Son Beş Yılda Altıncı Başbakan: Japonya’da Art Arda Gelen Başbakan İstifaları

A- A A+

2009 yılındaki seçimlere kadar 55 yıl boyunca tek partiyle yönetilmiş bir demokrasi olarak dünyanın dikkatini siyasal yapısına çeken Japonya, son dönemde de başbakan istifaları ile gündeme gelmiştir. Ağustos ayında başbakan seçilen Yoşihiko Noda, son beş yılda göreve gelen altıncı başbakan olmuştur.

 

Uzun zamandır durgun ekonomi, gitgide yaşlanan nüfus ve iç borç sorunları ile uğraşan Japonya, Mart 2011’de deprem, tsunami ve nükleer sızıntı felaketlerinin de üst üste gelmesiyle zor dönemler geçirmektedir. Böyle bir ortamda siyasetçilerinden somut adımlar bekleyen Japon halkı ardı ardına gelen başbakan istifaları ile sarsılmıştır.


Peki, ülkenin siyasi istikrara bu kadar ihtiyaç duyduğu bir dönemde neden hükümetler kalıcı olamamaktadır? Bu çalışmada Japonya’nın siyasi yapısına, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik duruma ve son beş yılda göreve gelen başbakanların uygulamalarına değinilerek bu soruya yanıt aranmaya çalışılacaktır.


Japonya’da Siyasal Yapı

Japonya’da yüzlerce yıl ikili bir devlet yapısı ve yönetim sistemi görülmüştür: Kyoto’da hüküm süren bir imparatorluk ve başkent dışındaki askeri bir yönetim. Zaman içerisinde bu askeri yöneticiler güçlü bir derebeylik sistemi oluşturmuşlardır. Ancak Japon tarihinin dönüm noktalarından 1868 Meiji Restorasyonu, 265 yıllık feodal rejime son vermiş ve bu tarihten itibaren Japonya bir modernleşme süreci içerisine girmiştir.


Etkin ve güçlü bir liderlik etrafında şekillenen Meiji yönetimiyle Japonya’nın askeri, ekonomik ve siyasi açıdan Batı örneğine göre yeniden örgütlenmesi sağlanmıştır. Meiji Restorasyonuyla birlikte çok sayıda yabancı uzman Japonya’ya davet edilerek eğitimden adalet sistemine, ordudan ulaşıma kadar pek çok alanda yeniden yapılanmaya gidilmiştir. Aynı zamanda çok sayıda öğrenci, hükümet tarafından dünyanın önde gelen ülkelerine, batının kültür ve kurumlarını tanımak ve bunlar üzerine çalışma yapmak amacıyla gönderilmiştir.


Bu dönemde Özgürlük Partisi olarak bilinen Jiyuto adlı küçük bir parti ile oligarşiye karşı olmasıyla tanınan siyaset adamı Okuma'nın organize ettiği İlerici Parti (Kaishinto) kurulmuştur. Daha sonra farklı isimler alan ve şekil değiştiren bu iki parti Japon siyasi yaşamında 1940’a kadar etkin olmuştur.(1) Yine bu dönemde bir Ulusal Temsilciler Meclisi’nin oluşumuna yönelinmiş, 1885’de ilk başbakan Ito Hirobumi ile kabine kurulmuş ve 1889’da da Meiji Anayasası ilan edilmiştir.(2)  Bu anayasaya göre imparator, kutsal ve dokunulmaz olup mutlak hakimiyete sahiptir. Temsilciler Meclisi ve Senato’dan oluşan Diet ise ülkenin idari işlerini üstlenmektedir.


İkinci Dünya Savaşı’nın sonu Japon siyasal yaşantısında köklü bir değişimi beraberinde getirmiştir. Savaşın bitiminden sonra Japon adalarını işgal eden ABD, Pasifik’te üstünlüğü ele geçirmek, Japon ordusunun tekrar güçlenmesini engellemek ve ileride iyi ilişkilerin kurulabileceği bir Japonya yaratmak hedefi ile hareket etmiştir.  Bu bağlamda ABD’nin ilk uygulaması, Meiji Anayasası’nı yürürlükten kaldıracak yeni bir anayasa yapmak olmuştur. Amerika tarafından oluşturulan komisyonun hazırladığı anayasa 1947’de yürürlüğe girmiştir.


