Yükselen Çin'in Yükselen Deniz Gücü

A- A A+

Uluslararası arenada adı, özellikle yakın dönemde gösterdiği emsalsiz büyüme nedeniyle sıkça anılan ve küresel bir güç olma yolunda hızla ilerlediği vurgulanan Çin, “Barış içinde bir arada yaşama” ilkesine dayanan barışçıl bir dış politika takip ettiğini her fırsatta dile getirmektedir. Bununla birlikte Çin’in askeri gücünü artırma ve ordusunu modernize etme amaçlı, planlı bir çalışma yürüttüğü gözden kaçmamaktadır.

 

Çin’in savunma alanındaki çalışmalarının şeffaf olmayışı askeri gücünün tam anlamıyla ortaya konulmasını zorlaştırmaktadır, ancak küresel krize rağmen önemli oranda artan askeri harcamaları bu konuda fikir sahibi olmak için yeterlidir. Sekiz yıl önce askeri harcamaları 17,4 milyar dolarken, 2009 yılında bu rakam 70,2 milyar dolara çıkmıştır.(1) Çin’in 2010 yılı için öngördüğü resmi askeri bütçe, 78 milyar dolar olarak açıklanmıştır, ancak Pentagon’a göre gerçek bütçe bundan çok daha yüksek olup, 150 milyar dolar civarındadır.(2)

Askeri gücünü artırmak isteyen Çin’in deniz gücüne özellikle eğildiği görülmektedir. Üçte birden fazla bir miktarla askeri bütçeden en fazla pay donanmaya ayrılmaktadır. 2006 yılında yayımlanmış olan beşinci Beyaz Kitap’ta başkan Hu Jintao « Deniz kuvvetleri güçlendirilip modernize edilerek her an çatışmaya hazır durumda olmalıdır. » ifadesi ile donanmaya verilen önemi vurgulamıştır.(3) 2009 yılında Çin Konseyi tarafından yayınlanan ve silahlı kuvvetlerin bilgiye dayalı hale getirilmesi ile 21. yüzyılın ortasına kadar olan süreçte bilgiye dayalı savaşları kazanmasını öngören yeni Beyaz Kitap ise savunma konusunda iki öncelik belirtmiştir: uzay ve deniz.(4) Ayrıca 2008 yılında Çin Savunma Bakanı, 2015 yılına kadar uçak gemisi yapmak istediklerini açıklamış, 2009 yılında güçlü bir donanma geliştirmeyi « öğrenmek » amacıyla Brezilya ile anlaşma imzalanmıştır.(5) Tüm bu bilgiler Çin’in deniz kuvvetlerine verdiği önemi kanıtlar niteliktedir.

 

Geçmişten Günümüze Çin Deniz Stratejileri

Çin deniz gücü, 11. yüzyıldan itibaren oluşmaya başlamıştır. Bu dönemde Fujian, Zhejiang ve Guangdong Adaları Asya’nın en önemli ticaret limanları olarak öne çıkmıştır. 15. yüzyılda İmparator Ming döneminde Çin donanması, Hint Okyanusu ve Kızıl Deniz’de önemli bir güç haline gelmiş ve etkisini tüm Asya’ya hissettirmiştir. Çinlilerin çok erken bir dönemde açık denize yelken açması ve gemi yapım tekniklerinde önemli ilerlemeler kaydetmeleri Çin’in yüzyıllar boyunca denizlerde başat güç olmasını sağlamıştır. Ancak Çin üst makamlarının İngilizler’in Hint pamuklukları ve afyonunu, Çin çay ve ipeği ile değişitirmek şeklinde yürüttüğü ticareti engellemeye çalışması ve afyon ithalini yasaklayan kararlar alması üzerine İngilizlerle anlaşmazlık çıkmış ve Afyon savaşları başlamıştır (1842). Bu savaşların İngilizlerin galibiyeti ile sona ermesinden ve Hong Kong Adası’nın İngilizlere bırakılmasından sonra Çin için gerileme dönemi başlamıştır. Çin’in 19. yüzyıldan itibaren gerileme dönemine girmesi de Batılıların su yolları üzerinde hâkimiyet kurmasına yol açmıştır.

