Sudan’da Protestolar El-Beşir’i Değiştirebilir, Rejimi Değil

Hasan ÖZTÜRK
02 Ocak 2019
A- A A+

Dünya yeni yıla barış, huzur ve mutluluk dilekleriyle girerken Sudan kendi tarihi bakımından ciddi bir kırılma yaşamakta. Nil Nehri’ne ev sahipliği yapan ülke  19 Aralık 2018’den bu yana ülkenin dört bir yanında devam eden geniş katıımlı sokak gösterilerine sahne olmakta. 27 Aralık 2018 günü itibariyle resmi rakamlara göre 19 gösterici hayatını kaybetti ve onlarca gösterici yaralandı. Sudan siyasi tarihinde, özellikle son yıllarda sokak gösterileri sıklıkla görülen bir olgu. Ancak aşağıda detaylandırılacak hususlar ışığında değerlendirildiğinde yaşanan gösterilerin öncekilere nazaran daha farklı ve önemli olduğu belirtilebilir. Bu seferki gösterilerin fitilini ateşleyen gelişme un fiyatlarındaki devlet desteğinin kaldırılması oldu. Ancak yaşananların arkasında çok daha karmaşık sosyal, siyasi ve iktisadi etkenler yatmakta. Hızla diğer eyaletlere yayılan gösterilerde halkın ortak talebi ülkeyi 30 yıldır yöneten Ömer el-Beşir’in iktidarı bırakması. Gösteriler Sudan’ın iç dinamikleri dikkate alınarak incelendiğinde, yakın gelecekteki kayda değer siyasi gelişmelerin bir öncüsü olarak okunabilir.

 

İngilizler’den 1956 yılında bağımsızlığını kazanıp dünya sistemnine katılan (günümüzde bağımsız devlet olan Güney Sudan’ı da içeren) Sudan, sınırlarını sömürgeci güçlerce çizilmiş ve tarih boyunca birbirleriyle çoğu zaman mücadele etmiş hakları bir arada yaşamaya zorlama üzerine kurulmuştur. Bağımsızlıktan bu yana hükümetler güneylilerle, Darfurlularla ve Kordofanlılarla ve başka gruplarla kısa süreli barış dönemleri hariç sürekli  iç savaş halinde oldu. Dolayısıyla Sudan siyasi tarihinde savaş ve şiddet değil, aksine istikrar istisna olmuştur. Günümüzde yaşanan gösterileri de bu tarihi perspektiften değerlendirmek yaşananları daha doğru anlamamızı sağlayacaktır.

 

Rejimin Kalesinde Huzursuzluk

 

Aralık ayı başında Sudan Hükümeti’nin benzin ve un fiyatlarında devlet desteğini kaldırmaya dönük bir yasa çıkarmayı düşündüğü bilgisi kamuoyuna yansıdı. Yayılan haberlere göre hükümet pilot bölge olarak Sudan’ın kuzeydoğusunda, başkent Hartum’un 350 km kuzeydoğusunda, bulunan Atbara şehrini seçecekti. Bu söylentilerin etkisiyle zaten yüksek olan benzin ve ekmek fiyatları Atbara şehrinde iyice yükseldi. Bir gecede 40 gramlık ekmeğin fiyatı 1 cuneyh (Sudan poundu) iken 3 cuneyhe çıktı. 19 Aralık günü Atbara halkı sokaklara çıkarak artan benzin ve ekmek fiyatlarını protesto ettiler. Atbara halkının sokağa çıktığı haberleri sosyal medyada yayılınca Atbara’nın güneyindeki ed-Damar ve kuzeyindeki Berber şehirlerinde de  halk sokaklara çıkarak protesto eylemleri başlattı. Ardından gösteriler hızla başkent Hartum’a ve diğer şehirlere yayıldı.  

 

Hükümetin benzin ve un fiyatlarındaki desteğini kesme politikasında Atbara’yı pilot bölge seçmesinin sebebi Sudan yöneticilerinin de bu bölgeden olması. Diğer ifadeyle, Atbara bölgesi (daha geniş anlamda kuzeyin parçası olması hasebiyle) Sudan’ın üst düzey yöneticilerinin kalesi hükmünde. Bölge insanı Ömer el-Beşir yönetimine desteğiyle bilinen Arap kabilelerin çoğunluğunu oluşturduğu demografik bir yapıya sahip. El-Beşir söz konusu politikayı başkent Hartum’da deneyerek büyük bir tepki dalgasını önlemeyi amaçlamış olabilir. Politika önce rejimin destekçileri tarafından kabul görürse, ülkenin geri kalanında kabul görme ihtimali artmış olacaktı. Atbara halkının bu politikayı kabullenmemesi, sokaklara çıkarak tepkilerini göstermeleri oldukça önemlidir çünkü rejime hayat pahalılığının artık kendi destekçileri tarafından bile kabul edilemez hale geldiğini göstermektedir. Atbara ve bölgesi gibi rejimin nimetlerinden ortalamanın üstünde faydalanan insanlar bile söz konusu fiyat artışını kabullenmiyorsa, çok daha yoksul olan diğer bölgelerin kabullenmesi neredeyse imkansız. Dolayısıyla, Atbara halkının sokağa çıkması, ülkede süre giden ekonomik kötüye gidişin artık dayanılmaz bir noktaya vardığının en önemli göstergesi. Özellikle Güney Sudan’ın 2011’de bağımsız olmasıyla  Sudan’ın petrol gelirlerindeki düşüşle hızlanan ekonomik kötü gidiş günümüzde az sayıda insan dışında tüm Sudanlılar için kabul edilemez bir hal almıştır. Söz konusu kötü gidişi göstermesi adına 2014’te karaborsada 8 cuneyh olan ABD doları Aralık 2018’de karaborsada 70 cuneyhe satılması son birkaç yılda Sudan’daki fiyat artışlarını göstermesi adına çarpıcı.

