Yükselen Güç Çin’in Dünden Bugüne Dış Politika Analizi

A- A A+

Sahip olduğu geniş toprakları, büyük ve üretken nüfusu, doğal kaynakları, büyümeye devam eden ekonomisi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki veto gücü, nükleer silah kapasitesi ve uluslararası politikayı etkileme gücü ile Çin, günümüzde uluslararası arenanın önemli bir aktörü haline gelmiştir.


Çin’in önemli bir küresel aktör olarak ortaya çıkmasındaki temel itici güç şüphesiz gerçekleştirmiş olduğu ekonomik atılımdır. OECD’de yapılan analizler, halen satın alma gücü paritesine göre dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü olan bu ülkenin 2020’ye kadar «yeni ekonomik süper güç» olabileceğini ortaya koymaktadır. Goldman Sachs’ın bir çalışmasında, çok ciddi bir siyasi-ekonomik bunalım, ya da doğal felaket çıkmaması ve büyümesini sürdürülebilir kılması durumunda, Çin’in 2050’de $44 trilyonluk GSMH büyüklüğüne ulaşacağını ve ABD’yi geride bırakacağını öngörülmektedir.(1)


Yönetim şekli tek partili sistem olan Çin, Komünist Parti’nin egemen olduğu bir Sosyalist Cumhuriyet’tir. Yerel yönetim bağlamında Çin Halk Cumhuriyeti, eyaletlere ve otonom bölgelere ayrılmıştır. Otonom bölgelerden özellikle ülkenin batısında bulunan Tibet ve Sincan Uygur Özerk bölgeleri, zaman zaman patlak veren iç karışıklıklar nedeniyle sorunlu bölgelerdir.

 

Çin dış politikasına genel bakış


Çin’in dış politikasına bakıldığında, yükselen ekonomik gücüne rağmen tam anlamıyla askeri ve siyasi olarak bir süper güç olmadığının farkında olan Çin, “Barış içinde bir arada yaşama” ilkesine dayanan barışçı bir dış politika takip etmektedir. Barış içinde bir arada yaşamak için beş koşulun gerçekleşmesi gerektiğini vurgulamaktadır: diğer ülkelerin egemenlik ve toprak bütünlüklerine saygı, mütekabiliyete dayalı olarak saldırmazlık, başka devletlerin iç işlerine karışmama, eşitlik ve karşılıklı fayda.(2)


Diğer ülkelerle olan sınır tartışmalarıyla ilgili olarak da “Barış içinde bir arada yaşama” ilkesi uyarınca bu anlaşmazlıkların müzakereler yolu ile barışçıl bir şekilde çözümlenmesi taraftarı olduğunu göstermektedir. Çin, bu esaslar doğrultusunda 1960’larda Burma, Nepal, Moğolistan ve Afganistan ile olan sınır tartışmalarını çözümlemiş, son yıllarda Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan ile arasında söz konusu olan sınır tartışmalarını ortadan kaldırmış, Vietnam ile Beibu (Tokin) Körfezinin sınırının belirlenmesi konusunda 2000 yılında bir anlaşma imzalamıştır.(3) Çin, Hindistan ile arasındaki anlaşmazlığın çözümlenmesi için de bir anlaşma paketi teklif etmiştir.


Tayvan sorunu, sınır tartışmaları konusunda en öne çıkan ve uluslar arası boyut kazanmış sorundur. Çin’in Tayvan sorunuyla ilgili politikası “barışçıl bir şekilde yeniden bir araya gelmek” ve “bir ülke, iki sistem”dir. Bunun anlamı, “bir ülke, iki sistem” formülüyle, barışçıl bir şekilde yeniden bir araya gelebilmektir. Ancak, ABD’nin 1950’lerden beri Tayvan sorunuyla ilgilenmesi durumu karmaşık bir hale getirmiştir. Çin, ABD’nin Tayvan’a silah satışını arttırmasını ve askeri ilişkiler geliştirmesini tepkiyle karşılamaktadır. Ancak ABD, Tayvan Boğazı’ndaki dengeyi muhafaza etmek için silah satışının ve askeri temasların gerekli olduğu görüşündedir.(4)


