebiyle mahkûm olmuştur.

 

Uluslararası Sözleşme’nin 8. maddesine göre ‘Herkes konutuna (…) saygı gösterilmesi hakkına sahiptir’ genel tanımıyla konut kişinin özel hayatını sürdürdüğü yerdir. Mahkemeye göre bir evin sahiplerinin burada oturmalarını yasaklamak konuta saygı yükümünün ihlalidir. AİHM, 1974 askeri harekâtı ile KKTC’nin Rumları güneye göç etmeleri konusunda zorladığına ve kuzeyde kalan konutları üzerindeki haklarını bütünüyle reddettiğine ve bunun da konuta saygı hakkının ihlali olduğuna hükmetmiştir. Xenide Arestis davasında Mahkeme, AİHS’nin 8. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak bu hakkın sınırlandırılabilme şartlarının belli olduğunu, KKTC’nin sınırlamasının hukuki bir dayanağının bulunmadığını söylemiş ve Türkiye’yi mahkûm etmiştir.

 

KKTC’deki İddia Konusu İhlallerde Sorumlu Devlet ve Yetki Saptaması

Türk Hükümeti’nin AİHM’deki mülkiyet hukukuna ilişkin davalardaki yetki itirazı, savunmasının önemli bir kısmını teşkil etmektedir. Davalı Türkiye, KKTC’de gerçekleştiği iddia olunan ihlallerle ilgili olarak sorumlu tutulamayacağını, KKTC’nin, kendi yetki alanı dışında bulunduğunu söylemektedir. (7) Zira Türkiye 1987’de AİHM’nin kararlarının geçerliliğini tanırken “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın uygulandığı sınırlar çerçevesinde meydana gelmiş eylem ve ihlaller için geçerli olacaktır” demiş ve 22 Ocak 1990 tarihinden sonra meydana gelen davalarla ilgili kararları kabul edeceği ihtirazî kaydını düşmüştür. AİHM adadaki Türk askeri sayısından hareketle, adanın kuzeyinde Türk Devleti’nin etkin kontrol ve otoritesinin bulunduğunu, dolayısıyla yer bakımından yetkinin geniş yorumlanması gerektiğini belirtmiştir. KKTC’yi Türkiye’nin yetki alanı içine dâhil etmiştir.(8) KKTC’nin uluslararası alanda tanınmadığını, 1974 sonrasında yaptığı kamulaştırmaların hükümsüz olduğunu, kuzey tarafının Türkiye tarafından işgal altında tutulduğunu açıklamıştır. Yani Türkiye, uluslararası hukukta işgalci ve KKTC’de gerçekleştiği iddia olunan insan hakları ihlallerinin sorumlusu olarak kabul edilmektedir.

 

KKTC’de İç Hukuk Yolu Tahsis Çalışmaları ve Mülkiyet Davalarının Siyasi Statüye Etkisi

Bilindiği gibi AİHM’e yapılan başvuruların en önemli kabul edilirlik şartı iç hukuk yollarının tüketilmiş olmasıdır. (9) KKTC’yi devlet olarak tanımayan AİHM, önceleri KKTC’nin hiçbir kurumunu iç hukuk yolu olarak kabul etmediğini söylerken bu kararını Cyprus v. Turkey davasında, KKTC’nin AİHS’e uyumlu kurumlar oluşturduğu takdirde, bunların iç hukuk yolu sayılabileceğini ifade ederek değiştirmiştir. Bu içtihat değişikliğinin en önemli sebebi, Rumların, AİHM’e doğrudan gitme imkânı bulmalarıyla artan Strasburg’daki dava yoğunluğudur. Zira iç hukuk yollarını tüketmiş olma genel kuralının, ‘etkili bir iç hukuk yolu bulunmaması halinde uygulanmayacağı’ istisnası, iç hukuk yollarını tüketme basamağını devre dışı bırakmıştır.

