Güneydoğu Asya’da Ejderha ve Fil Rekabeti: Çin ve Hindistan’ın Bölgedeki Güç Mücadelesi

A- A A+

Uluslararası politika analizlerinde ve uluslararası ilişkiler teorilerinde sıkça başvurulan en temel açıklayıcı kavram güçtür. Bununla birlikte değişken niteliği nedeniyle gücün tüm zaman, mekân ve konular için geçerli evrensel bir tanımı yapılamamıştır.  Genel olarak güç, bir ülkenin elindeki imkân ve yetenekleri ödül, ceza, ikna ve zorlama gibi çeşitli stratejiler yoluyla kullanarak karşı tarafın davranışlarını kendi çıkarları doğrultusunda etkileme ve yönlendirme kapasitesi olarak tanımlanabilir. (1)

 

Günümüz uluslararası ilişkilerinde "güç" kavramı iki şekilde ele alınmaktadır. Birincisi, askeri müdahaleyi ve ekonomik yaptırımları içeren "sert güç", ikincisi ise işbirliğini ve ikna yeteneğini ön plana çıkaran "yumuşak güç”tür. Joseph Nye’ın literatüre kazandırdığı yumuşak güç, bir devletin değerleri ve refah seviyesiyle uluslararası arenada model ülke konumuna yükselerek nüfuz elde edebilmesi demektir. (2) Nye’a göre sadece askeri güç tehdidini ya da ekonomik yaptırımları kullanarak diğer ülkeleri değişime zorlamak değil, dünya siyasetinde gündemi oluşturmak ve ülkeleri kendine çekmek de önemlidir.

 

Son dönemde uluslararası ilişkiler literatüründe sıkça karşılaşılan bir diğer kavram da yükselen güçtür. Bölgesel güç konumundaki bir ülkenin hem sert hem de yumuşak gücünü artırarak küresel ölçekte bir güç olma olasılığını ifade etmek için kullanılan bu kavramla özellikle bu ülkenin gücünün göreceliliği ve istikrarsızlığına vurgu yapılmaktadır. (3) Genellikle bu ülkelerin gücü uluslararası aktörler tarafından farklı şekilde algılanmaktadır.

 

Bugün sahip oldukları geniş toprak, büyük ve üretken nüfusları, büyümeye devam eden ekonomileri, savunma yatırımları ve nükleer kapasiteleri göz önünde bulundurulduğunda Çin ve Hindistan’ın yükselen güçler kavramına en iyi örnekler olduğu görülmektedir. Bununla birlikte gelecekte güçlerini ve etki alanlarını daha da artırmak isteyen bu iki Asya devi doğal olarak rakip hale gelmişlerdir.

 

1947 ve 1949 yıllarında yeni ve bağımsız birer devlet olarak ortaya çıkan Hindistan ve Çin’in birbirleriyle olan ilişkilerine bakıldığında altmış yıllık bir zaman dilimi boyunca inişli çıkışlı bir seyir izlediği görülmektedir.

 

1.Çin-Hindistan İlişkileri

Bağımsızlığın ilk yıllarında Hindistan’ın Çin’e yönelik politikasının mimarı Jawaharlal Nehru’dur. Güney Asya barışı için Hindistan ve Çin arasındaki ilişkinin belirleyici rol oynayacağına inanan Nehru’nun Çin’e yönelik politikası dostluk, iyi komşuluk ve işbirliği prensipleri üzerine kurulmuştur. (4)

 

Nehru’ya göre askeri açıdan yeterli güce sahip olmayan üstelik Keşmir üzerinden Pakistan ile çatışma içinde olan Hindistan için oldukça uzun olan Çin sınırının güvenliğini sağlamanın yolu bu ülke ile iyi ilişkiler kurmadan geçmekteydi. (5) Ayrıca ülkenin ekonomik gelişimini ve endüstrileşmesini sağlamak için de Çin ile ilişkiler iyi tutulmalıydı.

