Kosova: Mitroviça'daki Son Gelişmeler

A- A A+

Kosova’da yaşanan son gelişmeleri değerlendirmeden önce, Kosova etrafında son yıllarda gelişen süreçlere kısaca göz atmak faydalı olacaktır. Toplumsal ve etnik bir olgu olarak uzun süredir var olan Kosova’nın bir devlet olarak tarihi çok kısadır. Kosova, 17 Şubat 2008’de tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmiş, özerklikten özgürlüğe adım atmıştır.

 

 

O günden bugüne kadar “tutsak bağımsızlıktan” “özgür bağımsızlığa” geçişin çabalarını vermektedir. 2008 yılından bu yana gösterilen bütün çabalara rağmen Kosova devletinin uluslararası alandaki tanınırlığı sınırlı kalmıştır. Şu ana kadar 76 ülke Kosova’yı resmen tanımıştır. (1) Ancak bu sayı Kosova’nın Birleşmiş Milletler (BM) gibi önemli bazı uluslararası örgütlere üye olabilmesi için yeterli değildir. Sayıları sınırlı da olsa kendi iç sorunlarından kaynaklanan nedenlerden dolayı Kosova’nın bağımsızlığını tanımayacaklarını resmen ilan eden ülkeler vardır. Bu ülkelerden bazıları şunlardır: Sırbistan (Voyvodin ve Sancak meselesinden dolayı), Azerbaycan (Karabağ meselesinden dolayı), İspanya (Bask ve Katalan meselelerinden dolayı), Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden -KKTC- dolayı) ve son olarak Rusya.(2)(3)

 

 

 

Nüfusun %92’si Arnavut olan Kosova’da geriye kalan %8’lik kısım Sırp, Boşnak, Romen, Türk, Mısırlı, Torbeş (Makedon Müslüman) ve Aşkali etnik unsurlarından oluşmaktadır. Arnavutça ve Sırpça resmi diller olmakla birlikte Boşnakça, Romence ve Türkçe de alt kimlikler açısından belediyeler kapsamında resmi diller arasındadır ve anayasanın 5. maddesiyle güvence altına alınmıştır. Kosova, tek taraflı bağımsızlık ilanından sonra Birleşmiş Milletler (BM) idaresinden çıkıp Avrupa Birliği’nin (AB) gözetimine girmiştir. Şu anda ise Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) öncülüğünde, Birleşmiş Milletler Geçici Yönetimi’nin (UNMIK) kontrolü altında Kosova Barış Gücü (KFOR), Kosova’daki Sırp azınlık ile Arnavut çoğunluk arasında barışı sağlamakla görevlidir.(4)(5)(6)

 

 

Bugün dünya haritalarına bakıldığında, internet ortamı da dahil olmak üzere, Kosova Sırbistan toprağı gibi gözükmekte ve bazı haritalarda hala Birleşmiş Milletler İdaresi altında gösterilmektedir. Önyargılarla tanımlanmış Kosova halkı kendi sesini ve kimliğini dünya kamuoyuna yeterince duyuramamıştır. Çeşitli platformlarda duygularını dile getiren Sırbistan kamuoyu da Kosova’yı “Kosova Sırbistan’dır”, “Kosova Sırbistan’ın kalbidir” sloganları eşliğinde ülkelerinin bir parçası olarak görmeye devam etmektedir. Bu da her iki ülkede toplumlar düzeyinde henüz bir yakınlaşmanın ve yumuşamanın sağlanamadığına işaret etmektedir. Son olayların birden bire alevlenmesinde bu faktörün etkisi çok büyüktür. Devletler düzeyindeki ilişkilerde hâkim olan görece ılımlı havayı henüz Arnavut ve Sırp halklar içselleştirememiştir.(7)

 

 

Özellikle Sırbistan’daki milliyetçi kesimler Kosova’nın bağımsızlığını ilan ettiği 2008 yılından bu yana zaman zaman “dayanışma ve sorumluluk” kampanyaları düzenlemekte Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılamayacağını dile getirmektedir. Kamuoyuna mal olmuş çeşitli sanatçı, oyuncu, müzisyen gibi kişilerin de yer aldığı kampanyalarda Kosova’nın bağımsızlığı ile mücadele edilmesi gerektiği sürekli vurgulanmıştır. Geçmişten bugüne milliyetçilik temelinde devam eden bu karşılıklı zıtlaşmanın geçen hafta ilk bakışta ekonomik bir sorunmuş gibi görünen sınır olaylarının büyümesinde ve hemen politik bir meydan okumaya dönüşmesinde önemli rolü vardır.

