Pakistan’da Uluslaşma ve Kimlik Sorunu

A- A A+

Pakistan (1), güney batı Asya’da Hint yarımadasının önemli bir bölgesi olarak 1947 yılında Hindistan’dan ayrılmış ve bağımsızlığını kazanmıştır. Kuzeyden Afganistan ve Çin Halk Cumhuriyeti’yle, doğudan Hindistan, batıdan İran, güneyden ise Arap denizine komşu olan bu ülke bağımsızlık öncesinde İngiltere siyasal havzası içerisinde yer almakta idi.


Pakistan, bağımsızlık sonrası Sovyet tehdidi ve “komünizm tehlikesi”ne karşı Batı bloğunda yer almıştır. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’daki rejimi korumak için bu ülkeye asker göndermesi Pakistan’ın stratejik konumunu güçlendirdi ve bölgesel rolünü artırdı. Pakistan uzun dönemde Sovyetlerin batıya ilerlemesinin önünde önemli bir savunma siperi konumuna sahip olmuştur. Pakistan-Hindistan’la olan tarihsel düşmanlığı ve Afganistan’la olan sorunlar bu ülkeye önemli siyasal fonksiyonlar kazandırmaktadır. Öte yandan Pakistan-Hindistan arasındaki başta Keşmir sorunu olmak üzere anlaşmazlıklar ve meydana gelen savaşların ardından iki ülkenin de nükleer silahları elde etmesi, bölgeyi muhtemel bir nükleer çatışma alanına çevirmiştir.


Dünya kamuoyunun baskısı, ağır askeri zayiat ve diğer pek çok nedenden dolayı Sovyet askerleri Afganistan’dan çekilmek zorunda kalmıştır. Ardından devrik hükümetle birlikte Afganistan günümüze dek devam eden bir iç savaş ve yabancı askerlerin işgali sürecine girmiştir. Sovyetler Birliği’nin çökmesi ve yukarıdaki nedenlerden dolayı Pakistan eskiden Batı nezdinde var olan stratejik önemini kaybetmiştir. ABD, diğer Batılı devletler ve Suudi Arabistan gibi Batı bloğundaki ülkelerin Pakistan devletine sağladığı mali destek ve silah yardımları kesilmiştir. Soğuk Savaş sonrası süreçte stratejik ve jeopolitik önemini Batıya anlatmakta zorluk çeken Pakistan, nükleer bir güç olmasıyla da Batılıların tepkisini çekmiştir.


Pakistan bu durumda, konumunu güçlendirmek ve bölgesel önemini tespit için eskiden de Çin Halk Cumhuriyeti ile var olan geleneksel ilişkilerini geliştirmeye gayret etmiş,  bağımsızlıklarını kazanan Orta Asya devletlerine de ulaşacak stratejik bir konumda olduğunu vurgulamaya başlamıştır. Ayrıca Fars Körfezi’ndeki Arap Emirlikleriyle ekonomik ve siyasi ilişkilerini geliştirerek bu devletlerden ekonomik destek ve yatırım temin etmeye çalışmıştır.


Pakistan çok çeşitli etnik ve dinsel çeşitliliğe sahip bir ülke konumundadır. Çeşitli kavimler ve soyları İslam dini ortaklığı bir araya getirmiş ve Pakistan Devleti’nin kurulmasını sağlamıştır. Pakistanlılar 4 temel soydan oluşmaktadırlar. “Pencaplılar” Pencap Eyaletinde, “Sindliler” Sind Eyaletinde, “Beluçlar” Belucistan Eyaletinde, “Peştunlar” (Petan) Kuzey Batı Eyaletinde yaşamaktadırlar. Pencaplılar, ülkenin en önemli etnik grubunu oluşturmaktadır. Pencaplılar 3 etnik gruptan gelmektedir:


1. Aryalılar: Beyaz ırktan olup İran’da, Hindistan’da ve Avrupa’da da yaşamaktadırlar.
2. Ratcputlar (Rajputs): Savaşçı bir millet olup genelde asker olarak ömür sürerler.
3. Catalar (Jats): Genelde tarımla uğraşırlar. İçlerinde Hindu mezhebine mensup olanlar da vardır.


Sindliler kendi aralarında çeşitli etnik gruplara ayrılmaktadırlar. Beluçlar, Belucistan ve Sint Eyaletlerinde ikamet ederler. Doğu Beluçları 7 aşiretten, Batı Belucları 9 aşiretten oluşmaktadır. Beluçların bir kısmına “Barahuvi” denilmektedir ki bunlar toplam Beluç nüfusunun %25’ini oluşturmaktadır.