Yeni anayasa ile siyasal sistemin anayasal monarşiden demokrasiye kaydığı görülmektedir. Meiji Anayasası’nda mutlak olan imparatorun hâkimiyeti, II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan yeni anayasada yeniden tanımlanmış ve sembolik hale getirilmiştir. Yasama yetkisi Ulusal Parlamento’ya verilmiş, daha önce imparatora karşı sorumlu olan Diet doğrudan halka karşı sorumlu hale gelmiştir. Yine Meiji Anayasası’ndan farklı olarak meclisin tamamı halkoyuyla seçilen delegelerden oluşturulmuş ve imparatorun seçtiği soylular kamarasının yerini Senato almıştır. Yürütme organı olarak da parlamentoya karşı sorumlu olan bir Bakanlar Kurulu öngörülmüştür. Yargı erki Yüksek Mahkeme ve ona bağlı mahkemelere verilmiştir.(3)


Günümüzde Japon siyasal sistemi üç ayrı seçim sistemi üzerine kuruludur. Her dört yılda bir yapılan Temsilciler Meclisi seçimleri, her üç yılda bir yapılan ve Senato üyelerinin yarısının yenilendiği Senato seçimleri ve dört yılda bir yapılan yerel seçimlerdir. Seçimler her idari bölgede Merkezi Seçim Komitesince yapılmaktadır.


Ayrıca Japon siyasi kültürünü önemli ölçüde etkileyecek pasifizm, yeni anayasanın 9. maddesinde belirtilen savaştan uzaklaşma ve demilitarizasyon hükmü ile ortaya çıkmıştır. Bu maddeye göre; milletlerarası anlaşmazlıklarda güç kullanılmayacak ve ordu genişletilemeyecektir. Savunma için sadece polis gücü teşkil edilebilecektir.(4)


Anti-militarizm normu, Japon halkının II. Dünya Savaşı’ndaki tecrübesinin ve atom bombalarının yarattığı travmatik etkinin bir tezahürüdür. Thomas Berger de tarihi geçmişin siyasi aktörler tarafından ele alınması sonucunda, askeri güç kullanmama yönünde bir isteksizliğin olgunlaştığını vurgulamaktadır.(5) Berger’e göre anti-militarizm, siyasal sistemde kurumsallaşmıştır ve hem halk hem de siyasi elitler tarafından paylaşılmaktadır.(6)


Japonya’nın Önde Gelen Siyasi Partileri

Japonya’nın en büyük partisi olan ve kurulduğu 1955 yılından 2009’a kadar iki yıllık bir kesinti dışında sürekli iktidarda kalan Liberal Demokratik Parti’nin (LDP) uygulamalarında bu siyasi kültürün yansımaları görülmektedir. Merkez sağ çizgide, muhafazakar yapıya sahip LDP, pasifizmin devamını, ABD ile iyi ilişkiler kurulmasını, ihracata yönelik ekonomiyi ve kamu alanında bürokrasinin azaltılmasını savunmaktadır.


Japonya Sosyalist Partisi (JSP), ilk olarak, savaş öncesinde farklı emekçi partilerin birleşmesi ile Kasım 1945'de kurulmuştur. 1951'de sol ve sağ kanatlara ayrıldıktan sonra, Ekim 1955'de ikinci bir birleşme olmuştur. Partinin amacı mevcut anayasayı desteklemenin yanı sıra "barışçı ve demokratik devrim" vasıtasıyla sosyalizmin gerçekleştirilmesidir. JSP’nin savunduğu politikalar ise pasifizmin desteklenmesi, sosyal alanda reformlar yapılması, neo-liberal piyasa ekonomisinin reddi, Japonya’daki ABD üslerinin tasfiyesi.. vb.(7) JSP 1993’ten 1994’e kadar iktidarda kalmış, 1994’ten 1996’ya kadar da LDP ile koalisyon ortaklığında bulunmuştur.