 

Başlangıçta Çin komünist rejimle yönetilen bir ülke olarak Hindistan’a kuşku ile yaklaşmıştır. Ancak bu ülkenin bağlantısız bir dış politika izlemesi, Çin’in Birleşmiş Milletler’de yer almasını desteklemesi, Kore Savaşı sonrasında giriştiği arabuluculuk çabaları ve 1955 yılında düzenlenen Afro-Asya konferansına Çin’i davet etmesi Pekin’in Hindistan politikasının yumuşamasına ve iki ülke arasındaki ilişkilerinin 1950’li yıllar boyunca dostane bir seyir izlemesine olanak vermiştir. (6)

 

Ancak 1950’li yılların sonuna doğru iki ülke arası ilişkiler Tibet meselesi nedeniyle bozulmaya başlamıştır. İki ülke arasındaki sınırda başlayan çatışmalar 1962 yılında iki komşu ülkeyi büyük çaplı bir savaşın içine sokmuştur. Akabinde Çin’in Pakistan ile sıkı ilişkiler geliştirmesi, Keşmir sorununda Pakistan görüşünü destekleyen bir tavır alması ve Pakistan’a askeri, ekonomik ve nükleer teknoloji bağlamında yardım etmesi, bu dönemde Hindistan-Çin ilişkilerinin çıkmaza girmesine sebep olmuştur.

 

Diğer taraftan Hindistan’ın Çin’in Pakistan ile kurduğu ilişkilerin ve iki ülke arasında Himalayalar’daki tampon bölge olan Tibet’i işgalinin Çin’e Güneydoğu Asya’da sağladığı üstünlüğü dengelemeye yönelik girişimleri de Asya’daki etkinlik yarışını artırmıştır. Bu dönemde Hindistan, Himalayalar’daki devletlerle olan ilişkilerini derinleştirme, Çin de bu devletler üzerindeki Hint etkisini kırma çabası içine girmiştir.

 

Yine 1950’li ve 1960’lı yıllarda ABD’nin komünist Çin’e demokratik bir alternatif olan Hindistan’ı desteklemesi, Sovyetler Birliği’nin komünizm nedeniyle Çin ile olan husumeti neticesinde Hindistan ile yakınlaşma içine girmesi iki ülkenin birbirlerine olan güvensizliklerini arttırmış ve iki komşu ülkeyi birbiri aleyhine ilişkiler kurmaya ve silahlanmaya itmiştir. (7)

 

1980’li yıllara gelindiğinde ise Hindistan ile Çin arasındaki ilişkilerin normalleşme çabaları içine girdiği görülmektedir. Bu çabaların başta gelen nedeni ekonomik olmakla birlikte, Sovyetlerin Afganistan’a girmesiyle ABD’nin Pakistan’a olan desteğinin başlaması ve bu desteğin yanına bir de Çin desteği eklenince Hindistan’ın çok zor bir durumda kalmasıydı. Aynı dönemde Afganistan’a giren Sovyetler Birliği’nin kendisini çevreleme politikası güttüğünü düşünen Çin de Hindistan ile ilişkilerini normalleştirmek istemekteydi.

 

Soğuk Savaş sonrası dönemde ise çok kutuplu bir dünya düzeninden yana olan ve bu çok kutuplu düzende temel güç merkezlerinden biri olmak isteyen Hindistan ve Çin bu amaçları doğrultusunda ekonomik ve teknolojik kalkınmaya büyük önem vermiş ve bu konularda işbirliği içine girmişlerdir.  İki ülke arasında 1990’ların başında 200 milyon dolardan biraz daha az olan karşılıklı ticaret hacmi 2005’e gelindiğinde 20 milyar dolara yükselmiştir. (8) Bu dönemde Hindistan ile Çin arasında çıkan en önemli sorun Hindistan’ın 1998’de yaptığı nükleer deneme ile ortaya çıkmıştır. Ancak ikili ziyaretlerle sonucunda Hindistan’ın Çin’i tehdit olarak görmediğinin vurgulanması ile sorun kısa sürede aşılmıştır.

 

Bugün global ölçekte ortak, bölgesel ölçekte ise rakip konumdaki bulunan iki ülkenin sahip oldukları güç bileşenleri, yani sert ve yumuşak güç, temelinde bir karşılaştırma yapıldığında Çin-Hindistan rekabeti daha net ortaya çıkmaktadır.

