Karabağ Sorununda Uluslararası Konjonktürün Önemi

Dr. İhsan ÇOMAK
16 Eylül 2009
A- A A+

Yaşadığımız çağda ve bulunduğumuz bölgede Filistin ve Kıbrıs sorunları gibi yarım asrı aşkın bir süredir çözülemeyen ve yakın gelecekte çözülme ihtimali ufukta görünmeyen sorunlar var. Kafkaslar özelinde Abhazya ve Osetya sorunları yirminci yılını doldurmaya hazırlanıyor. Ufukta çözüm bu sorunlar için de yok. Adeta psikolojide öğrenilmiş çaresizlik denen bir halet-i ruhiyeye bürünüyoruz, bu sorunları konuşurken. Geçmişte bu tür çözümsüz ve birikmiş sorunları genellikle bir bölgesel savaş ya da dünya savaşı çözmüş. Devletler, imparatorluklar yıkılmış, milletler yok olmuş ya da yerinden olmuş.

 

Karabağ sorununu ele alırken de böyle bir çözümsüzlüğü kabullenmişlikle ele aldık bu güne kadar. Ne herkesin kabul edebileceği bir çözüm ortaya koyulabildi, ne de böyle bir çözümün olabileceğine dair inancımız kaldı. 1992 yılından bu yana toplanan Minsk Grubu’nu ele alın. İkisi dünyanın süper gücü olan ABD ve Rusya olmak üzere 12 devlet üye bu gruba. Ancak dünyada önde gelen bu 12 devlet bugüne kadar sorunda çözüme yaklaşamadı bile. Öyleyse bu mesele çözümsüzdü, en iyisi sorunu dondurarak, gelecek nesillere havale etmekti. Onlar belki barışçıl bir yolla, olmazsa savaşla bu meseleyi çözsünlerdi.

 

Bugüne kadarki ezberimiz bu olduğu için, bir gün konjonktürün uygunlaşıp, meselenin çözüm zeminine oturabileceğini hiç akla getirmedik ve bu yüzden de bu zeminin şu an tam karşımızda durduğunun farkında değiliz. Türkiye’de son parafe edilen protokollere, içeriden yükselen muhalefetin zihin altyapısında böyle bir ezber ve ön kabul var. Oysa olabilecek en uygun konjonktür oluştu bile. Bu konjonktürü, geçen sene yaşanan Rusya-Gürcistan savaşına, küresel ekonomik krize, bölgede gelişen enerji odaklı jeopolitiğe ve Türkiye’nin son yıllarda izlemeye başladığı komşularla sıfır sorun politikasına borçluyuz. Gelin isterseniz konuyu sorunun önemli aktörleri açısından tek tek ele alalım.

 

Ermenistan: Ermenistan yöneticileri bu sorunu çözmek istiyor. Yaklaşık 20 yıldır ekonomik ve siyasi anlamda bir izolasyon yaşıyorlar. Türkiye’nin sınırı kapatması Ermenistan’ı ekonomik olarak olumsuz etkiliyor. Ülkeye yabancı yatırımcı gelmiyor. Karabağ sorunundan dolayı uluslar arası arenada yalnızlık yaşıyorlar. Eski Sovyet cumhuriyetlerinden pek çoğu batı ile entegre olmuş, hatta AB üyesi olmuş aynı zamanda gelişirken. Ermenistan köhne bir Sovyet cumhuriyeti görüntüsünden kurtulamadı. Bugüne kadar izlenen politika iki boru hattının Ermenistan değil de Gürcistan üzerinden geçmesine sebep oldu ve bu durum Gürcistan’ı güçlendirdi. Muhtemelen 3. hat da, Nabuko, Gürcistan üzerinden geçecek.  Ekonomik zorluklardan dolayı halk başta Rusya ve AB ülkeleri olmak üzere yurtdışında çalışmak amacıyla ülkeden göç ediyor. Ülke giderek boşalıyor ve sessizleşiyor. Ermeni yönetimi ise bomboş bir ülkeyi yönetmek istemiyorlar. Yaşanan küresel kriz yurtdışında çalışan, özellikle Rusya’da çalışan ve ülkelerine kazandıkları parayı gönderen Ermenileri olumsuz etkiledi. Ülkeye bu yolla para girişi oldukça azaldı. Ekonomik sıkıntı daha da arttı. 2008’de yaşanan Rusya-Gürcistan savaşı ile Rusya ile olan fiziki bağlantı da koptu. Bu şartlar altında, milliyetçilik duyguları ile bugüne kadar destekledikleri Karabağ’ın ekonomik ve siyasi yükü daha da arttı.  Bütün bu şartlar Ermenistan’ı çözüme itmekte.

