Avrupa Birliği ve Grönland

A- A A+

Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde yer alan, adı yerli dilde “İnsanların Ülkesi” anlamına gelen, daha sonra Danca’da Yeşil Ülke anlamı taşıyan Grönland adını alan Ada, bugün 2.166.086 km² ile dünyanın en büyük adası konumundadır. 57 bin nüfuslu Grönland`da halkın % 91`i batı kesiminde yaşamaktadır. Grönland, 10. yüzyılda İzlandalı vikingler tarafından keşfedilmiş, şu an adanın yerli halkı olan İnuitler ise 13. yüzyılda adaya yerleşmişlerdir.


 


Grönland Adası, yüzyıllarca Norveç`e bağlı kaldıktan sonra 1721`de Danimarka`ya bağlanmıştır. 1953 yılına kadar Danimarka kolonisi olan Grönland, 1953`de anayasada yapılan değişiklik ile kolonilikten eyalet statüsüne yükselmiştir. 1979`dan itibaren de Ada özerk yönetime kavuşmuştur. Özerk yönetimin 31 üyeli meclisi Landstinget, sağlık, ekonomi ve eğitim konularında söz sahibidir. Para politikası, dış politika ve güvenlik konuları ise Danimarka’nın egemenliğindedir. 179 üyeli Danimarka meclisinde iki parlamenter ile temsil edilen Grönland, Danimarka Krallığının bir parçası olduğu için Kraliçe II. Margrethe devletin başı konumunda bulunmaktadır.


 


Ayrıca, özerk bir toprak olduğu için İskandinav Konseyi üyesidir. (İskandinav Konseyi, II. Dünya Savaşı sonrasında üye ülkeler arasında serbest market oluşturmak ve ülke vatandaşlarının pasaporta gerek duymaksızın üye ülkeler içinde serbest dolanımını sağlamak amacıyla, 1952 yılında kurulmuş bir organizasyondur. Üyeleri, Kanada, Amerika, Rusya, İzlanda, İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka, Grönland, Faroe Adaları (Danimarka), Aland (Finlandiya)’dır.)


 


Grönland, 1973’te Danimarka’nın o dönemde adı Avrupa Toplulukları olan Birliğe dâhil olmasıyla AB üyesi olmuştur. Ancak 1979`da gelen özerklikten sonra Ada halkı Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun özellikle balıkçılık konusundaki kısıtlamalarına tabi olmak istememiş ve 23 Şubat 1983’de yapılan referandum sonucunda Avrupa ile ilişkilerini değiştirmek isteğini beyan etmiştir. Nitekim 1 Şubat 1985`den itibaren, imzalanan antlaşma uyarınca Grönland, Avrupa Toplulukları’ndan çekilmiş ve Birlik üyesi Danimarka’nın, dolayısıyla da Birliğin, deniz aşırı topraklarından biri haline gelmiştir. (Deniz aşırı toprak ve ülke statüsü, 1957 yılında imzalanan Roma Antlaşması’nın, üye ülkelerin özel ilişkilerinin olduğu topraklar ile Topluluk arasındaki ilişkileri düzenleyen dördüncü bölümünde detaylandırılmıştır. Bu topraklar Avrupa Ekonomik Topluluğu üyesi değildirler, bu nedenle Birlik hukuku buralarda uygulanmaz.) Kısaca, coğrafi olarak Kuzey Amerika’ya bağlı olmakla birlikte hukuki olarak Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin deniz aşırı toprağı statüsündedir. Ayrıca, AB’den ayrılmış olmakla birlikte Danimarka’ya bağlı olduğundan Schengen Antlaşması’na taraftır.


 


Hem AB hem de Danimarka hükümeti ile balıkçılık konusunda ortaklık antlaşması imzalamış olan Grönland’de balıkçılık ihracatın % 95’ini oluşturmaktadır. 2006 yılında AB ve Grönland bu sektörde yeni bir ortaklık antlaşması imzalamıştır. 1985 yılında imzalanan antlaşmanın yerini alacak altı yıl süreli bu yeni antlaşma, Birlik üyesi ülkelere Grönland kara sularında pek çok balık türünü kapsayan avlanma olanağı sağlamaktadır. Buna karşılık, AB’nin Ada’ya yapacağı finansal katkı % 25’i balıkçılık sektörüne olmak üzere 15. 847. 244 € olarak belirlenmiştir.


 


Ada’nın Birlik için önemi sadece balıkçılık sektörü ile sınırlı değildir. Rusya’nın Avrupa`ya sattığı doğalgazda yaptığı fiyat artışı, Ukrayna ile anlaşamaması üzerine gazı kesmesiyle yaşanan kriz ve piyasalarda petrol fiyatlarının sürekli artması nedeniyle Mart 2004’te Brüksel’de yapılan AB Zirvesine enerji konusu damgasını vurmuştu. Çözüm arayışına giren Birlik, Kuzey Kutbu’ndaki en büyük petrol kaynaklarını elinde bulunduran ve Avrupa’nın en büyük uranyum ve altın madenlerine de sahip olduğu düşünülen Grönland’i yeniden AB’ye katma çalışmalarına başlamıştır. Birlik, her yıl vereceği milyon eurolar karşılığında Ada’daki enerji kaynaklarının kullanılması, bilimsel araştırmalar yapılması, madenler çıkarılması konusundaki hakkı kendilerine verilmesini istemektedir.


