Bilge Strateji Cilt:11, Sayı:20 Bahar 2019

A- A A+

Editör’den…

 

Küresel sistemin akışını ve döngüsünü gerçekleştiren etken ve edilgen öznelerin birbiriyle olan etkileşimlerini anlayabilmeye çalıştığımız bir gayret içindeyiz. Bu bağlamda devletlerin ve devlet dışı aktörlerin manevralarını idrak edebilmek ve söz konusu aktör hareketlerinin tahmin edilebilirliğinin imkânlarını tartışabilmek için yeni sayımızla karşınızdayız.

 

Yeni sayımızın ilk yorum yazısında Prof. Dr. Mustafa Kibaroğlu uluslararası konjonktür içinde meydana gelen son gelişmelere bakıldığında jeostratejik konumundan mütevellit Türk dış politikasının gündemini şekillendireceğini ve 2019 yılında Türk dış politikasının manevra alanının geçen yıllara oranla daha genişleyebileceğine ve uluslararası sahnede hareket kabiliyetinin artacağının üzerine değerlendirmelerde bulunmuştur.

 

Sayımızın ikinci yorum yazısında Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney, ABD’nin İsrail’in kendini savunma hakkına atıfta bulunarak uluslararası kamuoyunu karşısına alma pahasına tek taraflı bir yaklaşımla ‘’Golan Tepeleri’’ kararını neden günümüzde aldığını analiz etmiştir.

 

Bahar 2019 sayımızın ilk makalesinde Dr. Emete Gözügüzelli, jeopolitik ve jeostratejik önemini geçmişten itibaren muhafaza eden Doğu Akdeniz bölgesinde doğal kaynaklar ve hidrokarbon keşfinden sonra her iki yönetiminde kendi iç hukuk kurallarını referans göstererek deniz alanları üzerindeki egemenlik haklarını kanıtlamak refleksini incelemektedir. Dr. Gözügüzelli, Kıbrıs meselesi çözümlenmeden, Türk tarafı ile Rum yönetimi arasında Doğu Akdeniz’de yetki alanlarının sınırlandırma sorununun başlangıcı olan Rum yönetiminin Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Andlaşması ile adanın tek otoritesi gibi KKTC’nin ve Türkiye’nin egemenlik alanlarını gasp etme girişiminde bulunmasını ve günümüze kadar yaşanan hak ihlallerini değerlendirmiştir.

 

Sayımızın ikinci makalesinde ise 2011 yılında Arap dünyasında başlayan halk isyanlarının son ayağı olan Suriye’de süren iç savaş bölgesel ve küresel düzlemde bir güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkması incelenmiştir. Türkiye’nin en uzun kara sınır komşusu olan Suriye’de yaşanan iç savaş mevcut dengeleri değiştirmiş ve Suriye’nin kaotik ortamından faydalanan terör örgütleri için harekat sahası haline gelmiştir. Borak Bayraktar Türkiye’nin meşru müdafaa hakkını kullanarak ulusal güvenliğini tahsis etmek ve Suriye sorununda üstlendiği rol ile oyun kurucu bir aktör olduğunu kanıtlayan Zeytin Dalı Harekatı’nın nasıl bir konjonktürde gerçekleştiğini ve bölgesel ve küresel sisteme olan etkilerini analiz etmiştir.

 

Dr. Metin Gürcan’ın kaleme aldığı bir diğer makalemizde ise teknolojik ilerlemeler neticesinde silah sanayinde meydana gelen devrim sonucunda silahlı çatışmaların sonuçlarını belirleme potansiyeline sahip olduğu üzerinde durmuştur. Bu çalışma çatışmalar esnasında kritik görevleri üstlenen silahlı insansız hava araçları (SİHA) üzerine eleştirel bir bakış açışı kazandırmaktadır. Fransız askeri filozof Paul Virilio’nun kavramlarına dayanarak SİHA üzerinden strateji ve teknik arasındaki bağlantıları irdelemektedir.

 

Dergimizin bir sonraki makalesinde Gürkan Pamukçu, Kerkük’e Kürt göçlerinin başlamasıyla beraber yaşanan Türk-Kürt ihtilafının boyutlarını ele almaktadır. Her iki etnik grup arasındaki sosyo-ekonomik ve gelir düzeyi farklılıkları aralarındaki uçurumu derinleştirmiş ve Kürtlerin Türk toplumunu hedef alan saldırılarına zemin hazırlamıştır. 1950’li yıllardan itibaren Kürtler komünizm rüzgarından etkilenerek sol yapılanmalarda aktif rol almasını ve Türklere karşı oluşan düşmanlığın boyutları analiz edilmiştir. Bu makale Türklerin tarih sahnesinde yaşadığı en büyük facialardan biri olan çok sayıda Türkün komünist Kürt milisler tarafından öldürüldüğü Kerkük Katliamı’na ışık tutmayı amaçlamaktadır.

 

Bahar 2019 sayımızın son makalesinde ise Dr. Savaş Biçer analizinde Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte iki kutuplu dünyanın sona ermesi sonucu küresel güvenlik algılamalarındaki değişime dikkat çekmiştir. Özellikle Sovyetlerin egemen olduğu coğrafyalarda yaşanan parçalanma sonucu toplumsal krizlerin meydana gelmesini analiz etmiştir. Bu çalışma bölgesel bir sorun iken vuku bulan çatışmalar ve gerilimler neticesinde küresel bir sorun haline gelen Ermenistan’ın Dağlık Karabağ işgaline çözüm önerisi sunmaktadır.

 

Yeni sayımızın ufuk açıcı olması umuduyla,

 

İyi okumalar dileriz.

 

 

Back to Top