Yine aynı ilke doğrultusunda, deniz haydutluğu olaylarının büyük bir artış gösterdiği Somali açıkları ve Aden Körfezi’nin güvenliğini sağlamak amacıyla Çin Halk Cumhuriyeti, bölgeye üç gemiden oluşan bir filo göndermiştir. Çin’in modern tarihinin ilk deniz aşırı deniz misyonu olması nedeniyle bu açılım önem taşımaktadır. Çin’in bu kararının ardındaki temel neden ticari faaliyetlerinin güvenliğinin sağlanmasıdır. Zira Çin’e ulaşan tüm mamullerin ve hammaddelerin yüzde 40’ı Aden Körfezi’nden geçmektedir.(5) Çin’in saygın düşünce kuruluşlarından Çin Çağdaş Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Li Wei de son gelişmeleri, Çin’in son adımının, artan iktisadi ve askeri gücü ile birlikte dünya barışı ve güvenliğinin korunmasında daha büyük bir rol oynamak istediği konusunda uluslararası topluma verdiği güçlü bir siyasi mesaj olarak yorumlamıştır.(6)


Bir diğer husus, Çin donanmasının bu yeni görevle, açık denizlerde ulusal çıkarlarını tehdit eden durumlarda askeri harekât düzenleme meşruiyetini dolaylı bir şekilde ilan etmiş olması ve gelecekteki olası deniz aşırı harekâtlar için bir örnek oluşturmasıdır.(7) Ancak filo komutanı Tuğamiral Du Jingcheng de, Çin’in herhangi bir ülkenin egemenlik haklarını tehdit etmek ya da bölgedeki güç dengesini bozmak gibi bir amacı bulunmadığını özellikle vurgulamıştır.(8) Sonuç olarak, modern Çin tarihinin ilk deniz aşırı deniz misyonu, gerek Çin Deniz Kuvvetleri’nin operasyonel kabiliyeti gerek Çin dış politikası açısından önem taşımaktadır.


Çin’in öne çıkan ikili ilişkileri


Çin’in önem taşıyan ikili ilişkilerine bakıldığında ilk olarak Amerika ile dönem dönem sorun arz eden ilişkiler göze çarpmaktadır. ABD Başkanı Richard Nixon’ın Şubat 1972’de Çin’i ziyareti sırasında yayımlanan “Çin-ABD Ortak Bildirisi” diğer adıyla “Shanghai Ortak Bildirisi”, iki ülke arasında 20 yıldan fazla süren hiç temasta bulunmama durumunu sona erdirmiştir. Bu tarihten itibaren ilişkiler gelişme kaydetmiş olmakla birlikte tüm sorunlar çözüme ulaşamamıştır. Günümüzde Çin ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki en önemli sorun Tayvan bölgesidir. Uzun yıllardır devam eden bu sorunda bazı dönemlerde anlaşmaya varılsa da kalıcı bir çözüm bulunamamıştır. Tayvan konusundaki bu sorun 1950’li yılların başında Sovyetlerin Çin’e destek vermesine  karşılık ABD’nin Tayvan’a bağımsızlığı yönünde destek vermesi ile başlamıştır. Hatta 1954 yılında ABD ile Tayvan arasında karşılıklı Güvenlik Anlaşması imzalanmıştır. Ancak ABD- Çin diplomatik ilişkileri başlamasıyla Amerika’nın Tayvan’a tutumu değişmiştir. Amerika Çin Halk Cumhuriyeti’nin tek yasal hükümet olduğunu ve Tayvan’ın onun bir parçası olduğunu kabul eden bir bildirge imzalamıştır. Bununla birlikte Reagan yönetimi sırasında Tayvan’a yönelik askeri destek nedeni ile sorun yeniden su yüzüne çıkmıştır. 1995 yılında ABD ile Çin bu konuda henüz bir ortak yol bulamamış ve sorunu göz ardı ederek ilişkilerin devam ettirilmesine karar vermişlerdir. Bunun yanı sıra Amerika Tayvan’a silah satımına devam etmiştir. Amerika’nın silah desteği ile Tayvan’ı güçlendirmek istemesi, Çin’in gitgide güçlenmesinden çekindiği şeklinde yorumlanabilir.