Modern Japonya siyasi tarihinin 1955’te LDP kurulduktan 1990’ların sonlarına kadar olan dönemine “1.5 parti sistemi” adı verilmektedir.(8) Bunun nedeni LDP’nin ikinci parti olan JSP üzerindeki ağırlığıdır. LDP’nin bu başarısının sebeplerine gelindiğinde, İkinci Dünya Savaşı’nın yaralarının sarıldığı ve ekonominin yükselişe geçtiği döneminin hemen başında iktidara gelmesi nedeniyle LDP Japon mucizesinin mimarı olarak görülmüştür.(9) Bunun dışında LDP’nin başarısında muhalefetin zayıflığı da önemli rol oynamıştır.


1990’larda Japon ekonomisinde yaşanan durgunluk, Japon halkının siyasi tercihlerinin değişmesine sebep olmuştur. 1993’te Başbakan Miyazawa Kiichi’nin söz verdiği halde seçim sisteminde değişiklik içeren reform yasalarını çıkaramamasının ardından güven oylamasını kaybeden LDP hükümeti istifa etmiş ve 38 yıldır devam eden LDP egemenliği sona ermiştir. Bu durum, LDP’den kopan partilerin sol partilerle birleşerek koalisyon kurması ve 1994’te Seçim Yasasını değiştirmesi açısından Japon siyasi hayatı için önem arz etmektedir.(10) Yeni seçim sistemi, iktidar-muhalefet yapısını değiştirmiş, parti birleşmelerine olanak sağlamış ve iki partili sistemin yolu açılmıştır.(11) Yeni seçim sisteminin en önemli getirilerinden biri de 1996’da kurulan ve 1993’te iktidarı tekrar eline almış LDP’ye en büyük rakip haline gelen Japon Demokratik Partisi (JDP)’dir.


Japonya’nın antimilitarist/pasifist politikalarının önde gelen savunucusu olan JSP ise 1990 sonrası dönemde gittikçe küçülmüş ve siyasetteki etkinliğini kaybetmiştir. Ayrıca 1996’daki seçimleri kaybetmesinin ardından da en etkin üyelerini JDP’ye kaptırmıştır Bu durum kamuoyunda pasifizm yerine normalleşme fikrinin ön plana çıktığının göstergesi olmuştur ki Japon siyasetinin önde gelen isimlerinden olan JDP üyesi Ichiro Ozawa’nın başını çektiği normalleşmeciler güç kazanarak siyasal hayata yeni bir anlayış getirmiştir.


JDP; “bağımsız diplomasi” söylemiyle ABD-Japonya ilişkilerinin daha eşit bir düzleme getirilmesini, Japonya’nın Asyalı kimliğine vurgu yapıp bölgesel ilişkilerini geliştirilmesini ve pasifist yapıdan uzaklaşılmasını savunmaktadır.(12) JDP, 30 Ağustos 2009’da Japonya’da yapılan tarihi genel seçimler neticesinde yarım yüzyılı aşan bir süre hükümeti oluşturmuş LDP’yi geride bırakarak iktidar koltuğuna oturmuştur.


Başbakan İstifaları Sorunsalı

2001-2006 döneminde başbakanlık görevini yürüten Koizumi’den sonra bu alanda istikrar sağlayamayan Japonya, son beş yılda altı başbakan değiştirmiştir. Bu istikrarsızlığın sebeplerine geçmeden önce göreve gelen başbakanların önündeki en büyük sorun niteliğinde olan ekonomik duruma değinmek faydalı olacaktır.


Japonya 2. Dünya Savaşı’nda ağır bir yenilgiye uğramasına rağmen kısa sürede ayağa kalkmış ve dünyanın önde gelen ekonomilerinden biri haline gelmiştir. Ancak 90’lı yıllardan itibaren Japon ekonomisi durgunluk içine girmiş, büyüme oranları azalmış ve işsizlik artmıştır. Bu durumun temel sebebi olarak İkinci Dünya Savaşı sonrası ülkenin kalkınmasında pay sahibi olan ve dolayısıyla ülkede önemli bir güç elde eden büyük şirket gruplarının keyfi davranışları gösterilmektedir.(13) Bu grupların kendi içlerinde yer alan bankalardan istenilen ölçüde ve sorgulanmadan kredi alabilmeleri ekonomik kaynakların verimsiz kullanılmasına yol açmıştır. Bunun sonucunda kağıt üzerinde teminat gösterilen arsa ve gayri menkul fiyatlarında spekülatif artışlar görülmüştür. 1991 yılında ise bu suni artış son bulmuş ve gayrimenkul fiyatları ile hisse senetleri çok büyük bir çöküş yaşayarak Japon ekonomisinin durgunluk dönemine girmesine neden olmuştur. (14)


