Türkiye-Japonya İlişkileri: Uzaktaki Yakın Ülke

Yasemin DİRİL
10 Mart 2008
A- A A+

Türkiye ile Japonya arasındaki ilişkilere genel anlamda baktığımızda iki ülke arasında uzun yıllar barış ve dostluğun hâkim olduğunu görmekteyiz. Ancak günümüz şartlarında bu dostluğun ekonomik ve ticari işbirlikleriyle de derinleştirilerek yüzeysellikten kurtulması gerektiği fikri ön plana çıkmaktadır. İki ülke arasında son dönem gelişmelere baktığımızda Türkiye’nin bu anlamda doğru bir yol haritası izlediğini söyleyebiliriz. Türkiye’nin önde gelen siyasetçileri ve girişimcileri Japonya’ya sık sık ziyaretlerde bulunuyor, iş çevreleriyle görüşmeler yapılıp iş birliği anlaşmaları imzalanıyor, ortak toplantılar ve forumlar düzenleniyor. Türk- Japon iş adamlarının katıldığı bu toplantılarda iki ülke dostluğunu daha ileriye taşımanın gerekliliği sık sık vurgulanmaktadır.

Neden özellikle Japonya? Çünkü Japonya, 5 trilyon ABD Dolarına yaklaşan gayri safi milli hâsılasıyla, dünyanın ikinci büyük ekonomisine sahiptir. İkinci Dünya Savaşından sonra hızla kalkınan Japonya’nın kişi başına düşen milli geliri 35.000 ABD dolarını aşmaktadır. Dünyanın en pahalı ülkeleri sıralamasında üst sıralarda bulunan Japonya, uluslar arası arenada lüks tüketim maddelerinde en büyük pazar payına sahip bir ülkedir.

Japonya piyasası her ne kadar coğrafi açıdan ülkemize oldukça uzak bir pazar olsa da, fındık ihracatımız için taşıdığı önem ve potansiyel büyüktür. Bu potansiyel, sadece Japonya iç pazarının büyüklüğünden değil, aynı zamanda, Japon çikolata-şekerleme sektörünün, Asya Pasifik bölgesinde sahip olduğu nüfuz nedeniyle de önemlidir. Türk fındığının kalitesi Japonya’da kabul görmektedir. Türkiye, dünyanın en büyük üreticisi ve ihracatçısı konumunda olduğundan dünya fındık fiyatlarında belirleyici rol oynamaktadır. Türk fındığının Japon pazarında bir marka olarak tanınması ise dünya nüfusunun %50’den fazlasının yaşadığı Asya Pasifik pazarında da kabul görmesi anlamına gelmektedir.

Öte yandan Japonya ve Türkiye arasındaki ticaret hacmi, beklentilerin çok altında seyretmektedir. Son yıllarda Japonya’ya ihracat konusunda yoğun ilgi olmasına rağmen, Türk-Japon Ticaret ve Sanayi Odası’na kayıtlı sadece 28 Türk firması Japonya’da faaliyette bulunmaktadır. Bunlar ticaret alanında genellikle gıda, lokantacılık, hediyelik eşya, halı ve kilim ticaretiyle uğraşmaktadırlar.

Türkiye ve Japonya arasındaki ilişkiler özellikle 1990’lı yıllardan itibaren Japonya’nın Türkiye’ye verdiği krediler ile ivme kazanmaya başlamış ve aynı yıllarda imzalanan “Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması” anlaşmasıyla da ülkemize doğrudan Japon yatırımları akışı olmuştur. O dönemdeki yatırımlar sayesinde bugün ülkemizin en büyük ihracatçıları arasında Japonya merkezli firmalar yer almaktadır. Japonya- Türkiye dış ticaret hacmi 2006 yılında 2,8 milyar dolarken 2007 yılında ise 3,2 milyar dolara yükselmiştir.

Türk ve Japon ekonomilerinin ve yatırım ortamlarının mevcut durumu, iki ülke arasında ileriye yönelik işbirliği fırsatları ve yürütülen projeler umut vericidir. 2009 sonunda bitirilmesi planlanan “Marmaray Projesi” bu projelerin en bilinen örneklerindendir. Bilindiği üzere inşaat, özellikle de depreme dayanıklı yapı sektörü Japonya’nın iddialı olduğu sektörler arasındadır. Türkiye’de de son dönem inşaat sektörü hızlı bir gelişme içindedir. Bu fırsat iyi değerlendirilirse Türk ve Japon müteahhitlik firmaları çok sayıda başarılı işler ortaya koyabileceklerdir. Japonların mükemmel iş disiplini gerek üretim gerekse iş güvenliği açısından ülkemize çok şeyler kazandıracağı bir gerçektir.

