Türkiye-ABD Arasındaki Güvenli Bölge Mutabakatı ve Sınır Güvenliği

Ali SEMİN
19 Eylül 2019
A- A A+

Türkiye, Suriye-Irak sınırının Malikiye sınırına kadar süren bir güvenli bölge oluşturmaya çalışmaktadır.

 

Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Birleşik Müşterek Harekat Merkezi’nin iyi bir başlangıç olduğunu söyleyerek,  5-7 Ağustos tarihlerinde Ankara’da Türk ve ABD heyeti ile gerçekleştirdikleri görüşmede terör örgütü YPG/PKK’nın bölgeden çıkarılması ve ellerinde bulunan ağır silahların toplanması konusunda mutabık olduklarını belirtti. ABD’den atması beklenen adımlara ilişkin değerlendirmeniz nedir?

 

Burada Türkiye’nin istediği ağır silahları terör örgütü YPG’nin elinden almak değil. Türkiye’nin istediği şu; Fırat’ın doğusunda veya Suriye’nin kuzeydoğusundaki YPG terör örgütünün oluşturmaya çalıştığı kanton veya özerkliğin ortadan kaldırılmasıdır. Bunu Amerikalılar sanki Türkiye ağır silahları YPG terör örgütünün elinden almak için böyle bir adım attığını düşünüyor veya Fırat’ın doğusuna operasyon konusunda açıklamalar yapıyor diye düşünüyorlar. Aslında Türkiye özellikler 20 mil yani 32 km derinlikte Suriye-Irak sınırının Malikiye sınırına kadar süren bir güvenli bölge oluşturmaya çalışmaktadır. Bu yüzden de bu tür adımların atılması tek taraflı değil. Bu tür olaylar, bu tür güvenli bölgenin oluşması düşüncesi Amerikalılarla varılan mütabakat doğrultusunda değildir.

 

Şimdi Amerikalıların istediği şudur; 5 km ile 15 km derinlikte bir güvenli bölge çünkü eğer bu güvenli bölge oluşturulursa YPG’liler tamamen Amerikalıların koruması altında kendi bölgelerinde şu andaki özerk ya da kanton bölge olarak oluşturdukları bölgeleri meşrulaştırmış olacak. Türkiye onun için bu tür planlara karşı çıkmaktadır. Amerikalılarla şu ana kadar mutabık kaldıkları 3 konu var. Onlardan bir tanesi Müşterek Harekât Merkezi’nin kurulması. İkincisi Türkiye’ye gelen tehditler konusundaki sorunlar ya da tehdidin ortadan kaldırılması, üçüncüsü Türkiye’deki göçmenler yani Suriyeli mültecilerin ya da Suriye’den gelen yeni göç akınının önüne geçilmesi konusunda mutabık kaldıklarını açıklamışlardır. Ama şu ana kadar ne Türkiye tarafından ne de Amerika tarafından kilometre konusunda özellikle derinlik konusunda herhangi bir açıklama gelmedi. Muhtemelen temel amaç Amerikalıların istediği dediğim gibi, 5-15 km’ye kadar derinlikte bir güvenli bölge, Türkiye de buna karşı çıkmaktadır.

 

Türkiye özellikle Amerikalıların samimiyetini test etmek istiyor. Bu nedenle ABD ile üç madde konusunda mutabık kaldıklarını açıkladılar. Ama Türkiye daha önce de Amerikalılarla bunu somut bir örnek olarak Menbiç’te yapmıştı. Özellikler Haziran 2018’de Amerikalılarla Menbiç mutabakatı konusunda ortak devriye gezme konusunda mutabakat sağlanmıştı ama Menbiç’teki YPG’liler hala Menbiç’te bulunmaktadır ve bunlar herhangi bir şekilde çıkarılmadı. Çünkü Menbiç mutabakatına göre oranın yönetimi tamamen yerli halka verilecekti. Amerikalılar buna uymadılar bu nedenle Türkiye şu andaki mutabakatı özellikle Ankara mutabakatında Amerikalı heyetle daha temkinli davranmaktadır.