Günümüzde düşük doğum oranları ve yüksek yaşam süresi Japon halkının giderek yaşlanmasına yol açmaktadır. Mevcut eğilimin devam etmesi halinde bir yandan çalışan nüfus oranı iyice azalacak ve verimli işgücü düşecek, diğer yandan sosyal sigorta sistemi, yaşlanan nüfusun emeklilik ve sağlık giderlerini karşılamada zorluk yaşamaya başlayacak ve finansman sıkıntısı gündeme gelecektir. Bu duruma bir de 2010 yılı itibariyle GSYH’nın yaklaşık %200’üne denk gelen 10 trilyon dolar civarındaki iç borcu eklersek Japon ekonomisinin durumu daha iyi anlaşılacaktır.(15) Japonya'nın yaşadığı bir diğer önemli sorun da, Japon şirketlerinin dünya genelindeki rollerinin ve konumlarının da zayıflamış olmasıdır. 1988’de Nomura Securities tarafından yayınlanan listede piyasa değeri sıralamasındaki ilk 10 şirketten 8’i Japon şirketiyken 2009’da bu listede Japon şirket yer alamamıştır.(16) Tüm bunların yanı sıra Mart 2011’de Japonya'da yaşanan deprem, tsunami ve akabinde nükleer santrallerde yaşanan sorunlar zaten kötü durumda olan ekonomiye yeni yükler getirmiştir.


Özetle bugün göreve gelen başbakanların önünde kısa vadede ekonomik iyileşmenin sağlanabileceğine yönelik umutlarını kaybetmiş, geleceğe endişe ile bakan, dolayısıyla da kısa vadede somut gelişmeler görmek isteyen bir Japon halkı bulunmaktadır. Şüphesiz Japon ekonomisinin yeniden eski ritmini kazanması olanaksız değildir, zira tarih çalışkanlıkları ile tanınan Japon halkının bu tür dönemlerden başarı ile çıktığına işaret etmektedir. Ayrıca Japonya bugün halen 4.30 trilyon dolarlık GSYH’sı ile (AB bir bütün halinde düşünülmezse) dünyanın üçüncü büyük ekonomisi, dünyanın ikinci büyük petrol ve doğal gaz ithalatçısı, dördüncü büyük ihracat ve ithalat yapan ülkesidir.(17) Ayrıca 1 trilyon dolarlık döviz rezervi ile Çin'den sonra en fazla döviz rezervi olan ülke konumundadır.(18)


Tüm bu veriler Japonya’nın geleceği için umut vericidir, ancak bu geleceği büyük oranda hükümetlerin alacağı önlemler ve uygulayacağı politikalar belirleyecektir. Bu konuda Japon toplumunun siyasilerden büyük beklentileri olması, hükümetlerin baskı altında kalmasına ve son 5 yılda görüldüğü gibi kısa zamanda olumlu sonuçlar üretemeyen başbakanların istifasına yol açmaktadır.


Son dönemde görülen başbakan istifalarının iki temel sebebi bulunmaktadır: kendilerinin veya kabine üyelerinin isimlerinin karıştığı skandallar ve halk desteğini kaybetmeleri. İstikrarlı biçimde beş yıl boyunca başbakanlık koltuğunda oturan son lider olan Koizumi’den günümüzde başbakanlık görevini yürüten Noda’ya kadar tüm başbakanların görev süresi bu iki temel sebep nedeniyle oldukça kısa sürmüştür.


