Doğu Akdeniz'de Türkiye Ne Yapmalı?

Mehmet ÖĞÜTÇÜ
13 Haziran 2019
A- A A+

Doğru ya da yanlış şöyle bir algı var: "Doğu Akdeniz'de bize karşı bir kumpas, cepheler oluşturuluyor. Bunun arkasında, bizi güneydoğu’dan, Ege ve Akdeniz'den kuşatmak, yeni dünya düzeninde artan gücümüzü dizginlemek isteyen ABD var. Bölgenin enerji kaynaklarından yararlanmamız, seyrüsefer özgürlüğümüz engellenmek isteniyor. Jeopolitik nüfuz sahamiz daraltılıyor”.

 

Kısmen bizim dışımızda, etkileme gücümüzün sınırlı olduğu, küresel yeniden yapılanmadan kaynaklanan bir  realite var önümüzde, kısmen de bizim proaktif davranamamız, iyi düşünülmüş stratejik öngörüde, hamlelerde yetersiz kalmamız, etkili karşı ittifaklar oluşturamamız, bariz dış politika hatalarımız ile alakalı bir durum ile karşı karşıyayız.

 

Öncelikle şunu vurgulayalım: Türkiye’nin bölgede varlığı ve gücü kuşkusuz tüm Doğu Akdeniz ülkelerinden daha önemli. Hepsini birbiri ile çarpıp toplayın tek bir Türkiye etmeyebilir ekonomik ve askeri büyüklük olarak. Ama hepsi (şimdi olduğu gibi) arkalarına AB ve ABD’yi alıp karşınıza çıkarsa güç dengesi ciddi şekilde değişebilir. Jeopolitik etkiden ziyade kaynak gelirlerini arttırmak sevdasında olan bölge ülkeleri için en önemli doğal gaz pazarı, AB pazarlarına boruhattı ile erişmek için en elverişli potansiyel transit ülke Türkiye. Doğu Akdeniz'e en uzun sahili olan da. KKTC'yi de eklerseniz ve akıllıca yeni ittifaklar oluşturursanız Türkiye’nin Doğu Akdeniz'in “bölgesel süpergücü” olduğunu söylemek abartı sayılmaz. Hepsi Turkiye ile ticaret yapmak, etkilesimde bulunmak isteyen, tarihi ve kulturel baglarimizin oldugu ulkeler.

 

Buna rağmen, Doğu Akdeniz, Türkiye'nin jeopolitik ve enerji gündemine uzun süre hak ettiği önemde giremedi. Taa ki, gibi yumurta kapıya dayanana, riskler tehdit etmeye başlayana kadar. Ne Tamar, Leviathan (İsrail), Afrodit ve Calypso (Güney Kıbrıs), Zohr ve Nur (Mısır) sahalarında keşfedilen doğal gaz kaynakları, ne onların önde gelen şirketler arasında paylaşılması, ne bölge ülkelerinin jeopolitik yeni kümelenmeleri, ne karşı satranç hamleleri, ne de Türkiye’nin ve KKTC'nin zamanlıca kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgeler (MEB) ilanı bizi yeterince ilgilendirdi.

 

Dahası, bugün de sadece bölgenin enerji kaynakları değil, hepsi birbiri ile bağlantılı jeopolitik güç mücadelesi, dini hamilik, denizlerde seyrüsefer serbestisi, yeni küresel düzenin askeri bloklaşması, ticaret savaşları, terör eylemleri gibi konular bölgemizde suları isindiriyor, rekabeti kızıştırıyor. Bölgede aktif olan uluslararası petrol ve doğal gaz şirketlerini kara listeye almakla tehdit ediyoruz. ENİ zaten ofisini kapattı gitti. Shell ve ExxonMobil kaygılı. 

 

Tüm bu hususları tek tek degil hepsini entegre bir bakış açısıyla görmemiz, ona göre konumlanmamız gerekiyor.

 

Uluslararası enerji şirketlerinin İsrail, Güney Kıbrıs, Mısır, Lübnan ve Filistin sularında birbirinden farklı büyüklüklere sahip doğalgaz sahalarından fiili üretimleri halen cüzi miktarda. Ticari değeri söz etmeye bile değmez. Konuşulan, aslında bugünkü durum değil, önümüzdeki üç ila beş yıl zarfında aramaların sonuçlanıp üretime geçilmesi ile doğacak olası zenginlik. Sonra da bu zenginliğin talep bölgelerine rekabet edilebilir fiyatta, güvenilir güzergahlar üzerinden nasıl ihraç edileceği. Ve oyun taşları yerinbden oynadıktan sonra bölgede yaratılacak yeni statüko.

 

Doğal gaz'da bölgenin en önemli oyuncusu, Doğu Akdeniz’de ikinci en uzun sahil şeridine sahip ülke Mısır.  2015'de Zohr sahasında bulunan 850 milyar metre küp (bcm)’lik doğalgaz rezervi, yıllık 30 bçm’lik üretim ve 19 bcm'lik İdku ve Damietta LNG terminalleri kapasitesi ile bölgenin doğal gaz süpergücü ve hub’i. İsrail ile 15 milyar dolarlık anlaşma yapıldı. Buna göre, İsrail Mısır’a 10 yıl süre ile LNG olarak ihraç ya da iç tüketim için yıllık 7 bcm doğalgaz satacak. 2003'de Güney Kıbrıs ile MEB sınırlandırma anlaşmasını imzaladıktan sonra kilit ülke konumuna geldi.

