Arka Bahçe Oyunlarına Devam: Rusya'nın Latin Amerika Açılımı

Elif KUTSAL
17 Temmuz 2009
A- A A+

“Arka Bahçe Oyunları” (Backyard Games) Soğuk Savaş döneminde Rusya ile ABD arasındaki çekişmenin bir sonucu olarak, birbirlerinin yanı başlarını nüfuz alanı haline getirerek ve nükleer füzelerle donatarak sürdürdükleri bir süper güç yarışıdır. Bu oyunların kalelerinden biri Avrupa diğeri ise Latin Amerika olmuştur. Soğuk Savaş’ın bitmesi ile ara verilen bu oyunlar Medvedev’in 2008 Aralık ayında yaptığı tarihi Latin Amerika ziyareti ile yeniden başladı ve dinamikler şaşırtıcı biçimde Soğuk Savaş dönemindekilerle benzerlik gösteriyor. Bunun yanında, yükselen diğer küresel aktörler, ABD-Rusya ve ABD-Latin Amerika ilişkilerinin değişen doğası Soğuk Savaş dönemiyle farklılık gösteriyor.


Tarihe Kısa Bir Bakış

1960’lara kadar Latin Amerika’yı “Coğrafi Kadercilik” (Geographic Fatalism) çerçevesinde ABD’ye yakınlığı sebebiyle kapitalist kampa dâhil olmak zorunda kalan ülkeler olarak değerlendiren Rusya, Küba’daki komünist devrim sonrasında bu politikasını aktif nüfuz alanı oluşturma stratejisiyle değiştirdi. 1961 Domuzlar Körfezi çıkarmasının ABD için başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Fidel Castro Küba’yı sosyalist bir cumhuriyet olarak ilan etti ve Kruşçev’in kıtadaki yandaşı durumuna geldi. Ortak ideoloji ve anti-Amerikancılık iki tarafı birbirine bağlayan en önemli faktörlerdi. 1960’ların ortalarına kadar diğer Latin Amerika ülkelerinden yalnızca Arjantin, Meksika ve Uruguay Moskova ile diplomatik bağlarını koparmadı; ticari ilişkiler durma noktasına geldi.

1962’de dünyayı nükleer savaşın eşiğine getiren Küba Füze Krizi arka bahçe oyunlarının ne kadar tehlikeli boyutlara ulaşabileceğinin göstergesiydi. ABD’nin Avrupa’ya konuşlandırdığı füzelere misilleme olarak SSCB Küba ile anlaşarak, adaya nükleer füze yerleştirmek için harekete geçti. Küba’ya yerleştirilecek füzelerin ABD tarafından fark edilmesiyle 13 gün süren kriz başladı. Kruşçev-Kennedy mektuplaşmalarının neticesinde iki tarafın da arka bahçelerindeki “oyuncaklarını” kaldırması kararına varıldı. Füzeler Küba’dan çekilirken Moskova’nın Castro’yu yok sayması nedeniyle iki ülke arasındaki ilişkiler bozuldu, Çin-Sovyet ayrımında Küba Rusya’ya destek vermedi ve Rusya’nın Latin Amerika’daki prestiji zedelendi.

Küba Füze Krizi, Rusya-Küba ilişkilerini bozdu ancak başlayan yumuşama (détente) dönemi diğer Latin Amerika ülkelerini Moskova’ya yakınlaştırdı. Bu yakınlaşmada, bölgede anti-Amerikan eğilimli milliyetçi hükümetlerin başa geçmesinin de büyük etkisi oldu. Bu açıdan bakıldığında, Rusya’nın Arjantin, Meksika, Brezilya gibi ideolojik birlik içinde olmadığı devletlerle ilişkilerini geliştirmesi dikkat çekici. ABD karşıtlığının, SSCB ve Latin Amerika için yeterli ortak payda oluşturduğunu söylemek mümkün. Hem diplomatik, hem de ticari ilişkilerin gelişmesiyle güçlenen ikili ilişkiler 1990’lı yılların başına kadar Washington’u huzursuz etmeye devam etti.