Peştunlar, Pakistan’ın kuzeyinde ve Afganistan’ın Güneyinde yaşayan önemli bir kavimdir. Aşiret bağlarının çok güçlü olduğu Peştunlar; Ağferidi (Afridis), Bahsud (Mhsuds) ve Vazir (Wazirs) kabilelerinden oluşmaktadır. Afganistan’da yaşayan Peştunlar ise Devrani ve Ğelcai aşiretlerden oluşmaktadır.


16. yüzyıl’da bugünkü Pakistan’la Afganistan arasında önemli bir gelişme baş gösterdi. Günümüzde Afganistan ve Pakistan’ı oluşturan bölgeler o tarihlerde İran’da hüküm süren Safevi ve Hindistan’da hüküm süren Timurlar arasında paylaşılmakta idi. Günümüzde Afganistan devleti hâkimiyetinde bulunan Herat, Nimruz, Kandahar, Hazarajat, Baghreyz ve Belh Eyaletleri Safevi İmparatorluğu’na halen Pakistan sınırları içerisinde yer alan Pişaver, Pencap ve Sind eyaletleri Hint Timurlu hanedanlığı hâkimiyetinde idi.


Bu tarihler, bölgede günümüze dek büyük bir toplumsal hareketliliğe neden olan Peştun Nasyonalizmi veya Peştunistan hareketi diye adlandırabileceğimiz toplumsal hareketin başlangıç dönemidir. Timur İmparatorluğu’na başkaldıran “Hoxhalhan isyanı” ve Safevi Hanedanına başkaldıran ‘Mahmud Ğelcai isyanı’ Peştun Nasyonalizminin hareketleridir.  1747 yılında Peştun Nasyonalizmi Ahmet Şah Abdali’yi ortaya çıkardı. Günümüze dek dönem dönem kesintiye uğrasa da Peştunların hakimiyeti bu bölgede devam etti.


İngilizlerin bölgeye yerleşmesi ve hâkimiyetlerini pekiştirmelerinden sonra İngiliz hükümeti kuzeyden Rus nüfuzunu önlemek için Afganistan’da kendi çıkarları doğrultusunda bir devlet oluşturmaya çaba gösterdiler. Uzun sürtüşmeler ve çatışmalar sonucunda meşhur Divrand Anlaşması, Afganistan hükümeti ile Hindistan’ın İngiliz hükümeti arasında imzalandı. O dönemlerde İngiliz Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri olan Sir Mor Timur Divrand günümüzde Pakistan-Afganistan sınır hattını oluşturan Divrand sınır çizgisini çizmiştir. Peştun bölgelerinin tam ortasından geçen bu hat günümüzde de tartışma konusu olup, İngiliz sömürge döneminin emperyal uygulamalarının bir parçası olarak varlığını sürdürmektedir.


Yukarıda kısaca konu edilen sınır ve etnik yapılar mevcut Pakistan Devleti’nin ulusal bütünlüğünü ve Pakistanlılık kimliğinin ortaya çıkışına hizmet etmiştir. Bu öğeler diğer taraftan Pakistan’da ulusal bilinç ve şuurun oluşması, milli bütünlük ve beraberliğin sağlanmasında görülen en önemli sorunlar ve handikapların temelini oluşturmaktadır. Pakistan kurulduğundan bugüne dek Pencaplı, Sindli, Beluç veya Peştunlar arasında yaşanan güç mücadelesine sahne olmuştur. Adı geçen etnik gruplar tarih boyunca birbirlerine güven duymamış devamlı surette bir grup diğerlerini ülkenin siyasal arenasından dışlamaya ve bertaraf etmeye çalışmışlardır. Pakistan adı geçen etnik yapıların daimi rekabet ve çatışma alanı konumuna gelmiştir. Ayriyeten Keşmir sorunu, 1971’de Doğu Pakistan’ın Bangladeş adıyla ana gövdeden kopması ülkede önemli bir bölünme sendromuna yol açmıştır. Zira Bangladeş’in Pakistan’dan ayrılması Pakistanlılarda bir gün Peştunların da Büyük Peştunistan oluşturma amacı ve hedefiyle ülkeden koparılma endişesi hâkim olmuştur.


