74. BM Genel Kurul Toplantısı ve İran’ın Talepleri

A- A A+

BM Genel Kurulu’nun 74. oturumu çeşitli uluslararası meselelere sahne oldu. Zirvedeki konular ve liderlerin konuşmaları arasdında, en önemli iki konu uluslararası haber ajansları ve siyasi analistlerin dikkatini çekti. Bunlardan biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İsrail'in varlığını sorgulamaya yönelik konuşmasıydı. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan uluslararası toplumun teröre aldırış etmemesinden de şikayet etti ve Orta Doğu'da barışın ve istikrarın önemini vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında ayrıca, bir milyondan fazla Suriyeli mültecinin Suriye’nin kuzeyinde tercih edilen güvenli bölgede yeniden yerleştirilmesi konusuna odaklandı.

 

BM Genel Kurulu toplantısında diğer bir konu ABD ile İran liderleri arasındaki sözlü bir mücadeleyi içeriyordu. Bu sözlü çatışmada, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani uluslararsı yasalara ve hukuka dayalı bir şekilde Trump'ın politikalarına ve ABD'nin İran'a karşı yaklaşımına hem meydan okudu hem de eleştirdi. Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, İran’a uygulanan ABD yaptırımlarının mantıklı ve yasal bir temeli bulunmadığını ve Türkiye’nin bu konuda ABD’nin taleplerine uyum sağlamadığını net bir dilde açıklamış oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin İran ile ticarete devam edeceğini söyleyerek komşusunu desteklemiş oldu. Daha önce, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da, Türkiye ancak BM kararlarına uyum sağlamak zorunda olduğunu ve ABD’nin tek taraflı yaptırımlarına uymak zorunda olmadığını vurgulamıştı.

 

Hasan Ruhani’nin BM Genel Kurulunun yetmiş dördüncü oturumundaki konuşmaları çeşitli şekillerde değerlendirilmelidir.

 

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, ABD hükümetine BM’e katılma fırsatını iyi kullanarak ABD’ye karşı gerekli yaklaşımını gösterdi. Konuşmasında Trump’ın politikasına değinerek müzakerelerin ancak yaptırımların kaldırılması ile olanaklı olduğunu savundu. Böylece ABD’nin sert tutumu karşısında diplomatik diyalog ihtimalini olası kılarak gerekli zemini hazırlamış oldu. Sözlerinde mevcut durumda, pasif ve savaşa sürükleyen tavrın yerine bölgedeki sorunların çözümü ve krizlerle başa çıkmak için uluslararası hukuka dayalı ılımlı politika ve diplomasiye dayalı aktif diyalogdan bahsetti. Fransa, Almanya, Birleşik Krallık, Japonya gibi gelişmiş ve etkili ülkelerin liderleriyle yapılan çeşitli görüşmelerde bile diplomatik söylem kullanma ve JCPOA’nın (5+1 arası imzalanmış Nükleer Anlaşma) devam etmesi için tarafların kayıtsız ve şartsız taahhütlere uyum sağlamalarını ve ABD ile müzakere konusunda bir araya gelebilmenin ancak yaptırımların kaldırılmasıyla mümkün olacağını vurguladı. Ruhani sorun oluşturan her hangi bir konuyu (füze, Orta Doğu’da İran’ın müdahaleci politikası) ancak barışçıl yöntemlerle masaya yatırılmasından yana olduğunu da açıkladı.

 

Hasan Ruhani, BM Genel Kurulunun 74. oturumunun İran'a karşı siyasi ve propaganda baskılarını azaltmak için iyi kullanılabilecek bir fırsat olduğunu biliyordu. İran, toplantıya Dışişleri Bakanı düzeyinde katılabilirdi, ancak daha üst düzeyde katılmayı tercih etti.

 

Ruhani, uluslararası anlaşmadan çekilmiş ABD’yi suçlu gösterip Körfez’deki gerginliğin ana faktörünü yabancı güçlerin bölgedeki İran karşıtı devletlerin desteğiyle gerçekleştirildiğini açıkladı. İran'ın 1,5 yıldan beri nükleer anlaşmanın ABD tarafından tek taraflı olarak geri çekilmesine rağmen, mutabakatın niteliğinin ne kadar önemli olduğunu ve buna herkesin bağlı kaldığına önem vererek beklemeyi ve tedbirli politikayı tercih ettiğini açıkladı. Eğer İran anlaşmadaki taahhütlerinin bazılarında kısıtlama getirmiş ise bu eylem aslında AB ülkelerinin verdiği sözlerin gerçekleşmediğine reaksiyon olarak değerlendirmek gerektiğine vurgu yaptı. Bilindiği üzere, İngiltere, Fransa ve Almanya İran’ı nükleer anlaşmadan vazgeçmesin diye finansal caydırıcı politika uygulamaya başlayarak ilk önce SPV ve sonra ise INSTEX mekanizmalarını işe almışlardı; fakat bu iki mekanizma henüz İran’ın kredibilitesine ve ambargo sorunlarının aşmasında önemli bir katkısı olmamıştır. En son Fransa 15 milyar dolar petrol ön satış karşılığı bir krediden bahsetmiş fakat bunun uygulanmasına bile ABD izin vermemiştir.