 

 

Uluslararası alanda tam bağımsız bir devlet olarak kendini kabul ettirmekte sıkıntılar yaşayan Kosova henüz kendi sınırları dâhilinde otoritesini tam olarak tesis edememiştir. Özellikle Sırp unsurların yoğun olarak yaşadığı kuzeydeki Mitroviça bölgesinde merkezi otoritenin tesisinde ciddi sorunlar bulunmaktadır. Bu bölgede yaşayan 60 bin dolayındaki Sırp, Kosova’nın bağımsızlığını hala tanımamakta ve başkent olarak Priştine’yi değil Belgrad’ı kabul etmektedirler. O nedenle Kosova Cumhuriyeti’nin Sırp mallarına ambargo koymasıyla başlayan gerginlik ekonomik bir anlaşmazlıktan ziyade politik bir sorundur.

 

 

Gümrük Olaylarının Gelişimi ve İstikrarın Korunması

 

Kosova yönetimi Sırbistan’ın Kosova’dan ihracata yasak koymasına misilleme olarak Sırbistan’la gerçekleştirilen ithalata yasak getirmiş ve bu yasağın fiilen uygulanmasını sağlamak üzere ülkenin kuzeyindeki sınır kapılarının denetimini ele geçirmek için Temmuz ayı sonunda ülkenin 1 ve 31 numaralı sınır kapılarına bir operasyon düzenlemiştir. Kosova’nın bu hareketine tepki gösteren yerel Sırplarla Kosova polisi arasında çıkan olaylarda bir polis memuru ölmüştür. Bunun üzerine şiddetlenen olaylarda Sırplar, Yarinye’deki (Jarinje) bir numaralı sınır kapısını ateşe vermiş ve ülkede barışı korumakla görevli NATO’ya bağlı Birleşmiş Milletler güçlerine (KFOR) ateş açmışlardır. Yaşanan bu gelişmeler üzerine KFOR komutanı Kosova savaşından bu yana bölgede ilk kez olağanüstü hal ilan etmiştir.(8)

 

 

Ancak bu gelişmelerle de durulmayan olaylar 2 Ağustos’ta Sırp milliyetçilerin KFOR güçlerinin bölgedeki varlığına rağmen Mitrovica-Raşka yolu üzerindeki Rudare mevkiine 7 metre boyunda bir haç dikmesiyle yeniden tırmanmıştır. Bu gelişme üzerine Kosova Cumhuriyeti bakanlar kurulu olağanüstü toplanmıştır. Başbakan Haşim Taçi olayların tırmanmasından Sırp yetkilileri sorumlu tutmakta ve Kosova’nın kuzeyindeki Sırpları ayaklandırmakla suçlamaktadır.(9)

 

 

Kosova’da yaşanan bu gerginliğin istikrarın son derece nazik çizgiler üzerinde korunduğu bölgede olumsuz sonuçlar doğurmasından korkulmaktadır. Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) olayların Balkanlardaki diğer ülkeleri de etkileyebilecek düzeye gelmesine izin vermeyecekleri muhakkaktır. Ancak yaşananların bir süre önce AB’nin girişimiyle taraflar arsında başlatılan diplomatik girişimleri olumsuz yönde etkileyeceği kesindir. Nitekim Kosova başbakanı Haşim Taçi olağanüstü bakanlar kurulu toplantısından sonra yaptığı açıklamada Sırbistan’ın Kosova ile müzakere heyeti başkanı Borko Stefanoviç’in KFOR güçlerince derhal tutuklanıp sınır dışı edilmesini istemiştir.

