ABD-Küba İlişkileri ve Obama Faktörü

Aslıhan P. TURAN
17 Mayıs 2010
A- A A+

1959 yılından beri diplomatik ilişkilerini İsviçre üzerinden yürüten, ticaret ambargosu dolayısıyla ekonomik ilişkileri de olmayan ABD’nin ve Küba’nın, son yıllarda başkanlarının değişmesiyle olumlu bir döneme gireceği ümitleri doğmuştu. Ancak son gelişmeler ışığında iki ülke arasındaki ilişkilerin ısınmaya başladığı gözlense de tam bir normalleşmenin kısa dönemde sağlanamayacağı görüşü hâkim.  ABD Başkanı Barack Obama, Küba’yla demokrasi, insan hakları ve ekonomik konularda görüşmek istediklerini belirtirken, 2008’de Fidel Castro’nun yerine geçen Küba Başkanı Raul Castro da ABD ile her konuyu görüşmeye hazır olduklarını açıklamıştır. Obama’nın ABD için yeni ittifaklar kurmak, ABD değerlerini korumak, Latin Amerika’da önderlik yapmak gibi amaçları Küba’yla ilişkilerini normalleştirmesini gerektirmektedir. Obama’nın Küba’ya yönelik politikalarında kamuoyu baskısı da etkili olmaktadır. Küba, yeni Amerikan yönetimine ihtiyatlı yaklaşıyor olsa da, Latin Amerika ülkelerinden ilişkilerin normalleşmesi yönünde baskı görmektedir. Bu yazıda, ilişkilerin tarihi geçmişi incelendikten sonra, son dönemde ABD dış politikasında Küba’ya yönelik gelişmeler ele alınacaktır.


İlişkilerin Tarihi Gelişimi
1492’de Columbus tarafından keşfedilen Küba, 1898 İspanya-Amerika Savaşı’na kadar İspanyol sömürgesi altındaydı. Şeker ve kahve üretimi için ülkeye köleler getirilmiş ve Havana, İspanya’nın en önemli gelir kaynaklarından birine dönüşmüştür. İspanya yönetiminden hoşnut olmayan, ekonomik ve sosyal sorunlardan bunalan halk bağımsızlık mücadelelerine girişmiş ve iç isyanlar çıkarmış ancak İspanya’ya karşı Küba’nın bağımsızlığını sağlayamamıştır. 1898’deki İspanya-Amerika Savaşı Küba’yı bağımsızlığa götüren bir savaştır.  İspanya’nın yenilmesi sonucunda imzalanan Paris Antlaşması’yla Küba’nın bağımsız olduğu kabul edilmiş ancak Amerikan işgali devam etmiştir. ABD, ekonomik ve siyasal düzeni kurduktan, iç ve dış ilişkiler üzerinde söz sahibi olduktan ve Guantanamo Koyu’nda deniz üssü kurma hakkı elde ettikten sonra Adadan çekilmiş, ancak Küba yönetimini çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye devam etmiştir.


ABD’nin Adadan çekilmesinin ardından Küba, 1902’de tam bağımsızlığına kavuşmuştur. Ancak ABD “gerekli gördüğü” hallerde Küba’nın iç işlerine karışmış, yönetimlere karşı girişilen isyan hareketlerinin bastırılmasına yardım etmiş, aynı zamanda yüksek miktarlarda ekonomik yatırımlar yapmıştır. Diktatör General Fulgencia Batista’ya karşı Fidel Castro tarafından 1953’te darbe girişiminde bulunulmuş, fakat başarı sağlanamamıştır. Castro’nun 1955’te başlattığı Temmuz Harekâtı adlı gerilla hareketi, 1 Ocak 1959’da Batista’nın ülkeyi terk etmesi ve Castro’nun Küba yönetimini ele geçirmesiyle sona ermiştir. Castro’yu Batista hükümetine silah ambargosu uygulayarak dolaylı yoldan desteklemiş olan ABD, yeni hükümeti derhal tanımıştır. Göreve başladıktan sonra Washington’a giden Castro, Nixon’la üst düzey görüşmelerde bulunmuştur. Birkaç ay süren bu kısa dönem iki ülke arasındaki ilişkilerin olumlu seyrettiği tek dönemdir.