 

1979 yılında Deng Xiaoping modernizasyon politikasını oluştururken Pasifik’e açılıma büyük önem vermiş ve Çin’in denizlere geri dönüşünün sağlanması üzerinde durmuştur.(6) Xiaoping döneminde ortaya konan politikalar, Çin’in ticaret ticaret seviyesinin önemli oranda artmasını sağlamıştır. 1985’te Deniz Kuvvetleri Komutanı Liu Huaqing’in fikir babası olduğu « çevresel savunma » stratejisi o zamana kadarki « aktif savunma » stratejisinin yerini almıştır. Buna göre Çin sadece belli bir zamanda diliminde, belli bölgede operasyon yapma kabiliyeti ile yetinmeyecek; her an her yerde operasyon yapma, çıkarma manevralarında bulunma, kıyı bölgelerindeki stratejik noktaları ve adaları sürekli koruma ve diğer deniz misyonlarına destek verme kapasitelerine sahip olacaktır.(7) 1990’dan itibaren yeni savunma konsepti « offshore savunma » olarak anılmaya başlanmıştır. Bu yeni konsept, Çin’in kuzeybatı deniz sınırının Pasifik’e doğru genişletilmesi, böylece offshore petrol ve gaz sahalarının artırılması üzerine kuruludur. Ancak toprak taleplerini ve anlaşmazlıkları beraberinde getiren bu konsept, Çin’in diğer bölge ülkeleri ile olan ilişkilerinde sorunlar yaşanmasına yol açmaktadır. Bununla birlikte Çin deniz gücünü artırmak ve deniz alanındaki çıkarlarını korumak konusunda geri adım atmaya yanaşmayacağını izlediği politikalar ile göstermektedir.

 

Japon Savunma Bakanı Toshimi Kitazawa, Nisan 2010’da iki Çin yapımı denizaltı ve sekiz destroyerin, iki Japon adası arasında tespit edildiğini ve Pasifik’e ilerlemekte olduğunu belirtmiştir.(8) Bunun üzerine Çin gemilerini izlemek amacıyla iki Japon destroyeri yola çıkınca da Çin’e ait bir helikopter, Japon destroyerinin 300 fit üzerinden uçmuştur. Japonya-Çin ilişkilerinin gerginleşmesine yol açan bu durum, Çin’in deniz gücü bağlamında giderek kendine daha fazla güvendiği ve kendi çıkarlarını ülke toprakları dışına da yaymak istediği şeklinde algılanmıştır.

 

2006 yılında yayınlanan Beyaz Kitap, Amiral Li Huaqing’in 1980’li yıllarda ortaya koyduğu deniz gücü stratejisini yeniden şekillendirmiştir. Üç aşamadan oluşan bu stratejiye göre, Tayvan ve Japonya “Yeşil hattın” (Japonya, Senkaku Adaları, Tayvan ve Borneo’nun batı kıyısı ile sınırlı alan) dışında tutulmalı; Çin “Mavi hatta” (Kuril Adaları’ndan Papua Yeni Gine’ye kadar olan alan) kadar olan bölgeye askeri müdahalede bulunacak kapasiteye ulaşmalı; son aşamada da Doğu Asya’nın en önemli askeri gücü olarak “Mavi hattın” gerisine de müdahale edebilmelidir.(9) Peki, Çin bölge ülkeleri ile olan ilişkilerinin gerilmesine yol açan bu yeni stratejilerde neden ısrar etmektedir?

 

Çin İçin Deniz Gücünün Önemi

Çin’in deniz gücünü artırmaya çalışmasının ve stratejisini değiştirmesinin farklı sebepleri bulunmaktadır: öncelikle günümüzde uluslararası ticaretin %70’i deniz yolu ile yapılmaktadır.(10) 2009’da Çin’in ihracat-ithalat hacmi toplam 2,2 trilyon dolara ulaşmıştır. Aynı yılın rakamlarına göre, Çin limanında 110 milyon ton konteynır mal giriş-çıkış yapmış olup, bu miktar dünyanın toplam dengesinin %30’unu oluşturmaktadır; aynı yılda Çin’in maden ithalatı 600 milyon ton olup dünyadaki toplam miktarın %47’sini teşkil etmektedir.(11) 2009’da Çin’deki petrol tüketimi 400,5 milyar tondur; 189 milyar ton petrolü Çin kendisi üretmiş, 200,4 milyar ton ise ithal etmiştir, yani petrol bağımlılığı oransal olarak %50’dir.(12) Çin uzmanlarının tahminine göre 2010 yılında petrol ithalatı 210 milyar ton olacaktır ve 6,6 milyar metreküp doğalgaz ithal edilecektir.(13) Dolayısıyla Çin, bu ekonomik-ticari çıkarlarını, enerji ithalatının güvenliğini ve deniz menfaat bölgelerini koruyabilmek için güçlü bir deniz kuvvetine ihtiyaç duymaktadır. Bu deniz yollarının güvenliği bugün büyük ölçüde dünyanın en büyük ve güçlü donanmasına sahip ABD’ye bağlıdır. Ancak Çin, bu konuda zaman zaman çıkarlarının çatıştığı ABD’ye bağımlı olmak istememektedir. Bu bağımlılıktan kurtulmanın tek yolu da güçlü bir donanmaya sahip olmak ve Pasifik Okyanusu’na özgürce çıkışı sağlamaktır.