 

AİHM’nin KKTC’ye iç hukuk yolu oluşturulması yönündeki tavsiyelerine(10) istinaden, KKTC tarafından yasal ve anayasal alanda değişiklikler gerçekleştirilmiştir. KKTC Anayasası’nın, mülkiyet iddiasının konusu olan topraklarla ilgili iç hukukta hak aramaya engel olan(11) 159. maddesinin değiştirilmesi bu değişikliklerin en önemlilerindendir.  Yasal alanda gerçekleştirilen en önemli yenilik ise, her iki tarafta da yoğun tartışmalara neden olan 2003 tarihli ‘Taşınmaz Mal Tazmini Yasası’dır. Bu yasaya dayalı olarak oluşturulan Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu kurulduktan bir süre daha AİHM tarafından iç hukuk yolu olarak görülmemiş, eleştiriler doğrultusunda(12) 2005 tarihinde çıkarılan ‘Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası’ ile yeniden yapılandırılmıştır.

 

Bütün bu hukuki revizyonun ertesinde AİHM, Taşınmaz Mal Komisyonu’nu bir iç hukuk yolu olarak görebileceğini Ocak 2009’da sonuçlanan Andromahi Aleksandru kararıyla(13) ortaya koymuştur. Andromahi Aleksandru’nun lehine sonuçlanan dava sonrasında henüz tazminata hükmedilmemişken, Taşınmaz Mal Komisyonu ile anlaşma yoluna gitmesi ve AİHM’in bunu kabul etmesi, Türkiye’yi yeni bir mahkûmiyetten kurtardı. Başvuru yapılmamış sayıldı. Her iki tarafta da bunu KKTC’nin AİHM tarafından tanınması olarak yorumlayanlar olsa da, AİHM ilgili komisyonu KKTC’nin değil, TC’nin iç hukuk yolu olarak gördüğünü ifade etmekle bu yorumların önünü tıkamıştır. Hukuki açıdan bu bir tanıma sayılır mı sayılmaz mı sorusuna kimi hukukçular, bir devlet işlemi olmasından hareketle, tanımanın ancak bir devlet tarafından mümkün olduğu ve AİHM gibi uluslararası bir kurum tarafından tanınmanın mümkün olmadığı, böyle bir tanıma açıkça dile getirilse bile bu açıklamanın AB devletlerini bağlamayacağı yorumunu yapmaktadırlar.

 

Türkiye, Loizidou davasında lehine hükmedilen tazminatı ödemeyi uzunca bir süre reddetmiş, yedi yılın sonunda kabul etmiş, ancak bunun sonraki davalara örnek teşkil etmeyeceği yönünde ihtirazî kayıt koymuştur. Bir görüşe göre tazminatın ödenmiş olması, Türkiye’nin AB nezdinde inandırıcılığına gölge düşürmekte ve KKTC-GKRY arasındaki görüşmelerde KKTC’nin şartlarını kabul ettirmesinin önüne engeller çıkarmaktadır. Diğer taraftan bakıldığında ise KKTC’nin, sorunun köklü bir şekilde çözümüne yönelik siyasi ve uluslararası hukuk alanında attığı müspet adımlar, çözümün samimiyetle istendiğine bir kanıt olarak, GKRY’nin ayak direyen tavrı karşısında iyiden iyiye öne çıkmaktadır.

 

