Rusya’nın Yayılma Politikası, NATO ve Türkiye

A- A A+

Ruslar eski zamanlardan beri özellikle komünist rejimin kurulmasını takiben bir çevrilme/kuşatılma endişesi ile yaşamışlar ve hudutları boyunca kendilerine karşı güçlerin oluşumuna mani olma veya bunları yanlarına çekebilme çabası içinde olmuşlardır. İkinci Dünya Savaşını takiben yenik Almanya’nın Doğusu ile Nazi işgaline son verdikleri Doğu Avrupa ülkelerinde Moskova’ya bağlı ve onun kontrolünde Komünist  “peyk” rejimler kuran Stalin, Rusya’nın etrafında Demir Perde ile özlediği güvenlik çemberini kurmuştu. Ancak her şeye rağmen belirli bir kültürel birikime, değişik örf–adetlere ve sosyal yapıya sahip “Demir Perde” ülkelerini Moskova etrafında peyk olarak tutmak kolay olmamış, Rusya’nın 1956 Macaristan, 1968 Çekoslovakya’da olduğu gibi askeri güç kullanılmasını gerektirmiştir. Ayrıca önemli ekonomik ayrıcalıklar (çok ucuz petrol, gaz… gibi) tanınması ve zaman zaman büyük yardımlar yapılması da siyasi güdümlü Rus ekonomisi için ağır yükler getirmiştir.


SSCB’nin dağılmasından sonra “Demir Perde” ülkeleri ve eski Sovyetler Birliğine dâhil üç Baltık ülkesinin Batı ile kurumsallaşmaya yöneldiğini gören Rusya, var gücü ile eski Sovyet coğrafyasına ait iken bağımsız olan ülkeleri kendi etrafında toparlamaya çalışmıştır. Bu çerçevede Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Kolektif Güvenlik Anlaşması Teşkilatı gibi kuruluşları hayata geçirmişse de bu kuruluşların fazla bir ağırlık kazanamadığı görülmüştür. Putin iktidara gelir gelmez Rusya’yı her yönü ile güçlendirmeye öncelik vermiş bunda da bir hayli başarı sağlamıştır. 1991’de Sovyetler Birliğinin dağılmasını büyük bir felaket olarak niteleyen Putin, son yıllarda AB modelinden ilham alan ve eski Sovyet ülkelerini ve Moğolistan’ı kapsayacak Avrasya Birliği projesini ortaya atmıştır. Putin’in bu projesini Ruslar, 2015 yılında hayata geçirmeyi planlamaktadır.


Rus toplulukları, bağımsızlığına kavuşan eski SSCB ülkelerinin Ermenistan hariç hepsinde çeşitli boyutlarda varlıklarını sürdürmektedir. Yoksulluk nedeni ile olsa gerek Ermenistan’da Rus toplulukları olmamasına mukabil ülkede güvenlik nedeniyle 30 bini aşkın Rus kuvveti bulunmaktadır. Rusya’nın bu topluluklar vasıtası ile yaşadıkları ülkeler üzerinde gerektiğinde çeşitli baskı ve manevraları kullanma fırsat ve imkânına sahip olduğu açıktır. Bu durumun son örneği Kırım olayları ve Kırım’ın ilhakıdır.


2004-2005 yılları arasında Gürcistan ve Ukrayna’da yapılan demokratik devrimleri ve iktidar değişikliklerini endişeyle izleyen Rusya, bunların Batı’nın teşvik, yardım ve desteği ile yapıldığını ileri sürmüştür. 2007’de Gürcistan’ın çeşitli yerlerinde Tiflis dâhil karışıklıklar çıkmış ve dönemin Devlet Başkanı Saakaşvili de bu olayların Rusya tarafından planlandığını açıklamıştır. Rusya ile uzun müzakereler sonucu Batum’daki Rus askeri üssü Gürcistan’a devredilmiş ve ülkedeki Rus askerleri geri çekilmiştir. Gürcistan’da sadece BDT barış gücünün Abhazya ve Güney Osetya’daki kuvvetleri bünyesindeki Rus askerleri görevlerine devam etmişlerdir. 2008’de Rusya ile birleşmek isteyen Özerk Güney Osetya ve tam bağımsızlık isteyen Rus pasaportluların ekseriyeti teşkil ettiği Abhazya bölgelerinde çıkan ve kısa sürede Rusya Gürcistan çatışmasına dönüşen olaylar, Rusya’nın bu bölgelerin bağımsızlığını tanıması ile sonuçlanmıştır. Türkiye Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanımamakta ve bu sorunun Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü ve egemenliği çerçevesinde çözüme kavuşturulmasını istemektedir. Burada dikkati çeken husus 2008 yılındaki Rusya’nın 1990’ların başındaki güç kaybetmiş Sovyetler Birliği ile kıyaslanamayacak derecede güçlenmiş olduğudur.