Sovyetler Birliği’nin 1991’de çöküşü yalnız Avrupa ve Orta Asya’da değil, Latin Amerika’da da bir şok dalgası yarattı. Siyasi, ekonomik ve sosyal çözünme Rusya için içe kapanıklığın; Latin Amerika için de “kayıp on yıl”ın başlangıcıydı. Bu şok dalgasından en çok etkilenen Küba oldu. Gorbaçov, Küba’ya ekonomik yardımı kesti ve Castro’dan Rusya’ya olan 10-20 milyar dolar borcunu ödemesini istedi. Bir zamanlar birlikte ABD’ye meydan okuyan iki ortak, şimdi alacaklı-verecekli konumuna gelmişti. Küba, Rusya’ya olan borcunu uzun yıllar ödemedi ve 2001’de Putin adadaki Lourdes askeri üssünü Castro’ya danışmaksızın kapatarak bu konudaki tavrını ortaya koydu.

Putin’in ilk başkanlık döneminde Latin Amerika ile ilgili bir hareketlilik yoktu. Rusya NATO ve DT֒ye üyelik ve Batı’ya yakınlaşma çabalarından henüz tam anlamıyla vazgeçmemişti. Latin Amerika ise yeni milenyuma Bolivarian Revolution diye adlandırılan, sol partilerin ABD karşıtlığı ve sosyal adalet söylemleriyle halk desteği alarak başa geldiği “Pembe Dalga” ile girdi. Rusya’nın 11 Eylül sonrası Bush’a uluslararası terörizme karşı savaşta destek vermesi ile Latin Amerika’daki anti-Amerikancılık örtüşmüyordu. Dengeler, 2003’te ABD’nin Irak’a girmesi ve Ukrayna ve Gürcistan’daki devrimlere destek vermesine karşı Rusya’nın aldığını tutumla birlikte değişti. Rusya ve Latin Amerika bir kez daha anti-Amerikancılık ortak paydasında birleşti ve çok kutuplu dünya istemlerini birlikte seslendirmeye başladı. 2008 Aralık ayında Medvedev’in nükleer güçle çalışan füze kruvazörü Büyük Petro, 3 gemi, 5 uçak ve 1600 asker ile Latin Amerika’ya yaptığı ziyaret Rusya’nın resmi olarak bölgeye geri dönüşüydü.

Günümüzde Rusya-Latin Amerika İlişkileri

Anti-Amerikancılık, son 10 yıldır Latin Amerika’da oldukça yükseldi. Yalnızca halktan bir tepki olarak değil, devlet politikası olarak da benimsenmeye başladı. Ülkelerin NAFTA’ya dâhil olmayı reddederek Bolivarian Alternative (ALBA) isimli bölgesel sosyalist ticaret bloğu oluşturmaları bunun bir yansımasıydı. Ayrıca uluslararası arenada ABD güdümlü örgütlerin dışında IBSA (Brezilya, Hindistan, Güney Afrika) ile işbirliğine gitmeleri ve Brezilya’nın BRIC grubuna yoğunlaşması da bu politikanın birer parçası. Son olarak Chavez’in “olası bir ABD saldırısına karşı” silahlanma başlatması da anti-Amerikan eğilimin bazı Latin Amerika ülkelerinde ne kadar yüksek olduğunu gösterdi. Tüm bu gelişmeler, Rusya’nın bölgedeki etkinliğini arttırmasında büyük rol oynadı. Rusya’nın çok kutuplu dünya yaratma stratejisi ile Bolivarian Revolution’un ABD’nin hegemonyasını kırma ilkesi birebir örtüşmekte. Doğal müttefiklik söylemleri de bu örtüşmeden ileri geliyor. Chavez “Sadece Venezüella değil tüm Latin Amerika'nın ABD egemenliğine son vermek için Rusya’ya ihtiyacı var” diyerek bu müttefikliğin gerekliliğini vurgulamıştı.