 

Ayrıca Çin, yakın çevresinin güvenliğini sağlamak ve bu bölgedeki çıkarlarını koruyacak dominant bir güç olmak istemektedir. Bunun önündeki en büyük engel ise Güney Kore, Japonya, Tayvan, Singapur ve Filipinler gibi bölge ülkeleri ile askeri anlaşmalar imzalayarak bölgede etkin hale gelen ABD’dir. ABD’nin bölgeye yönelik bu politikası Çin’in kendini çevrelenmiş hissetmesine neden olmaktadır.(14)

 

Temel sebeplerden bir diğeri Tayvan sorunudur. Komünist Parti’nin Çin Halk Cumhuriyeti’ni ilan etmesiyle Tayvan’a geçen iktidardaki Milliyetçi Parti, adada 1912 yılında kurulmuş olan Çin Cumhuriyeti’nin devam ettiğini ilan etmiştir. Ancak Pekin Hükümeti, Tayvan’ı kendi yönetimi altındaki bir eyalet olarak görmeye ve o topraklar üzerinde hak iddiasında bulunmaya devam etmiştir. Dolayısıyla 1949 yılından itibaren Çin anakarasında ve Tayvan adasında ortaya çıkan iki siyasal otorite günümüze kadar gelen Tayvan sorununun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Günümüzde Çin’in Tayvan sorunuyla ilgili politikası “barışçıl bir şekilde yeniden bir araya gelmek” ve “bir ülke, iki sistem”dir. Bunun anlamı, “bir ülke, iki sistem” formülüyle, barışçıl bir şekilde yeniden bir araya gelebilmektir. Ancak, ABD’nin 1950’lerden beri Tayvan sorunuyla ilgilenmesi durumu karmaşık bir hale getirmiştir. Çin, ABD’nin Tayvan’a silah satışını arttırmasını ve askeri ilişkiler geliştirmesini tepkiyle karşılamaktadır. Öte yandan Güney ve Doğu Çin Denizi, Maldivler ve Kuzey Kore Boğazı’na hakim konumu Adayı Çin için oldukça önemli hale getirmektedir. Zira Ada’nın hakimiyeti, özellikle doğusunda bulunan limanlardan yararlanılarak, Pasifik’e tam anlamıyla geçişi sağlayacaktır.

 

Bir başka neden ise Japonya ile yaşanan Doğu Çin Denizi’nin egemenlik sorunudur. Doğalgaz bakımından zengin olduğu düşünülen deniz yatağı nedeniyle iki ülke münhasır ekonomi alanının belirlenmesinde anlaşmaya varamamaktadır. Japonya’nın 2005 yılında Doğu Çin Denizi’ndeki gaz yatağının, gerektiğinde tek taraflı olarak işletilmesini kabul etmesi Çin’i önlem almaya itmiştir. Güney Çin Denizi’nde de aynı sorun Filipinler ve Vietnam ile yaşanmaktadır.

 

Yeni Deniz Gücü Olarak Çin

Çin’in değişen deniz gücü stratejisine vurgu yapan Doğu Denizi Filosu’nun komutan yardımcısı Zhang Huachen, “Deniz stratejimizdeki son değişikliklerle birlikte, kıyı savunmasından uzak deniz savunmasına doğru bir geçiş yaşıyoruz” demiş ve eklemiştir: “Ülkenin ekonomik çıkarlarının genişlemesiyle birlikte donanma, ülkenin ulaştırma yollarını daha iyi korumayı ve büyük deniz yollarının güvenliğini daha iyi sağlamayı istiyor. Bunu gerçekleştirmek için ise Çin donanmasının büyük gemiler inşa etmesi ve daha kapsamlı yeteneklere erişmesi gerekmektedir.”(15)

 