2014 Rusya’sı hemen her yönü ile gerek bölgede gerek Uluslararası arenada ağırlığı olan önemli bir güç olarak ortaya çıkmaktadır. Rusya daha önceleri olduğu gibi özellikle Batı’dan gelecek tehditlere karşı bir güvenlik tampon bölgesi olarak gördüğü ve askeri, teknolojik, ekonomik ilişkiler sürdürdüğü Ukrayna’nın Batı kuruluşları ile kurumsal ilişkililere girmesi ve bunu önlemeye çalışan Yanukoviç’in çıkan olaylar sonucu iktidarı bırakması Rusya’yı fazlası ile endişeye sürüklemiştir. Bu konuda DSA 93 sayılı bültende ayrıntılı bilgi sunulmuştur. Rusya’nın Batı’nın teşvik ve yardımı ile çıktığına inandığı Ukrayna olaylarına tepkisi sert olmuş, Rus’ların çoğunlukta olduğu Otonom Kırım Cumhuriyeti hukukçulara göre Ukrayna Anayasasına tamamen aykırı bir referandumla Rusya’ya bağlanma kararı almış, ve bu durumun da Rusya tarafından kabulü ile Kırım, Rusya’nın bir parçası haline gelmiştir.


ABD, AB ve NATO Ukrayna’daki krizin başındaki olaylara olumlu yaklaşıp Ukrayna’nın içişlerine karışmama, Ukrayna konusunda imzaladığı uluslararası anlaşmalara sadık kalarak ülkenin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı göstermesi konusunda Rusya’yı sert bir şekilde uyarmışlardır.  ABD Dışişleri Bakanı Kerry, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile ikaz mahiyetinde birçok görüşme yapmıştır. Bu görüşmeler sonunda NATO yüksek seviyeli siyasi diyalog hariç NATO Rusya Ortak Konseyinin sivil ve askeri tüm pratik işbirliğini askıya aldığını açıklamış, ABD ve AB ülkeleri daha ziyade Rus ileri gelenleri ile ve onların varlıkları ile alakalı olarak bazı tedbirler aldıklarını açıklamışlardır. Basına akseden bu yaptırım ve tedbirlerin sembolik olmaktan öte fazla bir mana teşkil etmediği sanılmaktadır. Bu arada Rusya’nın dünyada sekizinci büyük ekonomik güç olduğunun altını çizmekte fayda görülmektedir. Rusya’ya karşı sert tedbirlere başvurulamamasının sebepleri arasında ekonomilerin karşılıklı bağımlılığının, AB ülkelerinde binlerce Rus şirketi faaliyet gösterirken Rusya’da da ayni şekilde binlerce Batılı şirketin bulunduğu, ayrıca bir hayli ortak yatırımların mevcut olduğu sayılmaktadır. Özet olarak ilan edilen yaptırım ve tedbirlerin Avrupa’nın önemli gaz tedarikçisi Rusya’yı ne derecede etkileyeceğini bu aşamada tam olarak değerlendirmek mümkün değildir. 