 

Hiç şüphesiz yaşanan sokak gösterilerini başlatan kötü gidiş Güney Sudan’ın ayrılması ile başlamadı. Aslında Sudan halkını bugün sokaklara döken, bağımsızlığından bu yana süre gelen bir takım faktörlerdir. 

 

  1. Kabilecilik

Sudan halkı yüzlerce kabileden oluşmaktadır. Genel anlamda Orta Doğu’lu Arap ve siyah tenli Afrikalı anlamında olmamakla birlikte, kabileler genellikle Arap ve Afrikalı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bu ayrım daha çok iktisadi ve sosyal bir ayrımdır. Tarihsel olarak Arap kabileler kendilerini Afrikalı kabilelere karşı üstün görürken, bazı Arap kabileler de kendilerini diğer Arap kabilelerden üstün görmektedir. Ulusal kimliğin tam anlamıyla oluşmadığı Sudan’da insanlar çoğu zaman kabile kimliğini en önde tutmaktadır ve siyasette ve sosyal hayatta kabile kimliği ciddi bir belirleyici unsurdur. Mahmud el-Zaim’in ifadesiyle, Sudan’da rejimlerin mahiyeti (sömürgeci, sekürler-ulus inşacı, siyasal İslamcı) değişse de kabile bağlarının siyaseti belirlemedeki etkisi değişmemiştir. Sudan’da kabileler bir tür mikro-ulus gibi işlev gören sosyal gruplardır. Bu gerçeklik de kanun uygulacıları kimi zaman sorumluluklarını yerine getirme ile yakınlarına cezai müeyyideleri tatbik etmek ikileminde bırakmaktadır. Sudan’daki en etkin kabile, Ömer el-Beşir’in de mensubu bulunduğu Câliyyin kabilesidir. Câliyyin mensupları kendilerini diğer Arap kabilelere de üstün görmektedir çünkü, Yusuf Fadl Hasan’a göre, Hz. Peygamber’in amcası Abbas’ın soyundan geldiklerine inananmaktadırlar. Öte yandan Ömer el-Beşir her ne kadar kaynakların dağıtımında kabileler arasında dengeyi gözetmeye çalışarak rejimini sürdürmeye çalışsa da kaynakların büyük kısmı çoğu zaman birkaç Arap kabileye tahsis edilmektedir.

 

  1. Rüşvet, yolsuzluk ve Yakınları Kayırma

Kabile bağlarının derin ve güçlü olmasının bir sonucu olarak Sudan’da rüşvet, yolsuzluk ve özellikle yakınları kayırma yaygın olagelmiştir. Uluslararası Şeffaflık derneğinin sıralamasında Sudan, rüşvet ve yolsuzlukla mücadele bakımından 180 ülke arasında 175. sıradadır. Devlet kurumlarında işe girme çoğu kez ehliyetten ziyade kabile bağlarına ve kişisel ilişkilere göre belirlenmektedir. Bunun kaçınılmaz bir sonucu ise devlet kurumlarının düşük performansı, hesap vermemesi ve etkin ve verimli çalışamamasıdır. Devlet kadrolarına, özellikle üst düzey ve stratejik konumlara

 

  1. Irkçılık ve Araplaştırma

Arap kabilelerin Afrikalı kabilelere karşı üstünlük iddiaları Sudan tarihinde yeni bir olgu değil. Heather Sharkey’nin vurguladığı gibi geçmişte Arap kabilelerin Afrikalı kabilelere saldırarak onları köle ticaretinde kullanmaları, Arap-Afrika ayrımını olumsuz anlamda uzun vadede kalıcı kılmıştır. Özellikle bağımsızlık sonrasında yönetimlerin Afrikalı kabileleri Araplaştırma (ta ‘arib) politikaları neticesinde Arap kültürünün ve dilinin zorla yaygınlaştırılması da Sudan’ın orta ve kuzey bölgelerindeki Arapları ülkenin batısında, doğusunda ve güneyindeki insanların gözünde sevimsiz hale getirmiştir. Yarım yüzyılı aşkın süredir devam eden bu politikalar ülkeyi yöneten Arap kabilelere olan inancı ve güveni ortadan kaldırmış, toplumlararası huzuru ve barışı zedelemiştir.