Açıkçası Peştunistan sorunu hem Pakistan hem de Afganistan açısından hayati önem arz etmektedir. İslamabat ve Kabil yönetimleri bu bölge için devamlı süratle hakimiyet için rekabet halinde olmuşlardır. Afganistan’da birkaç istisna hariç bütün hükümdarlar bu bölgenin Pakistan’a verilmesine rıza göstermemişlerdir. Onay verenler de zaten İngiliz baskısı altında bu onayı vermişlerdir. Peştunistan’ın, Afganistan’ın ayrılmaz bir parçası olduğunu savunan en radikal isimlerden biri Afganistan hükümdarı DavudHan dır. DavudHan 1953 yılında Kabil radyosudan yaptığı bir konuşmada Peştunistan’ı özgürleştirmeden söz ederek gerekirse bu iş için askeri yola başvuracağını açıklamıştır. (2)


Öyle ki günümüze dek süre gelen bir anlayışa göre Peştunistan konusunda Pakistan’la müzakereye girişen her Afganistanlı siyasi lider vatan hainliği ile damgalanmaktadır. Açıkcası gerçeği söylemek gerekiyorsa Divrand sınır hattı Peştun kabilelerinin yaşadığı bölgelerin tam ortasından geçmektedir. Sınır hattının doğusunda ve batısında yaşayan Peştunlar hiçbir zaman bu bölünmeyi kabullenmemişlerdir. Peştunları oluşturan 60 kabileden yarısı Pakistan, diğer yarısı ise Afganistan’da yaşamaktadır.


Günümüzde Pakistan’ın 180 milyonluk nüfusu içerisinde 20 milyon Peştun toplam nüfusun %20 sini oluşturmaktadır. Ancak Peştunların yaşadıkları bölgenin coğrafi özellikleri ve Afganistan’daki istikrarsız durum göz önünde bulundurulduğunda bu oranın çok önemli bir dilim olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Ülkedeki siyasal denklemleri göz önüne aldığımızda özellikle kuzey ve orta Pakistan’da faaliyet gösteren din eğitimi veren medreselerin ulemasının ve dini otoritelerinin Peştun orijinli olmaları konunun hassasiyetinin önemli bir göstergesidir. Pakistan denince kuşkusuz bir tek Peştunların kimlik ve hüviyet arayışları ülke bütünlüğünü tehdit eden unsurlar değildir. Sindli, Pencaplı ve Beluç yanı sıra bağımsızlıktan sonra Hindistan’dan ülkeye göç eden günümüzde Muhacir diye adlandırılan milyonlarca Hintli Müslümanı da saymalıyız.


Ülkenin %58’i Pencap, %12’si Sind, %8’i Peştun, %8’i Urdu, %3’ü Beluç dilinde konuşmaktadır. 1973 anayasasına göre Urdu dili ülkenin resmi dili olarak ilan edilmiştir. (3) Dildeki bu çeşitlilik halkın çeşitli etnik gruplara mensubiyetinden ve aşiret yapısının özellikle kırsal bölgelerde halen varlık göstermesinden ileri gelmektedir. Ülkenin Kuzeydoğu bölgesindeki aşiretlerin hâkim olduğu eyaletlerde günümüze dek aşiret kuralları ve yapısı belirgin bir biçimde devam etmiştir. Öyle ki katı askeri yönetimler döneminde bile bu bölgedeki kuzey ve güney Veziristan eyaletlerinde Pakistan medeni ve cezai yasalarının yerine aşiretin geleneksel kural ve kaideleri hâkim olmuştur. Askeri ve mülki yerel idari makamlardan çok aşiret liderlerinin ve yerel din adamlarının sözü geçerli sayılmıştır.  Günümüzde ise bu yapı daha da güçlenerek bölge El Kaide ve Pakistan Taliban’ını hâkimiyet alanları konumuna gelmiştir. (4)


Pakistan nüfusunu %98’i müslüman olup büyük çoğunluğu Hanefi mezhebine bağlıdır. Müslümanların %22 ile 25’i Şia olup küçük bir yüzde de Şafii mezhebine bağlıdır. Ayrıca Müslümanlar arasında Sağdat, Moğul, Petan, Haxer, İsmailiye, Nezari, Bahaî, Ahmediye ve Gadiyani (5) inanç grupları da mevcuttur.