Kırım’ın Rusya’ya katılmasını takiben Doğu Ukrayna’nın bazı bölgelerinde Donetsk, Harkov, Luhanks’da Rus yanlıları karışıklıklar çıkarmış Donetsk ve bazı yerlerde resmi binalara saldırılar olmuştur. Kiev Hükümetinin göstericilerin bazı talepleri doğrultusunda tavizkar bir tutum takınmasına rağmen olayların yatışmadığı ve son olarak da göstericilerin Kiev’den referandum yapılmasını istedikleri ve bu yolla Rusya ile birleşme niyetlerini açıkladıkları yolunda basın haberlerine rastlanmaktadır. Son haftalarda Rusya’nın hudut boyunca 40.000 kişilik bir askeri yığınak yaptığı ve bölgede çeşitli manevralar gerçekleştirdiği bilinmektedir. Olayların başlangıcında NATO ve ABD Rusya’yı Ukrayna’ya yönelik herhangi bir müdahaleye karşı uyararak böyle bir hareketin ağır neticeleri olacağını sert ifadelerle vurgulamışlardır. Ancak olayların hafta sonunda tırmanarak yoğunlaşması üzerine Parlamentoda konuşan Ukrayna Devlet Başkan Vekili Kırım’daki senaryonun tekrarına müsaade edilmeyeceğini, Pazartesi (l4 Nisan) sabahına kadar teslim olan protestocular hakkında bir işlem yapılmayacağını, aksi halde bölgeye Silahlı Kuvvetlerin sevk edileceğini belirtmiştir. Çatışmaların devam etmesi üzerine Hükümet anti terör güçlerini devreye sokmuş bulunmaktadır. Çatışmalarda her iki taraftan da yaralananlar olmuştur.


Olayların geldiği boyut ABD ve NATO tarafından endişe ile karşılanmış, protestocuların Kırım’daki gibi Rus üniformalarına benzer kıyafetlerle görülmelerinin vahim olduğu ifade edilerek Rusya müdahale konusunda uyarılmıştır. Rusya, Kiev’in Doğu Ukrayna’ya Silahlı Kuvvetler sevkini önlemek üzere BM Güvenlik Konseyini toplantıya çağırmıştır. Toplantıda Rusya olaylarda herhangi bir dahli olmadığını vurgulayarak Ukrayna Hükümetini Doğu Ukrayna’daki protestocularla diyaloga girmesini önermiştir. ABD delegesi Rusya’yı olaylar nedeniyle sert ifadelerle kınamıştır. Toplantıdan herhangi bir karar çıkmamıştır. Diğer taraftan AB Dışişleri Bakanları Konseyi l4 Nisan’da Brüksel’de olağanüstü toplantı yapmıştır.


Bazı gözlemciler Doğu Ukrayna’daki Rus mevcudiyetinin % 30 civarında olduğunu, olası bir Rus müdahalesinin Ukraynalıların karşı koyacak olmaları nedeniyle büyük can kaybı olacağını ifade etmişlerdir. Ayrıca bölgenin büyükçe bir alanı kaplaması nedeniyle 40.000’den daha büyük bir güç kullanımı gerektireceğini, bunu Putin’in göze almasının güç olduğunu, kaldı ki Rusya’nın barışçı yollardan bölgeyi etkisi altında tutmak için elinde çeşitli imkânların olduğunu belirtmektedirler.


Rusya’nın Ukrayna’nın borcunu ödememesi halinde gazı keseceği bundan Avrupa’nın da etkileneceği yolunda çıkan haberler Putin tarafından tekzip edilmiştir. Ukrayna’nın Rusya’ya borcu 2.2 milyar dolardır. ABD bu borcun kapatılması için Uluslararası Para Fonunu ve diğer dost ülkeleri Ukrayna’nın yardımına çağırmıştır. Sızan haberlerde Uluslararası Para Fonunun bir milyar dolarlık yardım kararı aldığı anlaşılmaktadır


Bütün temaslara rağmen Rusya Ukrayna’daki yeni rejimi tanımamakta ve Kiev’deki rejimi gayri meşru olarak görmektedir. Rusya’nın esas itibari ile büyük tepkiler yaratacak yeni toprak ilhakı yerine Ukrayna üzerinde etkisini arttıracak tedbirlere yöneldiği, bu çerçevede Ukrayna’nın federal bir yapıya sahip olması gerektiği ifade edilmektedir. Ayrıca bölge halkı tarafından seçilecek valilerin geniş yetkilerle donatılması, bölgelere komşu ülkelerle kültürel, ekonomik ilişkiler kurma yetkisi verilmesi, her bölgenin kültürel durumuna göre resmi dilini saptaması, bölgelerin Ukrayna’nın dış politikasının oluşmasına da katkıda bulunmalarının sağlanması gibi hususların yeni anayasada yer almasını talep ettiği anlaşılmaktadır. Nisan ayı ortalarında ABD-AB-Rusya ve Ukrayna Dışişleri Bakanlarının dörtlü bir toplantı yapması beklenmektedir. Son olaylar üzerine Rusya, Cenevre’de l7 Nisan’da yapılacak bu dörtlü toplantıya protestocuların katılmasını da önerdiği yolunda bazı haberler dolaşmaktadır. Rusya’nın bu suretle protestoculara resmi bir tanıma sağlayarak Ukrayna’da kurulmasını istediği gevşek federasyonu gerçekleştirmeye çalıştığı düşünülmektedir.