Günümüzde Vietnam yakınlarındaki Hainan Adası çevresinde konuşlanmış üç büyük donanmaya sahip Çin’in denizlerdeki yükselişi özellikle iki sektörde kendini göstermektedir: destroyer ağırlıklı yüzey gemileri ve 8000 km menzilli JL-2 füzesi fırlatma kapasiteli nükleer denizaltılar.(16) 2009’da Pentagon tarafından yayımlanan raporda Çin deniz gücünün 260 gemiden oluştuğu, bunların 75 tanesinin büyük savaş gemisi, 55 tanesinin amfibik gemi, 70 tanesinin füzeli hücumbot ve 60’tan fazlasının da deniz altı olduğu ifade edilmektedir.(17) Ayrıca yüksek teknoloji ürünü Sky Wave ve Surface Wave OHT radarları kullanılarak daha isabetli ve daha yüksek menzilli füzeler geliştirildiği belirtilmektedir. Raporda uçak gemisinin yapılmakta olduğu da vurgulanmaktadır.(18)

 

Uçak gemisi ile ilgili olarak Çin, Ukrayna’nın elinde bulunan eski Sovyet deniz filosu uçak gemilerinden 67 bin tonluk Varyag uçak gemisini casino yapmak amacıyla satın almıştır. Ancak % 75’i tamamlanmış olan bu geminin Çin tarafından donanmasının uçak gemisi kabiliyetlerini geliştirmede kullanılacağı yorumları yapılmıştır. Amiral Dumontet, « geminin griye boyandığını gördüğümüzde ne olduğunu hemen anladık » ifadesini kullanmıştır.(19)

 

Öte yandan Singapur Üniversitesi öğretim üyesi Huang’a göre, “Çin donanmasının en etkileyici büyümesi denizaltı filosu alanında gerçekleşmiştir. Donanma en az iki Jin sınıfı deniz altı (balistik füze yeteneklerine sahip düzenli ve aktif denizaltı sınıfı) inşa etmiş ve iki Shang sınıfı nükleer güçlü denizaltıyı da kullanıma sunmuştur.(20)


Şüphesiz başta ABD olmak üzere büyük deniz güçleri ile Çin deniz gücü arasında başta teknolojik olmak üzere önemli farklar bulunmaktadır. Bu farkların kapanması ancak uzun vadede gerekli yatırım ve modernizasyonların yapılması ile mümkündür. Zira gelişmekte olan ülkeler arasında en eski silah sanayine sahip olan Çin, hafif silahlardan, zırhlı silahlara, savaş gemilerine, denizaltılara, nükleer silah ve kıtalararası balistik füzelere kadar uzanan bir üretim yelpazesine sahip olmakla birlikte teknolojik açıdan hala ileri konumda değildir. AB ve ABD’nin, 1989 yılında demokrasi talebiyle Tiananmen Meydanı’nı dolduran öğrencilerin direnişinin kanlı bir şekilde bastırılmasının ardından Çin'e karşı başlatmış olduğu silah ambargosu Çin’in elini kolunu bağlamaktadır. Fakat günümüzde ABD'nin tüm karşı çıkışlarına karşın AB'nin önemli ülkeleri Almanya ve Fransa, Çin'e ileri silah teknolojisi satma konusunda istekli görünmektedirler. Ancak Çin'e verilecek ileri teknolojinin kendine yönelik kullanılmasından çekinen ve bu durumun Tayvan boğazının iki tarafından da mevcut durumu değiştireceğini savunan ABD ambargonun kaldırılmasına karşı çıkmaktadır.

 

Çin’in deniz gücünü artırmak amaçlı bir diğer önemli manevrası, Pakistan, Sri Lanka, Myanmar, Bangladeş ve Tayland gibi ülkelerle sıkı politik ve ticari ilişkiler kurma yoluna girmiştir. Fakat asıl önemlisi, son yıllarda Hint Okyanusu’na kıyısı olan bu ülkelerde ticari amaçlı limanlar inşa ettirmesidir. Zira bu limanların ileride askeri üs olarak kullanılabilmesi mümkündür. String of pearls (inci dizisi) adı verilen bu politika kapsamında yer alan limanlar; Pakistan Gwadar limanı, Maldiv Adaları Marao limanı, Sri Lanka Hambantota limanı, Bangladeş Chittagong limanı ve Myanmar Koko limanıdır.