Pakistan devletini oluşturan temel düşüncenin Müslümanlık olduğu aşikârdır. 1973 anayasası bu ülkeyi bir İslam Cumhuriyeti olarak nitelendirmektedir. Nitekim Pakistan’ın bağımsızlık gününde ülkenin kurucusu Muhammed Ali Cinnah, Pakistan’dan İslam adaleti ve yüce değerlerinin tahakkuk edeceği bir ülke olarak söz etmiştir. Anayasaya göre Cumhurbaşkanı ve Başbakanın Müslüman olması şarttır. Ülkede İslam dininin çeşitli mezhep inanç gruplarına ait cemaatlerin bulunması zaman zaman sürtüşmelere, çatışmalara ve hatta kanlı saldırılara ve mezhepler arası savaşa sahne olmuştur. Örneğin; mezhepler arası çatışmaların şiddetlendiği 1953 yılında sıkıyönetim ilan edilmiştir.


1984 yılında Cumhurbaşkanı General Ziya-ül Hak, Ahmediye tarikatını yasaklamıştır. Günümüzde ise, Taliban’ın eylemleri özellikle mezhep çatışmalarını körüklemiştir. Gün geçmiyor ki Pakistan’ın büyük kentlerinde camilere, türbelere ve diğer kutsal mekanlara bir saldırı yapılmasın. Özellikle Taliban, Şia azınlığa ait camileri hedef seçmekte bu kanlı saldırılarda on binlerce suçsuz ve masum Pakistanlı yaşamını yitirmiş ve yitirmektedir. Taliban’ın bu saldırıları, istikrarsızlık doğurmuş ve ülkeyi her türlü provakatif eyleme müsait bir konuma getirmiştir. Bazı terör uzmanlarına göre ABD, Suudi Arabistan, İsrail ve başka Batılı istihbarat örgütleri Pakistan’da Şia-Sünni çatışmasını körüklemektedir. Taliban taşeron olarak kullanılmakta ve bu örgütün Şia kutsal mekânlarına saldırması sağlanmakta, böylece ülkede etnik çatışma tahrik edilerek Pakistan’la komşusu İran arasındaki münasebetlerin sabote edilmesi hedeflenmektedir.


Bu gibi kışkırtmalar ve Taliban’ın kanlı saldırılarına rağmen Sünni ve Şia din adamları sağduyu ve sükunet çağrısı yaparak mezhep çatışmasını önlemeye gayret etmektedirler. Pakistan’da bütün Hint Yarımadasını kapsayan ve etki alanı altına alan önemli dini merkezler vardır. Bu merkezler genellikle Osmanlı dini eğitim merkezlerinde olduğu gibi kapsamlı bir külliyeden oluşmaktadır. Bünyelerinde ibadet, eğitim ve dini talebeler için barınma, beslenme hatta sağlık üniteleri bulundurmaktadırlar. Pek çoğunda büyük ve önemli kütüphaneler, bu kütüphanelerde nadide el yazması eserler mevcuttur.


Ehli Sünnet yani Sünni dini merkezler;

1. Lahor kentinde faaliyet gösteren Cami-i Eşrefiye ve Cami-i Neymyh

2. Lahor’da faaliyet gösteren Hexrel Medaris ve Darel İlum (1952 yılında Şebir Ahmed Osmanî tarafından kurulan bu medresede müftülük ünvanına kadar eğitim verilmektedir.)

3. Meltan’da faaliyet gösteren Darel İlum Hakkaniye (Bu merkez El Belag adında etkin bir dergi de yayınlamaktadır.)

4. Derukurehatek de faaliyet gösteren Cami-i Eşrefiye

5. Pişaver’de faaliyet gösteren Cami-i İslamiye

6. Bahavepur’da faaliyet gösteren İslami Talimatlar Merkezi, Mezheril İlum Medresesi (1885 yılında kurulan bu medrese büyük şöhrete sahiptir), Medrese-i El Nebat ve Camiyeyi Haxubiye

7. Karaçi de faaliyet gösteren Daerel İlum Emcediye


Şia inancına ait de pek çok kentte dini merkezler mevcuttur. Bunlardan;

1. Lahor kentinde El Muntezir adlı büyük dini merkez

2. İslamabat kentinde Ehlibeyt Camisi

3. Ravılpendi kentinde Medrese-i Mümin ve Medrese-i Ayetullah Hekim

4. Haydarabat kentinde Medrese-i Meşareilum

5. Kuveyte kentinde İmam Sadık Medresesi’nden söz edebiliriz.


Ülke 4 eyaletten oluşmakta her eyalet iç işlerinde bağımsız, savunma ve dışişlerinde merkezi hükümete bağlıdırlar. (6) Yasama erki milli ve senato olarak iki meclisten oluşmaktadır. Her eyaletin kendi yerel meclisi vardır. Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olup Başbakan meclisteki çoğunluğu elinde bulunduran parti tarafından seçilmektedir. Pakistan’ın tarihine bakıldığında askerler siyasal hâkimiyetin en önemli ayağını oluşturmaktadır. Ülke uzun yıllar darbe yönetimlerince idare edilmiştir. Anayasaya göre ülkenin siyasal sistemi parlamenter sistem diye adlandırılsa da esasen ülkede güç Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında paylaşılmıştır.