Ancak yine Japonya’nın Türkiye’deki yatırımları hala istenilen oranda değildir. Aslında Türkiye, Japonya için çok kârlı ve cazip bir yatırım alanıdır. Özellikle tekstil ve hazır giyim, seramik ve cam eşya, kuru meyveler, otomotiv yan sanayi, yazılım alanlarında işbirliği yapılabileceği yetkililer tarafından sıklıkla belirtilmektedir. Ancak riski sevmeyen Japonlar için istikrar vazgeçilmez bir unsurdur. Maalesef uluslar arası konjonktürde “Türkiye” ve “istikrar” kelimeleri birbiriyle pek örtüşmeyen kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda Türkiye’nin iç ve dış sermayeye güven vererek yatırımı cazip bir hale getirmesi gerekmektedir. Türkiye henüz dışa açılım konusunda pek iddialı görünmemektedir. Ancak Türkiye’nin jeopolitik konumunun ve öneminin Japonlar tarafından yeterince anlaşılmasıyla Japon sermayesinin Türk piyasalarına çekilmesi mümkün olacaktır. Örneğin Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkelerine ve Orta Doğu ülkelerine özellikle Irak’a yakın olması Japonya’nın Türkiye üzerinden bu pazarlara ulaşmasını kolaylaştıracaktır. Türkiye, bölgede ancak böyle bir rol üstlendiği takdirde, Japonya karşısında sağlam stratejik bir ortak olarak kabul görecektir. Şüphesiz bu ortaklıktan hem Japonya hem Türkiye kârlı çıkacaktır.

Japonya’yı yapılan yatırımlar açısından değerlendirdiğimizde, sadece Türklerin değil diğer yatırımcıların da yaptıkları doğrudan yatırım miktarının halen çok sınırlı olduğunu görüyoruz. Japonların gelenekçi yapıları, bu pazara girmek isteyen yabancı firmaları zor durumda bırakmaktadır. Bu gelenekçi yapıda yer alabilmek için oyunu kuralına göre oynamak gerekmektedir. Çünkü Japonya’nın kültürü, yaşam tarzı ve tüketici tercihleri diğer batılı ülkelerden çok farklıdır. Bölgeye yatırım yapmak isteyen girişimciler, bu farklılığı iyi anlamaları ve adımlarını ona göre atmaları konusunda uyarılmaktadır. Öncelikle Japonya’da iş kurma maliyeti (iş gücü, iş yeri ve arazi fiyatları, vergiler v.s) oldukça yüksektir. Bunun yanı sıra Japonya ithal ürünlerde uluslar arası normların ötesinde standartlar aramaktadır. Diğer bir deyişle, Japonya’ya elma ihraç etmek için belki önce bir adet elma ama tadıyla, kokusuyla, görüntüsüyle ve ambalajıyla mükemmel bir elma ihraç etmek gerekmektedir. Ayrıca Japonya’nın ithalat konusunda özellikle Çin ve ASEAN ülkeleri gibi yakın ülkeleri tercih etmesi Türkiye için bir dezavantaj oluşturmaktadır. Japonya iş yapmanın maliyetini azaltmak ve yabancı yatırımcıyı çekebilmek için bir takım önlemler almaya devam etmektedir. Düzenlenen toplantılarda Türkiye’nin faaliyetleri ve karşılaşılan sorunlar ile çözüm önerileri ele alınmaktadır.

Japonya’nın iç pazarını yeterince açmadığı ve tarife dışı engellerle yerli üreticisini koruduğu bilinmektedir. Standartlar, etiketleme ve sertifikasyon sürecinin uzun ve masraflı olması, özellikle tarımsal ürünlerde ithalat öncesi denetim ve kimyasal kalıntı testlerinin zorunluluğu engellerden bazılarıdır. Ayrıca Japonya’daki dağıtım sisteminin geleneksel ve karmaşık yapısı tarife dışı engeller olarak görülmektedir. Japonya’da doğru paketleme ve etiketleme gümrük işlemlerini kolaylaştırmaktadır. Japonya mevzuatının çok karmaşık standart ölçütler, belgelendirme ve işaretleme gerektirdiği unutulmamalıdır.

