Kut'ül Amare'de İngiliz Ajanlar

A- A A+

İngiliz ajanlar Bell ve Lawrence'nin hazırlamış oldukları rapor ve haritalara dayanarak harekete geçen İngiliz ordusu Bağdat'ı ele geçirmeye kararlıydı. Bu sırada Çanakkale Savaşı'ndan Irak cephesine kaydırılan İngiliz ve müttefik ordularının oluşturduğu kolordunun başına Orgeneral John Nixon atanırken, Türk cephe komutanlığına da Albay Nurettin Bey (Sakallı Nurettin Paşa-Nurettin İbrahim Konyar) getirilmişti. Irak cephesinde bu gelişmeler yaşanırken, Hindistan’daki karargahtan yönetilen İngiliz kuvvetlerinde de komuta değişmiş, 6. Poona Tümen (Hint) komutanlığına Tümgeneral Charles Vere Ferrers Townshend atanmıştı. Townshend komutasındaki 6. Poona Tümeni (Hint) Temmuz 1915 yılında Kut’ül-Amare’nin güneyindeki savunma hattına saldırı düzenlemiş, Irak Umum Kumandanı Nurettin Bey komutasındaki birlikler saldırılara bir süre direnmeyi başarsa da, 28 Eylül 1915 tarihinde Kut'ül Amare'den geri çekilmek zorunda kalmıştı.

 

Bu süreçte Nurettin Bey’in komutası altındaki 13. Kolordu’dan oluşan Dicle Grup Komutanlığı’nın emrine giren Halil Bey, İngiliz güçleriyle süngü savaşanı girmiş ve İngiliz komutasındaki ordunun geri çekilmesini sağlamıştı. Halil bey, İngilizlerin geri çekildiğinden haberi olmayan Nurettin Bey’e durumu anlatmış, askerlerine geri gelmelerini emretmesini istemişti. Halil Paşa, hatıratında bu süreci şöyle dile getirir:

 

"Gece olunca Nurettin Bey, 45. Tümen’in uğradığı ağır kayıpları düşünerek, Bağdat üstüne çekilmeye karar vermiş. Fakat otomobilimle hemen yetiştim. Ricat edenlerin biz değil, onlar olduğunu, düşmanın bu gece kamilen çekileceğini, meydan-ı harbi ona bırakmayacağımızı, yarın da derhal takibe geçeceğimizi anlatarak, ısrar ettim. Nurettin Bey durumu kabul etti ve ikinci bir emirle geri çekilme emrini değiştirdi. O geceyi mevzilerde geçirdik. Ertesi sabah ise, tahmin ettiğim gibi, karşımızda düşman kalmamıştı.”

 

Irak’taki durumun kritik hale gelmesi üzerine, Enver Paşa'nın isteği doğrultusunda İstanbul ve Berlin karargahları ortak bir karar alarak, Türkleri yakından tanıyan Alman subaylarından, Müşir (Mareşal) Colmar von der Goltz’un (Goltz Paşa) Osmanlı ordusuna katılması sağlanmıştır. Goltz Paşa Osmanlı ordusuna katıldıktan sonra, önce demiryolu, sonra da kara ve nehir yoluyla yapılan yolculuk sonucu 6 Aralık’ta ulaştığı Bağdat'ta, Nurettin bey ile görüş ayrılığına düşünce, Enver Paşa'dan Nurettin bey’i görevden almasını talep etmiştir. Enver Paşa, bu öneriyi kabul edip Halil Paşa'yı ordunun başına getirmeye düşünse de, Halil Bey bu teklife sıcak bakmamıştır. Ancak Gotz Paşa'nın ikinci emrine karşı gelmeyen Halil Paşa, Irak’ta ki bütün seyyar kuvvetleri oluşturan Dicle Grubu’nun başına geçmeyi kabul etmiştir.