Pakistan’ın ilk Başbakanı Liaget Alihan Ekim 1951 yılında bir suikast sonucu yaşamını yitirmiştir. O tarihten başlayarak ülke günümüze dek sürecek olan siyasal çalkantılara sahne olmuştur. Bağımsızlık ilanından günümüze dek aralıklarla uzun dönemler ülkede askeri rejimler iş başında bulunmuş ve siyasi partiler yasaklanmıştır. Örneğin 1958’den 1962’ye 1979’dan 1985’e kadar siyasi partilerin faaliyetleri yasaklanmıştır. (7) Merkezi hükümetin uygulamaları çeşitli dönemlerde yerel halkın ve dolayısıyla meclislerin tepkisini çekmiştir. Çeşitli etnik gruplar kendi etnik veya dini çıkarlarını zedelediğini veya başka bir grubun çıkar ve menfaatlerini koruduğunu düşündükleri yasaların ve uygulamaların öne çıktığını ileri sürerek ulusal meclise karşı bayrak açmış hatta isyan etmiştir. Örneğin; Sindler ve Pencaplılar 1956 yılında yeni bir anayasanın uygulamaya girmesiyle Cumhurbaşkanı ve Başbakanın yetki ve sorumluluklarının tam olarak açıklığa kavuşturulmadığını öne sürerek başkaldırmıştır. Bu gruplar 1958 yılına kadar süren meclis başkan yardımcısını da hedef alan saldırılar dâhil pek çok eylem yapmıştır. (8)


Darbe ve askeri müdahalelere rağmen Pakistan, parlamenter sistemle idare edilmekte, siyasal ve demokratik sistemin en önemli ayaklarından biri olan siyasi partiler bu ülkede bağımsızlıktan beri faaliyet göstermektedir. Pakistan’ın uluslaşma sürecinde yaşadığı sıkıntılar ve ulusal bir Pakistanlı kimliğin oluşturulamamasının en bariz örneklerinden biri ülkedeki siyasi partilerdir. Başka bir değişle siyasi partilerin hedef kitleleri, üyeleri, ideolojileri, strateji ve beyannamelerine baktığımızda pek çoğunun belirli bir etnik veya dinsel kitle veya gruba hitap ettiğine şahit olmaktayız. Bazı partilerin adının başında İslami veya başka bir itikadi düşünceyi çağrıştıran sözcüklerin veya bölgesel bir etnik grubun adına rastlanmaktadır. Bu nitelikteki partilerin faaliyet sahaları genellikle ülkenin bütün coğrafyasında olmayıp belli bir etnik veya dinsel grup, cemaat veya kitlenin yaşadığı bölgelere yöneliktir. En önemli partilerden bir kısmının adını ve adıyla beraber faaliyet sahaları ve merkezlerinin bulunduğu veya hangi kitleye hitap ettiğini zikrederek bu bölünmüş tabloyu göstermeye gayret edeceğim.


1. Pakistan Halk Partisi (Pakistan People’s Party, PPP) Bu parti 1967 yılında ılımlı sosyalist bir parti olarak daha sonra idam edilen Başbakan Zulfikar Ali Butto tarafından kurulmuştur. Hedefi Pakistanı federal bir yapıya kavuşturmaktır.

2. Pakistan Müslümanlar Birliği Partisi (Pakistan Muslim League, PML) 1906 yılında Pakistanın kurucusu Mehmet Ali Cinnah tarafından kurulmuştur. Ülkenin en eski siyasal partisidir.

3. Cemiyet-i Ulema-i Pakistan (Jamiat-i Ulema-i Pakistan, JUP) 1948 yılında kurulmuştur. Lideri Mevlana Şah Ahmet Nurani olup Sunni gelenekleri ön planda tutmaktadır.

4. Muhacir Kavim Hareketi (Muhajir Qaumi Mahaz, MQM) 1978 yılında Hindistan’dan Pakistan’a gelenler tarafından kurulmuştur. Partinin hedefi bu Muhacirlerin Pakistan’da Beluçlar, Sindliler, Pencaplılar ve Peştunların yanı sıra 5. unsur olarak kabulünü sağlamaktır. Hakikatçiler ve El Taaf Hüseyin olarak iki gruptan oluşan bu partinin taraftarları çoğunlukla Sint Eyaleti’nde yaşamaktadır.