Putin eski Sovyet coğrafyası ile girişimlerini sürdürürken Akdeniz’deki tek ve önemli müttefiki olan Suriye ile de ilişkilerini her alanda geliştirmektedir. Suriye daha Sovyetler döneminden itibaren Moskova için Akdeniz’de Stratejik önemi yüksek bir ülke olarak görülmüş ve her türlü siyasi, ekonomik ve askeri işbirliği geliştirilmiş, Suriye Sovyetlerin çok az ülke ile yaptıkları bir nevi ikili ittifak anlaşması olan “ Dostluk ve İşbirliği” anlaşmasının 1970’lerin sonunda imzalama ayrıcalığına ulaşmıştır. 1990’lı yıllarda Sovyetlerin dağılması ve zafiyet döneminde Suriye her bakımdan zorluklara maruz kalmıştır. Putin’in iktidara gelmesinden sonra işbirliği ilişkiler yeniden yakınlaşmış ve gelişmiştir. Bu gün Esad’ın çetin ve kanlı bir iç savaşa rağmen iktidarı koruması şüphesiz büyük ölçüde Güvenlik Konseyi üyesi Rusya’nın siyasi, askeri ve ekonomik destek ve yardımları ile mümkün olmaktadır. Rusya ve İran’ın desteği devam ettiği sürece Esad’ın iktidarını koruması şaşırtıcı olmayacaktır.


Türkiye’nin Suriye politikasında çeşitli hatalı değerlendirmeleri Esad’ı alenen bertaraf etmeyi hedef almıştır.  Buna karşın Esad’ın da 3 yılı aşkın süredir iktidarını koruduğu gibi iç savaşta da zaman zaman kazanımlar elde etmesi, ülkenin belirli bir kısmında hâkimiyetini sürdürmesi gibi hususların ışığında Türkiye-Suriye ilişkilerinin görünebilir bir gelecekte düzelmeyeceğine işaret ettiği düşünülmektedir. 900 km ortak sınır boyu yaşanan kanlı olayların ve siyasi gelişmelerin Türkiye’nin güvenliği bakımından ciddi önem taşıdığı aşikârdır. Gerek bu durum gerek bölgede görülen genel karışıklığın Türkiye’nin bir an önce İsrail ile eskiden olduğu gibi yakın siyasi ve askeri işbirliği ilişkilerini süratle ihya etmesi, vakit kaybetmeden mukim Büyükelçilerin göreve başlatılarak her alanda yakın işbirliğine girişmesinin büyük önem taşıdığı kabul edilmelidir. Bütün bunlara ilaveten Ermenistan’la imzalanmış olan Protokollerin çıkmaza girmesi ile elleri daha da serbestleşen Ermeni’lerin sözde soykırımın yüzüncü yılı için hazırladıkları karalama kampanya ve faaliyetlerinin önlenmesinde İsrail’in ve Yahudi lobilerinin katkı ve yardımlarının küçümsenmemesi gerektiği düşünülmektedir.


