Türklere Vizesiz AB Yolu Açıldı Mı?

Mustafa YILMAZ
26 Şubat 2009
A- A A+

Avrupa Toplulukları Adalet Divan’ının (ATAD), iki Türk tır şoförünün başvurusu üzerine Almanya aleyhine aldığı ‘‘Türk işadamlarına uygulanan vize kısıtlamalarının yasal olmadığı’’ şeklindeki kararı özellikle iş dünyasında ve akademik çevrelerde çeşitli ve karışık duyguların oluşmasına sebep oldu. Bunlar içerisinde ‘50 milyon’a yakın Türk için AB ülkelerine vizesiz seyahat etme yolu açıldı’ şeklinde iyimser yorumlar ile ‘Nasıl bir karar çıkarsa çıksın Batının Doğu’ya reva gördüğü hiçbir haksızlıkta olmadığı gibi bu hususta da hiçbir değişiklik olmaz’ şeklinde birinci gruba göre kötümser ve yılgın yorumlar beraber bulunuyor. İlk yaklaşım ve benzerlerini ancak en iyi tablonun resmedilişi ve fazla iyimser bulduğumu söylemem gerekir.


 


İkincide olduğu gibi ise alınan bu kararı hepten ihmal eden yorumları da fazla duygusal buluyorum ve tartışmanın zenginleştirilmesi açısından işlevsel olduklarını düşünmüyorum.


Meselenin anlaşılması için bütün dinamiklerini ele alır, daha kuşatıcı ve reel politik açısından da gerçekçi bir yorum’a ihtiyacı var. Bu noktadaki mütevazı katkıma geçmeden önce ATAD’ın kararına ve kararın yasal dayanağına değinmek istiyorum.


Türkiye ile o dönemdeki ismi ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) arasında 1959 yılında imzalanan ve 1963’te yürürlüğe giren Ankara antlaşması iki taraf arasında Gümrük Birliği oluşturulmasını amaçlayan bir ortaklık antlaşmasıdır. 1970 yılında ise bu antlaşmaya bir Ek Protokol imzalanmıştır. 1973 yılında yürürlüğe giren bu Ek Protokol’ün 41.maddesi bu tarihten sonra antlaşmanın taraflarının birbirlerine yeni kısıtlamalar getiremeyeceklerini ifade etmektedir. Buna göre 1973 yılı itibariyle Türk vatandaşlarına vize uygulaması yapmayan Almanya Federal Cumhuriyet’i daha sonraki yıllarda işleme koyduğu vize kısıtlaması ile iki devlet arasındaki hukuku çiğnemiş oluyor. İşte ATAD’ın almış olduğu söz konusu bu karar tam da bu noktada Ek Protokol’ün ilgili maddesine atıfta bulunarak başvuruda bulunan tır şoförlerinin haklarının kendilerine teslimini karara bağlamış oldu.


Buraya kadar bakıldığında bu karar AB ülkelerine vizesiz seyahat etmek isteyen TC vatandaşı işadamları için gayet olumlu zira bu vesileyle uzun süredir bu doğrultuda hak talep edenlerin tezleri duyulmak ile kalmayıp aynı zamanda makbul de karşılanmış oldu. Artık vize tartışmasının talep tarafında duranların ellerinde bir de hukuki ve net bir karar var. Ne var ki, bu durum zannedildiği gibi TC vatandaşları için AB’ye vizesiz seyahatin kapılarını ardına kadar açmış değil. Açık bir şekilde ifade etmek gerekirse bu kapılar an itibariyle kapalı. Öte yandan bu kapıların ilelebet sürgülü kalacakları söylenemez. Peki, bu kararı ve daha geniş manada AB’ye vizesiz seyahat hayalinin geleceğini nasıl okumak gerekiyor?