Rusya’nın Latin Amerika’daki varlığı şimdilik daha çok askeri ve ekonomik işbirliği ve enerji ortaklığı ağırlıklı. Ekonomik işbirliği konusunda Rusya’nın ALBA’ya dâhil olma isteği ve sosyalist ticaret bloğunu bölgesellikten kurtarıp uluslararası bir örgüt haline getirmek isteyen üye ülkelerin bu isteğe sıcak bakmaları önemli bir nokta. Venezüella’nın ortaya attığı ve Rusya’nın da desteklediği OPEC’e benzer bir enerji karteli oluşturma projesi de var. Şimdilik bir fikir olarak masada durmakta olan bu kartel, yine Venezüella’nın oluşturduğu Güney Amerika Doğal Gaz Boru Hattı projesinin gündeme gelmesiyle daha kapsamlı ele alınacak gibi gözüküyor. Bu hat Venezüella'dan başlayarak Brezilya, Arjantin ve Bolivya üzerinden Paraguay ve Uruguay'a uzanıyor. Chavez hattın yapımında hâlihazırda Venezüella, Küba, Brezilya ve Arjantin ile doğal gaz konusunda işbirliği yapan Rusya’nın da yer almasını istedi ancak bu konuda henüz bir adım atılmış değil.

Askeri işbirliği alanında atılan adımlar ekonomik alanda atılanlara göre daha somut ve kapsamlı. Rusya’nın silah ihracatında üçüncü büyük pazarı olan Latin Amerika ile ilişkiler yalnızca silah satımı ile sınırlı değil. Rusya’nın Arjantin, Nikaragua ve Peru’nun ordularını modernleştirme rolü üstlenmesiyle askeri işbirliği ayrı bir boyut kazandı. Venezüella’nın Rusya’dan çok sayıda silah satın alması yalnız Washington’u değil, diğer Latin Amerika ülkelerini de tedirgin etti. Özellikle Kolombiya, terörist olarak kabul ettiği FARC isyancılarını silahlandırdığı gerekçesiyle Chavez’e tepki gösterdi. Bu tedirginlik Rusya’nın işine yaradı ve ABD’nin tekelinde olan silah pazarına Rusya’nın girişini sağladı. Ayrıca, Medvedev’in bölgeye ziyareti sırasında, Venezüella ile Rusya’nın Karayip Denizi’nde ortak askeri tatbikat yapması da ABD’ye verilen mesajın yanı sıra, Rusya’nın Latin Amerika’daki varlığının askeri nitelik taşıyacağı konusunda da ipucu verdi.

Bu genel değerlendirmelerden ayrı olarak, Latin Amerika’nın Ukrayna’sı olarak anılmaya başlayan Venezüella’ya ve yükselen güç Brezilya’ya özel olarak bakmak gerekiyor. Rusya’nın bu iki ülkeyle ilişkileri ileride Latin Amerika’daki Rus varlığı açısından oldukça önemli gözüküyor. Venezüella’nın Rusya ile işbirliği konusunda en istekli ülke olduğunu söylemek yanlış olmaz. Moskova ile Caracas arasında 2005-2007 yılları arasında Venezüella’nın sahip olduğu doğal gaz kaynaklarının geliştirilmesi alanında 15 milyon dolarlık, savunma alanında ise 4,5 milyar dolarlık anlaşmalar imzalandı. 2008 yılında Chavez Rusya’dan 100.000 adet Kalaşnikov satın aldı ve Rusya askeri-teknik işbirliği programını hayata geçirmesi için Venezüella’ya 1 milyar dolarlık kredi vereceğini açıkladı. Ayrıca, Rusya’nın enerji devleri Gazprom ve Lukoil Venezüella’da 30 milyar dolarlık yatırım yapmaları için davet edildi. Gürcistan Savaşı’nda ABD’yi suçlayarak, Rusya’nın yanında yer alan Chavez, Rusya ve Beyaz Rusya’ya yaptığı ziyaretlerle enerji alanında ortaklıklarını güçlendirdi. Bu gelişmelerden anlaşıldığı kadarıyla Venezüella, Soğuk Savaş dönemindeki Küba’nın Rusya yandaşlığını üstlenmek istiyor. İki ülke arasında ast-üst ilişkisinin yaratılmasına zemin hazırlayan bu durum, Rusya’nın nüfuz politikası ve arka bahçe oyunları için gayet elverişli.