Castro iktidara geldikten sonra toprak reformu projelerini önlemek için ABD Küba’dan aldığı şeker miktarını azaltma kararı vermiştir. Bunun üzerine Castro Küba’daki tüm özel arazileri, Amerikan şirketleri de dâhil tüm özel şirketleri devletleştirdikten sonra, ABD’de Eisenhower yönetimi tarafından Küba’ya yiyecek ve ilaç ürünleri dışında ticari ambargo uygulanmaya başlanmıştır. (1) Sovyetler Birliği ile giderek yakınlaşan ilişkiler, ABD’nin Küba ile diplomatik ilişkilerini kesmesine ve 1961’den günümüze iki ülke arasındaki diyalogun İsviçre üzerinden sürdürülmesine sebep olmuştur. Bu dönemde 1961 yılında ABD’nin Castro’yu devirmek amacıyla isyancıları desteklediği Domuzlar Körfezi çıkarması ABD açısından büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu girişim Castro tarafından galibiyetle sonuçlanmış olsa da ABD’ye karşı SSCB’yle yakınlaşmak güvenliğini sağlamak açısından stratejik bir politika olarak benimsenmiştir. 1962’ye gelindiğinde ABD Küba’nın Amerika Devletleri Örgütü’nden çıkarılması için baskı yapmaya başlamıştır. Küba’nın komünist yönetimi benimsemiş olmasının örgütün çıkarları ve ilkeleriyle bağdaşmadığı öne sürülerek, üyeliği dondurulmuştur. Küba, örgüte üye olarak kabul edildiği halde, toplantılara katılamamaktadır. Latin Amerika devletleri Küba’nın örgüte tekrar aktif üye olarak katılmasını talep etmektedirler.


Küba ve SSCB arasındaki yakınlaşmanın bir ürünü olarak SSCB lideri Kruşçev, Küba’ya nükleer silah fırlatma kapasitesine sahip orta menzilli füzeler yerleştirmek istemekteydi. 1962’de Amerikan uçaklarının Küba’ya Sovyetler tarafından nükleer füze taşındığını tespit etmeleri üzerine başlayan Küba Füzeler Krizi, Soğuk Savaş’ın dönüm noktalarından biridir. İki kutbun liderleri ABD ve SSCB’nin ilk kez doğrudan karşı karşıya gelmelerine neden olan kriz, aynı zamanda iki düşman ülkenin rekabetlerinin eskiye nispeten daha yumuşak bir döneme girmesinde etkili olmuştur. (2) Kriz sonrasında ABD, NATO müttefiklerine ve Latin Amerika ülkelerine Küba’ya uygulanan ambargoya katılmaları yönünde baskı yapmaya devam etmiştir. Ambargonun kapsamının ve uygulayıcılarının giderek artmasından dolayı 1980’li yıllar Küba’nın ekonomik anlamda ciddi sorunlar yaşamaya başladığı dönemdir. Halkın bir bölümü yabancı ülkelerden siyasi göçmenlik talebinde bulunarak ülkeyi terk etmişlerdir. Göçmenlerin çoğunluğu da Amerika’ya sığınmıştır. Bugün Küba-Amerikan ilişkilerinin normalleşmesi için kamuoyu baskısı oluşturan grup da Küba’da aileleri olan göçmenlerdir.


Soğuk Savaş’ından Ardından Günümüze
Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından, Küba Sovyet yardımlarından mahrum kaldığı ve ambargo devam ettiği için Adadaki ekonomik sorunlar artmıştır. Küba’nın iki sivil Amerikan uçağını düşürmesinin ardından, 1992 ve 1996’da Küba’ya uygulanan ambargo sertleştirilmiş, Küba’yla ticaret yapan ülkelere genişletilmiş ve yasalaştırılmıştır. Ekonomik ve ticari anlamda kıskaç altına giren Küba baskı altında tutulup komünist Castro rejiminin devrilmesi amaçlanmıştır. İnsan haklarına ve demokrasiye saygı göstermediği için de ambargonun devam ettiğini savunan ABD, Fidel Castro’nun yönetimden ayrılmasını sağlayamamıştır. 2008 yılında sağlık sorunları nedeniyle Fidel Castro yerini kardeşi Raul Castro’ya devretmiştir.