Uluslararası arenada ikili ve çoklu ilişkilerin tamamında olduğu gibi Türkiye-AB ilişkilerinde de pazarlıklar, uzlaşı ve uzlaşmazlıklar söz konusu. İyi bilindiği gibi AB için Türkiye herhangi bir aday ülke değil. Ancak, adaylığı da Birlik içerisinde bir o kadar tartışmalı bir ülke. 2004 ve 2007’de genişlemeleri Avrupa Komisyonu’nun geçen günlerde yayınladığı ‘‘Genişlemiş Avrupa’nın 5 Yılı’’ başlıklı raporda bir başarı hikâyesi olarak takdim ediliyor. Fakat ne Avrupalının ne de Birliğin artık eskisi kadar genişleme meraklısı olduğunu söylemek bir hayli zor. Hatta birçok çevre özellikle 10 yeni ülkenin Birliğe katıldığı yıl olan 2004’ten sonra, AB içerisinde büyük bir genişleme yorgunluğu oluştuğundan bahsediyor. Türkiye’nin üyeliğinin herhangi bir üyelik olmağında da özellikle nüfus ve din bağlamında düşünüldüğünde herkes mutabık olduğuna göre buradan hareketle şu sonuca varabiliriz: AB ile Türkiye arasındaki pazarlıkta taraflar, özellikle Birlik tarafı, kılı kırk yarıyor ve atacağı her adım öncesinde Birlik içerinde uzun tartışmalar ve dahi kavgalar oluyor.


ATAD’ın kararının bu pazarlığın doğası ile ilişkisi ise kesinlikle zorlama bir yorum değil. Bu karar hukuken üye ülkeleri haksız addetse de tamamıyla siyasi olan bu probleme bir çözüm getirmiyor. Hal-i hazırdaki uygulamayı da ne yazık ki ortadan kaldıran bir gelişme değil mahkemenin bu kararı. Siyasi mahfillerde çözüme kavuşturulabilecek bu soruna hukuki çözüm beklemek fazla iyimserlik. Mahkeme bir yaptırım ile üye ülkelerin uygulamalarını kendilerinin siyasi iradesi olmaksızın Türk vatandaşları lehine değiştirebilecek yetkiye sahip olsaydı bile öyle tahmin ediyorum problem çözülmüş olmayacaktı. Çünkü bu sefer de üye ülkeler başka yollarla hukuki bu yaptırımın arkasını dolaşacak ve vize zorunluluğu uygulanmaya devam edecekti. Böylesi bir durumda Türkiye’nin ve vatandaşlarının önüne çıkarılacak ikinci engel Türk toplumu şahsiyetini daha da derinden sarsabilir ve ülkeyi uluslararası arenada zor duruma düşürebilirdi. Ne denirse densin makul olan siyasi problemin ancak siyasi yollar ile çözülebileceğini söylemektir. Bunun haricinde ise, kararın önemini konumlandırırken altı çizilmesi gereken nokta bu siyasi meselenin çözümünde Türk tarafının ihmal edilemez bir koz kazandığıdır.


Tartışmamıza boyut kazandıracak bir diğer husus ise Türkiye’nin öneminin özellikle finansal kriz, enerji güvenliği tartışmaları ve İsrail’in Gazze saldırısı sebebiyle giderek daha iyi anlaşıldığıdır. Bu süreçte, ihmal edilemez sayıda Avrupalı vatandaş ve politikacı, bazı gruplar usanmaz muhalefetlerine devam ede dursunlar, akılcı yaklaşımları gereği Türkiye’nin üyeliğinden yana tavır değişikliğine gitmişlerdir. Bugün gelinen nokta itibariyle Avrupa’da Türkiye lehine bir kamuoyu oluşmaktadır. Ne var ki daha alınması gereken uzun bir yol var. Türkiye bu yolda kendi elini kolunu bağlamaz ve Avrupalı muhatapları gibi akılcı davranmayı sürdürebilirse AB üyesi bir Türkiye’ye adım adım yaklaşıldığı rahatlıkla söylenebilir. O gün gelmeden Türk vatandaşları AB ülkelerine vizesiz seyahat etmeyi başarabileceklerse bu da ancak akılcı siyasi yaklaşımlar neticesinde olacaktır.

Back to Top