Amerika Serbest Ticaret Bölgesi

A- A A+

ABD‘nin bugüne kadar ortaya koyduğu Güney Amerika’ya yönelik en büyük girişim şüphesiz Amerika Serbest Ticaret Bölgesidir. (Free Trade Area of the Americas-FTAA). 800 milyon nüfusu kapsayan FTAA ortalama 14 trilyon dolar($) yıllık hâsılat öngörüsüyle dünyanın en büyük serbest ticaret bloğunu oluşturmayı amaçlıyordu. Küba hariç kıtanın tamamını serbest ticarete açacak bu büyük Washington projesi ile Güney Amerika ülkeleri ve ABD arasındaki işbirliğinde yeni bir döneme geçileceği düşünülüyordu. Bill Clinton'ın, 1994'te Miami'de yapılan ilk zirvede "Alaska'dan Tierra del Fuego'ya serbest ticaret" sloganıyla sunduğu FTAA’nın amacı “ticareti serbestleştirmek, yatırımları çoğaltmak, rekabeti arttırmak, serbest ticaretin, sermaye ve işadamı dolaşımının önündeki engelleri kaldırmak” olarak tanımlanmıştı.

 

Kısaca amaç çok taraflı bir düzenleme ile malların ve sermayenin serbest dolaşımını sağlamaktı. Ancak MERCOSUR’deki (Brezilya, Arjantin, Uruguay, Paraguay’ın üyesi olduğu Güney Amerika Ortak Pazarı) gibi isçileri koruyan ve antlaşmanın, ekonomi veya sosyal yaşam üzerindeki olumsuz etkilerini azaltacak koruyucu önlemler öngörmüyordu. 1998 yılında yapılan ikinci Amerika zirvesinde FTAA’nın çizdiği çerçeve ve dolayısıyla da Güney Amerika ülkelerinin bu konudaki görüşleri kendini belli etmeye başladı.

 

2001 yılında Quebec’te yapılan zirvede ABD Başkanı Bush, FTAA sürecini hızlandırmayı ve 2003 yılında imzaya açmayı önerdi. Ancak MERCOSUR ülkeleri ve Venezuella süreci hızlandırmayı reddetti. 2005 yılında Arjantin’de yapılan dördüncü zirvede FTAA’ya Chavez’in önderliğinde yeniden karşı çıkıldı. Ülkelerin özellikle üzerinde durduğu nokta, FTAA düzenlemeleriyle, büyük kurumlara özelleştirme yoluyla verilen ayrıcalıklar neticesinde, hükümetlerin toplum sağlığı ve güvenlik, işçi hakları, çalışma koşulları, doğal hayatın korunması gibi konulara müdahale etmesinin önüne geçilmesiydi. Sosyal haklar ve temel özgürlükler ile ilgili kanunların çıkartılmasının sınırlandırılıyor ve böylece bu ülkelere uluslararası şirketlere, ayrıcalıklı ve büyük olanaklar sağlanıyordu.

 

FTAA’nın esas olarak ABD, Kanada ve Meksika'dan oluşan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (NAFTA) modeline dayandığı ve FTAA’nın, NAFTA'nın bütün kıtaya yayılmış şekli olduğu düşünülüyordu. Uygulandığı on yıl içinde NAFTA, Meksika ve ABD'de isçi sınıfına ağır hasarlar vermişti. Ucuz işgücü nedeniyle birçok Amerikan firması, Meksika'ya taşınarak Amerika'da binlerce kişinin işsiz kalmasına yol açmıştı. Ayrıca, ABD, Meksika'dan büyük bir illegal işçi göçü alması emeğin iyice ucuzlamasına yol açmıştı. Kanada’da da kamu hizmetlerinde büyük bir gerileme yaşanmıştı.

 

FTAA’ya karşı aynı yıl Amerika için Bolivarcı Seçenek (Bolivarian Alternative for the Americas -ALBA) Küba ve Venezuella tarafından resmen ilan edilmişti. ALBA öncelikle ekonomik ve ardından kültürel, sosyal ve siyasi alanlarda birlikte hareket ve yardımlaşma üzerine kurulmuştur. FTAA’nın neo-liberal ve kâr maksimizasyonuna dayanan politikaları yerine, ülkeler arasındaki ekonomik farkları dengeleyen, kârı değil sosyal dayanışmayı ve “eşitlikçi kalkınmayı” ön planda tutan bir yapılanmayı öngörmektedir.  ALBA üyesi diğer ülkeler, Bolivya, Ekvador, Honduras, Dominik, Nikaragua, Saint Vincent ve Grenadinler ile Antigua ve Barbuda’dir.

 

Ayrıca belirtmek gerekir ki neo-liberal politikalar yüzünden yakın tarihte büyük ekonomik çöküntüler yaşayan bu muhalif ülkelerde peş peşe iktidara gelen sosyalist liderler, Chavez, Lula, Kirchner ve Vazquez seçim kampanyalarında FTAA karşıtı propaganda yaparak oy toplamışlardı.

 

Özetle, ABD’nin 2005 yılına kadar müzakerelerini tamamlayıp yürürlüğe sokmayı planladığı FTAA’nın 2008 yılı itibariyle içinde bulunduğu durum şüphesiz ABD’yi tatmin etmekten uzaktır, müzakerelerin tamamlanıp tamamlanamayacağı bile belirsizliğini korumaktadır.

 

17-19 Nisan 2009 tarihinde Port of Spain’de yapılan Beşinci Amerikalılar Zirvesi’nde yeni ABD Başkanı Obama ile Latin Amerika liderleri ilk kez karşı karşıya gelmişlerdi. FTAA anlaşmazlığı nedeniyle ilişkilerin gergin bir seyir izlediği Bush döneminden sonra “değişim” sloganı ile yola çıkan ve diplomatik ilişkilere büyük önem vereceğinin sinyallerini veren Obama’nın, “ABD’nin arka bahçesi” olarak nitelendirilen Güney Amerika ülkeleriyle ilişkilerde nasıl bir yol haritası izleyeceği merak konusuydu.

 

ALBA üyesi ülkelerin itirazı sonucu, zirvede ortak bir sonuç bildirisi üzerinde uzlaşma sağlanamasa da; özellikle zirve öncesi Obama’nın taraflar arasında eşitlik temelli ilişkiler kurulmasını arzu ettiği yönündeki açıklamaları ile görüşmelerin Bush dönemine göre daha ılımlı bir atmosferde geçtiği söylenebilinir.

 

Obama’nın Amerika’sı ile uluslararası arenanın yükselen gücü olarak addedilen Brezilya ve Bolivar’ci seçeneğin lideri ve petrol ihracatçısı Venezuella arasındaki ilişkilerin ne şekilde gelişeceği beklenip görülecektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top