 


US Geological Survey kurumuna göre Ada’da bulunan petrol rezervleri Suudi Arabistan rezervlerinin yarısına yakındır. Maden ve petrol zenginlikleri ile öne çıkan Ada’da, küresel ısınmanın bu kaynaklara ulaşımı kolaylaştıracağı tahmin edilmektedir. Ayrıca, Amerikan Alcoa grubu, Ada’nın batısına büyük bir alüminyum fabrikası kurmak için girişimlerde bulunmaktadır. Yaklaşık üç milyar euro değerindeki bu proje Ada ile Danimarka arasında soruna neden olmuştur. Grönland, sera etkili gaz emisyonu hakkının üçüncü dünya ülkeleri için belirlenmiş miktarda olmasını talep ederken Danimarka bu konuda kendi tabi olduğu kuralların uygulanmasında ısrar etmektedir.


 


Kasım 2008’de Danimarka`dan daha fazla özerklik için sandık başına giden Grönland halkının % 75’i,  petrol kaynaklarının kontrolü, adalet ve hukuki işler dahil 32 alanda sorumluluğun Danimarka`dan alınması için “evet” oyu kullanmıştır. Bu durum Ada’nın bağımsızlığı yolunda önemli bir adım olarak görülmektedir.


 


Değinilmesi gereken bir diğer önemli husus Grönland’in jeostratejik konumudur. Ada’da 1941 yılından beri bir Amerikan askeri üssü bulunmaktadır. Bu üs II. Dünya savaşı sırasında ABD`den İngiltere`ye giden savaş uçaklarının ikmal noktası olmuştur. Soğuk savaş döneminde ise, Ada’nın Thule şehrine kurulan Amerikan hava üssüne Sovyet Birliği’ne karşı füzeler yerleştirilmiştir. Bu üsse Amerikan anti misil savunma stratejisinin bir elemanı olan Ballistic Missile Early Warning System radarı da yerleştirilmiştir.


 


2004 yılında Amerika ile Grönland arasında imzalanan antlaşma uyarınca ABD’ye anti misil sisteminin modernizasyonu amaçlı çalışma yapma izni verilmiştir. Amerika için Grönland stratejik açıdan büyük önem taşımaktadır. Amerikalı gazeteci John Miller’a göre “ABD’nin güvenliği için bu kadar büyük önem taşıyan böyle bir yerin, Danimarka gibi önemsiz bir ülkenin elinde bulunması bir utanç kaynağıdır.” (Miller, John  "Let's Buy Greenland! — A complete missile-defense plan", National Review,7 July 2001) Ayrıca, küresel ısınmayla birlikte şu an buzullarla kaplı olan Kuzey-batı geçidinin açılması durumunda, buranın Atlantik ve Pasifik okyanusunu bağlayan en kısa deniz yollarından biri haline gelmesi ve bu geçidin Grönland tarafından kontrol edilecek olması ABD’nin gözünde Ada’nın önemini daha da arttırmaktadır.


 


Buna ilaveten dünya petrol rezervlerinin % 20 ‘sinin Kuzey Buz Denizi’nde bulunduğunun saptanması, kuzey kıyı karasularının karadaki topraklarının devamı olduğunu iddia eden ve bölgede denizaltında bulunan ve Lomosonov Sıradağları olarak bilinen jeolojik oluşumun kendi karasal topraklarının uzantısı olduğu görüşünü dile getiren Rusya’nın, Ağustos 2007’de Kuzey Buz Denizi tabanına Rus bayrağı dikmesi ile gözler tekrar bu bölgeye dönmüştür.


 


Grönland’in bağımsızlığını kazanması ve Norveç’in de AB üyesi olmaması durumunda, Le Monde gazetesi yazarı Olivier Truc ‘un deyimiyle “AB, Kuzey Buz Denizi’ndeki tek penceresini kaybedecektir”. (Olivier Truc, « Plus autonome, le Groenland commence à se rapprocher des Etats-Unis », Le Monde, 26 décembre 2008) Zaten gerek AB ‘nin fok avcılığına karşı olan tavrı gerekse balıkçılık sektöründe AB ile rekabet nedeniyle, Grönlandliler bugün Birleşik Devletlere AB’ye olduklarından daha yakın gözükmektedirler.


 


Grönland’in bağımsız olmaması durumunda da göz önünde bulundurulması gereken, Danimarka’nın Nice Antlaşması’na koyduğu şerhler nedeniyle Avrupa ortak savunma ve güvenlik politikasına taraf olmaması, dolayısıyla Grönland’in de taraf olmaması; bununla birlikte Danimarka’nın bir NATO ülkesi olması, hatta eski Danimarka Başbakanı Rasmussen’in bugün NATO genel sekreteri pozisyonunda bulunmasıdır. Her ne kadar 2006 yılında AB Zirvesinde “Avrupa Topluluğu’nun jeostratejik çıkarları, Grönlandli komşularıyla ayrıcalıklı ilişkiler kurmayı ve onların daha iyi koşullarda yaşamasına ve ekonomik gelişimlerine katkıda bulunmayı gerektirir.” açıklaması yapılmış da olsa şartlar Grönland’i daha çok ABD ‘ye yakınlaştırmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top