 

2.Sert Güç Unsurları

Joseph Nye, Amerikan Gücünün Paradoksu adlı kitabında, askeri güç ile ekonomik gücü, başkaların düşüncelerini değiştirmek için kullanılan sert gücün unsurları olarak ifade etmiştir. (9)

 

2.1.Askeri Güç

 

Sert güç denildiğinde akla ilk, bir devletin kendini dış tehditlere karşı koruması ve ulusal çıkarlarını sağlayabilmesi açısından birincil unsur olan askeri güç gelmektedir. Hindistan, Pakistan ile olan Keşmir sorunu, terörist gruplarla mücadele, ülkenin kuzeydoğusundaki ayrılıkçı hareket ve Hint Okyanusu’ndaki etkinlik mücadelesi; Çin ise Tayvan sorunu, Tibet ve Sincan Uygur Özerk bölgelerindeki ayrılıkçı hareketler, Doğu Çin Denizi’nin egemenlik sorunu ve Hint Okyanusu’nda üstünlük arayışı gibi nedenlerle askeri gücünü artırmak yoluna gitmiştir.

 

Çin’in sekiz yıl önce askeri harcamaları 17,4 milyar dolarken, 2009 yılında bu rakam 70,2 milyar dolara çıkmıştır.(10) Çin’in 2010 yılı için öngördüğü resmi askeri bütçe, 78 milyar dolar olarak açıklanmıştır, ancak Pentagon’a göre gerçek bütçe bundan çok daha yüksek olup, 150 milyar dolar civarındadır. (11) Hindistan’ın ise 2008 yılında 31 milyar dolar olan savunma harcamaları 2009 yılında 36 milyara dolar olmuştur. (12)

 

Bu iki nükleer gücün silahlı kuvvetlerine bakıldığında insan gücü açısından Çin’in 2 milyondan fazla silah altındaki asker ile bu alanda rakipsiz olduğu göze çarpmaktadır. (13)  Hindistan da 1 milyon 300 bin civarı asker ile bu alanda önemli bir güçtür. (14) Mühimmat anlamında da yine Çin’in açık bir üstünlüğü söz konusudur: Çin’in 2450 savaş tankına karşılık Hindistan’ın 444 savaş tankı bulunmaktadır. Ayrıca Çin önemli miktarda kısa ve orta ölçekli balistik füze üretmekte olup elinde 66 adet kıtalararası balistik füze bulunmaktadır. Hindistan henüz kıtalararası balistik füzeye sahip değildir. Bununla birlikte deniz kuvvetlerine bakıldığında Hindistan’ın Güneydoğu Asya’nın en güçlü su üstü donanmasına sahip olma hedefine sahip olduğu görülmektedir. Rusya hariç tutulduğunda Hindistan bugün Tayland ile birlikte uçak gemisine sahip iki Asya ülkesinden biridir. (15)

 

Yine her iki ülke de ordularının modernizasyonuna eğilmiş ve silah alımı, teknoloji transferi ve ortaklaşa eğitim gibi konularda bazı ülkelerle ortaklıklar gerçekleştirmiştir. Örneğin, Hindistan 2003 yılında Rusya ile yeni bir savunma anlaşması imzalamış, silah alımı konusunda da Fransa ve İsrail ile ilişkilerini geliştirmiştir. (16) İsveç Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından hazırlanan rapora göre, Hindistan 2006-2010 döneminde dünyanın en büyük silah ithalatçısı unvanını Çin'in elinden almıştır. (17) Çin silah alımının ve teknoloji transferinin büyük kısmını Rusya’dan temin etmektedir. Bu noktada AB ve ABD’nin, 1989 yılında demokrasi talebiyle Tiananmen Meydanı’nı dolduran öğrencilerin direnişinin kanlı bir şekilde bastırılmasının ardından Çin'e karşı başlatmış olduğu silah ambargosunun halen devam ettiğini hatırlatmakta fayda vardır.