Mülkiyet Hakkına İlişkin Son Hukuki Gelişme: Orams Davası

Mülkiyet hukuku sorunundaki son gelişme olan Orams davası ile KKTC bu kez Avrupa Birliği Adalet Divanı’na (ABAD) karşı zor durumda kalmıştır. KKTC topraklarında arazisi olan bir Rum, kendi topraklarında İngiliz Orams çiftinin ev yaptırmış olduğunu görerek,  aleyhlerinde Rum mahkemelerinde dava açmıştır. Dava, çiftin evlerinin yıkılması ve taşınmazın mahkemece belirlenen tazminatla birlikte davacı Rum Meletis Apostolidis’e iade edilmesi gerektiği kararının verilmesiyle sonuçlanınca, davalı Orams çifti kararı Rum Temyiz Mahkemesi’ne taşımıştır. Karar Yüksek Mahkeme tarafından Orams çifti aleyhine onanmıştır. Kıbrıslı Rum davacı Apostolidis, KKTC’de icraya koyduramadığı mahkeme kararının İngiltere’de icra edilebilmesi için İngiliz makamlarına başvurup red cevabıyla karşılaşmasının ardından İngiliz İstinaf mahkemesine başvurmuştur. İstinaf mahkemesi davayla ilgili ABAD’dan görüş talebinde bulunmuş ve ABAD’ın açıklamalarıyla, davanın taraflarıyla sınırlı kalmayan, 3. kişiler için ve hatta devletler ölçeğinde sonuç doğuracak olan son derece önemli bir sonuç doğmuştur.

 

ABAD 29 Nisan 2009’da belirttiği görüşünde; Kıbrıs Rum Mahkemeleri’nin KKTC’de Rum malı edinmiş, yatırım yapmış ya da ticaret yapmakta olan yabancılar hakkında vereceği kararların, tüm AB ülkelerinde uygulanabileceği ve davalıların malına el konulabileceği, hatta tutuklanmalarının bile söz konusu olabileceğini açıklamıştır.  19 Ocak 2010’da, İngiliz İstinaf Mahkemesi, ABAD’ın görüşünü onaylamıştır.

 

Türk Dışişleri Bakanlığı karara ilişkin sert bir eleştiri yayınlamış ve kararın adada devam eden barış müzakerelerinin çözüm hedefinden uzaklaşmasına sebep olacağını belirtmiştir.

 

Bu kararın KKTC üzerinde siyasi ve ekonomik etkileri olduğu görülmektedir. Ekonomik anlamda kalkınma problemleri yaşayan KKTC’de yabancıların yatırım yapmaları bu şekilde baskı altına alınmaya çalışılmıştır. Davayla ilgili olarak, KKTC Cumhurbaşkanı Talat, buna benzer hukuki davalar yoluyla, Rum tarafının egemenliğini adanın kuzeyine yaymasına müsaade edilmesinin asla söz konusu olmayacağını vurgulamıştır. Müzakere sürecinde GKRY’nin, mülkiyet sorunları tartışılırken hiçbir esneklik göstermek zorunda kalmayacağından yakınırken, BM’nin daha aktif rol oynamasını beklediklerini ve dış müdahalelerden rahatsız olduklarını belirtmiştir. Orams çiftinin Rum mahkemelerinin adil yargılama hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle AİHM’de açtıkları ve halen devam eden dava hakkında, AİHM’nin İngiliz çifti lehine bir karar vermesi durumunda, Rum mahkemelerinin insan haklarına aykırı yargılama yaptığının kanıtlanmış olacağını açıklamıştır.

 

GKRY Başkanı Hristofyas ise Türkiye’nin tavrını “kabalık” olarak tanımlarken, Talat’ın tepkisine ise “malı, Kıbrıslı Türkler, işgal rejimi ve yabancılar tarafından yağmalanan Kıbrıslı bir Rum’un mahkemede haklı bulunmasına kötü bir şey diyebilir miyiz? Elbette bu kararı memnuniyetle karşılayacağız.” şeklinde karşılık vermiştir.

 

Orams kararı Yunanistan ve GKRY tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Yunanistan Başbakanı Papandreou, Türkiye’nin AİHM kararlarına uymak zorunda olduğunu belirtmiş ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, Kıbrıs’taki Rumların evlerini terk etmiş oldukları için mağdur olduklarını açıklamıştır. Rum basınında da karar “tarihi bir zafer’’ olarak tanımlanmış ve Hristofyas’ın elini güçlendirdiği duyurulmuştur.

 

İngiliz basınında ise, her ne kadar Orams çifti istemedikleri halde bir siyasi soruna neden olduklarını açıklamış olsalar da, gazeteler kararın siyasi etkilerinin tartışılmasından çok, Ada’da yatırımı bulunan pek çok İngiliz’in ne gibi sorunlarla karşılaşabilecekleri üzerine yoğunlaşmış durumdadır.