Ayrıca Tibet ve Doğu Türkistan Bölgeleri’nde uygulanan kültürel ve dini baskılar nedeniyle tepkilere maruz kalan Çin hükümetinin insan hakları konusuna yeterince eğilmemesi ABD’nin tepki göstermesine ve insan haklarına saygı ile vatandaşlık haklarının korunması noktasında Çin’i sıklıkla uyarmasına neden olmaktadır.


Çin-Japon ilişkilerine gelindiğinde, II. Dünya Savaşı’nda birbirleriyle savaşan Japonya ve Çin’in ilişkileri, 1945 yılından sonra uzun bir süre normale dönememiştir. 1971 yılında ABD ile Çin ilişkilerinin iyileşmesi Japonya’yı da etkilemiş ve iki ülke arasında siyasi olmasa da ticari ilişkilerin yoğunlaşmasının önünü açmıştır.


Çin ile yaşanan uyuşmazlığın temel sebebi Tayvan sorunuyla alakalıdır. 1895 yılından 1945’e kadar Tayvan’ı elinde bulunduran Japonya, savaş sonrası bu toprakları ABD’ye, ABD de yasal anlaşma gereği kıta Çini’ne bırakmıştır. Her ne kadar ABD, Tayvan’ı 1972 yılı itibariyle Pekin yönetimine bırakmış olsa da Japonya bu ülkeye olan ilgisini sürekli devam ettirmiştir. Çin hükümeti Japonya’dan Tayvan’ı Japonya-ABD Güvenlik İşbirliği kapsamına dahil etmemesi yönünde açık bir dille taahhüt etmesini istemiştir.(9)


İkili ilişkilerde üçüncü olarak Doğu Çin Denizi’nin egemenlik sorunu göze çarpmaktadır. İki ülkenin münhasır ekonomi alanının belirlenmesindeki zorluk, gerginliği arttırıcı bir faktördür. Japonya 2005 yılında Doğu Çin Denizi’ndeki gaz yatağının, gerektiğinde tek taraflı olarak işletilmesini kabul etmiştir. Ayrıca Japonya’nın ABD ile ortaklaşa imzaladığı 1997 tarihli Yeni Savunma İşbirliği Rehberi, Çin’i tedirgin etmektedir. Anlaşma esasen Kuzey Kore tehdidine karşı olmakla beraber Çin yönetimi bunun kendine karşı bir cepheleşme olarak algılamaktadır.(10) Nitekim 2009 yılı başında iktidara gelen ABD Başkanı Barack Obama da Japonya ile ilişkilerine oldukça önem verdiğini açıklarken Japonya’nın Orta Asya’da güvenliği sağlama projesinde kilit bir ülke olduğunu belirtmiştir.(11) Kuşkusuz Japonya da ABD gibi Çin’in büyümesini kendisine tehdit olarak algılayan ülkelerden bir tanesidir. Bu nedenle bir yandan Çin ile işbirliği içinde olsa da diğer yandan da kendini koruma çabası içerisindedir.


Çin-Rusya ilişkilerine bakıldığında, Soğuk Savaş’ın bitimi ile 1992 yılında bu iki ülke, iki ilişkilerinin temelini atacak ortak bir deklarasyon yayınlamışlardır. 1996 yılında da ilişkilerinde yeni bir dönem açacak stratejik ortaklık antlaşmasını imzaladı. Bu gelişmeyi takiben 1999 yılına kadar aralarındaki tüm sınır sorunlarını çözmeyi başardılar. 2001 yılında da Dostluk, Komşuluk ve İşbirliği Antlaşması’nı imzaladılar. Çin Dış İşleri Sözcüsü, “bu antlaşmanın iki halkın karşılıklı dostluk kurma isteğinin bir sonucu olduğunu, Çin-Rus ilişkilerindeki böylesi bir gelişmenin sadece iki ülke halkı için değil, barışın ve düzenin korunması, bölgesel ve global anlamda gelişmenin sağlanması için de önemli olduğunu vurgulamıştır.”(12) Rusya, Halk Cumhuriyeti hükümetinin Çin’deki tek meşru hükümet olduğunu, Çin topraklarının bir parçası olan Tayvan ile hiçbir resmi ilişki geliştirmeyeceğini, aynı şekilde Tibet’in de Çin topraklarının bir parçası olduğunu belirtmiştir. Buna karşılık Çin de Rusya’yı ayrılıkçı Çeçen hareketine karşı desteklediğini ve terörle mücadelede konusunda işbirliği yapacağını açıklamıştır.