 

Ayrıca her iki ülke de uzay çalışmalarına önemli yatırımlar yapmaktadır. Hindistan faal ticari uyduya sahip ender ülkelerden biridir ve lisans anlaşmalarıyla orta teknoloji düzeyinde çok çeşitli uzay bağlantılı askeri malzemeleri imal etmeyi başarmıştır. Çin’in uzay çalışmaları şüphesiz Hindistan’ı bu alanda yatırım yapmaya itmektedir. Hint silahlı kuvvetleri, müşterek harekât doktrini içinde ağ irtibatlı, emniyetli haberleşme sistemlerine sahip, elektronik savaş kabiliyeti olan ve uzaya dayalı komuta sistemlerini kullanan bir kuvvet yapısı oluşturma gayretindedir.

 

2.2.Ekonomik Güç

Gelişen ekonomileri, Çin ve Hindistan’ın yükselen güçler olarak nitelendirilmelerindeki en önemli sebeplerden biridir. Bu iki ülke, Goldman Sach’ın hızlı gelişmeleri sayesinde 2050 yılına kadar dünyanın en zengin ülkeleri olacağını iddia ettiği BRIC ülkeleri arasındadır.

 

Dünya ekonomi tarihinde çeyrek yüzyıl içinde hiçbir ülke Çin kadar hızlı büyüyememiştir. 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra iki farklı ekonomik kalkınma politikası uygulanmıştır: Mao döneminde (1949–1976) uygulanan yüksek düzeyde merkeziyetçiliğe dayanan “Planlı Ekonomi” ve Deng döneminde uygulanmaya başlanan dışa açılma ve reform politikası sonucu geliştirilen “Çin Tarzı Sosyalist Piyasa Ekonomisi”.

 

1950’lerden itibaren uygulamaya konulan yüksek düzeyde merkeziyetçiliğe dayanan planlı ekonomide ülkenin mali ve maddi kaynakları ile teknolojik gücü önemli projelere tahsis edilmiş ve kaynakların akılcı dağıtımı sağlanmıştır.

 

Mao’nun 1976’da ölmesinden sonra Kültür Devrimine son verilmiştir. Yönetime gelen Deng Xioaping tarım komünleri, materyal denge planlaması, sadece iç üretimdeki boşlukları doldurmak için yapılan dış ticaret ve fiyat kontrolü gibi Stalinist temeller üzerine kurulu ekonomi politikalarını reddetmiştir. Akabinde de ekonomik gelişimi sağlamak amacıyla bir dizi reform uygulamaya konmuştur. Bunlardan en önemlileri de ihracat sübvansiyonları ve ithalat vergilerinin kaldırılması, ticari mallara ilişkin kotalar ve lisans zorunluluklarının önemli ölçüde azaltılması ve zorunlu ithalat ve ihracat planlamasına son verilmesidir. (18)

 

Günümüzde Çin’in GSYİH’sı satın alma gücü paritesine göre 12 trilyon dolar civarındadır ve yarattığı bu değer ile ABD’nin ardından dünyanın ikinci büyük ekonomisidir.(19) 1980-2008 döneminde yıllık ortalama % 10-11 gibi tarihte eşi görülmemiş bir büyüme göstermiştir. OECD’de yapılan analizler, halen satın alma gücü paritesine göre dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü olan bu ülkenin 2020’ye kadar «yeni ekonomik süper güç» olabileceğini ortaya koymaktadır. (20)

 

Çin, dış yatırımlar ve ithalat açısından, dışa bağlı bir ülke olmasına karşın dünyada bütçesi fazla veren nadir ülkelerden biridir ve 200 milyar dolara yakın dış ticaret fazlası bulunmaktadır. (21) Çin’in Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) ile olan ticareti 1991 yılında 8 milyar dolarken 2008 yılında 192,5 milyar dolara yükselmiştir. (22) 2010 yılında Çin’in ASEAN ülkelerindeki yatırımı 10 milyar doları bulmuştur. (23) Öte yandan Çin, Güney Doğu Asya’nın en az gelişmiş 3 ülkesi olan Laos, Kamboçya ve Myanmar’a özel olarak gümrük vergisi indirimi uygulamaktadır.