 

Eğer bu mutabakata Amerikalılar sadık kalmazsa Türkiye’nin B planı var

 

Türkiye, ABD ile mutabık kalınan noktalarda ilerleme olmazsa TSK’nın B ve C planının olduğunu açıkça dile getirdi. Bu planlara ilişkin tahminleriniz nelerdir?

 

Türkiye’nin ABD ile vardığı mutabakat noktaları konusunda herhangi bir ilerleme kaydedilmezse Türk Silahlı Kuvvetleri’nin zaten şu anda sınırda ciddi bir yığınağı var, Suriye için ciddi bir hazırlık söz konusu. Bunun için eğer bu mutabakata Amerikalılar sadık kalmazsa Türkiye’nin B planı var. Aslında A planı şuydu; Amerikalılarla anlaşıp  o bölgeyi tamamen güvenli bölge ilan edip ve YPG terör örgütünden temizlemektir. B planı ise şudur; kesinlikle sınır ötesi yani Fırat’ın doğusuna olası bir askeri operasyondur. Tabi bu B planı olarak da Türkiye’nin askeri operasyon şu şekilde olabilir; geniş kapsamlı değil sınırlı alanlara bir operasyon yapabilirler. C planı ise o bölgeyi tamamen kontrol edip, güvenli bölgeye dönüştürüp Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin  o alana intikal etmesini sağlamaktır.

 

Türkiye’nin Suriye’de 3 tane esas stratejisi var. Bunu A,B,C planı olarak değil hedef olarak söyleyebilirim ve bunlardan bir tanesi Suriye’nin topak bütünlüğünü sağlamak, ikincisi Suriye’deki terör örgütleri özellikle YPG/PKK terör örgütünün Suriye’nin kuzeyinden tamamen çıkarılması ve o bölgenin tamamen güvenli bölge ilan edilmesi. Üçüncüsü de Türkiye’de bulunan mültecilerin kurulacak güvenli bölgeye yerleştirilmesi.

 

Şu anda Türkiye’de 4 milyona yakın Suriyeli mülteci var ve Türkiye Suriyeli mültecilere 37 milyar dolar harcamıştır. Bu durumda, Türkiye büyük ve bir o kadar da ağır yükün altındadır. Bu yüzden de Türkiye’nin istediği şu, bu mültecilerin en azından planlanan güvenli bölge oluşturulduktan sonra yüzde 60 ile 70’inin kendi ülkelerine geri dönmesini sağlamaktır. Çünkü Suriyeli mülteciler Türkiye’deki iç kamuoyunda zaman zaman siyasi bir ihtilafa da dönüşüyor. Ayrıca toplumsal bir kriz de yaratıyor ve Türkiye, bunun altından şu anda mümkün olduğu kadar kalkabiliyor ama bu ileride ciddi toplumsal, güvenlik ve ekonomik sorunlara da yol açacağını bildiği için şu anda bu güvenli bölge konusunda üçüncü hedefi Suriyeli mültecilerin en az yüzde 60’ının ülkelerine geri dönmesini sağlamaktır. Bu üç hedef doğrultusunda eğer Türkiye herhangi bir netice almazsa bunun sonucunda büyük bir ihtimalle D planı olarak mültecilerin Avrupa’ya gitmesine göz yumarak büyük bir kısmını Avrupa’ya gönderebileceğini düşünüyorum. Ya da bir kısmının en azından Avrupa’ya gitmesini sağlayabilir. Bu tablo Türkiye’nin elinde Avrupa’ya karşı önemli bir karttır.

 

Türkiye ne zaman bunların mutabakata uymadığını görüp olası bir operasyon başlatacak

 

Pentagon Sözcüsü Sean Robertson, geçtiğimiz günlerde bir Türk ve bir Amerikan generalin aynı helikopterde keşif uçuşu yapmasını “dönüm noktası” olarak değerlendirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ABD Silahlı Kuvvetleri unsurlarınca ilk ortak kara devriyesi gerçekleştirildi. Atılan bu adımlar ve sonrakilere ilişkin değerlendirmeniz nedir?