Koizumi’den Noda’ya

Eylül 2006’da emekliye ayrılan Japonların karizmatik lideri Koizumi’den sonra başbakanlık görevini yürüten Shinzo Abe’nin temel amacı pasifizm ve antimilitarizme karşı normalleşme politikası uygulamak olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’nı yaşamamış neslin seçmen haline gelmesinden faydalanarak uzun süredir eleştirilen aşırı pasifist devlet yaklaşımını değiştirmeyi hedeflemiştir.(19) Bu amaçla daha milliyetçi bir eğitim sistemi, anayasanın yeniden yazılması, Japon silahlı kuvvetlerinin etkinliğinin artırılması gibi hedefler belirlemiştir. Bu nedenle milliyetçi ve şahin bir çizgide olduğu yönünde muhalefet partisi tarafından yoğun şekilde eleştirilmiştir.(20)


Sosyal güvenlikle ilgili çıkardığı yasaların beklenen sonucu vermemesi ve kabinesindeki bakanların gafları ve skandalları Abe’nin istifasına giden yolu açmıştır. Sağlık Bakanı’nın kadınları “çocuk yapan makineler” olarak nitelendirmesi, Savunma Bakanı’nın Japonya’nın en önemli müttefiki ABD’yi Irak’ı işgalle suçlaması, Tarım Bakanı’nın intiharı, yeni Tarım Bakanı’nın isminin yolsuzluğa karışması gibi olumsuzluklar Abe’nin hızla halk desteğini kaybetmesine ve Eylül 2007’de istifa etmesine yol açmıştır.(21)


Abe’nin istifasından sonra LDP Başkanlık seçiminde Taro Aso ile yarışan Yasuo Fukuda hem LDP başkanı hem de Japonya’nın 91. Başbakanı olmuştur. Aşırı sakin ve ılımlı tavırları zayıf ve pasif bir lider imajı çizmesine neden olmuştur.(22) Abe’nin milliyetçi çizgisini de devam ettirmemiştir. ABD ile yakın ilişkilerin devamı, bölge ülkeleri (özellikle Çin) ile ilişkileri iyileştirme, sosyal güvenlik sistemini yeniden düzenleme, iç borçla mücadele etme konularına öncelik vereceğini belirtmiştir.(23)


Zamanla Fukuda’nın halk desteğini kaybetmesine yol açan unsurlar, emeklilik kayıtlarının kaybolması, yeni sağlık sistemi hakkında yasa tasarısı, ekonomideki istikrarsızlık, Çin’den ithal edilen hamurların pek çok kişiyi zehirlemesi, Savunma Bakanı’nın adının karıştığı yolsuzluklar, 11 Eylül sonrası ABD’ye destek niteliğinde Japon tankerlerinin ABD askeri gemilerine yakıt sağlamaya devam etmesini öngören yasanın muhalefete rağmen çıkarılmasıdır.(24) Ayrıca muhalefet partilerinin üst meclisi kontrol ettikleri için yasa çıkarılmasını engelleyebildikleri bir parlamento karşısında Fukuda’nın oldukça zorlandığını söylemek de yanlış olmayacaktır.


Fukuda partisinin halk desteğinin yüzde 30`un altına düşmesinin ardından Eylül 2008’de “İstifa kararı aldım. Ülkenin ciddi reformlara ihtiyacı var. Bunu benden iyi yapacak biri olduğunu düşündüm. Bu yüzden istifa etmeye karar verdim” açıklamasıyla görevini bırakmıştır.(25)


Fukuda’dan sonra başbakanlık koltuğuna oturan muhafazakar görüşlü Taro Aso, Koizumi ve Abe hükümetleri döneminde Dışişleri Bakanlığı görevini yürütmüştür. Katolik mezhebinde bulunan Aso, Japonya'da çok az sayıda bulunan bir gruba mensuptur ve Japonya’nın ilk katolik lideridir. Dünyanın global ekonomik krizle boğuştuğu bir dönemde göreve gelen Aso, öncelikli olarak ekonomiyi canlandırmak adına iki yasa paketi çıkarmıştır. Aso, ABD gemilerine yapılan yakıt ikmaline devam edileceğini, terörle mücadelede rol alınacağını ve ekonominin iyileştirileceğini de ifade etmiştir.(26)


Ancak Aso hükümetinin daha ilk günlerinde Ulaştırma Bakanı Nakayama, yaptığı konuşmada, Japonya'nın en büyük öğretmenler sendikasının, eğitim sisteminin ''kanseri'' olduğunu söylemiş ve Japonya'nın etnik olarak ''homojen'' bir toplum olduğunu öne sürmüştür. Bu nedenle de istifa etmek zorunda kalmıştır.(27) Aso ayrıca lüks yaşamı ile de eleştiri toplamıştır. Japon medyası Aso'nun hemen her gece lüks otel ve barlara gittiğini iddia etmiş, kendisine bu söylemler sorulduğu zaman da, "Yaşam tarzımı değiştirmeyeceğim. Ne mutlu ki yeterli param var ve böyle bir yaşamı karşılayabiliyorum" şeklinde yanıt vermiştir. (28)