 

İnci dizisi politikasıyla Çin’in hedefi, Basra Körfezi ve Arap ülkelerinden gelen petrol ve doğalgaz yolunun güvenliğini sağlamaktır. İran sınırındaki, Hürmüz Boğazı’na çok yakın bir konuma sahip olan Pakistan’ın Gwadar limanı bu bağlamda önemli bir role sahiptir. Çin’in bir diğer hedefi, Hint Okyanusu’ndaki en önemli rakibi Hindistan’ı çevreleyerek kontrol altına almaktır. Bangladeş Chittagong limanı ve Sri Lanka Hambantota limanı bu amaca hizmet edebilecek iki stratejik limandır. Ayrıca dünya deniz ticaretinin % 25’ini sağlayan Malakka Boğazı Çin için de vazgeçilmez bir su yolu niteliğindedir ve bu önemli geçiş noktasının olası bir kriz durumunda bloke edilmesi Çin için ciddi bir tehdit niteliğindedir. Bu durumu engellemek amacıyla Çin, Birmanya ile ilişkilerini geliştirmiş, hatta iki ülke arasında bir doğalgaz boru hattı kurulmuştur.


Öte yandan Çin denizlerdeki varlığını son dönemde katıldığı tatbikatlarla da göstermektedir. 2005 yılının Ağustos ayında Rusya’nın Pasifik bölgesindeki Vladivostok’ta başlayan, sonra Sarıdeniz ve Çin’in Jiaodong Yarımadası’nda devam eden, adı da ‘Barış Misyonu 2005′ olan 8 günlük ortak tatbikatta her iki ülkenin kara, hava ve deniz unsurları yer almıştı. Çin’den 8.000, Rusya’dan ise 2.000 askerin katıldığı tatbikatta aralarında denizaltıların, çıkarma gemilerinin de bulunduğu 140 civarında gemi, sayısı belli olmayan avcı-bombardıman, stratejik bombardıman uçakları, nakliye uçakları ve helikopterler kullanılmış, çıkarma dahil çeşitli askerî planlar icra edilmişti.(21)

 

Bu anti-terör tatbikatlarının ikincisi 2007, sonuncusu da 2009 yılında düzenlenmiştir. Rusya’nın uzakdoğusunda Çin sınırlarına yakın Habarovsk’ta ve Çin’in Tanon taktik eğitim merkezinde ortak icra edilen Barış Misyonu-09 adlı bu tatbikata 2.600 kadar asker, hava personeli ve özel kuvvetler birimleri katılmıştır.(22) Yine 2007 yılında Çin ordusuna ait iki fırkateyn Arap Denizi’nin kuzeyinde, Pakistan liderliğinde yapılan AMAN 07 adlı terörle mücadele deniz tatbikatına katılmıştır.

 

Ayrıca deniz haydutluğu olaylarının büyük bir artış gösterdiği Somali açıkları ve Aden Körfezi’nin güvenliğini sağlamak amacıyla Çin Halk Cumhuriyeti, bölgeye üç gemiden oluşan bir filo göndermiştir. Çin’in modern tarihinin ilk deniz aşırı deniz misyonu olması nedeniyle bu açılım önem taşımaktadır. Çin’in bu kararının ardındaki temel neden ticari faaliyetlerinin güvenliğinin sağlanmasıdır. Zira Çin’e ulaşan tüm mamullerin ve hammaddelerin yüzde 40’ı Aden Körfezi’nden geçmektedir.(23) Çin’in saygın düşünce kuruluşlarından Çin Çağdaş Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Li Wei de son gelişmeleri, Çin’in son adımının, artan iktisadi ve askeri gücü ile birlikte dünya barışı ve güvenliğinin korunmasında daha büyük bir rol oynamak istediği konusunda uluslararası topluma verdiği güçlü bir siyasi mesaj olarak yorumlamıştır.(24)

 

Bir diğer husus, Çin donanmasının bu yeni görevle, açık denizlerde ulusal çıkarlarını tehdit eden durumlarda askeri harekât düzenleme meşruiyetini dolaylı bir şekilde ilan etmiş olması ve gelecekteki olası deniz aşırı harekâtlar için bir örnek oluşturmasıdır.(25) Ancak filo komutanı Tuğamiral Du Jingcheng de, Çin’in herhangi bir ülkenin egemenlik haklarını tehdit etmek ya da bölgedeki güç dengesini bozmak gibi bir amacı bulunmadığını özellikle vurgulamıştır.(26) Kısaca, modern Çin tarihinin ilk deniz aşırı deniz misyonu, gerek Çin Deniz Kuvvetleri’nin operasyonel kabiliyeti gerekse Çin dış politikası açısından önem taşımaktadır.