2001’de Michelle fırtınasından sonra ABD, Küba’ya yiyecek yardımı yapmaya başlamış ve ambargo bu şekilde kısmen de olsa gevşetilmiştir. ABD’nin etkisinin Latin Amerika’da giderek azalması ve ortanın solundaki hükümetlerin iktidara gelmeye başlaması, Latin Amerika ülkeleriyle Küba arasındaki ilişkilerin canlanmasına neden olmuştur. (3) Bu canlanma gerek ABD’ye ambargonun kaldırılması için yapılan baskıların artmasına, gerek ABD’nin bölgedeki etkinliğini korumak için yeni politikalar geliştirmesine kaynaklık etmektedir. Ayrıca, Amerika’daki Kübalı mültecilerin seyahat ve para aktarımı konularındaki kısıtlamaların kaldırılması için baskı yapmaya başlamaları da ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesine sebep olmuştur.


Ambargonun devam ettirilmesi konusunda son on yıla kadar ABD’de görüş birliği hakimken, son dönemde farklı yorumlar yapılmaya başlanmıştır. Bir grup, Küba’daki komünist yönetimi yıkmak için ambargonun etkili bir araç olabileceğini savunurken, diğer bir grup da Castro hükümetinin bugüne kadar ambargoyu kendi politikalarına halkın desteğini sağlamak için kullanmış olduğunu ve yeni yöntemler geliştirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Cumhuriyetçi kanattan Senatör Lugar, Küba’ya uygulanan ambargonun Amerikan çıkarlarına da zarar verdiğini ve iki ülkede de değişen liderlerle yeni bir dönem başlatılabileceğini savunmaktadır.


2009’da göreve başlayan Barack Obama’nın seçim kampanyalarında da Küba’ya uygulanan kısıtlamaların gözden geçirileceği mesajı vermesi, göreve başladıktan sonra da bu yöndeki açıklamaları ABD’nin Küba politikasında değişim olabilir mi sorularını da gündeme getirmiştir.


Obama Döneminde Gelişmeler
4 Kasım 2008 başkanlık seçimlerinde ABD Başkanı seçilen Barack Obama dış politikasının öncelikleri olarak dokuz ana başlık belirlenmiştir:
• Afganistan ve Pakistan’da El Kaide’yi yenmek,
• Irak Savaşı’nı sona erdirmek,
• Uluslar arası nükleer tehdide karşı strateji geliştirmek, Rusya’nın nükleer faaliyetlerini azaltması için görüşmelerde bulunmak, teröristlerin nükleer silahlara erişimini engellemek… ,
• İsrail’de ve Orta Doğu’da barışı tesis etmek,
• Amerika’nın müttefikleriyle ilişkileri canlandırmak ve yeni ittifaklar kurmak,
• Amerikan değerlerini korumak, demokrasinin geliştirilmesini sağlamak, Guantanoma hapishanesini kapatmak,
• Sudan’ın Darfur bölgesindeki iç savaşa son vermek ve istikrarı tesis etmek,
• Latin Amerika’da Amerikan liderliğini kurmak; ekonomik büyüme, eşitlik, enerjinin ve iklimin geleceği, bölgesel ve bireysel güvenlik konularında karşılıklı saygıya dayalı yükümlülükler üstlenmek. (4)


Obama, “Kübalılar artık gelecekleri için söz sahibi olmak istiyorlar” diyerek Küba halkının siyasi ve ekonomik anlamda gelişmeleri gerektiği mesajını vermektedir. (5) Bu amacın da ancak insan haklarına saygı, demokratik değerlerin yerleşmesi, ekonomik kalkınmanın sağlanmasıyla gerçekleşebileceğini belirtmiştir. Barack Obama’nın başkan seçilmesinin ardından Brezilya Başkanı Lula da Silva, Obama’dan Küba’ya uygulanan ambargoyu kaldırmasını beklediklerini açıklamıştır. Venezüela Başkanı Chavez ise “Obama’dan devrimci veya sosyalist olmasını beklemiyoruz, ama Küba’ya uygulanan ambargo ve şiddet sona erdirilmelidir” açıklamasında bulunmuştur. Latin Amerika’da lider ülke olmak amacını vurgulayan Obama için bu devletlerin ambargo karşıtı söylemleri bir baskı unsuru yaratmaktadır. (6)


Son yıllarda Kübalı mültecilerin de haklarını dile getirmeye başlamaları ambargoyu sürekli gündemde tutan bir diğer etkendir. Obama kamuoyu baskısının da etkisiyle öncelikli olarak Küba’da ailesi olan Amerika’da yaşayan Kübalılar için seyahat kısıtlamalarını ve para gönderimi yasağını kaldırmıştır. Ayrıca Amerikan iletişim şirketlerinin Küba’daki faaliyetlerine de izin vermiştir. Obama’nın 2009’da Trinidad Tobago’daki Amerika Devletleri Örgütü toplantısından önce yürürlüğe koyduğu bu politikalar, ABD’nin Latin Amerika devletleriyle ilişkilerini geliştirmek konusundaki kararlığını göstermektedir. Ambargonun yasal dayanağı olduğu için, kaldırılması da Kongre’nin kabul edeceği bir kanunla gerçekleşebilecektir. Ambargonun kaldırılması için siyasi tutukluların serbest bırakılması ve demokratik reformların yapılması da şart olarak öne sürülmektedir.


