2019’da Kerkük ve Türkmenler

Prof. Dr. Mahir NAKİP
11 Şubat 2019
A- A A+

İngilizlerin 1918 yılında Kerkük’e girişlerinden itibaren geçen tam bir asırlık süre içerisinde bütün yönetimler Kerkük’ü bir ¨Petrol Üretim Fabrikası¨ olarak görmüşlerdir. Bu yönetimler bu şehrin, insanını, kültürünü, sanatını, sosyal yapısını, tarihi eserlerini ve tabiatını hiç önemsememişlerdir. Hatta bilerek ihmal etmişlerdir ki gelişmesin ve gerçekten sadece bir petrol üretim platformu haline gelsin. Onun için bu şehrin hakiki sakinleri olan Türkmenleri İngilizler, Osmanlının kalıntısı; Krallık yönetimi (1922-1958), Türkiye Cumhuriyetinin uzantısı; Baasçılar (1968-2003), Türkiye’nin casusları ve Kürtler (2003-2017) de kendilerinin rakipleri olarak görmüştür. Aslında bütün taraflar bu şehrin petrolüne ve bugün de doğal gazına tamah etmişler ve etmektedirler. Onun için bu şehrin Türkmenlerini 2003 yılına kadar Irak’ı yöneten Sünni Araplar Araplaştırmaya ve 2003 yılından sonra da KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği) ve KDP (Kürdistan Demokratik Partisi) de Kürtleştirmeye çalışmışlardır.

 

Bu meyanda bir geçeği kaydetmekte yarar vardır: 2003 yılından sonra (14 yıl) Kerkük’te Kürtleştirme adına yapılan tahribat, 2003 yılından önce (80 yıl) yapılan Araplaştırma tahribatına eşdeğerdir. Şöyle ki, Arap yönetimleri Araplaştırma politikalarını zamana yayarak iç ve dış siyasette velvele yaratmak istememişlerdir. Çünkü her türlü etnik temizlik dünya ülkelerinin dikkatini çekebilirdi. Ama 2003 yılında sonra birkaç yıl içerisinde şehir nüfusunun ikiye katlanması, şehir yönetiminin köklü biçimde değiştirilmesi, ticaretin hızlı bir şekilde el değiştirmesi, asayişin kaybolup Türkmenlerin öldürülmesi ve kaçırılması şehrin sosyo-kültürel ve eko-demografik yapısının alt-üst olmasını doğurmuştur. Bunu üç ana sebebe bağlamak mümkündür:

 

1. ABD’nin şehrin yönetimini 10 Nisan 2003 günü açık bir şekilde Kürt Partilere teslim etmesi.

 

2. 2003 yılından bu yana kurulan Haydar el Abadi Hükümeti hariç, beş Bağdat Hükümetinin tavizkârlığı, gevşekliği, aymazlığı ve vurdum duymazlığı.

 

3. 2014 yılında DAEŞ tehlikesinin Irak’ın yarısını sarması.

 

Kerkük üzerinden Arap-Kürt keşmekeşliği 2004 yılında hazırlanıp 2005 yılında kabul edilen Anayasa’ya da yansımıştır. Anayasa Komisyonu gündeminde tartışılmayan 140. Madde’ye göre başta Kerkük olmak üzere ihtilaflı bölgelerde 31.12.2007 tarihine kadar normalleştirme sonra nüfus sayımı arkasından bir referandumla şehrin nereye bağlanacağı karara bağlanacaktı. Tabi ki bu madde çok tartışmalara sebep oldu ve soruları akla getirdi. Şöyle ki:

 

1. Bu madde niye komisyonda tartışılmadı ve siyasi kulislerde Kürt-Şii Araplar arasında pazarlığı yapıldı?

 

2. Eğer Şii Araplarla Kürtler arasında ihtilaflı bölgeler varsa bu bölgeler içerisinde niye sadece Kerkük zikredildi. Mesela Bağdat, Selahattin, Diyala, Erbil ve Duhok da çok etnisiteli ve dinli şehirlerdir. Bu şehirler niye ihtilaflı kabul edilmedi?

 

3. Bu ihtilaf kimler arasındadır? Sadece Arap ve Kürtler arasında mı yoksa Türkmenler, Hıristiyanlar ve diğer etnik, dinî mezhebî gruplar da buna dâhil mi? Dâhil değilse niye dâhil değil?

 

4. Madem bu maddenin bir bitiş tarihi belirlenmiş, bu tarihi geçtiği halde niye her hükümet kuruluşunda özellikle Kerkük şehri siyasi pazarlık konusu ediliyor?

 

Bütün bu sorular Kerkük’ün bir sorunlar yumağı haline getiriyor ve şehir sakinlerinin huzurunu kaçırıyor.