 

Kahire ıle ilişkileri yeniden düzenlemeden Ankara’nın Doğu Akdeniz’de etkinlik kurması çok zor. Muhammed Mürsi’nin Sisi tarafından devrilmesinden sonra 2013’de ilişkilerimiz bıçak gibi kesildi. Askeri ve diplomatik ilişkiler son altı yıldır askıda, ekonomik bağlar geriledi. Diğer önemli doğal gaz ve jeopolitik oyuncu İsrail ile de öyle. Güney Kıbrıs ile daha derin, geçmişi 1960'li yıllara uzanan ihtilaflar var ve bunların çözülmesi kolay değil. Suriye iç savaşta, Şam ile ilişkimiz yok. Lübnan ile ortak kaygılarımız var. AB, ABD, Rusya ve Çin Doğu Akdeniz’i küresel ve bölgesel tasarımlarında terazinin önemli bir kefesinde oturtmuş durumda, petrol şirketleri kaynakları çıkartmak için harıl harıl çalışıyorlar.

 

Topyekün tüm güç unsurlarını, ekonomik, hukuki ve diplomatik yetenekleri harekete geçiren bir Doğu Akdeniz stratejisi acilen gündeme getirilmeli. Oysa biz askeri ve siyasi pazularımızı göstermeyi seviyoruz, sürekli kınıyoruz, bağırıp çağırıyoruz. Sözgelimi, Güney Kıbrıs'ın (uygulama imkanı olmayan) Fatih arama gemisi mürettabatını tutuklama kararı Ankara'da Cumhurbaşkanı'ndan başlayıp Dışişleri Bakanı’na, Milli Savunma Bakanı’na, Meclis Başkanı’na kadar uzanan hiyerarşide herkes tarafından ayrı ayrı kınandı. O karara böylece hiç hak etmediği muazzam bir anlam ve önem yüklendi. Oysa, Dışişleri Sözcüsü, bir soru üzerine, "yorum yapmaya bile değer görmüyorum" deyip kesip atmalı idi. Ve de derhal Güney Kıbrıs'ın canını acıtacak bir önlem sessiz sedasız yürürlüğe konulmalıydı.

 

Şayet bana sorarsanız “Doğu Akdeniz’de yeniden oyun kurucu olabilmesi , menfaatlerini koruyabilmesi, bölgesel barış ve istikrara, kaynakların ortak geliştirilmesine katkı sağlaması için Türkiye hangi adımları atmalıdır?" diye, hiç tereddütsüz şu sekiz öneriyi sıralardım:

 

1. İhtilaflı olmayan alanlardaki Mısır, İsrail, Lübnan, Güney Kıbrıs doğal gaz kaynaklarına saygı duyulduğu, bu alanlardaki arama, çıkartma, taşıma projelerine "kazan-kazan" temelinde katılabileceğimiz açıklanmalı.

 

2. Kıta sahanlığı ve MEB sınırlarının belirlenmesinde uluslararası hukuk ve hakkaniyet çerçevesinde görüşmelere hazır olduğumuz vurgulanmalı.

 

3.  Bu çerçevede, ön koşulsuz Doğu Akdeniz Gaz Forumu'na katılmaya hazır olduğumuz, ayrıca İzmir ya da Antalya'da Doğu Akdeniz Enerji İncelemeleri Merkezi kurulması için harekete geçeceğimiz belirtilmeli, istisnasız tüm Doğu Akdeniz ülkeleri davet edilmeli.

 

4. Mısır, İsrail, Suriye ve Güney Kıbrıs ile ilk aşamada dolaylı görüşmeler için uluslararası saygınlığı yüksek eski siyasetçi, diplomat ya da işadamları arasından Cumhurbaşkanı Özel Temsilcileri, sadece Doğu Akdeniz üzerinde çalışacak yine yüksek profilli, tam yetkili, bakan düzeyinde bir Koordinatör atanmalı.

 

5. Türk silahlı kuvvetleri en üst düzeyde NATO/SHAPE’e, müttefiklerine ve bölgedeki muhataplarına ziyaretler düzenleyerek Doğu Akdeniz askeri diyaloğunu başlatmalı, ”olmazsa olmaz" yaklaşımlarını izah etmeli. Tehditkar bir dil kenara bırakılmalı, menfaat ve stratejik öncelikleri gözeten “kararlı ama yumuşak güç” söylemi tercih etmeli.

 

6. Başta TPAO, BOTAŞ, Zorlu, Turcas, Genel Energy olmak üzere Türk enerji özel sektörünün Doğu Akdeniz enerji projelerinde yer almaları için gerekli siyasi ve ekonomik destekler sağlanmali, enerji sektorunde calisan bolge ozel sektor temsilcileri bir araya getirilmelı.

 

7.  Bölgenin önde gelen şirketleri ABD'li Exxon Mobil ve Nobel, Fransız Total, İtalyan Eni, Güney Koreli Kogas, Katar Petroleum, İngiliz/Hollandalı Shell, İsrailli Delek ve Avner, Rus Rosneft, Novatek ile birebir görüşmeler yapılmalı, hem onların mevcut iş planları, gelecek çalışmaları, beklentileri dinlenmeli, hem de Türkiye'nin pozisyonu gerekçeleriyle anlatılmalı ve diyalog kanalları her zaman açık tutulmalı.

 

8. Dış dünyadaki menfi algılamayı etkisiz kılmak, Türkiye'nin yaklaşımını anlatmak için güçlü bir stratejik iletişim planı hazırlanmalı, yürürlüğe konulmalı. Hem Türkiye hem de bölgedeki insanların yeni stratejimizi benimsemeleri, en azından doğru algılamaları, aralarındaki bağları güçlendirmeleri için üniversiteler, düşünce kuruluşları, medya üzerinden ayağı yere basan kapsamlı İletişim çalışmaları başlatılmalı.

 

Back to Top