 

 

Hem Kosova hem de Sırbistan için vazgeçilmez birer hedef olan AB’ye katılım göz önünde bulundurulduğunda olayların kontrolsüz bir şekilde büyümesi öngörülmemektedir. Sırbistan AB’ye katılım yolunda ciddi adımlar atmakta ve bu sürecin devam etmesini istemektedir. Nitekim Sırbistan devlet başkanı Boris Tadiç olaylardan hem Kosova’yı hem de Kosova’daki aşırı milliyetçi Sırp örgütlerini sorumlu tutmuştur. Ülkesinin AB hedeflerine sürekli vurgu yapan Tadiç, muhalefet tarafında şiddetle eleştirilmesine rağmen bu tür eylem ve provokasyonların bir parçası olmak istemediklerini açıkça ifade etmiş ve AB sürecinin gereklerini yerine getirmekten çekinmemiştir. Avrupa Birliği de mevcut tansiyonun düşürülmesi sorumluluğunun Belgrad ve Priştine’de olduğunu taraflara açıkça iletmektedir. İki ülke arasında Avrupa Birliği gözetiminde devam eden müzakerelerde AB’nin kuzeydeki Mitroviça bölgesinin tamamen Kosova’yla birleşmesini istediği ve bunun gerçekleşmesi için Sırbistan’dan somut adım atmasını istediği gelen haberler arasındadır. O nedenle hem AB hem de ABD bölgedeki olayların tırmanmasına izin vermeyecektir.

 

 

Mitroviça Sorununun Çözümü: İstikrarlı Bir Kosova için İlk Adım

 

1990 ve 2000’li yılların başlarında Balkanlarda yaşanan sorunlar birçok şehri etnik unsurlar arasında bölünmüş olarak bıraktı. Mostar ve Brcko, Dayton Anlaşması’ndan sonra sağlanan barış ortamında uluslararası çabalarla yeniden imar edilmiş ve bu şehirlerdeki etnik gruplar arasındaki sürtüşmeler büyük ölçüde giderilmiştir. Güneyindeki Arnavut çoğunlukla kuzeyindeki Sırp çoğunluk arasında Ibar nehri sınır kabul edilerek bölünen Mitroviça şehri ise hala entegre edilmeyi bekleyen bir şehirdir. 2008 yılında Kosova’nın bağımsızlık ilanından bu yana hem Kosova içinde hem de Kosova-Sırbistan ilişkilerinde bir sorun olarak varlığını sürdüren Mitroviça’nın entegrasyonunda uluslararası kamuoyu Mostar ve Brcko örneklerinden yararlanabilir.

 

 

Toplam nüfusu 72 bin civarında olan Mitroviça, güneyde çoğunlukta olan Arnavutlarla kuzeyde çoğunlukta olan Sırplar arsında hukuken olmasa da fiilen bölünmüş durumdadır. 2008 yılında Kosova’nın bağımsızlığını tanımayacağını ilan eden Sırbistan, Mitroviça bölgesindeki Sırp azınlık üzerinden Kosova’ya baskı uygulamaya devam etmiştir. Böylece bölge fiilen Sırbistan’a bağlı kalmış, Belgrad tarafından yönetilmiştir. Bu durum uluslararası hukukça kabul edilen Kosova sınırlarının bir kısmında otorite boşluğunun doğmasına neden olmuştur. Mesela, Kosova’da para birimi Avro olduğu halde bu bölgedeki Sırplar günlük hayatta ve ticarette Sırp Dinarı’nı kullanmaya devam etmiş ve Belgrad bölge Sırplarına çeşitli yardımlarda bulunmuştur. Kosova ise Sırpların yoğun olarak yaşadığı bu bölgedeki zengin yer altı madenlerini işletememiştir.

 

 

Bölgedeki otorite boşluğundan kaynaklanan karaborsadan uzun suredir rahatsız olan ancak herhangi bir girişimde de bulunamayan Priştine hükümeti, bölge güvenliğinden sorumlu EULEX ve KFOR kuvvetleri nezdinde girişimde bulunarak sorunu diyalog yoluyla çözmeye çalışmıştır. Ancak bu çabalar da sonuç vermeyince Sırbistan’ın uzun süredir tek taraflı olarak Kosova’ya uyguladığı ekonomik ambargoya Priştine, 20 Temmuz 2011’de Sırp ürünlerine ambargo kararıyla karşılık vermiştir. Bu ambargo kararının uygulanabilmesi için ülkenin kuzeyindeki 1 ve 31 numaralı gümrük kapılarının Priştine hükümetinin kontrolü altında olması gerekiyordu. Bu fiili durumun bilincinde olan bölge Sırpları merkezi hükümetin kararına rağmen Belgrad’la olan ekonomik ilişkilerini sürdürmüşlerdir. Bunun üzerine 25 Temmuz’da Priştine hükümeti duruma müdahale kararı almış ve bahsi geçen olaylar gerçekleşmiştir.