 

Bunun dışında Çin son yıllarda Hint Okyanusu’na kıyısı olan bölge ülkelerinde ticari amaçlı limanlar inşa ettirmektedir. Bu limanlar ikili ilişkileri geliştirmesinin dışında ileride askeri üs olarak kullanılabilmesi açısından önemlidir. “String of pearls” (inci dizisi) adı verilen bu politika kapsamında yer alan limanlar; Pakistan Gwadar limanı, Maldiv Adaları, Marao limanı, Sri Lanka Hambantota limanı, Bangladeş Chittagong limanı ve Myanmar Koko limanıdır.

 

Hindistan’a gelindiğinde son 15 yılda Çin’den sonra en hızlı büyüyen ekonominin Hindistan ekonomisi olduğu görülmektedir. Uzun yıllar Hindistan’da dünyaya fazla açık olmayan, üretimde kendine yeterliliğe öncelik veren politikalar izlenmiş, pek çok alanda ekonomik faaliyetler kontrol altında tutulmuş, sanayide üretim kamu teşebbüsleri eliyle yapılmıştır. Ancak, 1990’lı yıllarda o zamanki Maliye Bakanı, şimdiki Başbakan Manmohan Singh’in başını çektiği bir grup politikacı Hindistan ekonomisini rekabete açan ve piyasa koşullarına öncelik veren bir dizi politikayı uygulamaya koymasıyla Hindistan ekonomisinde değişim başlamıştır. Uzun süre karma ekonomik model uygulayan ülkenin kalkınmasında motor gücün özel sektör olduğu görülmektedir.

 

Günümüzde Hindistan’ın GSYİH’si satın alma gücü paritesine göre 4 trilyon dolardır ve bu rakam ile ABD, Çin ve Japonya’nın ardından dördüncü sırada yer almaktadır. (24) Son dünya krizine kadar Hindistan ekonomisi yılda ortalama yüzde 9 oranında büyümekteydi. Kriz döneminde büyüme bir ölçüde hız kesmiş olsa da, 2009 yılında ekonominin büyüme hızı yine de yüzde 6,7 gibi küçümsenemeyecek bir düzeyde olmuştur. Hindistan’ın ASEAN ülkeleri ile 1993 yılında 3 milyar dolar olan ticari ilişkileri 2008 yılına gelindiğinde 48 milyar dolara ulaşmıştır. Yine aynı yıl Hindistan’ın ASEAN ülkelerindeki doğrudan yatırımı 476,8 milyon dolar olmuştur. (25)

 

Goldman Sachs’ın tahminlerine göre Hindistan 2020 yılında İngiltere’ye yetişecek, 2050’ta ise dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olacaktır. (26) Bu veriler Hindistan’ın, bir miktar geriden de olsa Çin’dekine benzer bir gelişme içinde olduğunu göstermektedir. Çin’deki gelişmeyi daha görünür kılan büyümenin her şeyden çok ihracat artışından kaynaklanıyor olmasıdır.

 

Çin’in ekonomik bağlamda Hindistan’ın önündeki konumunu gelecekte de koruyacağı düşünülmektedir. Bununla birlikte Hindistan’daki finansal sistem ile bankacılık sistemi yatırımcılara daha güvenli gelmektedir. Ayrıca karşılıklı ticaretin güvenliği konusunda Hindistan’daki hukuk sistemi Çin’e göre daha iyi durumdadır. (27)

 

3.Yumuşak Güç

Sadece askeri güç tehdidi ya da ekonomik yaptırım kullanarak diğerlerini değişime zorlamak yerine diğerlerinin senin istediğin sonuçları istemelerini sağlama ve onları yanına çekme becerisi de bir çeşit güçtür. İşte, bu başkalarının tercihlerini şekillendirme becerisi yumuşak güç olarak adlandırılmaktadır. (28) Başkalarını cezbetme, onların kalbini ve zihnini kazanma yeteneği olarak da tanımlanabilecek yumuşak gücün üç kaynağı bulunmaktadır: kültür, siyasi değerler ve dış politika. (29)