 

Sonuç

Sonuç olarak Çin, geleceğe dönük kendi deniz sahasındaki çıkarları ve deniz trafiğinin güvenliğini korumak, Tayvan’ın bağımsızlık hareketini engellemek ve Tayvan’ı ana kıtaya katmak, nihayetinde Asya-Pasifik’te en güçlü deniz gücüne sahip olarak ABD’ye karşı denge gücü oluşturmak hedeflerine sahiptir. Bu bağlamda deniz gücünü artırmaya ve modernize etmeye yönelik çalışmalarını sürdürmektedir. Amiral Dumontet’e göre, Çin hala bir kıyı gücüdür; çünkü küresel gücün temel özelliklerinden açık denizlerde sürekli harekat kabiliyetine henüz sahip değildir. Fakat bu durum ileride dengelerin Çin lehine değişmeyeceği anlamına gelmemektedir. Zira ABD’nin serbest bırakması durumunda 2025 yılına kadar Çin deniz gücünün Pasifik’te dominant güç olması muhtemel görülmektedir.(27)

 

 

Dipnotlar :

1.    Çin’in korkutan askeri gücü, 28 Mart 2009, Bkz. www.tumgazeteler.com/?a=4879644 (erişim 9 Ekim 2010)
2.    Military Power of the People’s Republic of China, Annual Report to Congress, Department of Defense, 2008
3.    White Paper on Chine’s National Defense, 2006, Bkz. www.china.org.cn/english/features/book/194421.htm (erişim 11 Ekim 2010)
4.    Bkz.www.china.org.cn/government/central_government/2009-01/20/content_17155577.htm (erişim 11 Ekim 2010)
5.    « La Chine puissance maritime du XXIeme siecle », Compte rendu de la conférence, Université de Rouen, 2009
6.    André VIGARIE, « La Chine : la longue marche vers la mer », Defense nationale, Ekim 1984)
7.    Elisabeth Fouquoire BRILLET, « La stratégie navale chinoise », ISC-CFHM-IHCC, 2005
8.    Erkin EKREM, « Japonya-Çin Gerginliği: Yükselen Çin’e Karşı Arayışlar », SDE, 28 Nisan 2010
9.    White Paper on Chine’s National Defense, 2006, Bkz. www.china.org.cn/english/features/book/194421.htm (erişim 11 Ekim 2010)
10.    Corvette BERTONNIER, « Vers une puissance navale chinoise », College Interarmées de Défense, Ekim 2006) 
11.    Erkin EKREM, « Japonya-Çin Gerginliği: Yükselen Çin’e Karşı Arayışlar », SDE, 28 Nisan 2010
12.    Ibid.
13.    Ibid.
14.    Daniel SCHAEFFER, « Le theatre maritime indo-pacifique dans la stratégie navale globale de la Chine », Revue Defense de l’IHEDN, Nisan 2009
15.    Edward WONG, « China asserts role as a naval power », International Herald Tribune, 23 Nisan 2010
16.    Jean-Marie HOLTZINGER, « La nouvelle doctrine chinoise en mer de Chine méridionale », Strategic Road, 28 Ağustos 2008
17.    Military Power of the People’s Republic of China, Annual Report to Congress, Department of Defense, 2008
18.    Ibid.
19.    « La Chine puissance maritime du XXIeme siecle », Compte rendu de la conférence, Université de Rouen, 2009
20.    Edward WONG, « China asserts role as a naval power », International Herald Tribune, 23 Nisan 2010
21.    Çin-Rus Ortak Tatbikatı, Bkz. www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=235972 (erişim 13 Ekim 2010)
22.    Ibid.
23.    Sailing to Strengthen Global Security, People’s Daily, 26 Aralık 2008, Bkz. english.people.com.cn/90001/90776/90786/6562488.html (erişim 10 Ekim 2010)
24.    Ibid.
25.    Eyüp ERSOY, “Çin Donanması Aden Körfezi’nde: Modern Çin Tarihinin İlk Deniz Aşırı Deniz Misyonu”, ORSAM, 29 Ocak 2009
26.  Yan HAO ve BAIRUIXUE, “China Focus: Chinese Fleet to Escort Ships off Somalia,” China View, 26 Aralık 2008, Bkz.news.xinhuanet.com/english/2008-12/26/content_10564363.htm (erişim 10 Ekim 2010)
27.    Ait HAMADOUCHE, “La Chine: future deuxieme puissance militaire mondiale”, La Tribune, 2000

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top