Ayrıca iki ülke arasındaki başta silah satımı olmak üzere askeri işbirliği, stratejik ortaklığın önemli bir kısmını oluşmaktadır. Savunma sistemini güçlendirmek isteyen Çin, Rus silah endüstrisinin başta gelen müşterilerindendir.(13) Silahın yanı sıra ileri teknoloji ürünleri, elektronik, telekomünikasyon ve nükleer enerji alanında da iki ülke önemli bir işbirliği sağlamıştır.


Uluslar arası arenadaki Amerikan hegemonyasına karşı çok kutupluluğu sağlamak isteyen ve dolayısıyla çıkarları örtüşen iki devlet, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi nezdindeki işbirliklerinin yanı sıra bölgesel işbirliğini sağlamak adına Şanghay İşbirliği projesini geliştirmişlerdir. 1996 yılında Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın katılımı ile kurulan Şanghay İşbirliği Teşkilatı, güvenlik (terörizme, ayrılıkçı ve aşırılıkçı hareketlere karşı), ekonomi ve kültür alanında işbirliğini sağlamak amacındadır. Çin Komünist Partisi’nin başlıca teorisi olan Marksizm’in ilkelerinden birinin terörizmle mücadele olması ve Xinjiang Vigor Özerk Bölgesi’nde “Doğu Türkistan Hareketi” isimli örgütün faaliyet göstermesi Çin’in terörle mücadeleye önem vermesinde etkendir.


Çin’in güvenlik politikası


Çin’in barış içinde yaşama ilkesi ve diğer devletlerle iyi ilişkiler kurmak istemesi Çin’in enerji güvenli politikasıyla birebir örtüşmektedir. Günümüzde yalnızca kendi iç talebinin bir kısmını karşılayabilecek kısıtlı miktarda petrol üretebilen Çin, hem mevcut ekonomik yapısını korumak hem de kalkınmasını sürdürmek için kesintisiz bir biçimde enerji temin edeceği kaynaklara ulaşmak durumundadır. 2003’ten beri dünyanın en fazla petrol tüketen ikinci ülkesi olan Çin, günümüzde petrol ihtiyacının üçte birini dış ülkelerden karşılamaktadır ve bu oranın 2020 yılında yüzde 50’ye ve 2030 yılında yüzde 80’e çıkacağı tahmin edilmektedir. (14) Bu nedenle, ülke ekonomisini ayakta tutacak olan güvenilir petrol kaynaklarına ulaşmak Çin dış politikasının ana hedeflerinden biridir.


Çin’in petrol ithal ettiği ülkeler incelendiğinde oldukça geniş dağılımlı bir tablo ortaya çıkmaktadır.  Çin, Orta Doğu, Orta Asya ve Latin Amerika ülkelerinden petrol ithal etmektedir. Ancak ülkeye giren petrolün yüzde 51’i özellikle Suudi Arabistan, Kuveyt ve İran gibi bölge ülkelerinden temin edilmektedir. Bu nedenle Orta Doğu bölgesi Çin’in enerji kaynaklarına yönelik ürettiği dış politikada hayati bir konuma sahiptir. (İnanç Özekmekçi, Türkiye’nin Doğu Sınırında Yeni Bir Güç: Çin, Dış politika Forumu, Aralık 2005, p.3) Enerji politikası dışında bölgenin Çin açısından diğer bir önemi de Orta Doğu’nun Müslüman ülkeleri ile iyi ilişkiler kurarak Doğu Türkistan bölgesindeki ayrılıkçı Müslümanların dış desteğini kesmektir.(15)