 

Bu bağlamda iki ülkenin dış politikalarına bakıldığında gerek Çin gerekse Hindistan’ın barışçıl bir dış politika stratejisi izlediği görülmektedir. “Barış içinde bir arada yaşama” ilkelerini benimseyen Çin, bu amaçla beş koşulun gerçekleşmesi gerektiğini vurgulamaktadır: diğer ülkelerin egemenlik ve toprak bütünlüklerine saygı, mütekabiliyete dayalı olarak saldırmazlık, başka devletlerin iç işlerine karışmama, eşitlik ve karşılıklı fayda. (30)

 

Hindistan dış politikasında ise halen karizmatik lider Gandhi’nin izleri görülmektedir. Gandhi, aktif ama şiddet unsuru içermeyen direniş ile ilgili olan Satyagraha felsefesinin öncüsüdür. Bu felsefe Hindistan'ın bağımsızlığına kavuşmasında etkin rol oynamış ve dünya üzerinde vatandaşlık hakları ve özgürlük savunucularına ilham kaynağı olmuştur. 15 Haziran 2007'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oybirliği ile Gandhi’nin doğum günü olan 2 Ekim gününü "Dünya Şiddete Hayır Günü" olarak ilan etmiştir.

 

Ayrıca Hindistan belli başlı bloklar ile siyasal ya da ideolojik yakınlaşmalardan kaçınma olarak tanımlanabilecek bağlantısızlık politikasının da öncülerindendir. II. Dünya Savaşı sonrası oluşan Doğu ve Batı bloklarının içine girmemeyi öngören bağlantısızlık, üçüncü ve yeni bir bloğu uluslararası ilişkiler alanına taşıma çabasıdır. Bu politika özellikle yeni bağımsızlığını kazanmış ülkeler için alternatif teşkil etmiştir.

 

Ekonomik yükselişini sürdürürken bir yandan da olumlu bir imaj sağlama amacında olan Çin ve Hindistan için yumuşak güç büyük önem taşımaktadır. İzledikleri barışçıl dış politika stratejileri bunun örneğidir. Bir başka örnek ise özellikle Güneydoğu Asya’daki bölge ülkelerine yönelik politikalarıdır.

 

Joshua Kurlantzick, Çin’in yumuşak gücünün görünür olmaya başladığı tarih olarak 1997’de Pekin’in finansal krize rağmen Asya’nın kalkınmasına katkı için parasını devalüe etmeyi reddetmesini almaktadır. (31) Bu karar özellikle ASEAN ülkeleri (Brunei, Kamboçya, Endonezya, Laos, Malezya, Birmanya, Filipinler, Singapur, Tayland ve Vietnam) nezdinde oldukça olumlu karşılanmıştır. 1997’den itibaren Pekin’in yumuşak güç stratejisi, kazan-kazan politikası olmuştur. Bölge ülkeleriyle Güneydoğu Asya Dostluk ve İşbirliği Antlaşması imzalanmış, Güney Çin Denizi’ndeki trafik hakkında ortak kanunlaştırma çalışmaları yapılmıştır.

 

Ayrıca Çin diline ve kültürüne artan ilgiden yararlanılarak pek çok ülkede Konfüçyüs Enstitüsü ve Konfüçyüs Koleji kurmuştur. 2007 yılında 46’sı Asya, 26’sı Kuzey Amerika, 6’sı Afrika ve 4’ü Okyanusya’da olmakla üzere 128 Konfüçyüs Enstitüsü bulunmaktaydı. (32) Ayrıca geliştirilen öğrenci değişim programları ve özellikle Güneydoğu Asya ve Afrika’dan gelen öğrencilere verilen burslarla, 2005 yılında 141.000 yabancı öğrencinin Çin’e eğitim amacıyla gelmesi sağlanmıştır. (33)

 