 

 

Mitroviça’daki Arnavut ve Sırplar birbiriyle entegre edilmezse bu şehrin hem Kosova hem de bölge istikrarı için bir sorun olmaya devam edeceği zannedilmektedir. Kosova ve Sırbistan’ın Avrupa Birliği perspektifleri şu anda olayların büyümesine engel teşkil etmektedir. Ancak böyle bir motivasyonun eksikliğinde meydana gelebilecek olayların büyüme olasılığı da yüksek olabilir. Mitroviça’nın güneyi ile kuzeyi hem ekonomik hem de politik açıdan önce birbirine sonra da ülke geneline entegre edilmelidir.

 

 

Sonuç

 

Yaşanan bu son olay Balkanlardaki dengelerin ne kadar hassas ve kırılgan olduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir. Bağımsız, sınırları içerisinde egemen olması gereken bir devletin hem iki gümrük kapısına operasyon düzenlemek zorunda kalması, hem de bu operasyondan dolayı ülkeyi oluşturan etnik unsurlardan birisinin ayaklanması ve ülkeyi karıştırması Kosova’nın tam bağımsızlık yönünde kat etmesi gereken mesafeyi göstermektedir. Türkiye; bağımsızlığını hemen tanıdığı Kosova ve son dönemde iki ilişkilerini hızla geliştirdiği Sırbistan nezdinde, bölgede öncülüğünü üstlendiği işbirliği ve istikrar süreçleri çerçevesinde girişimde bulunmalıdır. Bu itibarla Türkiye bölgede yaşanan sorunlara hem uluslararası organlar aracılığıyla hem de ikili ilişkilerdeki inisiyatiflerini kullanarak bölgede barış ve istikrarın korunmasına katkıda bulunmalıdır. Bir bölge ülkesi olarak Türkiye, Balkanlarda bu tür olayların yaşanmaması ve herhangi bir gelişmenin sorun halinde bütün bölgeyi etkileyecek boyuta gelmeden çözüme kavuşturulması için bölge ülkelerinin ihtiyaç duyduğu politikaların üretimine gerekli katkıyı sağlamalıdır.

 

 

 

 

 

 

Sonnotlar:

 

(1) “Kosova’yı Tanıyan 76. Ülke Andora”, http://www.kosovahaber.net/?page=2,9,6975 (Erişim 28.07.2011)

(2) Ömer Ersoy, “Bağımsız Kosova 3Yaşında”, Stratejik Düşünce Enstitüsü, 2011, http://www.sde.org.tr/tr/haberler/1385/bagimsiz-kosova-3-yasinda.aspx (Erişim 01.08.2011)

(3) Chatham House, “Kosovo: International Law and Recognation”, London, 2008, sf. 2-3, http://www.chathamhouse.org/sites/default/files/public/Research/International%20Law/il220408.pdf (Erişim 01.08.2011)

(4) “Kosovo”, 2011,  https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/kv.html (Erişim 29.07.2011)

(5) “Kosova Cumhuriyeti Anayasası”, http://www.kushtetutakosoves.info/repository/docs/Kosova.Cumhuriyeti.Anayasasi.pdf (Erişim 28.07.2011)

(6) Baskın Oran, “BALKAN MÜSLÜMANLARINDA DİNSEL VE ULUSAL KİMLİK (Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya ve Kosova üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme)”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, ANKARA, Sayı: 1-4, Cilt: 48, 109-120. Sayfalar, http://baskinoran.com/makale/SBFD-Cilt-48.pdf (Erişim 29.01.2011)

(7) “КОСОВО - НЕПРЕКИНУТА МИСАО”, 2008,                                                                       http://www.tvorac-grada.com/dodatak/kosovojesrcesrbije.html (Erişim 29.07.2011)

(8)  “Josipović: Želimo dobre odnose i sa Srbijom i sa Kosovom”, 2011, http://www.emportal.rs/vesti/srbija/160961.html (Erişim 30.07.2011)

Back to Top