Enerji kaynaklarına ulaşım açısından Orta Asya bölgesi de Çin için önemlidir. Bu bölgede ABD’yi jeopolitik bir rakip olarak gören Çin’in Orta Asya politikası, daha geniş stratejik yaklaşım içinde, ABD’ye karşı çok kutuplu dünyanın yaratılması çabasıdır.(16) Ayrıca Çin bölgenin liberal piyasalara açılma veya bölgedeki neo-komünist rejimlerin iktidardan uzaklaştırılma fikirlerini paylaşmamaktadır. Çin’in bölgeye yönelik politikası iki temele dayanmaktadır: birincisi bölgedeki milliyetçi akımların uyanmaması, çünkü bu tür hükümetler Çin’deki ayrılıkçı Uygurları destekleyebilir, ikincisi ise ABD’nin bölgeden uzak tutulmasıdır.(17) Ayrıca Çin, bölgenin enerji kaynaklarına ulaşmada bir zorlukla karşılaşmamak için Orta Asya’da bir çatışma veya kriz durumunun oluşmasını önlemek istemektedir. Böylece, Orta Asya ülkelerini Çin pazarına ticari ilişkilerle bağlamak istemektedir.


Dış politika dışında savunma ve güvenlik politikası anlamında da atılımlarda bulunan Çin, savunma bütçesini önemli oranda arttıran ülkelerden biridir. “6 Mart 2001 tarihinde Pekin, savunma harcamalarını % 17,7 oranında arttırdığını yani yaklaşık 19 milyar Euro’ya çıkardığını açıklamıştı. Ancak Batılı uzmanlar gerçek harcama miktarının açıklananın iki-üç katı olduğunu savunmaktadır.”(18) Öte yandan 1964 yılından beri nükleer klübün resmi üyesi olan Çin, bu alanda da askeri kapasitesini özellikle savaş gemisi ve denizaltı takviyesi ile arttırmaktadır.


Askeri gücün dışında Çin, yumuşak gücün arttırılmasına yönelik çalışmalar üzerinde de durmaktadır. Çin’in son dış politika söylemi olan “Barışçıl Yükseliş” in hem ispatı hem de uygulanabilmesi adına yumuşak güç büyük önem arz etmektedir. Örneğin, günümüzde Çin, ekonomik ve siyasi gelişimlerini tamamlamak adına büyük ölçüde dış yardıma ihtiyacı duyan Güneydoğu Asya ülkelerine yapılan ekonomik yardımın ve ticari yatırımların ana kaynağı olarak tanınmaktadır. Çin bölgeyle ilişkilerinde kültürel öğeleri de çok iyi kullanmaktadır. ‘Huaren’ denilen, son 150 yılda Çin’den bölgeye göç etmiş ama Çin’le halen bağı olan Çin kökenli nüfusun yoğun bulunduğu Güneydoğu Asya ülkelerinde, bu tarihi ve kültürel bağlarını kuvvetlendirmek için ciddi gayret içindedir.(19) Çin kültürünün yayılmasında kullanılan bir diğer önemli unsur olan Konfüçyüs Enstitüsü ile Çin, bölgede ciddi bir etki alanı kazanmaktadır.


Ayrıca Çin Afrika’da da oldukça aktif durumdadır. Dünyanın en hızlı kalkınan ülkesinin, bu ekonomik büyümeyi sürdürebilmek için gereken enerji ve maden kaynakları bakımından oldukça zengin Afrika’ya yönelik bir politika geliştirmesi şüphesiz şaşırtıcı değildir. Çin ve Afrika ülkeleri arasındaki stratejik işbirliği, 2000 yılında kurulan ve her üç yılda bir toplanan “Çin – Afrika İşbirliği Forumu (FOCAC)” aracılığı ile devam etmektedir. 2006 yılında 48 Afrika ülkesinin katılımı ile gerçekleştirilen üçüncü Çin – Afrika İşbirliği Forumu zirvesinde özellikle taraflar arasındaki “siyasi eşitlik” vurgusu yapılmıştır. Afrika halklarının yıllarca sömürge altında yaşadığı göz önüne alındığında bu vurgu Çin’in Afrika’daki imajını güçlendirecek bir unsurdur. Bunun yanı sıra, bu kıtadaki alt yapı projelerine, eğitime ve sağlık hizmetlerine yaptığı katkılar Çin’in yumuşak gücünün Afrika’da önemli ölçüde artmasını sağlamıştır.