Bu ülkeye ihracat yaparken Japonya’ya özgü kota uygulamalarıyla da karşılaşabilirsiniz. Özellikle gıda maddelerinde çok titiz davranan Japon gümrüğünde bir meyvenin üzerindeki çürüme nedeniyle diğer meyvelerin de geri çevrilmesi muhtemeldir. Ayrıca Japonya’ya ihracat yapmak üzere gönderilen numunelerin içeriğinin de tam olarak bilinmesi gerekmektedir. Japon Sağlık Bakanlığınca zararlı kabul edilen maddeler içeren ürünlerin ülkeye girmesi kesinlikle yasaktır. Bu konuda Japon Ulusal Tüketici Hakları Merkezi’nin (National Consumer Affairs Center of Japan) çok etkili çalıştığını söyleyebiliriz. Japonya’da satın aldığınız bir ürünün içeriğini öğrenmek istediğinizde ürün paketinin üzerinde ulaşabileceğiniz telefon numaraları bulunmaktadır. Bu numaralardan ürün hakkında ayrıntılı bilgi edinmek mümkündür.

Japonya’da yeni ürün geliştirme süreci, firmaların ağır işleyen karar mekanizmalarıyla en az 1 yıllık zaman almaktadır. Japonya pazarı, dünya pazarlarıyla karşılaştırıldığında, genel olarak ithal gıda ürünlerinin daha pahalıya satıldığı bir pazardır. Bunun nedeni Japon yasalarının ithal gıda ürünlerine uyguladığı sıkı denetimlerin ithalatçıya maliyetinin yüksek olması ve paketleme ve etiketleme kurallarının karmaşık yapısından kaynaklanan maliyetlerin fazla olmasıyla açıklanabilir.

Japonya pazarına girebilmek ve pazarda kalıcı olmak için, fiyat istikrarı, kaliteden ödün vermemek ve ithalat standartlarına uyum şarttır. Bu şartları bir araya getirebilen firmalar için geriye ürünün doğru bir şekilde pazarlanması kalmaktadır. Japonya’da ürün tanıtımında özellikle televizyon başta olmak üzere, radyo, dergi işbirliğinin yanında son yıllarda afiş, karakter, kişi ve mobil reklamlar da kullanılmaktadır. Düzenlenen fuarlar iş bağlantıları için oldukça faydalı ortamlardır. Bu ortamlarda ithalatçılar, toptancılar ve perakendeciler bir yandan kendi ürünlerinin tanıtımını yaparken diğer yandan eğitim seminerleriyle üreticileri etkileme fırsatı bulmaktadırlar. Yeterli tanıtım yapılabilmesi için bazen büyük bütçelere ihtiyaç duyulmaktadır. Reklam maliyeti oldukça yüksektir. İş dünyasının düzenli takip ettiği haber programlarında ilgili sektör faaliyetlerinden söz edilebilir, yine metrolardaki afiş reklamları da ürün tanıtımında kullanılabilir.

Japonya piyasası iyi eğitilmiş ve bilinçli tüketici kitlesine sahiptir. Yaşam standardı ve tüketicilerin kaliteli ürün talebi yüksektir. Kaliteli ürüne düşkün Japon tüketicisi için ithalatçı özenle kaliteli ürün aramaktadır. Fakat kalitenin Japonya standartlarına göre de bir kez daha, hatta sürekli kanıtlanması gerekmektedir. Kalitenin yanında özellikle gıda ürünlerinin sağlıklı olması da ayrıca önemlidir. Japonya’da bilinçli tüketici ve nüfusun %25’ini oluşturan yaşlı nüfus için öncelikle “sağlıklı gıda” olma şartı aranmaktadır. Ülkenin en önemli ticaret ortağı olan Asya ülkelerinde son yıllarda baş gösteren bulaşıcı hastalıklardan Japon toplumunu korumak için gerekli her türlü önlemler alınmıştır. Özellikle gümrükteki denetimlerde tespit edilen gıda güvenliği ihlalleri, Japon hükümetini ithal gıdalara uygulanan standartları ağırlaştırmasına neden olmuştur.