Bununla birlikte yumuşak güç konusunda Hindistan’ın elinin biraz daha güçlü olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Zira Çin’in yükselişi bugün pek çok ülke tarafından tehdit olarak algılanırken aynı durum Hindistan için geçerli değildir. Thazha Paul ve Baldev Nayar’a göre Hint kültürü Batı kültürüne alternatif oluşturacak başlıca kültürlerden biridir. (34)  Özellikle Buda’nın memleketi olduğundan Budistlerin gözünde Hindistan’ın ayrıcalıklı bir yeri bulunmaktadır. Öte yandan Hint müziği ve sineması sadece bölge ülkelerinde değil, dünya çapında ünlenmiştir. Ayrıca araştırma merkezleri ve laboratuarlarının gelişmişliği, mühendislik ve teknoloji alanında gösterdiği atılım Hindistan’ın yükselen imajını vurgular niteliktedir.

 

Ayrıca 1985’te bölgesel kalkınma ve işbirliğini sağlama amacıyla Bangladeş, Bhutan, Hindistan, Maldivler, Nepal, Pakistan ve Sri Lanka tarafından kurulmuş olan Güney Asya Bölgesel İşbirliği Teşkilatı (SAARC) üye devletleri birbirine yakınlaştırmak ve ilişkileri geliştirmek açısından da önem taşımaktadır.

 

Enerji açısından büyük oranda dışa bağımlı olan bu iki ülke için Hint Okyanusu Basra Körfezi ve Arap ülkelerine açılan kapı konumundadır, dolayısıyla enerji ve ticaret güvenliğinin sağlanmasında yaşamsal öneme sahiptir. Ayrıca ekonomik büyümelerini sürdürebilmeleri için gerekli uluslar arası ticaretin büyük kısmı Hint Okyanusu vasıtasıyla gerçekleştirmektedirler. Bu nedenle Çin-Hindistan rekabeti Hint Okyanusundaki kıyı devletleri ile kurulan ilişkiler üzerinden yürümektedir. Pakistan ve Burma ile yakın ilişkiler içinde olan Çin bu ülkelerde uygulamaya koyduğu liman ve boru hattı projeleri ile Hint Okyanus’unda egemen güç olmaya çalışmaktadır. (35)



Hindistan da, Çin’in Güneydoğu Asya ve Hint Okyanusu’nda geleneksel olarak etki alanı olarak gördüğü bölgelerdeki faaliyetlerine karşılık olarak Japonya ve Vietnam ile ilişkilerini geliştirmektedir. Japonya Çin’in yükselişi karşısında duyduğu kaygı sonucu Hindistan ile olan ilişkilerini derinleştirmektedir.

 

Yumuşak gücün bir diğer kaynağı olan kültür açısından değerlendirildiğinde yurtdışında yaşayan Çin ve Hindistan kökenli nüfusun, iki ülkenin kültür ve değerlerinin yayılmasında hususunda çok büyük rol oynadığı göze çarpmaktadır. Zira yurtdışında yaşayan Çinli sayısı 25 ila 50 milyon arasında iken Hintli sayısı yaklaşık 20 milyondur. (36) Bu diaspora şüphesiz müzik, mutfak, sinema gibi ülkenin kültürel değerlerinin diğer toplumlara tanıtılması ve aktarılmasında çok etkilidir.

 

Sonuç olarak bugün ekonomik, askeri, siyasi ve kültürel alanda artan güçleri nedeniyle uluslararası arenada daha görünür olmaya başlamış bu iki ülke birbirleriyle olan ilişkilerini ilerletmiş ve çok kutupluluğun geliştirilmesi amacıyla ortak politikalar izlemeye başlamıştır. Ancak Güneydoğu Asya bölgesinde en etkin güç olma amacının iki ülkeyi rekabete ittiği ve bu rekabette Çin’in bir adım önde olduğu da bir gerçektir.

 


Dipnotlar:

1. K.J. HOLSTI, “The Concept of Power in the Study of International Relations,”Background, 7/4, 1964, s.179

2. Joseph NYE, Yumuşak Güç, Ankara, Elips Kitap, 2005, s. 14

3. Christophe JAFFRELOT, L’Inde contemporaine de 1950 à nos jours, Paris, Fayard, 1996, s.164

4. Gargi DUTT, “India and China: A Reappraisal of Their Relations”, International Relatıons And Foreıgn Policy Of India–3, eds Verinder Grover, Delhi, Deep&Deep Publication, 1992, s.205

5. G.D. DESHINGKAR, “India: A Non-Antagonistic Contradiction”, International Relatıons and Foreıgn Policy Of India-3 ,eds Verinder Grover, Delhi, Deep&Deep Publication, 1992, s.185.

