Lizbon Anlaşması Nedir?

Aslıhan P. TURAN
19 Ekim 2009
A- A A+

Fransa ve Hollanda’nın AB anayasasını reddetmelerin den sonra, 21-22 Haziran 2007 Konsey toplantısında, bu krizi atlatmak için, bir anlaşma hazırlama fikri ortaya atılmıştır. Portekiz dönem başkanlığı süresince anlaşma hazırlanmış ve 13 Aralık 2007’de imzalanarak, üye devletlerin iç prosedürlerine göre onaylama süreci başlatılmıştır. Farklı aşamalarda ve konularda, İngiltere’nin, Polonya’nın ve İtalya’nın fikir ayrılıklarına, ilginç bir şekilde, anayasa anlaşmasını reddeden Fransa’nın arabulucu rolü üstlenmesiyle, çözüm bulunmuştur.



Anayasa reddedildiyse, Lizbon Anlaşması neden kabul edilsin?



İki metin aslında, özünde çok farklılıklar taşımamaktadır. Ancak anayasanın onaylanmış olduğu ülkelerde dahi, Lizbon Anlaşması hazırlanırken, daha önceki yükümlülüklerinden sapmalar gözlemlenmektedir. Öncelikle, anayasadaki, tüm Avrupa Birliği ve Toplulukları Anlaşmaları’nı tek anlaşmada toplama fikri bir kenara bırakılmış ve anlaşmalar korunmuştur. Ancak, AB, Avrupa Topluluklarının ve eski Birlik’in yerini alarak, hukuki bir statüye kavuşmuştur. Anayasa anlaşmasında öngörülen, AB’nin kanunlar çıkarması, bir dışişleri bakanına sahip olması gibi adımlar, Lizbon Anlaşması’nda yer almamaktadır. Anayasadaki birlik bayrağı, birlik marşı, sloganı, birlik parası ve 9 Mayıs Avrupa günü’ne göndermeler, Lizbon’da yoktur. Pratikte tüm bu sayılanlar geçerliliklerini korumaktadırlar, fakat resmi anlamda anlaşmada bulunmamaları, AB’nin devlet görüntüsü almasının üyeler tarafından hoş karşılanmadığının bir göstergesidir. Anayasa’da AB’nin aldığı kararların kanun, kararname olarak adlandırılması istenmişse de, Lizbon Anlaşması’nda, kararların, önceden olduğu gibi, tüzük, yönetmelik şeklinde adlandırılmalarına karar verilmiştir.



Bir başka yenilik, Anayasa metninin ikinci bölümüne dahil edilmiş olan Temel Haklar Şartı, Lizbon Anlaşması’nın içinde yer almamaktadır; fakat 6. Maddede, şartta belirtilen tüm haklara saygı gösterileceği belirtilmektedir. Bu şekilde AB, Şartı, diğer anlaşmalarla aynı statüde değerlendirdiğini göstermekle birlikte, anayasadan farklı olarak, Lizbon Anlaşması’ndan ayrı bir belge niteliği taşıdığını vurgulamış olmaktadır. Ayrıca, Parlamento’nun yetkilerinin arttırılmasıyla ulusal parlamentoların, AB politikalarındaki rollerinin gelişmesi, demokratikleşme sürecinin göstergeleri olarak algılanmaktadır. AB vatandaşları doğrudan Parlamento üyelerini seçebilecek, Konsey’le ortak karar prosedürünün genişletilmesi sayesinde, eşit statüye yükselmiş olacaktır. AB’nin, ulusal kararların ötesinde bir güç gerektiğinde kararlar alması, Parlamentonun aldığı kararların meşruiyetini arttıracaktır.



ODGP ve AGSP alanlarında oybirliği aranmaması kuralı, üyelere, yeni ittifaklar ve işbirliği mekanizmalarıyla, Avrupa toprakları dışında, eğer isterlerse, ortak savunmanın sağlanması amacıyla askeri müdahaleler gerçekleştirme olanağı tanımaktadır. AB anayasasında Dışişleri Bakanı için tanımlanan tüm görevler, Lizbon anlaşmasında, Yüksek Temsilci tarafından yerine getirilecektir: birliğin dış politikasını tek merkezden yönetmek, dış politika konusunda Konsey’e daimi başkanlık yapmak, Komisyon bünyesinde dış politika yönetimini üstlenmek. Adli ve cezai konulardaki işbirliği de AB hukuku kapsamına girmiş, Europol ve Eurojust’ın görevleri ve yetkileri açıklığa kavuşturulmuştur. Böylece AB, uluslar arası alanda, hukuki statüye sahip olarak, tek ses olarak, üyelerini temsil etmek ve tek muhatap olma şansını elde edecektir. Bu da elbette daha güçlü bir yapı haline dönüşmesine yarayacaktır.



Lizbon Anlaşması, AB’nin dış siyasetinde öncelik olarak, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarının evrenselliği ve korunması, eşitliğin sağlanması gibi ilkeleri saymaktadır. Dış ilişkileri ilgilendiren farklı anlaşmalardaki tüm hükümler, aynı metin ve başlık altında toplanmak suretiyle, AB’nin eylemleri daha anlaşılır kılınacaktır. Bunun yanında, AB ancak tek sesle kendini ifade etmesi gerektiği durumlarda devreye girecek, bunun dışında tüm üyeler kendi dış politikalarını ulusal çıkarlarına hizmet eder şekilde belirleyeceklerdir.



İrlanda’nın referandumda anlaşmaya onay vermesi ve Polonya Cumhurbaşkanı’nın da anlaşmayı resmen onaylanmasıyla, 27 üyenin 26’sı Lizbon Anlaşması’nı kabul etmiş durumdadır. Çek Cumhuriyeti’nde de parlamentodan geçen anlaşma, Cumhurbaşkanı’nın onayını beklemektedir. Üyelerin bu anlaşmayla amaçlarına ne ölçüde ulaşacaklarını zaman gösterecektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top