 

Halil Paşa, Kut'ül Amare'yi tekrar geri almak istiyordu. Bu kararlılıkla harekete geçen Osmanlı kuvvetleri, İngiliz güçlerinin elinde olan Kut'ül Amare'yi kuşatmışlardı. Osmanlı birliklerinin "teslim olun" çağrısına olumlu cevap vermeyen İngiliz güçleri, 21 Ocak 2016'da karadan ve nehirden taarruza geçerek kuşatmayı yarmaya çalışmış, ama büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Daha sonraki tarihlerde birkaç yarma harekatı düzenleseler de bunlarda da hedeflerine ulaşamamışlardır.

 

İngiliz ordusunun Hintli Müslüman askerleri kuşatmanın ciddiyetini anlayınca, hayatlarını kurtarma telaşına düşerek, Türk tarafına iltica etmeye başlamışlardır. Bu durumu fark eden Türk ordusu da, teslim olacak Müslüman askerleri af edeceklerine dair bildiriler hazırlayarak İngiliz mevzilerinde savaşan Müslüman askerlere ulaştırmıştır. Eline beyanname geçen Müslüman askerlerin birçoğu, buldukları ilk fırsatta İngiliz cephesinden firar ederek Osmanlı ordusuna teslim olmaya devam etmişlerdir. Halil Paşa, son olarak 9 Nisan'da Townshend'e "teslim ol" çağrısı yapmış ama yine ret cevabını almıştır.

 

Açlık ve susuzluktan askerlerini kaybetmeye başlayan  Komutan Townshend, 26 Nisan 1916'da Halil (Kut) Paşa'ya serbest kalmaları karşılığında adına yazılmış bir milyon sterlin çek teklif eder. Halil Paşa, bu teklifi reddince devreye para ve altın dağıtma uzmanları  Lawrence ve Bell  girerek, İngiliz ordusunun güvenli bir şekilde çekilmesine izin verilmesi halinde Osmanlı hükümeti hesabına iki milyon sterlin para aktarılacağını teklifini yenilemişlerdir. Halil Paşa’ya teklif edilen para hakkında Tasvir-i Efkâr Gazetesi'nde çıkan bir haberde; “Kut'ül-Amare’nin teslim şartlarından biri olarak General Townshend tarafından teklif olunan bir milyon lira generalin yanında olmayıp kabul edildiği takdirde İngiltere’den getirtileceği tahkikat neticesinde anlaşılmıştır” cümlesi yazılmıştı.

 

Binlerce İngiliz askerinin ölümünden sonra General Townshend ve birliği, 6. Ordu Komutanı Mirliva Halil (Kut) Paşa kuvvetlerine teslim olmak zorunda kalmıştı. Teslim olan toplam 13.309 İngiliz personelinin dağılımı şu şekildeydi; 5 General, 272 İngiliz subayı, 2592 İngiliz eri, 204 Hint subayı, 6988 Hint eri, 3.248 muharip olmayan yardımcı sınıflardan hizmet erleri. Bu sayının 1.306’sı hasta ve yaralı askerlerden oluşuyordu. General Townshend, kılıç ve tabancasını kendisini esir alan Türk ordusu kumandanı Halil Paşa’ya teslim eder. Buna mukabil Halil Paşa, tıpkı Plevne’de Osman Paşa’ya gösterilen itibarı ve tavrı İngiliz generaline gösterip silahlarını iade eder ve kendisini harp esiri değil misafir olarak gördüğünü söyler.

 

Halil Paşa İngiliz ve müttefik ordularının karşısında elde ettiği zaferi, 29 Nisan 1916'da kaleme aldığı "Orduma" başlıklı şu kutlama mesajıyla dünya devletlerine ilan eder.

