ABD-İran: Irak’ta Bilek Güreşinde

Ali SEMİN
26 Haziran 2019
A- A A+

Orta Doğu bölgesinde yaşanan istikrarsızlık ve kaotik gelişmelerin neticesinde ortaya çıkan bölgesel ve küresel güçler dengesinin hangi mecraya doğru gittiğini kestirmek her geçen gün zorlaşıyor. Bir tarafta Suriye iç savaşının sürüncemede kalarak şiddetli bir şekilde devam etmesi, diğer tarafta Rusya-ABD ve bölgesel güçlerin (Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri) nüfuz rekabetinin çeşitli boyutlarla sürekli işbirliği ve ittifakların yönünü değiştirmesi bölgesel tehdidi de artırmaktadır. Çünkü Orta Doğu’daki değişim süreçleri, oluşan denklemler ve çok kutuplu uluslararası sistemin yansımaları dikkatlice izlendiğinde küresel ve bölgesel güç değişkenliğine yol açıyor. Bu bağlamda Amerikan Başkanı Donald Trump’ın, 8 Mayıs 2018 tarihinde önce İran Nükleer Anlaşması’ndan tek taraflı olarak geri çekilmesi, aynı yılın Ağustos ve Kasım aylarında iki aşamalı olarak İran’a yönelik hayat geçirdiği ambargoların neticesinde Orta Doğu’da yükselen Washington-Tahran geriliminin bölgemizde olası bir vekalet savaşına dönüşebileceği kuvvetle muhtemeldir.

 

Öte yandan Trump’ın İran’a yönelik izlediği stratejilerinden sonra Aralık 2018’de Suriye’de bulunan askerlerini geri çekeceği kararını açıklamasıyla birlikte bölgesel ve uluslararası karar mercilerini, kamuoyunu, medya-basın organlarını ve konuyla ilgilenen araştırmacıları oldukça meşgul etmiştir. Ancak Trump’ın Irak ve Suriye’ye ilişkin yeni stratejilerinin olduğunu ve bölgedeki Amerikan çıkarlarına zarar vermeden daha az maliyetli bir vizyon izleyeceğini de unutmamak gerekir. Çünkü Amerika’nın Orta Doğu stratejisini konjonktürel olarak kısa vadeli veya belirli manevralarla bölgesel ve küresel rakiplerini dengelemek için taktiksel olarak değiştirebilen ülkedir. Fakat orta ve uzun vadede kalıcı bir politik izlemesi oldukça zordur. Dolayısıyla Trump’ın Suriye’den askerlerini çekeceği ihtimali ile beraber İran-ABD arasındaki gerginliğin üzerinde tartışmaların devam etmesinden ziyade Washington’ın Orta Doğu’daki yeni istikametinin ve bölgesel/küresel güçlerle güç mücadele sahasının neresi olduğunu tartışmak daha elzemdir. Başka bir ifadeyle ABD’nin veya Başkan Trump’ın Orta Doğu için kurgulamaya çalıştığı ana doktrininin ABD’nin 43. Başkanı George W. Bush’un bölgesel manada kurmaya çalıştığı etnik ve mezhepsel (Şii-Sünni) geriliminden oldukça farklıdır.

 

Bush-Obama ve Trump Stratejilerinde Irak

 

Bush ve Obama döneminde genelde Orta Doğu’da özelde ise Irak’ta izlenen Şii eksenli Amerikan dış politikasının Trump ile birlikte değiştiğini veya önümüzdeki dönemde değişeceğini tartışmakta fayda vardır. Bu bağlamda Trump’ın Orta Doğu ve Irak için hayata geçirmeye çalıştığı temel stratejinin Arapları Şii-Sünni mezhepsel ayrışmadan uzak kontrollü olarak pan-Arabizm etrafında toplayarak İran’ı, Lübnan’da Hizbullah’ı ve Irak’taki Tahran rejimine yakın Şii siyasi parti-milis güçlerinin zayıflamasını sağlayabileceğini söylemek mümkündür. Çünkü İran-ABD’nin Körfez’de ve Hürmüz Boğazı üzerinden göstermiş oldukları karşılıklı güç gösterisinin asıl adresi Irak olduğunu gözler önünde bulundurmakta fayda vardır. Şu bir gerçek ki; İran’ın Orta Doğu’daki nüfuz alanını daraltmak ve etkili olduğu Suriye, Yemen ve Lübnan’daki faaliyetlerinin önüne geçmenin yolu Irak’tan geçer. Bu sebeple ABD’nin öncelikli olarak ekonomik yaptırımlarla İran’ı içerden zayıflatmak daha sonrasında ise, Irak’taki İran bağlantılı olan siyasi parti ve milis güçlerine yönelik aşama aşama baskılar kurmaya çalışacağı söylenebilir.