6. Dhruba KUMAR, “The Current State of Sino-Indian Relations”, International Relatıons And Foreign Policy Of India-3,eds Verinder Grover, Delhi, Deep&Deep Publication, 1992, s.107

7. Surjit MANSINGH, “ India-China Relations in the Post-Cold War Era”, Asian Survey, vol.34, No.3, March 1994, s.286

8. C. Raja MOHAN,“India and the Balance of Power”, Foreign Affairs, Vol. 85, No.4, 2006, s.24

9. Joseph NYE, op.cit., s.14

10. Çin’in korkutan askeri gücü, 28 Mart 2009, Bkz. www.tumgazeteler.com/?a=4879644 (erişim 9 Mart 2011)

11. Military Power of the People’s Republic of China, Annual Report to Congress, Department of Defense, 2008

12. The SIPRI Military Expenditure Database, Bkz. milexdata.sipri.org/result.php4 (erişim 10 Mart 2011)

13. International Istitute for Strategic Studies, The Military Balance, Londres, 2009

14. 14. Ibid.

15. The Military Balance 2011, IISS, Publisher Routledge, London, March 2011

16. Jing-dong YUAN, “The Dragon and the Elephant: Chinese-Indian Relations in the 21st Century”, The Washington Quarterly, Vol.30, No.3, 2007, p.136

17. Bkz. www.gazeteport.com.tr/EKONOMI/NEWS/GP_869139 (erişim 12 Mart 2011)

18. Atilla SANDIKLI, “Geleceğin Süper Gücü Çin”, BİLGESAM, Şubat 2008

19. Bkz. International Monetary Fund, World Economic Outlook Database, October 2010: Nominal GDP list of countries. Data for the year 2010

20. Atilla SANDIKLI, op.cit.

21. Ibid.

22. Norodom Sirivudh,China-ASEAN Relations in the New Asia Pacific Order, Cambodian Institute for Cooperation and Peace, China, October 2010

23. Ibid.

24. Bkz. International Monetary Fund, World Economic Outlook Database, October 2010: Nominal GDP list of countries. Data for the year 2010

25. Bkz. www.kto.org.tr/dosya/rapor/hindistan.pdf (erişim 15 Mart 2011)

26. Goldman Sachs, “Dreaming with BRICs: The path to 2050”, Global Economics Paper, No.99, October 2003

27. Françoise LEMOINE et UNAL-KESENCI, Deniz, “Commerce internationale et transfert de technologie: le cas comparés de la Turquie, de l’Inde et de la Chine”, Document de travail CEPII, Novembre 2003, s.16

28. Joseph NYE, op.cit., s.4

29. Ibid.

30. Qimao CHEN, “Çin’in Güvenlik Anlayışı ve Politikası”, Geleceğin Süper Gücü Çin, Editör: Atilla Sandıklı-İlhan Güllü, TASAM Yayınları, İstanbul, Mayıs 2005, s. 57

31. Joshua KURLANTZIC, “China’s Charm: Implications of Chinese soft power”, Carnegie Endowment, No. 47, June 2006, s.2

32. Ingrid d’HOOGHE, “The rise of China’s public diplomacy”, Netherlands Institute of International Relations, July 2007, s. 23

33. Ibid., s.29

34. Uma Purushothaman, Shifting Perceptions of Power: Soft Power and India’s Foreign Policy, Journal of Peace Studies, Vol. 17, Issue 2&3, April-September, 2010

35. Donald L. Berlin, “India in The Indian Ocean”, Naval War College Review, Vol. 59, No2, Spring 2006, s.63

36. Vinod KHANNA, “The Chinese Diaspora”, China Report, Vol.37, 2001, p.428; Report of the High Committee on the Indian Diaspora, 2001

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top