ABD, Küba’daki insan hakları ihlallerinin sona ermesi ve siyasi tutukluların koşulsuz serbest bırakılması için baskı yapmaktadır. 24 Mart 2010 tarihinde Obama yönetimi tarafından yayınlanan bildiride siyasi tutuklulardan Orlando Zapata Tamayo’nun açlık grevi sonucunda ölmesinin trajik bir olay olduğu ve Küba’nın siyasi tutuklamalara bir son vermesi gerektiği söylenmektedir. Küba’nın yeni bir döneme girme şansı varken halkın isteklerine giderek sertleşen bir şekilde yumrukla karşılık verdiği belirtilmektedir. Obama, bildiride Küba yönetimini halkın özgürlüklerine ve temel insan haklarına saygı göstermeye davet etmektedir. Küba halkının da geleceklerini özgür bir şekilde belirleme hakkı talep ettiklerini açıklayan Obama, ABD ve Küba arasında yeni bir döneme girilmesini istediğini açıklamaktadır. (7)


Ekonomi çevrelerinde Obama’nın ambargoyu kaldırılmasa bile Küba ile ticareti ilerletebileceği öne sürülmektedir. ABD bankalarından kredi alamadığı için ancak nakit para karşılığında ABD’den yiyecek ithal eden Küba ABD’ye mal ihraç edememektedir. Hâlbuki ihraç malları karşılığında elde edilen gelirin ABD’den daha fazla ithalat yapılmasına sebep olacağı yapılan yorumlar arasındadır. Bunun yanında seyahat ve para transferi hakkının sadece Kübalı Amerikalılara tanınmasının yeterli olmadığı, farklı sebeplerle Küba’ya gitmek isteyen tüm Amerikan vatandaşlarının bu özgürlüklerden faydalanabilmeleri gerektiği savunulmaktadır. (8)


Küba yönetimi ise 50 yıldır süren ekonomik, ticari ve finansal ambargonun sertleştirilerek devam ettirildiğinden ve Obama yönetiminin kısıtlı açılımlarının yetmediğinden yakınmaktadır. Obama’nın ambargoya temel oluşturan yasal dayanağın değiştirilmesi için bir girişimde bulunmamış olması da Küba tarafından eleştirilmektedir. Küba halkının ambargo yüzünden yiyecek ve ilaç bulamadıkları, bu yüzden halkın çoğunluğunun hasta olduğu belirtilmektedir. Küba Dışişleri Bakanlığı tarafından ambargo ekonomik bir savaş ve soykırım olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca ABD’nin kendisinin ambargo uygularken, üçüncü taraflara da ambargoya katılmaları için baskı yapması Küba tarafından eleştirilen bir başka unsurdur. (9)

 


Kaynaklar:
(1) Yves Lacoste, Büyük Oyunu Anlamak: Jeopolitik Bugünün Uzun Tarihi, NTV Yayınları, 2008, Istanbul, s 63
(2) İbid.
(3) Immanuel  Wallerstein, “Cuba and the United States: The Slow Thaw”, Commentary no 256, 1 Mayıs 2009,  http://fbc.binghamton.edu/256en.htm
(4) Beyaz Saray Resmi Internet Sitesi: http://www.whitehouse.gov/issues/foreign-policy
(5) Statement on The Situation In Cuba, 24 Mart 2010, Administration of Barack H. Obama
(6) Daniel Erikson, “Obama & Latin America: Magic or Realism?”, World Policy Journal, winter 2008, s 102
(7) Statement on The Situation In Cuba, 24 Mart 2010,
(8) Steve Levine, “Cuba: How To Boost Trade”, Business Week 5.4.2009, Issue 4129, s 22
(9) Küba Dışişleri Bakanlığı Resmi Internet Sitesi: http://www.cubaminrex.cu

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top