 

Örneğin, Trump, özellikle Haşdi el Şabi içerisinde bulunan ve İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı başta Asaıb el Hak, Kataib Hizbullah Irak (Irak Hizbullahı) ve Ceyşul Muhtar (Muhtarın Ordusu) olmak üzere İran bağlantılı milis güçlerine karşı baskı altında tutmak, terör listesine almak veya söz konusu milislere yönelik küçük çaplı askeri operasyonlar düzenlenebilir. Çünkü İran’ın Irak’ta nüfuz etmek için izlediği stratejilerinin temelini milis güçlerinin askeri gücü oluşturmaktadır. Bu nedenle ABD’nin Irak’ta Tahran’ın etkisini kırmak için askeri anlamda Şii Haşdi el Şabi milis gücüne yönelik yukarıda belirtiğimiz yaptırımları uygulaması kaçınılmaz görünmektedir. Şu hususa dikkat çekmekte fayda vardır; Irak’ta bulunan İran bağlantılı Şii milis güçleri bir sene içerisinde 8 kez Amerikan askeri üslerini ve şirketlerini füzelerle hedef alarak saldırı düzenlemiştir. En son 19 Haziran’da Irak’ın, Basra iline bağlı el Bercesiye bölgesinde Katyuşa füzesiyle Amerikan enerji şirketi Exxon Mobil’in idari işler olarak kullandığı binaya saldırılmıştı. ABD’nin uyguladığı ekonomik yaptırımların Tahran’ı sık boğaz ettikçe İran da Irak’ta var olan Amerikan şirketlerini ve askeri üslerini hedef almaktadır.

 

İran’ın Irak’taki Ekonomik Gücü

 

Yukarıda belirtildiği gibi İran’ın Irak’taki siyasi ve askeri gücünün yanı sıra ekonomik gücünden de bahsetmek mümkündür. ABD Başkanı Tramp’ın nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardında ABD-İran arasında yaşanan gelirimden dolayı Bağdat hükümeti, Irak’ta büyük nüfuza sahip iki ülke arasında yükselen çatışma ihtimaline karşı arada kalmayı ve İran ile ilişkilerinin kötüleşmesini istememektedir. Bu bağlamda Irak Dışişleri Bakanı Muhammed Ali el Hekim’in yaptığı açıklamaya bakıldığında ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik uygulamaya koyduğu ekonomik yaptırımlara Bağdat hükümetinin uymayacağını ve Irak’ın tarafsız olacağını ifade etmiştir. İran’ın Irak’taki siyasi ve askeri olarak güçlü olduğu kadar ekonomik-ticari bağlamda da etkin bir rolü mevcuttur. Bu minvalde İran-Irak ticaret hacmi yaklaşık 12 milyar dolardır. Bu rakamın 11 milyarı doları Irak’ın İran’dan yaptığı ithalattır. Irak ise İran’a 66 milyon dolarlık ihracat yapmaktadır. İran, 2020 yılında Irak ile olan ticaret hacmini 20 milyar dolara çıkarmayı hedeflemektedir.

 

Aslında İran, ABD tarafından ekonomik yaptırımlara maruz kaldıktan sonra Irak ile diplomatik ilişkilerini güçlendirmeye yöneldi. Örneğin İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif beş günlük ziyaret düzenledi ve ziyaretinin neredeyse tamamını Irak ile ekonomik, ticari ve yatırımların güçlenmesine ayırmıştı. Bakan Zarif’in ardından Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 2013 yılından bu yana ilk defa 11 Mart 2019 tarihinde Irak’ı ziyaret etmiş oldu. Dolayısıyla İran bir müddettir Kudüs Ordusu Komutanı General Kasım Süleymani’yi Irak sahasında fazla görünmemesi Tahran’ın Irak’ta askeri anlamda değil, diplomatik ve yumuşak güç olarak görünür hala gelmeyi amaçlamaktadır. Bu açıdan İran, Bağdat hükümeti ile artık komşu bir devletin egemenliğine zarar vermediğini göstermeye çalışmaktadır.