 

  1. İç savaşlar

Dünyada en uzun süreli iç savaşlardan birisini yaşayan ülkedir Sudan. İngiltere Sudan’da yönetimi bıraktıktan sonra güneylilerin başlattığı isyan (geçici barış dönemleri dışında) 2005 yılına kadar sürdü.  Ülkenin 1990’lı yıllarda keşfettiği petrol gelirleri savaşın sürdürülmesi için harcandı. Güney bağımsız olsa da sınır bölgelerindeki tartışmalı bölgelerde istikrar hala sağlanabilmiş değil. 2003 yılında ise ülkenin batısında Darfur bölgesinde iç savaş başladı ve hala devam etmekte. Hiç bitmeyen savaş ortamı, bir yandan ülkenin ekonomik kalkınmasına engellerken bir yandan da ülkedeki demokrasi ve özgürlük taleplerinin de bastırılmasını kolaylaştırdı. Bir ülke ne kadar zengin olursa olsun, savaş ekonomisi sürdürülebilir değildir. Gelinen nokta itibariyle ülkenin kıt kaynaklarının çoğunun savaşa ayrılması Sudan halkını da giderek yoksullaştırdı.

 

Son yarım yüzyıldır devam ede gelen bu faktörlerin bir sonucu olarak bugün Sudanlılar canları pahasına sokaklara çıkarak protesto eylemleri düzenleyerek Ömer el-Beşir’i istifaya çağırmaktadır. Bir başka ifadeyle, ekmek ve benzin fiyatlarındaki artış, bardağı taşıran o ufak damladan başka birşey değildi. 

 

Bundan Sonra Ne Olur?

 

Günlerdir devam eden sokak gösterilerinde Sudanlıların ortak talebi Ömer el-Beşir’in yönetimi bırakması. Peki göstericiler amaçlarına ulaşabilir, bu protestolar Sudan’da rejimi değiştirebilir mi? Gösterilerin Atbara’da başlaması, hızla diğer bölgelere yayılması, doktorlar ve diğer meslek odalarının da gösterilere destek vermesi ve geniş kesimlerden destek bulması hiç şüphesiz protestoların gücünü artırmakta. Öte yandan el-Beşir yönetimi yüzlerce gösterici  ve muhalefet liderini göz altına aldı, muhalif gazeteler yasaklandı. El-Beşir sert bir tutum takınarak bu gösterilerin zamanla sönüp gitmesini başarabilir. Polis, istihbarat ve ordu gibi stratejik kurumların el-Beşir’in yanında durması da yönetim değişimini bu aşamada zorlaştırmakta.

 

Ömer el-Beşir’in son yıllarda sıklıkla yurtdışına tedavi için gitmesi uzun süredir sağlık durumunun iyi olmadığına dair söylentileri haklı çıkarmakta. Hem yorulan ve siyaseten kredisi tükenen el-Beşir’i kenara çekme hem de artan halk baskını bastırma adına Sudan’ın önde gelen kabileleri, yine Câliyyin kabilesinden olmak şartıyla, yeni bir lider öne sürebilir. Cuma namazı için gittiği camide bile “defol git” sloganlarına muhatap olup camiyi terk etmek zorunda kalan el-Beşir’in uzun yıllar yönetimde kalması zor bir ihtimal olarak değerlendirilebilir. 2020’de gerçekleşecek seçimlerde el-Beşir yeniden aday olacağını açıklamıştı. Gösteriler sonrasında önümüzdeki haftalarda el-Beşir’in kararını değiştirmesi ve adaylığını geri çekmesi sürpriz olmayacaktır. Dolayısıyla yakın vadede şayet el-Beşir yönetimi bırakırsa, bu göserilerin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. 

 

Ancak, Ömer el-Beşir’in ve mevcut hükümetin görevi bırakması halk nezdinde umut verici olsa da yakın gelecekte ülke adına ciddi bir değişimin uzak bir ihtimal olduğu unutulmamalı. Büyük ihtimal el-Beşir’in olası bir geri çekilme adımı sonrasında yine Câliyyin kabilesinden bir kişi devlet başkanı olacaktır. Fakat yukarıda detaylıca izah edildiği gibi Sudan’da kronik hale gelmiş, yarım yüzyıldır süregelen ve kurumsal hale gelmiş bir takım sorunlar var. Yeni gelecek yönetimler bu sorunlar aşma noktasında başarılı olmadığı sürece yönetimlerin değişmesi ülkede siyasi gerilimi düşürse bile iktisadi ve sosyal kalkınmanın sağlanmasını mümkün kılmayacaktır.  Kısacası yaşanan gösteriler el-Beşir’i değiştirecek kadar güçlü olsa da ülkede yarım yüzyılı aşkın süredir devam eden ve kurumsallaşmış bir rejimi değiştirecek nitelikte değil.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top