Özetle, Cin küreselleşen dünya ekonomisinde ve siyasetinde yerini almış, ekonomik büyümesini sürdürmeye yardımcı olacak şekilde dış politikasını ve güvenlik politikasını, barış içinde yaşama ilkesi ve diğer devletlerle iyi ilişkiler kurma temeline oturtmuştur. Ancak basta Tayvan sorunu, Doğu Türkistan bölgesindeki ayrılıkçı hareket ve insan hakları sorunları olmak üzere tüm problemlerini çözememiştir.

 

Notlar

 

1. Atilla SANDIKLI, Geleceğin Süper Gücü Çin, Bilge Strateji, Cilt 1, Sayı 1, 2009, s. 7

2. Qimao Chen, “Çin’in Güvenlik Anlayışı ve Politikası”, Geleceğin Süper Gücü Çin, Editör: Atilla Sandıklı-İlhan Güllü, TASAM Yayınları, İstanbul, Mayıs 2005, s. 57

3. Qimao CHEN, Çin’in Yeni Güvenlik Anlayışı ve Politikası, Stratejik Öngörü, Sayı 4, 2005, s. 104

4. Ibid.

5. Eyüp ERSOY, Çin Donanması Aden Körfezi’nde: Modern Çin Tarihinin İlk Deniz Aşırı Deniz Misyonu, ORSAM, 29 Ocak 2009

6. Sailing to Strengthen GlobalSecurity,”People’sDaily,26Aralık2008,Bkz. english.people.com.cn/90001/90776/90786/6562488.html

7. Eyüp ERSOY,op.cit

8. Yan Hao ve Bairuixue, “China Focus: Chinese Fleet to Escort Ships off Somalia,” China View, 26 Aralık 2008, Bkz. news.xinhuanet.com/english/2008-12/26/content_10564363.htm

9. Ömer KARACA, Tarihten Bugüne Japonya’nın Güvenlik Sorunu Bkz. www.uniksad.org (erişim 4 Mart 2010)

10. Ibid.

11. ABD-Japonya ittifakı”, Bkz. turkish.cri.cn/281/2009/02/25/1s110138.htm

12. Agence Xinhua, « Chine/Russie: le partenariat de coopération stratégique fonctionne selon la porte-parole du ministère des A.E. », 20 juin 2001

13. Yang BAOYUN, La Chine et la Russie, Outre-Terre, No. 4, Mars 2003, p.3

14. İnanç ÖZEKMEKCI, Türkiye’nin Doğu Sınırında Yeni Bir Güç: Çin, Dış politika Forumu, Aralık 2005, p.2

15. Ibid
16. Mark BURLES, Chinese Policy Toward Russia and Central Asian Republics, RAND, Mr-1045-AF, 1999

17. Bülent Uğrasız, Çin’in Hazar ve Orta Asya Bölgesine Yönelik Politikaları, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 4, Sayı 3, 2002, s. 231

18. Le Monde, 7 mars 2001

19. Cihan UĞUR, Çin’in Yumuşak Gücü, TÜRKSAM, 2 Mart 2009

 


KAYNAKCA

BURLES, Mark, “Chinese Policy Toward Russia and Central Asian Republics”, RAND, Mr-1045-AF, 1999

CHEN, Qimao, “Çin’in Güvenlik Anlayışı ve Politikası”, Geleceğin Süper Gücü Çin, Editör: Atilla Sandıklı-İlhan Güllü, TASAM Yayınları, İstanbul, Mayıs 2005

CORNELISSEN, Scarlett, « La politique japonaise de moyenne puissance et l’Afrique », Afrique Contemporaine, Hiver 2004, p.33-53

ERSOY, Eyüp, “Çin Donanması Aden Körfezi’nde: Modern Çin Tarihinin İlk Deniz Aşırı Deniz Misyonu”, ORSAM, 29 Ocak 2009

MEDERIOS, Evan and Taylor FRAVEL, “China’s New Diplomacy”, Foreign Affairs, November/December 2003

SANDIKLI, Atilla, “Geleceğin Süper Gücü Çin”, Bilge Strateji, Cilt 1, Sayı 1, 2009

TEBIB, Roger, « La politique de sécurité de la Chine: aspect généraux et évolution », Géostratégiques, No. 17, septembre 2007, p.61-68

UGRASIZ, Bülent, “Çin’in Hazar ve Orta Asya Bölgesine Yönelik Politikaları”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 4, Sayı 3, 2002

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top