 

Amerika özellikle Pentagon’un Sözcüsünün açıklamasında ortak devriyeyi “dönüm noktası” diye nitelendirmesi, mutabakatın ilk aşamasının hayata geçtiğini gösteriyor. Ama bence “dönüm noktası” tanımlamasında amaç        Türkiye’ye karşı “biz orada şu aşamada özellikle askeri operasyon yapmasının önüne geçtik, ikna ettik” gibi algı oluşturmaya çalışmalarıdır. Ayrıca ABD’liler Türkiye bizimle bu konuda hareket ettiğinin göstergesi olarak bakıyor ve beraber hareket ettikleri için bir dönüm noktası tanımlaması yapmış olabilir diye düşünüyorum. Çünkü bilindiği üzere Türkiye çok ciddi anlamda Fırat’ın doğusuna askeri operasyon, sınır ötesi operasyon hazırlığı içerisindedir ama bu görüşmelerden sonra bu operasyonu ilk aşamada biraz ertelemiş görünüyor.

 

Bir Amerikalının helikopterle Fırat’ın doğusu üzerinde uçuş yapması önemlidir. Türkiye açısından bu devriyelerin en önemli noktası o bölgedeki arazileri iyice bilmesi, görmesi, aslında bunların hepsi keşif uçuşları olarak da nitelendirilebilir. Zaman içerisinde eğer Amerikalılar herhangi bir anlaşmaya uymazsa Türkiye’nin, operasyon yaptığı zaman bu bölgelerin arazi taraması olarak arazide keşif yaptığı için bu bölgelere daha hâkim olabilecek güçte olduğunu kabul edebiliriz. Buradaki dönüm noktası dediği Türkiye’nin “ikna oldu, bize yakınlaştı, planlarımıza yakın duruyor” gibi gösteriliyor olmasıdır. Fakat bence Türkiye oldukça rahatsız, çünkü Türkiye’nin istediği o bölgede YPG’nin tamamen temizlenmesi ve güvenli bölge ilan edilmesi. Amerikalıların bu konuda çok fazla samimi olmadıklarını ben şimdiden seziyorum. Çünkü Amerikalıların, daha önce de Suriye’de farklı hedefe sahip oldukları ve Suriye’nin en verimli toprakları olan Fırat’ın doğusunu kontrol ettikleri için böyle kolay kolay başka ülkelere veya başka aktörlere bırakacaklarını düşünmüyorum. Ama bu mutabakat daha yeni olduğu için önümüzdeki süreçte buna ne kadar uyulacak, Türkiye ne zaman bunların mutabakata uymadığını görüp olası bir operasyon başlatacak onu da tabi önümüzdeki süreçte bekleyip görmemiz gerekiyor.

 

Bence eğer Amerikalılar mutabakata uymazsa Türkiye, muhtemelen küçük çaplı da olsa askeri operasyon yapabilir. Belki 5 ile 9 kilometre derinlikte bir operasyon yapması söz konusu olabilir. Bu nedenle Türkiye’nin ortak kara ve hava devriyelerini uzun süre sürdürmesini beklememekteyim.

 

Önümüzdeki süreçte Türkiye belli silahları Çin’den de alabilir

 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya’ya yaptığı son ziyaretin ardından Rusya’nın federal askeri-teknik iş birliği servisi FSVTS’nin direktörü Dmitriy Şugayev, Türkiye’yle Rus savaş uçakları Su-35 ve Su-57’nin teslimatına ilişkin görüşme yürüttüklerine ilişkin açıklama yaptı. Bu durum Türkiye-ABD ilişkilerini “Güvenli Bölge” açısından nasıl etkiler? ABD’nin F-35 açıklamasından sonra nasıl bir değerlendirme yapılabilir?