5. Pakistan Cemaat-i İslam-i Partisi; 1945 yuılında kurulan bu parti sağ çizgide ve İslami gelenekçi bir yapıya sahiptir. Mısır’daki Müslüman Kardeşler’e benzer bir ideolojiye sahiptir.

6. Cemiyet-i Ulema-i İslam (Jamiat-i Ulema-i İslam, JUI) Hambeli mezhebine mensup Vahabi düşüncesine yakın olan bu parti 1945 yılında Mevlana Şübeir Ahmet Osmanî tarafından kurulmuştur.

7. Milli Avam Partisi (National Awami Party, NAP) 1968 yılında kurulan bu parti sol düşünceleri barındırmakta Peştun ağırlıklı olup kuzey bölgelerde faaliyet göstermektedir.

8. Pakistan Sipah-i Sahabah (Sipah-i Sahabah-i Pakistan, SSP) Vahabi düşüncesine sahiptir.

9. Tahrig Mefaz Fik Caferiye Pakistan (Tehrik Nifaz-i Fiqah-i Jafariya, TNFJ) 1979 yılında kurulan parti, Şia mezhebini benimsemektedir. Özellikle Cumhurbaşkanı Ziya-ül Hak’ın, ülke fıkıhının Sünni çizgide düzenlenmesi politikasına muhalefet etmiştir.

10. Milli Demokratik Parti (National Democratic Party, NDP) 1975 yılında kurulmuş solcu düşüncelere sahiptir. Parti, Çin yanlısı solcu düşünceye sahiptir.

11. İlerici Halk Partisi (Progressive People’s Party, PPP) Halk Partisinden 1978 yılında Molana Koser Niyazi tarafından Halk Partisinden koparak kurulmuştur.

12. Pakistan Camu Kaşmir Ulusal Kongre Partisi (All Pakistan Jamu and Kishmir Conference) 1948 yılında Ğlan Abbas tarafından kurulmuş olan bu parti. Kaşmir sorununu ön planda tutmaktadır.

13. Pakistan Milli Partisi (Pakistan National Party, PNP) 1979 yılında Mir Rous Bxşbezencu tarafından kurulan bu parti. Sol cenahta olup Beluçları temsil etmekte ayrıca Hindistan taraftarlığı yapmaktadır.

14. Sind Milli Cephesi; Zulfikar Ali Butto’nun amcası Mümtaz Ali Butto tarafından 1989 yılında kurulmuş olan bir partidir. Peştun, Beluç, Sind Konfederasyonu taraftarlığı yapmaktadır.

15. Halk Milli Partisi (National Paople’s Party, NPP) 1986 yılında Ğulam Mustafa Cağtuğbi tarafından Karaçi’de kurulmuştur. Sağ eğilimlidir.

16. Hizbi Tahrik-i İstiklal (Tehrik-i Istiqlal) 1968 yılında Liberal düşünceli olarak kurulmuştur.

17. Belucistan Milli Birliği Partisi (Balochistan National Alliance) Belucsitan ve Beluçlar eksenli faaliyet gösteren partinin lideri Nevvap Muhammed Ekber Bugeti olup partinin merkezi Kuveyt’dedir.

18. Milli Demokratik Birlik Partisi (National Democratic Alliance, NDA) Bu parti 1992 yılında Ğulam Mustafa Kırvemolana Koğuser Niyazi tarafından kurulmuştur.

19. Belucistan Milli Hareketi Partisi (Balochistan National Movement) Beluçlar ve Belucistan eksenli partinin lideri Abdulheyi Belucs merkezi ise Kuveyte’dedir.

20. Ahli Hedis İslami Partisi (Islamic Ahle Hadith) 1970 yılında kurulan parti. Şia eksenli olup liderleri bilinmemekle birlikte Milli Meclis Üyesi Mevlana Muiyittin Lekuy parti üst düzey yöneticisidir.

21. Pakistan Demokratik Partisi (National Democratic Party, NDP) 1969 yılında demokratik ve İslami değerlere sahip çıkma tezi ile faaliyete başlamıştır.

22. Savad Azam Partisi (Sawaad-i Azam) 1970 yılında kurulan Sünni, Hanefi düşünceye sahip partinin lideri Molana Azam İsfendiyar’dır. Karaçi’de faaliyet gösteren parti Şia karşıtı politikalar izleyebilmektedir.

