Reform ve Dışa Açılım’ın 40. Yılında Çin Devlet Başkanı’ndan Dünyaya Mesajlar

Nurettin AKÇAY
18 Aralık 2018
A- A A+

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Çin'in reform ve dışa açılımının 40. yılı dolayısıyla Pekin’de bir konuşma gerçekleştirdi. Ticaret savaşları, Huawei hadisesi gibi nedenlerle yabancı başkentlerde de merakla beklenen konuşma meydan okuyucu bir tonda yapıldı. Xi Jinping dünyaya önemli mesajlar verirken, birçok yabancı temsilcinin de katıldığı törende, Çin Devlet Başkanı ideolojik tonu yüksek bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasının pek çok yerinde Çin karakteristiğinde Sosyalizm ve Çin Komünist Partisi (ÇKP) vurgusu yapan Xi, hegemonya arayışında olmadıklarını ve Çin’in dünya barışı için çabaladıklarını özellikle vurguladı.

 

Parti Tüm Kararların Merkezinde Olacak

 

19. Ulusal Halk Kongresi sonrasında yapılan değişiklikler ile birlikte Çin Devlet Başkanı ve Başkan Yardımcılığı için geçerli olan iki dönem zorunluluğu kalkmış ve Xi Jinping’in fikirleri ilk kez Anayasa’ya girmişti. Yeni düzenlemeler ile birlikte daha uzun yıllar yönetimde kalacağı işaretini veren Çin Devlet Başkanı, Çin’de yeni dönemin nasıl bir yapıda olacağını 19. Parti kongresinin açılış konuşmasında açık bir şekilde ifade etmiştir. Çin Komünist Partisi’nin Çin’de nasıl merkezi bir yapıda olduğunu ve tüm karar alma mekanizmasına nasıl hâkim olduğunu anlamamız açısından da bu konuşma son derece önemlidir. Xi konuşmasında şu ifadeleri kullanmıştır. “Parti; hükümete, orduya, topluma ve eğitime; doğu, batı, güney, kuzey ve merkeze, parti her şeye önderlik eder" Xi Jinping’in bu konuşmasından da anlaşıldığı gibi parti Çin’de hayatın merkezinde yer almaktadır. Parti’nin merkezliliğini her konuşmasında ifade eden Xi, reform döneminin 40. yılı dolayısıyla yaptığı konuşmada da bu vurguyu devam ettirerek, “Parti yapılacak tüm reformların, alınacak tüm kararların merkezinde olacak.” Dedi. “Kimse bize ne yapıp ne yapmayacağımızı dikte edecek bir pozisyonda değil.” diyerek sözlerine devam eden Xi, parti liderliğine de vurgu yaparak, “Reform ve Dışa Açılma'nın 40 yılı gösterdi ki, Çin Komünist Partisi liderliği, Çin karakteristiğinde Sosyalizmin en önemli özelliği ve bu sistemin en büyük gücüdür.” ifadelerini kullandı. Xi’nin konuşmalarından da anlaşılacağı üzere, Çin’de hayatın her alanına hakim olan ÇKP, yasa yapım sürecinden yürütmeye, dış ve iç politikanın belirlenmesinden ekonomik kararların uygulanmasına kadar her aşamada en aktif karar verici konumunda bulunuyor.

 

Ortak Gelecek Vurgusu

 

Son zamanlarda birçok batılı medya organında Çin’in “Borç Diplomasisi” ve “Çin Tehdidi” konusu en fazla işlenen konular arasında bulunuyor. Pek çok analist “Kuşak ve Yol” girişimini Marshall Planı’na benzeten yazılar yazıp Çin’in ekonomi temelli proje vurgusuna rağmen, projenin siyasi hedefler de barındırdığını ve hat üzerinde bulunan ülkelerin Çin tarafından kuşatılmaya çalışıldığını yazıyor. Mike Pence’in de yaptığı açıklamalarla “Borç Diplomasisi” konusunda Çin’i suçlayıcı açıklamalar yapması sonrasında bu konu daha çok yazılıp çizilmeye başlandı.