Rusya ile stratejik ortaklık, uzay teknolojisi ve savunma alanlarında anlaşmaları bulunan Brezilya ilk astronotunu Rusya sayesinde uzaya gönderdi. Brezilya Başkanı Lula, uranyum çıkarma ve zenginleştirme teknolojisi, 4. nesil nükleer reaktör kurulması ve atomik enerjinin kullanımının geliştirilmesi konularında da Rusya ile işbirliği yapmak istediklerini açıkladı. İki ülke birbirlerini uluslararası diplomatik arenada da destekliyor; Moskova, Brezilya’nın BM Güvenlik Konseyi kalıcı üyesi yapılması konusunda çalışmalar yaparken, Brezilya da Rusya’nın DTÖ üyeliğini destekliyor. Ancak, Brezilya’nın ile Rusya ilişkisinin ast-üst şeklinde olması pek mümkün gibi gözükmüyor. Dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olan Brezilya Rusya ile BRIC platformunda eş güç olarak muamele görüyor. Ayrıca işbirliği alternatiflerini Rusya ile sınırlı bırakmayıp, Çin, Hindistan, İran ve AB ile çeşitlendiriyor.

Yine, Yeni, Yeniden: Soğuk Savaş?

Rusya’nın Latin Amerika açılımı yeni bir Soğuk Savaş’ın başlangıcı olabilir mi? Bu soruya cevap vermek gerçekten çok zor çünkü bir yandan geçmişe birebir benzerlik gösteren dinamikler bir yandan da değişen küresel düzenin getirdikleri var. Benzerliklerden başlarsak, arka bahçe oyunlarının kaleleri değişmedi: Avrupa ve Latin Amerika. Rusya’nın yanı başındaki eski SSCB devletleri Rusya egemenliğine girme korkusu ve Batı sevdasıyla AB ve NATO üyeliği kovalıyor, ABD ile yakınlaşıyorlar. Latin Amerika’da ise Amerikan karşıtlığı ve ABD’ye alternatif olarak görülen Rusya sempatisi göz ardı edilemeyecek derecede büyüyor. Oyuncaklar da pek değişmemiş gibi: silahlanma, nükleer işbirliği ve enerji ortaklığı. ABD’nin sosyal ve kültürel alanda Avrupa’da aktif olması gerçeği yadsınamaz ancak Rusya bu konuda bazı Latin Amerika ülkeleriyle karşılıklı vize uygulamasını kaldırmaktan öteye gitmedi.  Bunların yanında, Soğuk Savaş döneminde kullanılan misilleme taktiği de yerini koruyor. Rusya’nın Karayipler’de ABD’nin burnunun dibinde askeri tatbikat yapması, 2008 Gürcistan Savaşı sırasında Karadeniz’e Amerikan savaş gemilerinin girmesine verilmiş bir cevap olarak yorumlanabilir. Ayrıca, Rusya’nın Latin Amerika ülkeleriyle nükleer işbirliğine girmesi, Küba ve Venezüella’ya füze yerleştirecek iddiaları da ABD’nin Polonya ve Çek Cumhuriyeti üzerinde füze kalkanı kurma projesine nazire niteliğinde.

Ancak arka bahçe oyunlarına dâhil olan başka aktörler de var. Bunların başında Çin geliyor. Latin Amerika ile ticari ilişkilerini büyük ölçüde geliştiren Çin, özellikle Brezilya, Meksika ve Şili gibi market ekonomilerini hedef aldı. Ayrıca, Rusya’nın yeni yandaşı Venezüella da enerji pazarını çeşitlendirme yolunda Çin ile ilişkiye geçti. Ekonomik işbirliği dışında bir de Ekvador’daki 2009 sonunda kullanım süresi dolan ABD askeri üssünün Çin’e verilme olasılığı var. İran da son dönemde Bolivya ve Venezüella ile ilişkilerini geliştirdi. Her ne kadar Çin ve Rusya gibi süper güç olma ihtimali yoksa da, İran da ABD karşıtlığı paydasında Latin Amerika ülkeleriyle bir araya geliyor. Bolivya Devlet Başkanı Morales’in İran’ı seçim sonrası çalkantılı dönemde ziyaret etmesi de bu birlikteliğin bir göstergesiydi. Bölgede etkinliğini sürdüren diğer bir aktör de AB. Latin Amerika’nın birlik (UNASUR) kurma çabalarına destek veren ve ticari ilişkilerini geliştiren AB, Rusya’nın bölgedeki etkinliğinin durdurulması için üyelerine çağrıda bulundu. AB’nin devletlerarası ilişkiler dışında, Latin Amerika halkından destek alabileceğini söylemek çok güç, zira yeni göçmen yasası uygulamasıyla AB içindeki birçok Latin Amerikalı ülkelerine geri dönmeye zorlanıyor.