 

Devletlerin bağımsızlıklarının uluslararası düzeyde önemi, İran Cumhurbaşkanı Ruhani'nin konuşmasının bir başka noktasıydı; İran'ın nükleer mutabakata tek taraflı bağlı kalmasının, ulusal hakları görmezden gelmek, İran halkının onurunun zedelendiği anlamına geldiğine işaret ederek,  İran'ın potansiyelinin görmezden gelme gibi bir yaklaşım olduğuna dikkat çekti. İran’ın hiçbir şekilde çaresiz bir ülke olmadığını ve birçok ekonomik zorluğa rağmen, ciddi ekonomik sıkıntıların üstesinden gelebildiğine vurgu yaparak günümüz şartlarında İran artık petrol gelirlerine tam olarak dayanmadan, siyasi ve askeri yeteneklerinden ve ekonomik potansiyelinden bağımsız olarak çalışabileceğine de değinildi.

 

İran Cumhurbaşkanı’nın ABD ve diğer AB liderleriyle siyasi literatür konusunda müzakere etme olasılığı üzerine yaptığı açıklamalar önemlidir. Önkoşulsuz müzakere olasılığını savunurken, diğer tarafın bir adım daha ileri gitmek ve müzakerelerden kâr elde etmek istediği konusuna parmak basarak şöyle bir ifade kullandı: “Taraflar müzakereden fazla pay istiyorlarsa daha fazla puanlar vermeliler!” Yani, İran'la yapılacak herhangi bir müzakerenin sonucu, kazan-kazan hedefine dayanmalıdır. Bu öneriyle, Amerikalı ve Avrupalı ​​liderlere pratik ve gerçekçi bir teklif önerdi.

 

Ruhani’nin en önemli konusu “Ümit koalisyonu” ve “Hürmüz Barış Planı” idi. Körfez ülkelerinin bölgesel güvenlik istikrarın yaratılmasında ulusal çıkarlara karşılıklı olarak saygı göstermeyi esas konu olarak savundu Ruhani. Bölgenin şuandaki gergin durumuna atıfta bulunarak, komşu ülkelerle (özellikle Basra Körfezi ve Suudi Arabistan) bölgesel güvenlik ve dostça ilişkiler konusunda daha yumuşak ve diplomasiden yana olarak literatür kullandı. İşte buna karşı geçmiş günlerde Muhammed Bin Salman da İran ile sorunların çözümünde diplomasinin başarılı işlem görebileceğini itiraf etti. Ayrıca, 30 Eylül tarihinde Irak Başbakanı Suudi Arabistan’dan dönerek İran’a Arabistan tarafından barış mesajını iletti. Zaten bundan önce İran birkaç defa Suudi Arabistan ile sorunların çözülmesinde diplomatik diyaloğun gerçekleşmesini önermiş; fakat Suudi Arabistan bunu pek fazla önemsememişti. Sanki John Bolton’un Beyaz Saray’dan uzaklaştırılması ve ARAMCO olayının ardında sorunların yeni çıkmazlara girmemesi için bu kez Suudi Arabistan ciddi yaklaşım sergilemeye gayret göstermektedir. İran, bölgedeki krizin çözümünü mutlaka Yemen halkına olan Arap Koalisyon Güçlerinin açtığı savaşın sona ermesinde etkili olacağını savunmuştur.

 

Bilindiği üzere Ortadoğu bölgesinde sular durulmuyor fakat akli selim ve uluslararası toplumun farkındalığına dikkat etmek, savaş ve şiddete yatırım yapmak yerine barışa ve uluslararası hukuk ve sözleşmelere saygı duyup sorunların çözümünde müzakere masasına koşulsuz dönmek bölge krizlerinin son bulmasında yararlı olacaktır. 74. BM Genel Kurulu’nda bu konu çeşitli liderler tarafından önerildi. Acaba, ülkeler arası ilişkiler bu rotada hareket edecek mi?

Back to Top