Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Sorunun Kaynakları

A- A A+

Türkiye dışında Türklerin yoğun olarak bulunduğu diğer bir bölge de Hazar Denizi’nin doğusudur. Bu nedenle bu bölgeye Türkistan adı verilmektedir. Rusya ile Çin arasında kalan bu bölge, iki devletin hâkimiyetlerini genişletmeye çalıştığı toprakları kapsamaktadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkistan bölgesinin tamamını Rusya’ya kaptırmak istemeyen Çin, Doğu Türkistan’ı işgal ederek egemenliği altına almıştır.

 

Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak adlandırılan bu bölge, önemli petrol, doğalgaz ve uranyum kaynaklarına sahiptir. Ayrıca zengin altın ve bakır yatakları vardır. Ülkenin pamuk ihtiyacının yarısına yakını bu bölgeden karşılanmaktadır. Bölge, zengin kaynaklara sahip olduğu gibi Çin’in Hazar Havzası ile bağlantısını sağlamakta ve güvenlik açısından da stratejik önem arz etmektedir.

 

Sincan Uygur Özerk bölgesi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin 6 özerk bölgesinden birisidir. ÇHC, ülkenin kendisine ait tarihsel ve milli niteliğini zedelemeyecek şekilde demokrasi ve insan hakları politikalarından yana olduğunu açıklamaktadır. Bu bağlamda uygulanmakta olan üç temsil politikası; etnik grupların ilerlemesini, gelişmiş kültüre yönelişin teşvik edilmesini ve Çin halkının çoğunluğunun temel çıkarlarının gözetilmesini amaçlamaktadır. Dolayısıyla, özerklik politikaları diğer kültürlerin gelişmiş kültür olarak adlandırılan Çin kültürü içinde eritilmesini (benzetme), istikrar adı altında çoğunluğun yani Han kökenli Çinlilerin çıkarlarının korunmasını hedeflemektedir. Bunun sonucu olarak, iç istikrarı etkileyecek her türlü özgürlük ve insan hakları talebi ve girişimi çoğunluğa yapılmış sayılarak terörist eylemler olarak adlandırılmakta ve sert bir şekilde bastırılmaktadır.

 

Sincan Uygur Özerk bölgesinde kalkınma programı ve benzetme politikası kapsamında Çin kültürünün bölgede üstün kültür olarak gelişmesi teşvik edilmiş ve bölgeye çok sayıda Han kökenli Çinli nüfus yerleştirilmiştir. Uygulanan bu politikalar ve baskılar sonucunda, 1949 yılında %7 olan Han nüfusu, 2002’de %40’lara yükselmiş, 1949’da %75 olan Uygur nüfusu %47’ye, %13 olan diğer Türk boylarının nüfusu %7’ye düşmüştür. Bölgede nüfus yapısı büyük oranda değiştirilmiştir.

 

Ayrıca bölgenin zengin kaynakları ve imkânları bölgeye göç etmesi sağlanan Han kökenli Çinlilere tahsis edilmiştir. Yerel hükümetin, işverenlerin ve petrol işçilerinin %95’ini Han kökenli Çinliler oluşturmaktadır. Bu durum Uygur Türklerini işsiz ve fakir durumda bırakmıştır. Uygurlar ancak kötü şartlardaki iş olanaklarına sahip olabilmektedirler. İşsizlik ve kötü yaşam koşulları kültürel benzetme politikaları ile etkileşime girdiğinde bölgedeki huzursuzluğa çarpan etkisi yapmaktadır.

 


Böylesine olumsuz ve huzursuz bir ortamda Çin'in Sincan Uygur Özerk bölgesinin merkezi Urumçi'de olaylar çıktı. Çıkan olaylarda 140 kişi öldü, 828 kişi yaralandı. Yaralıların çoğunun Uygur olduğu öğrenildi. Olaylara 3000 Uygur ile bin polisin karıştığı ve 300 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi.

 

Olayların nedeni olarak 26 Haziran'da Guangdong eyaletine bağlı Shaoguan şehrindeki bir oyuncak fabrikasında meydana gelen kavga gösterildi. Yüzlerce Han kökenli Çinli ile Uygur’un karıştığı kavgada 2 kişinin öldüğü, 66 kişinin de hastaneye kaldırıldığı duyuruldu. Resmi makamların 600 Uygur işçiyi geçici barınaklara taşıdığı bildirildi. Bunun üzerine olayla ilgili soruşturma isteyen Uygurlu göstericiler polisle karşı karşıya geldi. Polisin sert tutumu karşısında olaylar çıktı.

 

Yerel hükümet tarafından yapılan açıklamada, olayların Rabiya Kader'in başında bulunduğu Dünya Uygur Kongresi tarafından kışkırtıldığı öne sürüldü. Eski bir iş kadını olan Rabiya Kader, ulusal güvenliği zedelediği gerekçesiyle 1999'da tutuklanmış ve 17 Mart 2005'te kefaletle serbest bırakılarak tedavi olmak için ABD'ye girmişti. Yerel hükümet açıklamasında, "olayın yurt dışındaki unsurlar tarafından kışkırtılan ve yurt içinde organize edilen, planlı ve örgütlü bir şiddet suçu olduğuna dair bulgular bulunduğu" ifade edildi. Açıklamada, Dünya Uygur Kongresi'nin destekçilerini bir süredir internet yoluyla "daha cesur olmaya ve daha büyük işler yapmaya" kışkırttığı iddia edildi.

 

Açıklamalardan anlaşılacağı gibi çatışmaları ateşleyen olay oyuncak fabrikasında çıkan kavgadır. Ancak sorunun asıl sebebi Çinli yöneticilerinin bölgede uyguladığı politikalardır. Bu nedenle güvenlik tedbirlerinin artırılması ve dış güçlerin suçlanması ile bölgedeki sorunların çözülmesi mümkün görülmemektedir. Yetkililer, Uygur dilinin eğitim dili olarak korunması, dini ibadethaneler, cami ve evlerdeki kısıtlamaların serbest bırakılması, eğitim imkanlarının ve iş fırsatlarının geliştirilmesi, yerel yönetimlerde, işveren kadrolarında ve iş fırsatlarında Han kökenli Çinliler ile Uygurlar arasındaki dengenin sağlanması ve Uygurların hayat seviyelerinin yükseltilmesi için gerekli önlemleri almalıdır.



Türkiye ise sorunların doğrudan tarafı değildir. Pantürkist yaklaşımlar hem Türk dış politikasına hem de Sincan Uygur bölgesinde yaşayan soydaşlarımıza zarar verebilir. Ancak soydaşlarımızın sorunlarının dünyaya duyurulmasına katkı sağlamak, çağdaş insan hakları ve yaşam koşullarından adil bir şekilde faydalanmasını beklemek ve bunu dile getirmek gereklidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top