İran’ın İç ve Dış Politikasındaki Dengeler Işığında: Orta Doğu’daki Denklemler

Ali SEMİN
22 Ocak 2019
A- A A+

1979 yılındaki Humeyni devriminin ardından İran’ın izlemekte olduğu yayılmacı ve rejim ihracı politikalarının Orta Doğu ülkeleri tarafından bölgesel tehdit olarak algılandığı gerçeği her geçen gün artmaktadır. 11 Eylül 201 tarıhınde İkiz kulelere saldırılardan sonra Orta Doğu’daki gelişmelerin (Afganistan ile Irak’ın işgali ve Arap ülkelerindeki halk isyanları) Tahran rejiminin bölgesel hareket alanını genişletmiş ve nüfuz etme gücünü de artırmıştır. Bu bağlamda İran’ın reel politik bakımından sınırlarının dışında meydana gelen gelişmelere müdahil olması, Tahran’a Orta Doğu’da bölgesel bir güç kazandırdığı söylenebilir. Fakat bahse konu politikaların İran’ın ekonomik ve askeri gücünü kısa ve orta vadede olmasa da uzun vadede zayıflamasını da beraberinde getirebileceği beklenebilir. Çünkü Orta Doğu’da bölgesel ve küresel güçlerin nüfuz mücadelesinin artması İran’ın Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen’de tek başına söz sahibi olmasını imkânsız kıldığını da ifade etmekte yarar vardır. Yemen’de Tahran’ın desteklediği Husi Hareketi’ne karşı 26 Mart 2015 tarihinde Suudi Arabistan’ın öncülüğünde kurulan Arap koalisyonu ve Rusya’nın 30 Eylül 2015’te Suriye’de başlattığı hava operasyonları bu nüfuz mücadelelerine örnek teşkil etmektedir. Dolayısıyla İran’ın bölgesel bağlamda Orta Doğu’daki hadiselere yönelik izlediği yayılmacı politikalarının kısa ve orta vadede başarılı olduğu kabul edilebilir; ancak uzun vadede Tahran’ın hem iç hem de dış politikada gücünü zorlayacaktır.

Yukarıda belirtilen gelişmelerin ışığında İran ile ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya (P5+1 ülkeleri) arasında 21 ay süren nükleer müzakereleri Temmuz 2015’te Viyana’da imzalanmış ve anlaşmaya varılmıştı. Hatta imzalanan nükleer anlaşmanın 1979 yılındaki İran Devrimi’nden bu yana Tahran rejimi ile Batı arasında yakınlaşma istikametinde atılmış somut adım olarak nitelendirilmiştir. Aslında İran’ın imzaladığı nükleer anlaşmanın bir uluslararası anlaşma niteliğini taşıdığı unutulmamalıdır.

 

Bu yazı STRATEJİST dergisinin Aralık 2018 sayısında yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top