 

Washington-Tahran Arasında Irak Arabulucu Olabilir mi?

 

ABD-İran arasında tırmanan gerilimden sonra Irak’ın Tahran’ın yanında yer alması ve uygulanan yaptırımları dikkate almayacağını açıklaması komşuluk ilişkilerine uygun bir davranış olarak kabul edilebilir. Öte yandan Irak; son zamanlarda tüm bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler kurarak diplomatik, ekonomik ve ticari anlamda geliştirmeyi hedeflemektedir. Irak’ın hiçbir komşu ülke ile husumetli olma durumu yoktur. Bu doğrultuda Bağdat hükümetinin, İran ile ABD arasında gerilimi düşürmek için arabulucu olmak istemesinin temelinde yaşanan gerginliğin muhtemel bir çatışmaya dönüşmesi durumunda Irak büyük zarar göreceğini düşünmektedir. Başka bir ifadeyle Bağdat hükümeti, ABD-İran geriliminin çatışmaya dönüşmesi veya vekâlet savaşına evrilmesiyle birlikte ana sahası Irak’ın olacağı endişesini duymaktadır. Çünkü ABD-İran arasında muhtemel çatışmanın Irak’ı felakete sürükleyecektir. Bağdat bu yüzden iki çatışan ülkenin ortasında kalacağından kaygı duyuyor. Hatta ABD-İran olası çatışması durumda bölgenin en büyük kaybedeni Irak’ın olması kuvvetli olasılıktır.

 

Bu açıdan yukarıda belirtilen gelişmeleri değerlendirdiğimizde, Irak Başbakan Adil Abdülmehdi’nin Washington-Tahran ilişkilerinde çalan çatışma sirenlerine karşın iki ülke arasında arabuluculuk girişimi tamamen semboliktir. Çünkü 27 Aralık 2018 tarihinde Başkan Trump sürpriz bir şekilde Irak’ın Enbar vilayetinde bulunan Aynul Esed Amerikan üssünü ziyaret etmesini Bağdat hükümetini yeni kuran Abdülmehdi’ye haber vermemişti. Hatta Abdülmehdi özellikle Şii siyasetçiler ve Haşdi Şaabi yetkilileri tarafından ciddi anlamda eleştirilmiş ve tepkilerle karşılaşmıştı. Böylece Irak’ın Washington-Tahran arasında yaşanan gerginliğin önüne geçmek için arabuluculuk girişiminin başarı olmasından öte ABD kendisinin işgal ettiği bir ülkeyi dinler mi? Sorusunu sormak gerekir. Çünkü uluslararası ilişkiler disiplininde arabuluculuk yapan ülkeyi ilk önce tarafların kabul etmesi gerekir. Arabulucu olan devletin taraflara sözü geçecek kadar güçlü olması gerekmektedir. Dolayısıyla Irak’ın taraflara sözünü dinletmesi oldukça zor görünüyor.

 

Netice itibarıyla İran-ABD arasında yaşanan gerilimden dolayı Irak, iki ateşin çemberindedir. İran’ın Körfez’de ve özellikle de Hürmüz Boğazı’nda ABD’yi tehdit edecek adımlar (ticari gemilere saldırması gibi) atsa da, Irak’ta kontrol ettiği Şii milis güçlerini kullanarak Washington’ın çıkarına zarar vermeye devam edebilir. Ayrıca Tahran-Washington gerilimi tırmandıkça Irak’ın iki ülke arasında vekalet savaşına dönüşmesi kuvvetle muhtemeldir. Özellikle İran’a bağlı Şii milis güçlerinin Irak’taki Amerikan şirketlerini ve üslerini hedef alarak devam etmesi durumunda ABD-İran’ın vekalet savaşının ilk adresi Irak’ın olacağını tahmin etmek zor değildir.

 

Bu Yazı 26 Haziran 2019'da Yeni Şafak Gazetesinde Yayımlanmıştır.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top