 

SONUÇ

Kıbrıs, uluslararası alanda en çok tartışılan konulardan biridir. KKTC’nin Türkiye dışındaki ülkeler tarafından tanınmaması, GKRY’nin tüm adayı temsil ettiği iddiası, çözüm arayışlarını da beraberinde getirmiştir. Ne var ki Rum yönetiminin Avrupa ülkelerinden aldığı destek sayesinde, KKTC her zaman taviz vermesi gereken taraf olarak görülmüştür. AİHM’nin ve ABAD’ın mülkiyet hakkıyla ilgili, KKTC topraklarındaki arazilerle ilgili verdiği kararlar da bu savı doğrulamaktadır.

 

Kıbrıs’taki Rum’ların gerek AİHM’de açtığı davalar neticesinde, gerek Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu’na başvuru ile aldığı milyonlarca Euro’luk tazminatlar, Ada’daki sorununun çözümüne müspet bir etkide bulunmamıştır. Bu süreç, sorunun bireyler arasındaki mülkiyet ihtilaflarına indirgenerek çözülemeyeceğini gözler önüne sermiştir.

 

Sorunun giderilmesi Kıbrıs’ın bütün meselelerini birlikte ele almakla mümkün olabilir. Bu değerlendirme için uygun şartları oluşturabilmek ise barış ve işbirliği politikaları geliştirmeye bağlıdır. Annan Planı’nda olduğu gibi, ülkemizin göstereceği barışçıl ve çözüme yönelik her politika elbette karşı tarafta makes bulmayabilir. Aslolan, uluslararası alanda elimizi güçlendirecek, iyi niyet ve samimiyeti ortaya koyabilmektir. Barış ve işbirliği politikaları geliştirmenin yanında en az aynı hassasiyetle yürütülmesi gereken paralel bir süreç de, hukuki prosedür ve usulleri doğru okumak ve titizlikle takip etmektir. Aksi halde telafisi mümkün olmayan hak kayıpları doğmaya devam edecektir.

 

 

DİPNOTLAR:

 

1. Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD) olarak da kullanılmaktadır.


2. Eşya, şey kelimesinin çoğuludur. Ferit Develioğlu Osmanlıca Lügat


3. Medeni Hukuk - Beta Yayınları, Ekim 2000 / Prof.Dr. M. Kemal Oğuzman


4. Handyside/ İngiltere, 7.12.1976; A 24, 62 ve Marchx/ Belçika, 13.06.1979, A 31, 63 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük, Prof. Dr. Feyyaz Gölcüklü


5. Case of Loizidou v. Turkey 56. P ECHR


6. Ömer Fazlıoğlu / TEPAV / EPRI Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarının KKTC Mülkiyet Rejimine Etkileri


7. 18.12.1996 Loizidou v. Turkey (application no:15318/89) ECHR, HUDOC: Human Rights Documentation (Database of the case-law of the supervisory organs of the European Convention on Human Rights


8. Case of Loizidou v. Turkey 56. p ECHR


9. Hukuki dayanak: AİHS 35. Madde


10. 10.05.2001 Cyprus v. Turkey (application no:25781/94), 22.12.2005 Xenide Arestis v Turkey (application no:46347/99) ECHR, HUDOC: Human Rights Documentation (Database of the case-law of the supervisory organs of the European Convention on Human Rights


11. Ömer Fazlıoğlu / TEPAV / EPRI Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarının KKTC Mülkiyet Rejimine Etkileri


12. Yalnızca tazmin hakkı tanıması, komisyon üyelerinin tarafsızlığının sağlanamaması, manevi tazminat talep imkânı vermemesi gibi sebeplerle eleştirilmiştir.


13. 20.01.2009 tarihli Andromahi Aleksandru v Turkey (application no:16162/90) ECHR, HUDOC: Human Rights Documentation (Database of the case-law of the supervisory organs of the European Convention on Human Rights

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top