 

"Aslanlar! Bütün Osmanlılara şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, bende hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Ordum gerek Kut karşısında gerekse Kut'u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10 bin erini şehit vermiştir.. Fakat buna karşılık bugün Kut'ta 13 general, 481 subay ve 13 bin 300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri  de 30 bin zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki farka bakılınca, cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Osmanlı sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci Çanakkale'de, ikinci zaferi burada görüyoruz"

 

Osmanlı'nın, Kut'ül Amare zaferinden sonra ordu birliklerini Irak cephesine kaydırması, bölgedeki askeri varlığının azalmasına neden olmuştu. Bu durumu fark eden İngiliz kuvvetleri ve müttefikleri harekete geçmiş, 11 Mart 1917'de Bağdat'ı geri almayı başarmışlardı. Britanya Kraliyeti'nin bir sonraki hedefinde Osmanlı topraklarını işgal etmek ve akabinde işgal ettikleri toprakları paylaşmak vardı. İngilizler büyük ve verimli parçaların kendi hakimiyetlerine gireceğinden emin olarak hareket ediyorlardı. Çünkü masalarında işgal sürecine yönelik kullanabilecekleri üç strateji bulunmaktaydı. Ve bu dosyada yer alan bilgi ve dokümanlar tamamen Gertrude Bell ve Lawrence tarafından hazırlanmıştı. İngilizlerin üç aşamalı işgal stratejileri şunlardan oluşmaktaydı;

 

  • Mekke Şerifi Hüseyin'in başkaldırısı,
  • 1916  Sykes-Picot Anlaşması, 
  • Balfour Deklarasyonu.

 

Ne yazık ki Halil Paşa’nın Kut’ül Amare Zaferi Osmanlı’nın dağılma sürecine engel olamamıştı. Çünkü yukarıda da değindiğimiz gibi ajan Bell, çok daha önce Osmanlı ordusu bünyesinde yer alan ihanetçi grubu, aşiretleri ve komutanları belirlemiş ve bunların birçoğuyla işbirliği yapmıştı. Sırada ise belirlenen hedeflere ulaşmak için hareket geçmek vardı. Sahnenin ilk perdesinde beylerbeyi (Mir-i Miran ) rütbesiyle Mekke Emiri olan Şerif Hüseyin başrolde oynayacaktı. Şerif Hüseyin’e gerekli vaatlerde bulunulmuş, ikna edilmiş ve Osmanlı Devleti’ne isyana hazır hale getirilmişti.

 

Diğer yandan Britanya Ordusu 29 Nisan 1916’da Kut’ül Amare’de Osmanlı’nın 6. Ordusu karşısında uğradığı bozgundan 17 gün sonra, Fransa ve Rusya ile Osmanlı Devleti’ne karşı ittifak yapmış, akabinde Osmanlı topraklarını paylaşmak üzere 16 Mayıs 1916 tarihli Sykes-Picot (Küçük Asya) Antlaşması’nı imzalamıştı. Bu antlaşmanın akabinde harekete geçen Mekke Şerifi Hüseyin Hicaz ayaklanmasını başlatarak, 5 Haziran 1916’da krallığını ilân etmişti.

 

2 Kasım 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour tarafından Siyonist hareketin önde gelen başrol oyuncusu Rothschild’e “Saygıdeğer Lord Rotschild” balığıyla göndermiş olduğu ve daha sonra İtalya, Fransa ve ABD’nin de desteğini alan Balfour Deklarasyonu’nun yayınlanması ve akabinde de Osmanlı topraklarını adeta parselleyen Mondros Mütarekesi’nin (30 Ekim 1918) imzalanması Osmanlı Devleti’nin resmen olmasa da, fiilen sona ermesine neden olmuştu.

 

Peki Osmanlı’nın tarih sayfalarına gömülmüş olması başta savaş ve işgal harekatlarının senaristi olan Büyük Britanya Krallığı olmak üzere, diğer emperyal aktörlerin Ortadoğu üzerindeki emellerini sona erdirdi mi? Bu soruya ne yazık ki Hayır diyebiliriz.

Back to Top