23. Milli Refah Partisi; 1997 yılında emekli General Tejmel Hüseyin tarafından kurulan partinin üyeleri sayıları 2 milyonu bulan subaylar ve astsubaylardan oluşmaktadır. Pencap eyaletinde faaliyet göstermektedir.

24. Halkın Rehberliği Partisi; 1997 yılında Generel Eslembek tarafından kurulan partinin hedefi askerlerin düşüncelerini yansıtmak olarak ilan edilmiştir.


Görüldüğü üzere partilerin birçoğu İslami kimlikleri adlarında taşırken birçoğu mezhepsel kimliği de ön plana çıkarmakta, bazıları etnik (örneğin; Beluçlar) kimliklerini öne sürerken bazıları da belirli bir mesleki grubun (örneğin; Askerlerin) çıkarlarını ön planda tutmaktadır. Bu durum Pakistan’daki mevcut siyasi partilerin ülkede ulusal bilincin ve milli kimliğin oluşumu ve pekişmesi yönünde işlev görmediğini göstermektedir.


Pakistan’ı konuşurken bu ülkenin nükleer bir güç olduğunu unutmamalıdır. Belki de İslam kimliğinin dışında ülkenin en önemli birleştirici unsuru, Hindistan karşısında elde ettiği veya edebileceği askeri başarılar ve elde ettiği nükleer başarılardır. Pakistan’ı yakından izleyen herkes bu ülkenin nükleer başarılarını ve bu sahada kat ettiği mesafeyi ne denli önemsediğini yakından bilmektedirler. Pakistan’ın zayıf ekonomik yapısı ve siyasal istikrarsızlığının yanı sıra Müslüman bir ülke olması nükleer alandaki faaliyetlerinde olumsuz bir duruma yol açmış, hatta ülke Batının büyük baskısına maruz kalmıştır. Kuşkusuz Pakistan’ın nükleer başarılarından söz ettiğimizde dönemin başbakanı Zülfikar Ali Butto dönemini Pakistan Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Dr. Osmanî ve yine Pakistan’ın Atom bombası babası diye de adlandırılan Abdülkadirhan’dan söz etmeliyiz.


Bu iki bilim adamı dönemin siyasal iktidarının desteğini alarak ülkeyi Hindistan karşısında büyük bir askeri güç konumuna getiren nükleer silahın mimarıdır. Butto’nun: “Eğer gerekirse ot yeriz ağaç yaprağı yeriz aç kalırız ama kendi atom bombamızı yaparız.” (9) sözü siyasal iradenin tavrını ortaya koymuştur.


Pakistan, 1947 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra Hindistan’la günümüze dek sürecek olan Kaşmir bölgesi hâkimiyeti üzerinde anlaşmazlık yaşamıştır. Bu anlaşmazlık 1948-1956 ve 1971 yıllarında iki ülke arasında savaşa neden olmuştur. Hindistan’ın coğrafi büyüklüğü, kalabalık nüfusu, demokratik siyasi yapısı, zengin yer altı kaynakları, gelişmiş sanayi ve ekonomisi, konvansiyonel silah dengeleri ve benzeri parametreler göz önünde bulundurulduğunda; Pakistan’ın Hindistan karşısında nükleer bir güç olarak ortaya çıkmasının rasyonel bir gerçekçilikten ileri geldiği öne sürülebilir.


Sonuç olarak Pakistan çok parçalı etnik ve dinsel bir yapıdan oluşmaktadır. 1947 yılında kurulan Pakistan’da halk, ortak bir tarihi miras, milli birlik ve beraberliği pekiştirecek tarihsel bir geçmişten yoksundur. Bu nedenle ülkede birlik ve beraberlik, dini ve etnik kimlik ve bakıştan arınarak Pakistanlılık üst kimliğini benimseme konusunda önemli sorunlar vardır. Ekonomik zorluklar, az gelişmişlik, okuma yazma oranının düşüklüğü, demokratik siyasal kültürün yerleşmemesi, demokratik kurumların azlığı, aşiret yapısını güçlü oluşu,  El-Kaide ve Taliban gibi örgütlerin faaliyetleri ve benzeri birçok nedenden dolayı ülkede Pakistanlılık kimliğinden çok kabile ve aşiretlere mensubiyet ön plandadır. Sıradan Pakistan vatandaşı; mezhep, etnik köken ve mesleki statüye dayalı kimliklerden önce Pakistanlı üst kimliğini benimsemediği ve özümsemediği sürece özgür vatandaş olamaz. Pakistanlılık kimliği bütün bu etnik, dinsel, düşünsel ve benzeri özelliklerin üstünde ve önünde olmadığı sürece demokratikleşme ve ülkede siyasi istikrarın sağlanması zor görünmektedir.