Kriz döneminde yüksek vergileri destekleyerek işsizliğin ve sosyal adaletsizliğin artışına neden olan Aso’nun krizden kurtuluş için emeklileri kast ederek “Sadece yiyip içen, hiçbir şey yapmayanlar için neden vergi ödeyeyim ki?” gibi gafları bardağı taşıran damla olmuştur.(29) 2009’a gelindiğinde Aso’nun çok hızlı biçimde destek kaybettiği ve yapılan bir ankette onu başbakanlığa uygun görenlerin sayısının ancak %10 olduğu ortaya çıkmıştır.(30) Akabinde partisinin başkent Tokyo'da yapılan yerel seçimleri kaybetmesi neticesinde Aso erken seçim kararı almıştır. Ağustos 2009’da yapılan seçimler Japon siyasi tarihinde bir dönüm noktası olmuş ve LDP 55 yılın sonunda iktidardan uzaklaşmıştır.


Böylece LDP’nin iktidarına son vererek Japon siyasi yaşamında yeni bir sayfa açan JDP’nin başkanı Hatoyama başbakanlık koltuğuna oturmuştur.  Hatoyama seçim kampanyası sırasında ABD ile "daha denk" bir ilişki yürütme ve 47 bin Amerikan askerinin görev yaptığı Futenma üssünü Okinava’dan kaldırma sözü vermiş, ayrıca asgari ücrete zam yapılıp petrol vergilerinin düşürüleceğini savunmuştur. Ancak ekonomide bir türlü olumlu gelişmeler sağlanamamış, hatta bu dönemde Japon Havayolları iflas başvurusunda bulunmuştur.(31) Öte yandan seçim kampanyası sırasında gelen bazı yardımların kaynağı ile ilgili şüpheler de Hatoyama’nın partisinin eleştirilmesine neden olmuştur. Hatoyama’nın iki yardımcısının, kampanya sırasında alınan 4.4 milyon dolarlık yardımın kaynağını açıklamaması, ülkenin en çok birliğe gereksinim duyduğu bir dönemde iktidara olan güveni azaltmıştır.(32) Yine ABD ile anlaşmaya varılamaması neticesinde Okinava’daki üs kapatılamamıştır.


Haziran 2010’da istifa ederken Hatoyama, istifasının iki nedeni bulunduğunu belirterek, bunlardan ilkinin, kabine üyelerinden birinin görevden alınmasına neden olan Futenma üssü meselesi, diğerinin de siyasi finansman skandalı olduğunu bildirmiştir.(33)


Hatoyama’nın yerine başbakanlık koltuğuna oturan Kan da köklü reformlar sözü ile iktidara gelmesine rağmen halkı tatmin edecek uygulamalarda yetersiz kalmıştır. Özellikle parlamentonun üst kanadında yapılacak seçimler öncesi tüketim vergisinin artırılacağını açıklayarak büyük bir zamanlama hatası yapmıştır. Nitekim bu seçimleri ana muhalefetteki LDP’nin kazanması ile Başbakan Naoto Kan’ın liderliğini yaptığı JDP Senato’da mutlak çoğunluğu kaybetmiştir.


Senato’da LDP’nin çoğunlukta olması hükümetin istediği yasaları çıkarması önünde engel teşkil etmiştir. Özellikle yaşanan tsunami ve deprem felaketi sonrası yeni bütçe tasarısının ve enerji yasasının onaylanmasının hükümetin gelecek seçimlerdeki başarısı için zaruri olduğu göz önüne alınırsa Senato’nun bu yasaları geciktirmesi önemli bir sorundur. Zira halk ivedilikle çıkarılamayan yasalardan dolayısıyla ülkenin içinde bulunduğu durumdan iktidardaki JDP’yi sorumlu tutmaktadır.


Bu durumda istifa etmek Kan için en uygun yol olmuştur. Böylece siyasi kilitlenmeyi engelleyen ve Japonya’nın bekasını siyasi hayatı önünde tutan bir başbakan imajı sağlamasının yanı sıra partisinin geleceği için de olumlu bir adım atmıştır.