 

25 Eylül Kürt Bağımsızlık Referandumunda Kerkük

 

KDP Başkanı Mesut Barzani, Mart 2017’den itibaren Kürt Bölgesinde referandum yapılmasından bahsetmeye başlamıştı. Bu referanduma aslında KYB de karşı değildi, ancak sözde ihtilaflı bölgelerde referandumun yapılmasını bir tehlike olarak görüyordu. Barzani ise, Kürt kökenli ve Amerikan vatandaşı olan dönemin Kerkük Valisi Necmettin Kerim’i ve İl Meclis Başkanı Ribvar Talabani’yi yanına alarak Kerkük’ü de bu referandum kapsamına alarak bir oldu-bitti ile Kerkük’ü Kürt bölgesine katmak istiyordu. İlk adım olarak Kürt Bayrağının Kerkük’ün resmi kurumlarının gönderine asmakla başladı. Doğrusu bu bir nabız yoklaması idi. O tarihlerde Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşat Salihi, yardımcısı Hasan Turan ve Selahattin Milletvekili Niyazi Mimaroğlu Irak Parlamentosunu adeta ayağa kaldırdılar. Araplardan itiraz sesleri yükseldi ama cılızdı denilebilir. Neticede bayraklar indirildi ama Kerkük’ün referanduma dâhil edilmesinden vazgeçilmedi.

 

25 Eylül 2017 tarihinde başta Türkiye olmak üzere (İsrail hariç) bütün ülkelerin uyarılarına rağmen referandum yapıldı ama Kerkük ve diğer ihtilaflı bölgelerde ne Araplar ne de Türkmenler sandığa gitti. Böylece referandum bütünüyle suya düştü. 17 Ekim 2017’de İran’ın KYB üzerinde kurduğu baskı neticesinde bu partiye ait Peşmergeler vukuatsız bir şekilde Kerkük’ten çekildiler. Bağdat’a bağlı Terörle Mücadele Birlikleri Kerkük’e girmeye başlayınca birkaç saat içerisinde  Kerkük Valisi ile Kerkük İl Meclis Başkanı Kerkük’ten kaçtılar.  

 

Yeni Dönemde Kerkük

 

17 Ekim 2017 gününden itibaren bugüne kadar devam eden yeni bir dönem başladı. Sünni Arap kökenli olan Rakan Sait Bağdat Hükümeti tarafından Vali Vekili tayin edildi. Eski vali ve İl Meclis Başkanı hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Şehirde sükûnet sağlandı ancak sorunlar bitmedi. Birkaç defa Peşmerge güçleri şehre girerek KYB’nin binasının ve şubelerinin gönderine Kürt bayrağı astılar ancak Terörle Mücadele Birlikleri bu bayrakları indirtti.

 

12 Mayıs 2018 tarihinde Irak genelinde yapılan seçim sonuçları açıklandığında Türkmenler, Kerkük’te seçim sonuçlarına KYB lehine müdahaleler olduğunu tespit etti ve hemen kamuoyu ile bu bilgiyi paylaştılar. Seçim cihazları seçimden birkaç gün önce Süleymaniye’ye götürülerek KYB’nin istediği şekilde formatlandığı ortaya çıktı. ITC, Irak Seçim Kurulu’na şikayetini iletti ancak sonuç değişmedi. Böylece KYB’nin istediği sonuç kabul edildi: altı Kürt üç Türkmen ve üç de Arap milletvekili Irak Parlamentosuna gidebildi. Bunun üzerine Kerkük’te Türkmenler tam 28 gün  nöbet tutarak meydanları doldurdular ama fayda etmedi.

 

Seçimden altı ay sonra Adil Abdulmehdi hükümeti kurarken Türkmenleri dışlayarak siyasi süreçten uzaklaştırmaya çalıştı. Kabinede nüfusu birkaç bini geçmeyen Hıristiyanları bile bir bakan temsil ederken, kabinede hiçbir Türkmen’in yer almaması, Kerkük konusunda yeni oyunların oynanacağının işareti idi. Nitekim Adil Abdulmehdi, Terörle Mücadele Kuvvetlerini Kerkük’ten çekerek yerine Özel Kuvvetleri gönderdi. Bu kararın şimdilik Peşmergenin Kerkük’e girişini sağlamadı ancak ileride şehirdeki dengeyi bozacağı endişesi bütün Türkmen ve Araplarda tezahür ettiği söylenebilir.

 

Diğer taraftan KYB ile KDP arasında, Kuzey Irak’ta Hükümet kurma pazarlıkları devam etmekle beraber, anlaşamamalarının düğüm noktasının Kerkük konusu olduğu ortaya çıktı. Bu ihtilaf aslında bir yerden ışık aldıklarının emaresi olarak telakki edilebilir. Kürtlere temayülü ile bilinen Adil Abdulmehdi, Kerkük ve diğer ihtilaflı bölgeler konusunda nasıl davranacağı belli değildir. Özellikle ABD’nin Peşmergelerin tekrar Kerkük’e dönmesi konusunda teşvikkâr olması şayanı dikkattir.

 

Kısacası Kerkük 2019 yılında da bir koz olarak Bağdat yönetimi ile Kürt yönetimi arasında pazarlık konusu olacağı ve Türkmenlerin de Kerkük mücadelesinin devam edeceği açıktır. Burada Türkiye ve İran’ın oynayacağı rol elbet de önem arz edecektir.

Back to Top