Brezilya ve Küresel Güç İddiası

A- A A+

Bölgesel bir güç olarak rüştünü ispatlayan Brezilya, küresel güç olma hedefi taşıyan bir Latin Amerika ülkesidir. Bu hedefin mimarı olan Luis Inácio Lula da Silva (kısaca “Lula”), merkez-sol olarak tabir edilebilecek İşçi Partisi’nden seçilmiş ve 2003-2010 arası iki dönem boyunca devlet başkanlığı yapmıştır.

 

Lula, yeni başkana pek çok açıdan güçlü ve istikrarlı bir ülke devrederken, yapısal ve çevresel bazı kısıtlamalar sebebiyle, bölgesel güç Brezilya’nın henüz tam anlamı ile küresel bir aktör sıfatı taşıdığını söylemek mümkün değildir.


Uluslararası arenada büyük roller üstlenme hevesine sahip Lula’nın başarılı politikaları sayesinde dünyanın 10. büyük ekonomisi olan Brezilya, 2002’den beri ABD ve Avrupa’dan sonra üçüncü en büyük tarım ihracatçısı konumundadır. Aralık 2005’te ülkenin IMF’ye olan 15.5 milyar dolarlık borcu vaktinden önce ödenmiştir. Brezilya, ekonomik krizden ilk kurtulan Latin Amerika ülkeleri arasında olup, ekonomisi 2009 yılında sadece %0.2 oranında küçülmüştür. Gelişmekte olan ülkeler grubu G-20’nin ve Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde 2001’de başlatılan Doha Kalkınma Turu’nun da önemli bir aktörüdür. Bölgesel meselelerde insiyatif almak isteyen Brezilya, bir Amerikan projesi olan Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (FTAA) sürecini Arjantin ve Venezuela desteği ile baltalayarak Güney Ortak Pazar’ın (MERCOSUR)(1) güçlendirilmesi ve Güney Amerika’daki diğer ülkeleri de kapsayacak şekilde genişlemesinden yanadır.


Güney Amerika Milletleri Birliği (UNASUR)(2) ve bu çerçevede Mart 2009’da oluşturulan Güney Amerika Savunma Konseyi sayesinde, bölge  devletlerini Avrupa Birliği benzeri bir yapı altında birleştirmeye çalışan Brezilya, bu vasıtayla bölgedeki ekonomik, sosyal, uyuşturucu ve terör gibi güvenlik meselelerine en uygun ve hızlı bir şekilde cevap verileceği inancındadır. Brezilya, Kolombiya’ya, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’ne (FARC) karşı süregiden mücadelesinde destek vermiştir. Hidrokarbon bağımlılığın ekonomik yükünden kurtulmaları maksadıyla, Brezilya birkaç Orta Amerika ve Karayip ülkesi ile biyo-yakıt ortaklık anlaşmaları imzalamıştır. Honduras Devlet Başkanı Manuel Zelaya’nın 10 Haziran 2009’da düşürülmesinin ardından, Zelaya’nın görevine dönmesine yönelik çağrıda bulunulmuş ve kendisinin Brezilya Büyükelçiliği’ne sığınmasına izin verilmiştir.


Bölgesel nüfuz çabalarıyla yetinmeyen Brezilya, özellikle gelişmekte olan ülkelerde toplam 35 yeni elçilik açmıştır. ABD’ye kıyasla hegemonik olarak tabir edilmeyen Çin, Rusya, Hindistan ve Güney Afrika ile stratejik ilişkiler kurmak da, Brezilya dış politika gündeminin önemli maddelerindendir. Bu bağlamda G-3 veya IBSA(3) ile ilişkilere özel önem verilmektedir. Ülke,  2009’da Kopenhag’da gerçekleşen BM İklim Değişikliği Çerçeve Konvansiyonu Zirvesi’nde ve  Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nın (NPT) 2005 ve 2010’daki gözden geçirme konferanslarında da etkin bir aktör olmuştur. Brezilya, 2004’ten beri BM Haiti İstikrar Misyonu’nu (MINUSTAH) komuta etmektedir ve ülkenin burada görev yapan barışı koruma güçleri Ocak 2010 depreminin ardından ikiye katlanmıştır. BM’de reformun önde gelen savunucularından olan ve halen Güvenlik Konseyi’nde geçici üye olan Brezilya, bir gün daimi üye olabilmeyi arzu etmektedir. Mayıs 2010’da Türkiye ile birlikte İran’ın nükleer programının çözümü için arabuluculuk rolü üstlenmiş ve 3 Aralık’ta İsrail’in 1967 öncesi sınırları bağlamında bir Filistin Devleti’ni resmi olarak tanıdığını beyan etmiştir. Ramallah’ta daimi bir diplomatik temsilcilik de açılmıştır. Brezilya bu hareketiyle Arjantin, Bolivya, Ekvator, Uruguay, Guyana ve hatta ABD’nin yakın müttefiki Şili’ye(4) de örnek olmuştur.