Japon Tarımsal Ürünler Standardı (JAS), gönüllü fakat çok yaygın olarak kullanılan, kaliteyi belgeleyen bir standart türüdür. “JAS” onaylı bir ürün, sağlıklı gıda tüketimi konusunda en hassas ülke olan Japonya’da ürünün satış kapasitesini artırarak, tüketici tercihlerinde önemli rol oynayabilmektedir. Tüketicinin her şart altında korunduğu Japonya’da her ne sebepten olursa olsun bir ürünü kullanan tüketicinin kullanımdan dolayı zarar görmesi halinde tüm sorumluluk üreticiye ait olup, tüketicinin tüm zararının karşılanması zorunluluğu bulunmaktadır.

Japonlarla iş ilişkilerinde sabır ve güven her şeyden önde gelmektedir. Bir Japon muhatabınız, size güven duymadıkça, teklif edeceğiniz en cazip iş fırsatları bile hayata geçemez. Güven ise, ancak uzun ve sabır gerektiren iş ilişkileri sonucu oluşmaktadır. Kolaycı ve vurguncu zihniyetle yapılan ihracat girişimlerinin Japon piyasasında uzun soluklu olması mümkün değildir. Öte yandan bu zorlu ve çetin piyasada tutunmak demek dünyanın her yerinde genel kabul görmek anlamına gelmektedir. Türkler iş ilişkileri konusunda çoğu zaman çok kolaycı bir tavır sergilemektedirler. Böyle bir yaklaşım tarzı Japonlara pek uygun değildir. Çok sağlamcı olan Japonlar için karşılıklı güven ortamının sağlanması ve kalitede süreklilik ön koşuldur. Japon iş adamları ile ortaklık oluşturma, şirket kurma gibi işbirliklerine doğrudan başlamak çok zordur. Japon iş adamları ve firmalar, öncelikle ticaret yoluyla karşı tarafı tanımak, güven oluşturmak, daha sonra ortaklığa gitmek şeklinde bir yaklaşımı benimsemektedirler. Japon ortaklarla çalışmanız veya Japonlardan danışmanlık hizmeti almanız da piyasada tutunmanızda etkili olabilir. Çünkü Japon ortaklarınız, teknolojik anlamda gelişmiş oldukları için üretilen malın ülke geneline dağıtılmasında daha etkin olacaklardır. Buna ek olarak Japon kanunlarını ve ticaret hukukunu çok iyi bilen, zorunlu bürokratik işlemleri zamanında eksiksiz olarak yerine getirebilecek bir hukuk bürosuyla çalışmanız iyi olacaktır.

Japon piyasasında kalıcı olmanın zorluğundan bahsederken bu ülkede sadece çok güçlü Japon firmaları ile değil aynı zamanda dünya çapında söz sahibi çok uluslu şirketleri ve rekabet ortamını da hesaba katmak gerekir. Dışarıdan bakıldığında çok zorlu bir piyasa ortamı gibi görünmesine rağmen böyle bir piyasada yer alarak dünya markası olma yolunda önemli bir adım atılmış olacaktır.

Japonya, şimdiye kadar girilmesi çok zor ve uzun uğraş gerektiren bir pazar olarak bilinmekle beraber 1990’ların ortalarından beri bir ekonomik durgunluk yaşayan Japonya, ekonomiyi canlandırmak, yatırımları ve istihdamı artırmak ve küresel ekonomiyle daha çok entegre olabilmek amacıyla yabancı sermayeye olan yaklaşımını değiştirdi. Çok hızlı bir gelişme beklenmese bile, Japonya’da yabancı yatırımcıların faaliyetlerini kolaylaştırıcı ve teşvik edici önlemler artmaktadır. Yabancı yatırımcılar için cazip olabilecek iş alanları hakkında bilgi vermek üzere toplantılar düzenlenerek dünyanın önde gelen firmaları Japonya’ya davet edilmektedir. Bu toplantılar yaşam, kültür, gelenek ve özellikle iş hayatı gibi kendine özgü özellikleri olan Japonya’nın kapılarını bu ülkede iş yapmak isteyen Türk işadamlarına açmayı amaçlamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top