 

Rusya: 2008 Ağustos’unda Gürcistan’la yürüttüğü savaş, Rusya’nın Kafkasya politikasında dönüm noktası oldu. Bu savaşta gücünü ve erkekliğini bir defa daha ispat etmesine rağmen Rusya, Gürcistan’ı bir daha kazanamamak üzere kaybetti. Güney Kafkasya’da yürüttüğü etki kazanma mücadelesinde Gürcistan sayfası kısa ve orta vadede bir daha hiç açılmamak üzere kapandı. Güney Kafkasya’nın diğer iki ülkesinden Azerbaycan ile ilişkiler geleneksel olarak kötüydü. Ermenistan’la iyi olan ilişkiler, Ermenistan’ın bölgenin önemsiz bir ülkesi olması sebebiyle, pek büyük bir önem arzetmiyor Rusya için. Öyleyse yapılabilecek tek şey, Azerbaycan’ı tekrar kazanmaya çalışmak. Bu ise Karabağ sorununda çözümü desteklemekle mümkün. Ayrıca, bölgede gelişmekte olan enerji kaynaklı jeostratejik durum, Rusya’yı Güney Kafkasya politikasını tekrar gözden geçirmeye itti. Ermenistan’ın denklem dışı kaldığı her durumda boru hatları Gürcistan üzerinden geçmekte, bu durum Gürcistan’a büyük politik avantaj sağlamakta ve başta AB ülkelerinden olmak üzere, Gürcistan uluslar arası destek toplamakta. Bu hal Rusya’nın hiç de istemediği bir durum. Rusya için Karabağ meselesinin çözümü Güney Kafkasya’ya yeniden dönmesini sağlayacak bir anahtar haline gelmiş durumda.

 

Avrupa Birliği: AB’nin bölgeye yaklaşımını belirleyen iki parametre var. Birincisi, bölgeden geçen ve geçecek boru hatlarının AB enerji güvenliğine etkisi. 2009 yılında büyük gelişme kaydeden ve Avrupa’nın enerji arz çeşitliliğine katkıda bulunacak olan Nabuko Projesi’nin bölgeden geçmesi, AB’nin bölgeye ilgisini arttırıyor. İkinci parametre ise, İsveç ve Polonya’nın inisiyatifinde oluşturulan ve 6 eski Sovyet cumhuriyetine çeşitli konularda destek verilmesini amaçlayan Doğu İşbirliği politikası. Bu yaklaşım ile Ukrayna, Moldova, Belarusya, Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’a yönelik, devlet yapılarının ve ekonominin desteklenmesi ve sınır güvenliği gibi konularda yardım uygulanması planlanıyor. Yani her açıdan baktığımızda AB, bölgenin sorunlardan ve sıcak çatışmalardan arınmış olmasını tercih ediyor,

 

Türkiye: Türkiye bir süreden beri Ermenistan dışındaki bütün komşuları ile olan sorunlarını çözerek, “sıfır sorun” politikası izliyor. Bu politikanın bütüncül anlamda sonuca kavuşması ve Türkiye’nin Irak dışında çevresine güvenle bakması yolundaki tek engel Ermenistan ile olan ilişkiler. Ayrıca, Kafkasya’da bulunan üç dondurulmuş sorun, Abhazya, Osetya ve Karabağ sorunu, her biri tek tek veya aynı anda yeniden ısınarak Türkiye’nin doğusunda ciddi rahatsızlık oluşturma potansiyeline sahip,  Bu sorunlar uygun bir takvimde çözülmeli ki, Türkiye bölgeye yönelik siyasi, ekonomik ve enerji boyutlu yaklaşımlarını gerçekleştirebilsin. Ayrıca, kardeş ülke topraklarının uzun süreden beri işgal altında bulunması, tek başına bu sorunun çözümü içim teşebbüste bulunmaya yetecek bir sebep. Bu sorunun çözümünü başarması durumunda, Türkiye bölgesel güç olarak bölgedeki konumunu daha da güçlendirmiş olacak.

 

Bu noktaya kadar sorunun çözülmesi noktasında oluşan konjonktürü açıklamaya çalıştık. Bir de bu konjonktüre zarar verebilecek oyuncular var: Azerbaycan ve Türkiye’deki muhalefet. Ezberlerini bozmakta ve oluşan konjonktürü algılamakta zorlanmaları bu iki faktörü aynı kategoride mütalaa etmemize sebep oluyor. Azerbaycan yetkilileri Karabağ sorununun çözümünü aşamalı değil de, karşı tarafın kesin bir politik mağlubiyeti sonucu bir hamlede olabilecek bir çözüm olarak algılıyor izlenimi vermekte. Bizi bu sonuca götüren Azerbaycan’ın, Türkiye’nin çözüm arayışlarına verdiği tepki. Bu tepki çoğunlukla duygusal olmakta ve süreci olumsuz etkilemekte.

 

Benzer duygusal ve yapıcı, alternatif göstermeyen tepki ve eleştiriler ülke içi muhalefetimizden de gelmekte. Eleştiri ve muhalefet daha iyi bir alternatifin ortaya konması durumunda çok faydalıdır. Aksi takdirde sadece eleştirmek, muhataplarınızda, sorunlarının çözümünü isteseniz bile, ortaya koyacak bir fikriniz olmadığı düşüncesini uyandırır. Bu ise, muhalefet edilen iktidarın alternatifsiz olduğu sonucunu doğurur. Ayrıca, dış politika konularında yapıcı eleştirinin olmaması, muhalefetin hangi tarafın takımında oynadığı sorusunu da doğurur.

 

Kehanette bulunmak ile uluslar arası ilişkilerde analiz yapmak arasında ince bir çizgi vardır. Ermenistan ile yaşadığımız sürecin bizi nereye götüreceğini, bu çok bilinmezli ve karmaşık denklemin nasıl sonuçlanacağını şimdiden söylemek biraz kehanette bulunmak olacaktır. Ancak, şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki, varacağımız nokta, şu anki kördüğüm olmuş durumdan daha iyi olacaktır.

Back to Top