Sosyal değişim ve dönüşümün uzun bir sürece ihtiyacı vardır ve bu sürecin yerel ve ulusal güçler tarafından sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle Pakistan’ın uluslaşması ve ulusal bilincin yerleşmesi için uzun dönemli çaba sarf edilmelidir. Ülkelerin değişim ve dönüşümünü dış güçlerin gerçekleştirmesi denemelerinin en bariz örneği komşu Afganistan’da görülmektedir. Afganistan’da demokratikleşme ve sivilleşme adına yapılan savaşın sonuçları ülkeyi istikrarsızlaştırmış, yüz binlerce masum Afgan vatandaşı yaşamını yitirmiştir.


Pakistan etnik ve dini farklılıkları istismara dayalı terörden çok muzdarip olmuştur ve olmaktadır. Ancak Pakistanlı sivillerin öldürülmesine neden olan ABD’nin insansız savaş uçaklarıyla Taliban ve El-Kaide terörüne karşı bölgede gerçekleştirdiği harekâtlar da ülkeye zarar vermektedir.

 

 


Dipnotlar:

(1) Pakistan Urdu ve Fars dilinde Pak ülkesi anlamına gelmektedir. Pakistan sözcüğü İngiltere’nin eski sömürgelerinin 5 eski eyaletinin baş harflerinden üretilmiştir. (P: Pencap, A: Afganya – Ülkenin kuzey batı bölgesi-, K: Kaşmir, S: Sind, TAN: Pakistan İslam Cumhuriyeti, Yüzölçümü: 803 bin, 940 km2, Toplam Sınırı: 6 bin 774 km (Afganistan’la 2 bin 430 km, Çin’le 523 km, Hindistan’la 2912 km ve İran’la 909 km), Sahil Şeridi: 1046 km, Nüfusu: 176.242.949 (2009, dünya 6.sı), Nüfus Artış Oranı: %2.11, Okuma Yazma Oranı: Erkek: %55 Kadın: %29, Bağımsızlık İlanı: 14 Ağustos 1947 (İngiltere’den), Milli Bayram: Cumhuriyet Günü 23 Mart (1956), Anayasa Günü: 10 Nisan (1973), GSMH: 475,6 milyar dolar (2007 verileri, dünya 25.si), Kişi Başına Gelir: 3 bin dolar (2007, dünya 128.si)

(2) İran Dışişleri Bakanlığı belgeleri Kabil Temsilciliği Dosya: 76 Num: 73 (1959) ve Dosya: 65 Num: 2945 (1961)

(3) Pakistan Institute for Political and International Studies (IPIS) Dışişleri Bakanlığı Yayınları Tahran / 2010 Syf: 13.

(4) http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=497:11-eyluel-sonras-el-kaide&catid=122:analizler-guvenlik&Itemid=147

(5) Gadiyanlar; Pakistan Gadiyanları, Hindistanın Güney Batılahur Eyaleti'nde yaşayan Gadiyanların bir koludur. Rebuve diye de adlandırılan bu inanç sistemi Hz. Muhammed’in peygamberliğine inanmadığından 1974 yılında Pakistan anayasasında yapılan bir değişiklikle Hz. Muhammed’in peygamberliğine ve son peygamber olduğuna inanmayanları Müslümanlık dışına çıkaran maddenin kabulü ile Gadiyanlar Müslüman olma kategorisinden çıkartılmışlardır. Gadiyan inancı günümüzde Batı Afrikada bazı kabilelerce devam ettirilmektedir.

(6) Pencap Eyaleti’nde, Sind Eyaleti’nde, Belucistan Eyaleti’nde, Kuzey Batı Eyaleti’nde

(7) Farza Shaikh, Islam&Islamıc Gorups a word wide referance guide, CIRCA, USA, 1992, Syf:187-190

(8) Robert Lang, The Land and People of PAKISTAN Çev. Davud Hatemi, İlmi ve Kültürel Yayınları, Tahran, 2003 Syf:112

(9) Special on Crises in Asia, Studies on Asia, Bahmen Yayınevi, Tahran, 2004 Syf: 44

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top