JDP, partinin öne çıkan ve uzun yıllardır siyasetin içinde olan, daha klasik ve tutucu bir görüşe sahip Ozawa’nın desteklediği aday yerine daha dinamik ve yenilikçi bir çizgide olan Yoşihiko Noda’yı desteklemiştir. Noda’nın da yakın olduğu Kan’ın izinden gideceğini ve onun politikalarına devam edeceğini beklenmektedir.(34)


Ayrıca Noda retorik yeteneği ile tanınan bir siyasetçi olup halkın dilinden konuşmakta başarılıdır. Ancak önceki başbakanlar gibi olmaması ve halk desteğini kaybetmemesi için Japonya’nın kronikleşmiş sorunlarını çözmesi gerekmektedir: tsunami ve deprem sonrası altyapının yenilenmesi, nükleer enerjinin geleceği, durağan ekonomi, düşen işgücü, Okinawa’daki ABD askeri üssü… Bunların yanında Noda’nın karşı karşıya olduğu en büyük sorun halkın sürekli değişen iktidara duyduğu güvensizliktir. Gerekli düzenlemelerin yapılması için ek vergi konması ve tüketim vergisinin artırılması yeni hükümetin gündemindedir.(35) Ancak halkın buna tepkisinin ne şekilde olacağı merak konusudur.


Sonuç

Japonya’nın geleceği açısından ciddi bir sorun olan başbakan istifalarının sebebi olarak gerek iç gerek dış basında genellikle onurlu davranmak, saygınlığını yitirmemek, Japon kültürüne saygılı olmak gibi manevi nedenler gösterilmektedir. Bu saptama şüphesiz tamamen yanlış değildir, ancak partinin gelecekteki başarısını göz önünde tutması, halk desteğini kaybetmek istememesi, kendi veya kabinesindeki bakanlardan birinin adının yolsuzluk veya skandala karışması gibi unsurlar da sebeplere eklenmelidir.


Ancak neden ne olursa olsun unutulmaması gereken nokta ekonomik alanda Japon mucizesinin gerçekleşmesinde siyasi istikrarın oynadığı önemli roldür. Hükümetlerin bu hızda değişmeye devam etmesi durumunda ekonominin iyileşmesi ve Japon halkının siyasilerine yeniden güven duymaya başlaması mümkün olmayacaktır. Ağustos ayında Japonya’nın uzun dönem kredi notunu düşüren kredi değerlendirme kuruluşu Moody’s de bu duruma dikkat çekerek sık sık hükümetin değişmesinin ülkede uzun vadeli ekonomik ve mali stratejilerin uygulanmasını engellediğine işaret etmiştir.(36)


Notlar:

(1) Richard Sims, Japanese Political History Since The Meiji Renovation: 1868-2000, New York, Palgrave, 2001, p.57
(2) J.A.A. Stockwin, “Reshaping of Japanese Politics and the question of Democracy”, Asia Pacific Review, Vol.9, No.1, 2002, s.46
(3) Sydney Giffard, “The Development of Democracy in Japan: Japan Among The Powers 1890-1990”, Yale University Press, 1994, s.282
(4) The Constitution of Japan, Bkz. www.solon.org/Constitutions/Japan/English/english-Constitution.html (erişim 10 Ekim 2011)
(5) Thomas U. Berger, “Norms, Identity and National Security in Germany and Japan”, The Culture of National Security: Norms and Identity in World Politics, Peter J. Katzenstein (ed.), New York, Columbia University Press, 1996, s. 318–319
(6) Ibid.
(7) Bkz. www5.sdp.or.jp/vision/vision.htm (erişim 12 Ekim 2011)
(8) Bahadır PEHLİVANTÜRK, “Japonya’da Siyasi Değişim: İç ve Dış Politikaya Yansımalar”, SDE, 21 Kasım 2009
(9) Ibid.
(10) Masaru Kohno, Japan’s Postwar Party Politics, New Jersey, Princeton University Press, 1997, s. 135
(11) Junko Kato and Yuto Kannon, “Coalition Governments, Party Switching, and the Rise and Decline of Parties: Changing Japanese Party Politics since 1993,” Japanese Journal of Political Science, Vol. 9, No. 3, s. 341-342
(12) Leif-Eric Easley, Tetsuo Kotani and Aki Mori, “Electing a New Japanese Security Policy? Examining Foreign Policy Visions within the Democratic Parti of Japan,” Asian Policy, No. 9, (January 2010), s. 45-66
(13) Japon Ekonomisi: Mucizeden Duraklamya Sebepler ve Sonuçlar, Bkz. www.ekodialog.com/Makaleler/japonya_ekonomisi.html (erişim 13 Ekim 2011)
(14) Ibid.
(15) The World FactBook, Bkz. www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/ja.html (erişim 13 Ekim 2011)
(16) “Çin, Japon Ekonomisi için Fırsat”, Dünya Gazetesi, 17 Şubat 2010, Bkz. www.dunya.com/yazdirV2.asp?id=78506 (erişim 10 Ekim 2011)
(17) The World FactBook, Bkz.www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/ja.html (erişim 13 Ekim 2011)
(18) Ibid.
(19) Yoshio SUGIMOTO, Modern Japanese Culture, Cambridge, Cambridge University Press, 2009, p.167
(20) Shinzo Abe, Yasuo Fukuda and Taro Aso, Bkz. factsanddetails.com/japan.php?itemid=518 (erişim 11 Ekim 2011)
(21) Mark Mohr, “Japan’s political mess: Abe failed, can Fukuda do beter?”, Woodrow Wilson International Center for Scholars, Asia Program Special Report, No.139, 2007
(22) Shinzo Abe, Yasuo Fukuda and Taro Aso, Bkz. factsanddetails.com/japan.php?itemid=518 (erişim 11 Ekim 2011)
(23) “Japan’s politics: Aso braced, Fukuda into the sunset”, The Economist, 4 September 2008, Bkz. www.economist.com/node/12070500 (erişim 11 Ekim 2011)
(24) Shinzo Abe, Yasuo Fukuda and Taro Aso, Bkz. factsanddetails.com/japan.php?itemid=518 (erişim 11 Ekim 2011)
(25) Yasuo Fukuda istifa etti, Bkz.www.japonya.org/haberler/3413 (erişim 12 Ekim 2011)
(26) Shinzo Abe, Yasuo Fukuda and Taro Aso, Bkz. factsanddetails.com/japan.php?itemid=518 (erişim 11 Ekim 2011)
(27) Ibid.
(28) Kyodo News, "Aso gets riled when quizzed over swanky wining, dining", reported in the Japan Times, October 23, 2008
(29) “Gaffe-prone Japanese PM offends country's 'doddering' pensioners”, The Guardian, 27 November 2008, Bkz.www.guardian.co.uk/world/2008/nov/27/japan (erişim 14 Ekim 2011)
(30) Shinzo Abe, Yasuo Fukuda and Taro Aso, Bkz. factsanddetails.com/japan.php?itemid=518 (erişim 11 Ekim 2011)
(31) “Japon Havayolları iflas başvurusunda bulundu”, Bkz. www.ntvmsnbc.com/id/25046141/ (erişim 14 Ekim 2011)
(32)  “Japonya’da tehlike çanlarının şiddeti artıyor”, Hürriyet, 23 Ocak 2010, Bkz. www.hurriyet.com.tr/ekonet/13558128.asp (erişim 14 Ekim 2011)
(33) “Japonya Başbakanı istifa etti”, Radikal, 2 Haziran 2010,  Bkz. www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&VersionID=16019&Date=24.10.2008&ArticleID=1000249 (erişim 14 Ekim 2011)
(34)  “Fiscal, economic rookies concern analysts”, The Japan Times, 3 September 2011, Bkz.  search.japantimes.co.jp/cgi-bin/nb20110903a1.html (erişim 15 Ekim 2011)
(35)  “Noda Cabinet to keep tax increase policy”, Daily Yomiuri, 7 September 2011, Bkz. www.yomiuri.co.jp/dy/national/T110906005237.htm (erişim 15 Ekim 2011)
(36) “Japonya’nın notu kırıldı”, Sabah, 24 Ağustos 2011, Bkz. www.sabah.com.tr/Ekonomi/2011/08/24/japonyanin-notu-kirildi (erişim 15 Ekim 2011)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top