Türkiye, Ukrayna olaylarını yakından ve alaka ile takip etmiş Kırım Tatarlarının haklarının korunması hususunda ilk günden itibaren girişimlerde bulunmuş, referandum yolu ile Kırım’ın Rusya’ya katılmasını tehlikeli bir yöntem olarak görerek ne referandumu ne de katılımı tanımamıştır. Türkiye NATO’nun Ukrayna konusunda bütün kararlarına katılmıştır. Türkiye’nin Rusya ile yakın ve hemen her alanda gelişmiş işbirliği ilişkileri vardır. Ticari ilişkiler büyük gelişmeler göstermektedir. Karşılıklı ticaret hacmi düzenli olarak artmaktadır. Türkiye’nin kullandığı doğal gazın % 60’ı Rusya’dan ithal edilmektedir. Bunlara ilaveten birçok Türk firması Rusya’nın çeşitli bölgelerinde başarılı şekilde faaliyet göstermekte ayrıca Türkiye’nin Turizm gelirlerinde Rus turistlerin payının giderek arttığı bilinmektedir. Özet olarak Rusya, Türkiye’nin çeşitli alanlarda karşılıklı çıkara dayalı yakın ilişkiler sürdürdüğü ve siyasi yönden problemi olmayan bir ülke durumundadır. NATO’nun şu anda Rusya’ya karşı aldığı yaptırımların bu aşamada Türkiye’nin ekonomik ve ticari ilişkileri üzerinde doğrudan bir etkisi olmadığı düşünülmekle beraber krizin büyümesi halinde Türkiye’nin Rusya ile ikili ilişkilerinde bazı güçlüklerin ortaya çıkması olasıdır. Bu güçlükler değerlendirilirken her hal ve karda NATO’nun Türkiye yönünden hayati öneminin göz önünde tutulacağı şüphesizdir.


Kırım’ın bir ay önce Rusya’ya katılmasıyla Karadeniz’de Rusya’nın avantaj sağladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Türkiye Karadeniz’de en uzun sahili olan bir ülkedir. Karadeniz; güvenlik, ulaşım, ticaret gibi birçok bakımdan Türkiye için büyük önem taşımaktadır. 


Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ile ilgili olarak Türkiye’nin ortaya çıkabilecek bazı durumlar ile ilgili olarak hazırlıklı olmasında fayda vardır.


Türkiye NATO üyesidir ve NATO’nun bu olayla ilgili olarak aldığı ve alacağı karar ve uygulamalarla ilgili hazırlıklı olması faydalı olacaktır.  Bu çerçevede NATO’nun aldığı, Rusya ile tüm askeri ve sivil faaliyetlerin durdurulması kararı üzerine Türkiye’nin Rusya dâhil tüm Karadeniz ülkeleri ile mevcut BLACKSEAFOR aktivasyonlarının uygulaması ve devam konusunda bir bekle-gör tutumunu benimsemesinde fayda görülmektedir. Gürcistan zaten bu faaliyetlere katılmamakta, Ukrayna’nın katılıp katılmayacağı ise bilinmemektedir. NATO üyesi olan Bulgaristan ve Romanya’nın ne yapacağı ise meçhuldür. Aynı belirsizlikler BLACKSEA HARMONY faaliyetleri için de geçerlidir. Bu hususlarda da hazırlıklı olup ilgili ülkelerle istişare etmekte yarar vardır.


Diğer taraftan Montrö Anlaşması kurallarını uygulamaktan sorumlu ülke olarak Türkiye’nin bu kuralları tartışmaya yer vermeyecek şekilde tatbik etmeye devam etmesi çok önemlidir. Geçmişte özellikle Karadeniz’e sahildar olmayan ülkelerin harp gemilerinin bu denizde anlaşma hükümlerini kalış süresi konusunda bazen ihlal ettikleri hatırlanırsa benzeri olayların Türkiye için sıkıntı yaratabileceği dikkate alınmalıdır.


Ayrıca Karadeniz’e sahildar olmayan ancak NATO ve/veya AB üyesi ülkelerin Karadeniz’de yapacakları tatbikatlara katılma katılmama konuları ile liman ziyaretleri konuları (kendi gemilerimiz içinde) gözden geçirilmeli ve hassasiyetler dikkate alınarak hazırlıklı bulunulmalıdır.





* Dış Politika ve Savunma Araştırmaları Grubu:

Başkan: İlter Türkmen, Büyükelçi (E)-Dışişleri Eski Bakanı, Bşk. Yrd: Salim Dervişoğlu Oramiral (E), Üyeler; Fahir Alaçam Büyükelçi (E), Oktar Ataman Orgeneral (E), Cemil Şükrü Bozoğlu Tuğamiral, M. Doğan Hacipoğlu Tümamiral (E), Oktay İşcen Büyükelçi (E), Güner Öztek Büyükelçi (E), Seyfettin Seymen Hv. Tümgeneral (E), Necdet Timur Orgeneral (E), Turgut Tülümen Büyükelçi (E)


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top