AB'de İspanya Dönemi

Aslıhan P. TURAN
08 Ocak 2010
A- A A+

1 Ocak 2010 tarihi itibariyle, İspanya AB dönem başkanlığını İsveç’ten devraldı. Önümüzdeki altı aylık dönemde, İspanya’yı ve adaylık müzakereleri çerçevesinde Türkiye’yi nelerin beklediğini net bir şekilde söylemek güç olsa da, İspanya’nın açıkladığı hedefler ve karşılıklı ilişkilerimiz göz önüne alındığında genel bir değerlendirme yapmak mümkün.

 

 

 

Rotasyonlu başkanlığı devralırken, İspanya kendisine dört ana hedef belirlemiş durumda. Bunlardan ilki, tüm dünyayı ve tabi ki AB üyelerini de derinden etkilemiş olan ekonomik krizle mücadeleyi sürdürmek. Bu mücadele öncelikle finansal sektörün denetimini sağlamak ve yeni istihdam alanları oluşturulmak şeklinde ayrışmaktadır. Ekonomik krizin etkilerinden sıyrılmanın en önemli yollarından; üyeler arası ekonomik işbirliğini artırmak ve 2020 ekonomik büyüme planının kendi başkanlık dönemlerinde kabul edilmesini sağlamak, önde gelmektedir.

 

 

İspanya’nın ikinci hedefi, 1 Aralık 2009’da yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması’nın uygulanmasına başlanmasıdır. Antlaşma ile kurumlar için yapısal değişiklikler öngörülürken, yeni makamların da oluşturulmasına tanık olmaktayız. AB Konseyi Başkanı, Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve dönem başkanı birlikte ilk kez çalışacaklar. Açıklamalara göre İspanya, AB’nin dış ilişkileri yürütmede bu iki makama ve AB Dışişleri servisinin çalışmalarına öncelik tanıyarak, AB’nin gerçek diplomatik ilişkilere sahip bir birlik olması için çabalayacak gibi görünüyor. AB’nin uluslararası arenada güçlü bir aktör olması gerektiği konusunda kararlı olan İspanya, ABD, Kanada ve Akdeniz ülkeleriyle zirveler vasıtasıyla bir araya gelerek, seslerini daha fazla duyurmayı ve bölgesel güvenlik ve istikrarın oluşturulmasında önemli bir aktör olmayı hedeflemektedir.

 

 

Üçüncü hedef, “Vatandaşların Girişimi Tüzüğü” üzerinde çalışılması ve Birliğin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olması için görüşmelerin başlatılmasıdır. Lizbon Antlaşması’nda, AB’nin daha demokratik olması için vatandaşların bir milyon imza toplamaları halinde istedikleri bir yasayı çıkarabilecekleri hakkındaki maddenin ne şekilde uygulanacağı konusunda da İspanya döneminde somut adımlar atılması bekleniyor. İspanya bu konuda, AB’nin sosyal ve siyasal bütünleşmesinde üstlerine düşecek görevi yerine getireceklerini belirtmiştir.

 

 

İspanya’nın bir başka önceliği de genişleme alanında kendini göstermektedir. İspanya her zaman Türkiye’nin tam üyeliğine destek verdiğini ve batıyla bütünleşmesi gerektiğini beyan etmiştir. İki ülke arasında genelde olumlu ilişkiler yürütülmüştür. İspanya Başbakanlığı tarafından 2007 yılında “İspanya Bugün 2007” adlı kitapta, Başbakan Zapatero, Türkiye’nin batılı ülkelerin güvenliği ve Akdeniz’in istikrarı açısından önemli bir ülke olduğunu; ekonomisi hızla büyüyen bir ülke olarak, İspanya için AB’den sonra en stratejik ticari ortak olduğunu belirtmiştir.

 

 

İki ülkeyi yakınlaştıran pek çok neden saymak mümkün: Ayrılıkçı terörle mücadele halinde olmaları; Afrika’da yeni temsilcilikler açma girişimleri ve İspanya’nın Balkanlar’da Türkiye’nin tecrübelerinden, Türkiye’nin ise Latin Amerika’da İspanya’nın ilişkilerinden faydalanma arzusu, işbirliğini artırma heveslerini de beraberinde getirmektedir. İki ülkeyi bu sebeplerden yakınlaştıran ve bugün sıkı bağlar kurmalarını sağlayan bir başka girişim Medeniyetler İttifakı’dır. 2005 yılında Türk ve İspanyol hükümetleri öncülüğünde hayata geçirilen ve Birleşmiş Milletler Projesi olan İttifak, kültürler arası diyalogla hoşgörüyü artırmak ve ihtilaflarla çatışmalara çözüm yolları aramak amacını gütmektedir.

 

 

Dönem başkanlığının devralınması sürecinde, Dışişleri Bakanı Moratinos, Türkiye ile müzakerelerin hızlandırılacağı ve yeni fasılların görüşülmeye başlanacağı sözünü vermiştir. AB’'nin bir “Hıristiyan Kulübü” olmadığını ve Türkiye’'nin AB’ye güç kazandıracağını açıklamıştır. Kıbrıs’taki görüşmeleri olumlu olarak nitelendiren İspanya Başbakanı, adada tek devlet esasına dayalı bir çözümü destelediklerini açıklamıştır. İspanya, her ne kadar, Türkiye’nin AB üyeliğine tam destek verse de, AB Konseyi Başkanı ve Dış Politika ve Güvenlik yüksek temsilcisini de ikna etmesi gerekmektedir. Konsey başkanı Van Rumpuy’un beş sene önceki bir demecinde, Türkiye'’nin Avrupa'’nın bir parçası olmadığı ve hiçbir zaman olmayacağı; Türkiye’nin üyeliğinin AB’ye güç kaybettireceği yönündeki söylemlerini göz önünde bulundurursak, İspanya’nın işinin çok da kolay olmayacağını söyleyebiliriz.

 

 

Elbette ki Türkiye’nin AB üyeliğine destek veren bir ülke başkanlığında, ilerleme kaydedilebilir; ancak İspanya’nın Lizbon Antlaşması’nın ilk uygulayıcısı olması, birlik içinde hem kurumlar, hem makamlar arasında koordinasyon görevini yürütürken pek çok sorunla da ilgilenmesi gerekecektir. Moratinos’un, “Türkiye’nin tam üyelik sürecini geri dönülmez bir noktaya getireceğiz” açıklamaları, önümüzdeki altı ay için olumlu sinyaller vermektedir. Türkiye bu süreçte hem gerekli reformları hızla gerçekleştirmeli, hem de üyeliğine karşı olan üyeleri Avrupalı olduğuna inandırmalıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top