Fakat Brezilya’nın bölgesel ve küresel etkinlikleri, diğer ülkelerce kayıtsız şartsız kabul görmemektedir. Nüfusunu Afrika kökenli yerlilerle Avrupa ve Asyalı göçmenlerin oluşturduğu ve Portekizce konuşulan Brezilya, diğer bölge ülkelerinden oldukça farklıdır. Yer yer emperyalist olmakla suçlanan bu ülke ile ilişkilerini sorunsuz sürdürebilmeleri için bölge ülkelerinin hemen hepsi bazı tavizler öne sürmüştür. Bolivya, Brezilya devlet şirketi Petrobras tarafından “sömürülen” petrol ve doğal gaz kaynaklarını kamulaştırmış; Paraguay, Itaipu’daki ortak hidroelektrik santralından elde edilen elektriğin Brezilya’ya düşen payı için ilave ödemeler talep etmiş; Arjantin ise Brezilya’da üretilen bazı mallar için tek taraflı olarak korumacı ticari kısıtlamalar getirmiştir. Son yıllarda indirimli petrol politikasıyla bölgede kendi nüfuzunu kurmaya çalışan Venezuela ise Brezilya’nın biyo-yakıtları savunmasını eleştirerek, bu politikanın günümüzün gıda krizine yol açtığını ifade etmiştir.


BRIC(5) ülkeleri arasında da tam anlamıyla bir çıkar uyumu gözlenemez. Çin ve Hindistan, Lula’nın dış politika hedeflerini yer yer baltalayacak hamlelerde bulunmaktadır. BM Güvenlik Konseyi reformu, Pekin tarafından 2005’te engellenirken, Doha Turu da büyük ölçüde Yeni Delhi’nin tarımsal ticaret bariyerlerinin azaltılmasına yönelik direnişi sebebiyle amacına ulaşamamıştır. Mayıs 2010’daki İran uranyum takası girişiminin ardından, Çin ve Rusya’nın ABD’nin güdümünde önerilen yeni yaptırımlara onay vermesi de önemli bir kırılma noktası olmuştur. IBSA ise ortak problemler bulmak veya üzerinde uzlaşılan çözümlere varmak konusunda sıkıntı yaşamaktadır. Başkan Lula’nın İsrail ve Filistin arasında samimi bir diyalog yaratma konusundaki girişimleri ise yankı bulmamıştır. Washington-Brasil ilişkilerine bakıldığında, Obama hükümeti Brezilya’yı yeni bir etki merkezi olarak tanımlarken, ülkenin ikili ilişkiler, yarımküre meseleleri ve küresel sorunlarda çözüm üretebilecek bir lider olduğunu belirtmektedir. Brezilya’nın bölge ülkeleri ile derinleşen ilişkileri, yükselen yeni aktörlerle temasları, Irak Savaşı ve Küba ambargosuna duyduğu tepki ve Kolombiya’daki uyuşturucu trafiğinin önünü almak argümanıyla konuşlanan Amerikan askeri varlığına yönelik olumsuz tutumu ABD nezdinde endişe yaratsa da, uyuşturucu, terör, enerji güvenliği, ticaret, insan hakları, AIDS ve çevre gibi konularda iki ülke ortak çıkarlara sahiptir ve işbirliği içerisindedir. Fakat bölge ülkeleri için yatırım ve geniş pazar fırsatları söz konusu olduğunda, Brezilya ABD’nin yerini tutacak özellikleri haiz değildir. ABD’nin giderek ekonomik darboğazdan çıkması ile hem Brezilya hem de diğer bölge ülkeleri için yadsınamayacak bir aktör olacağı ortadadır.


Sonuç olarak, bölgesel/küresel güç statüsü, sadece ulusal bir tercih meselesi değildir. Ekonomik güç, teknolojik yetenekler ve askeri kapasitenin yanısıra uluslararası işbirliği, insan hakları ve demokrasi savunuculuğu gibi değerler ile bu statünün diğer aktörlerce, özellikle bölge ülkeler ve büyük güçlerce kabul görmesi gerekmektedir. Bu kriterlere göre Brezilya, özellikle ekonomik ve askeri veçhelerde, ve mevcut büyük aktörler nezdinde küresel güç olarak henüz tam anlamıyla benimsenmemekte ama bir ölçüde bölgesel güç sayılmaktadır. Brezilya’nın dünya çapındaki yumuşak güç hamleleri, sert güç unsurlarıyla beslenmedikçe çok anlam ifade etmez. Washington’un ilgi ve faaliyetleri, gücüyle doğru orantılı olarak tüm dünyayı kapsarken, Halihazırda BMGK Dönem Başkanlığı’nı üstlenmiş olan Brezilya’nın eylemleri genelde barışı koruma güçlerine verilen destek şeklinde gözlenmiştir. Fakat Lula’nın başarılarının katlanarak yeni dönemde de devam ettirilmesi durumunda, belki Brezilya da sınıf atlayabilir.

 

 

Dipnotlar:

(1) Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay.
(2) Arjantin, Brezilya, Bolivya, Ekvator, Guyana, Kolombiya, Paraguay, Peru, Surinam, Şili, Uruguay, Venezuela.
(3) Brezilya, Hindistan, Güney Afrika.
(4) Bu kararın ardında Şili’de yaşayan 300,000 Filistinli’nin, Arap dünyası dışında yaşayan en kalabalık Filistin nüfusunu teşkil ettiği gerçeği de yadsınamaz.
(5) Brezilya, Çin, Hindistan, Rusya.

Back to Top