 

Kısaca değinmek gerekirse, Çin elbette ki başka ülkelere borç verebilir ve borcunu da bir şekilde temin etmek zorunda. Fakat bu konu Batılılar tarafından işleniyor diye de görmezden gelinmemeli. Öncelikle eleştirilerin çoğu haklı.  Zira Çin o kadar büyük ve hesapsız paralar dağıtıyor ki ne yazık ki bunların geri ödenmesi imkânsız hale geliyor. Ve birçok ülke Çin ile kredilerin ödenmesi için hiç de istemedikleri anlaşmalar yapmak zorunda kalıyor. Çin çok rahat ve çok yüklü miktarlarda krediler veriyor. Bilerek aşırı borçlandırıyor, borç karşılığında ise ülkenin en stratejik yerlerini alıyor. Krediler şeffaf değil, borç seviyeleri sürdürülebilir değil. Öte yandan Çin projelerinin yerel ekonomiyi desteklemediği ve yerelde çok kısıtlı istihdam oluşturduğu sürekli gündemde olan bir konu. Şu bir gerçek ki Çin projelerde çalıştıracağı inşaat işçilerini bile ülkesinden getiriyor. Malezya'dan Karadağ'a kadar var olan borçlar ve yükselen ticaret açıkları, Çinliler ile ilgili korkulara neden oluyor. Çin borçlandırdığı birçok ülkenin iç siyaseti üzerinde de söz sahibi oluyor. En son Malezya Başbakanı rahatsızlıklarını yüksek sesle dile getirmiş, 17 Kasım 2018 tarihinde ise Maldivler'de yeni devlet başkanı olan İbrahim Muhammed Salih şu sözlerle Çin’i suçlamıştı: "Çin'in Maldivlere yaptığı yatırım ülkenin borcunu önemli ölçüde arttırdı. Devlet hazinesi Çin tarafından "altüst" edildi. Maldivler büyük bir borç kriziyle karşı karşıya".

 

Çinli devlet adamları, akademisyenler ve yazarlar da her seferinde bu iddiaların asılsız olduğunu kanıtlamaya çalışıyor ve bu amaçla Çin’de neredeyse her gün onlarca sempozyum ve konferans düzenleniyor. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping de bu söylemlerin önüne geçmek için geliştirdiği “Ortak geleceğe sahip bir insanlık” vurgusunu neredeyse her uluslararası konuşmada dile getiriyor. Reform ve dışa açılmanın 40. yılı dolayısıyla yaptığı konuşmada da bu konuyu es geçmeyen Xi, "community with a shared future for humanity." sözlerini özellikle vurguladı. “Çin kendisini dünyadan izole edemez ve küresel refah için dünyanın Çin’e ihtiyacı var.” diyen Xi, “Çin’in yükselişi diğer gelişmekte olan ülkeler için iyi bir örnek oldu. Çin medeniyetin ilerlemesine büyük bir katkı sağladı.” sözleriyle de ortak gelecek ve medeniyetin ilerlemesine katkı sağlamak gibi ulvi amaçları olduğunu anlatmaya çalıştı.

 

Xi Jinping : Hiçbir Zaman Hegemonya Arayışında Olmadık

 

Çin'in dış politikadaki geleneksel anlayışı korkutmamak ve dikkat çekmemek üzerine kuruludur. Çinli devlet adamları dünyaya süper güç olma gibi bir amacımız yok, biz ülkemizin kalkınmasını hedefliyoruz mesajları veriyor. Yine ABD’yi ürkütmemek adına rekabete girip hegemon güç olma hedefimiz bulunmuyor söylemlerini pek çok Çinli siyasetçiden duymanız gayet mümkün. Xi Jinping de konuşmasında tekrardan buna vurgu yapıp bu minvalde sözler söyledi. Xi konuşmasında, “Çin’in reform ve dışa açılımı 40 yıl önce başladı. Ortaya çıkan büyüme sonucunda Çin dünyanın en büyük ikinci ekonomisi oldu. Bu büyümeye rağmen hiçbir zaman hegemonya arayışında olmadık” ifadelerini kullandı. Xi Jinping, ABD ile olan mevcut ticaret anlaşmazlığından ise doğrudan bahsetmezken, ülkesinin ekonomik küreselleşme ve uluslararası düzene olan katkısını vurgulamakla yetindi.

 

“Çin’in en büyük önceliği kalkınmanın devamını sağlamaktır.” İfadeleriyle ülkenin kalkınmasına yönelik çabalarını da dile getiren Xi Jinping, “40 yıl içinde 740 milyon insan yoksulluktan kurtuldu. Dünyanın en büyük sosyal güvenlik sistemini kurduk. Şehirli nüfusu %40.6’dan %58.52’ye çıktı.” diyerek son dönemde ülkenin nasıl büyük bir kalkınma hamlesine giriştiğini rakamlarla anlatmaya çalıştı.   

 

Sonuç olarak beklenilenin dışına çıkmayan Xi Jinping; ideolojik tonu yüksek, gerektiğinde sesini yükseltebilen fakat fevri açıklamalar barındırmayan bir konuşma gerçekleştirdi.

Back to Top