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Moskova ziyaretine baktığımız zaman, tabii ki çeşitli görüşmeler yapıldı. Ana gündemi İdlib’di ama İdlib’in yanında farklı alanlarda iş birliği konusu görüşüldü. Bunlardan bir tanesi de askeri iş birliği anlamında uçak veya S-400 konusuydu. İkinci görüşülen konunun her iki ülke ticaret hacminin 25 milyar dolardan 100 milyar dolara çıkarılmasının söz konusu olduğu açıklandı. Üçüncüsü de enerji konusu, bilindiği gibi Türkiye doğalgaz ihtiyacının yüzde 63’ünü Rusya’dan alıyor ve Türk Akımı gibi farklı enerji yolları projelerinde de iş birliği yapılıyor. Türkiye’den uçak alımı konusunda henüz net bir açıklama gelmedi ama Türkiye, S-400’ü Amerika’ya rağmen aldı mı, aldı. Ödeme olarak 2 milyar 500 milyon dolar ödedi mi, ödedi. Bunun dışında Türkiye’nin artık askeri iş birliği konusunda, savunma sanayisi konusunda Amerika’ya bağımlı olmadığını göstermek amacıyla bu tür alanları çeşitlendirdiğini görüyoruz. Belki önümüzdeki süreçte Türkiye belli silahları Çin’den de alabilir. Kendi hava sahasını korumak amacına baktığımız zaman Türkiye için bunlar bir ihtiyaç ama Türkiye tamamen Amerikalılarla hem F-35 konusunda hem askeri anlamda, patriotlar konusunda tamamen köprüyü yıkmak istemiyor, hala görüşmeler söz konusu. Eğer bu tür uçakları Türkiye Rusya’dan alırsa güvenli bölgeye bence etkisi olmaz. Çünkü Türkiye’nin S-400’leri aldıktan sonra güvenli bölge konusunda Amerikalılarla görüşme yaptığını ve Ankara’da mutabık kalındığını gördük. Buradaki en önemli nokta şudur, Türkiye’nin artık bu bölgede uluslararası ilişkilerine bakmamız gerekiyor.

 

Ülkelerle kriz yaşayabilirsiniz ama bu ülkelerle belli konularda iletişim içerisinde olmanız gerekiyor. Hele ki anlaşmazlık yaşadığınız ülke, Suriye gibi iç savaş yaşayan bir komşunuzda etkin ise köprüleri tamamen yıkmamanız lazım. Yani en azından diplomatik kanallarınızı veya ilişkilerinizi güçlendirmeniz ya da belli konularda anlaşmanız gerekiyor. Türkiye şu anda F-35 ve yaptırımlar konusunda Amerika ile kriz yaşıyor ama Suriye konusunda Amerikalılarla özellikle güvenli bölge planı üzerinde görüştüğünü görüyoruz. Bu sebeple Rusya ile askeri iş birliğinin artması durumunda güvenli bölge görüşmeleri çok fazla etkilemez. Çünkü Türkiye S-400’ü aldıktan sonra da güvenli bölge konusunda Amerikalılarla görüşmeye devam etti.

 

Güvenli bölge konusunda birlikte hareket etmeyi etkileyen en önemli husus Ankara-Washington’ın mutabık kaldıkları planın sahada ABD tarafından uygulanmaması.Neden etkilemez, onu da ifade etmekte yarar var. Eğer güvenli bölge konusunda Amerikalılar Türkiye ile masada oturmamış olsaydı Türkiye oraya Fırat’ın doğusuna bir operasyon başlatabilirdi. Onun için Türkiye’yi çok fazla etkileyeceğini düşünmüyorum. Ama Türkiye misilleme mi yapıyor, hayır misilleme değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Moskova’daki uçakları incelemesi bir misilleme değil aslında bir mesajdır. “Eğer bizimle iş birliğine girmezseniz, Suriye konusunda iş birliği yapmazsak, bize F-35 konusunda yaptırımlar uygularsanız, bizi anlaşmadan çıkarmanız…, biz de burada farklı bir ülke ile farklı uçak alternatiflerine bakabiliriz” diye Amerikalılara bir mesajdı, yani bir misilleme değildi.

 

Bu Röportaj Türkmen Basın Ajansı'nın Web Sitesinde Yayımlanmıştır.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top