ABD’de Obama döneminin başlaması hem ABD-Latin Amerika hem de ABD-Rusya ilişkilerine yeni bir soluk kazandırdı. Başta Brezilya olmak üzere birçok Latin Amerika ülkesi ABD ile iyi ilişkiler geliştirme niyetinde olduklarını açıkladı. Koyu anti-Amerikancı söylemleriyle manşet olan, Bush’a “şeytan” diye hitap eden Chavez bile Obama ile görüşmesinde onunla “arkadaş olmak istediğini” söyledi. Latin Amerika ülkeleri açısından, coğrafi yakınlığı ve küresel ekonomik ilişkilerdeki ağırlığı sebebiyle ABD’yi görmezden gelmek mümkün değil. Ancak diplomatik çevrelerce büyük memnuniyetle karşılanan, Obama’nın “Bizim için Latin Amerika’da büyük ortak, küçük ortak diye bir ayrım yoktur” açıklaması, kamuoyundaki anti-Amerikancılığı kıramadı. Sol eğilimli “pembe” partiler, hala ABD karşıtlığı söylemleriyle oy toplayabiliyor. Obama’nın ABD’yi sevdirme çabaları, belli ki Latin Amerika’da Türkiye’deki kadar çabuk sonuç vermedi.

ABD-Rusya ilişkilerinde de yeni bir dönemin başladığını söylemek mümkün. Obama’nın Moskova ziyaretinde Rusya’yı küresel bir güç olarak tanıması ve tarafların üzerinde anlaşamadığı konuları birbirine dayatmaması bunun bir göstergesi. Nükleer silahların azaltılması yolunda anlaşmaya varılması, nükleer silahsızlanma yolunda işbirliğine gidilmesi ve Afganistan’da Taliban’a karşı birlikte mücadelenin başlamasına yönelik anlaşmalar Soğuk Savaş dönemiyle taban tabana zıt. Bununla birlikte tarafların kendi bildiklerini okumaya devam ettikleri bir gerçek. Örneğin, Obama füze kalkanı projesi konusunda geri adım atmadı. Medvedev de Obama’nın “komşularınızı rahat bırakın” söylemlerinden birkaç gün sonra Güney Osetya’nın başkentini ziyaret etti. Latin Amerika konusunda ise Obama’nın Monroe Doktrini’ni aktifleştirip aktifleştirmeyeceği şimdilik merak konusu. Bu doktrin Latin Amerika’daki Avrupa sömürüsünü ve müdahalesini durdurmak için tasarlanmıştı ve 1962’de Rusya’ya karşı kullanılmıştı. Obama bu konudaki tavrını “Latin Amerika’daki ABD hâkimiyetinin hiçbir güç tarafından bitirilmesine izin vermeyeceğini” söyleyerek ortaya koydu.

Sonuç olarak, Rusya, ABD’nin arka bahçesi Latin Amerika’ya geri döndü ve orada kalmaya da kararlı. Ancak bu kez, geçmişteki gibi yalnızca ABD ile değil başta Çin olmak üzere diğer küresel aktörlerle de rekabete girmesi gerekecek. Bu noktada başarılı olması için, yalnız askeri işbirliği ve enerji ortaklığı değil, sosyal ve kültürel işbirliği faaliyetleri de yürütmesi gerekiyor. Petrol ve doğal gaz fiyatları da Rusya’nın bu konudaki başarısını etkileyecek diğer bir faktör. Latin Amerika’da nüfuz oluşturmak Orta Asya ve Kafkaslar’daki kadar ucuz ve kolay olmayacak. Bölge ülkelerinin uzun vadeli bir işbirliği ve ortaklığa girmesi de ancak Rus ekonomisinin istikrarına güvenin sağlanması ile mümkün. Latin Amerika ülkelerinin 1990’lı yıllarda yaşadığı ekonomik bunalım ve Sovyetlerin çekilmesiyle çöken Küba ekonomisi hala hafızalarda duruyor. Yeni bir Soğuk Savaş’ın başlaması da Rusya’nın ekonomisini doğal gaz ve petrolün tekelinden kurtarmasına bağlı gibi gözüküyor.

Back to Top