Kafkaslarda Güçler Dengesi Açısından Silahlan(dır)ma

Mehmet KARABAĞ
19 Ocak 2009
A- A A+

Rusya Federasyonu Savunma Bakanı Sergey İvanov’un, Ocak 2006 tarihinde Bakü ziyareti esnasında basın mensuplarına yapmış olduğu konuşmasında Moskova’nın, “bölgedeki güçler dengesinin korunması açısından” hem Azerbaycan’ı hem de Ermenistan’ı silahlandıracağını, bunu yaparken de ticari bir amaç doğrultusunda hareket edeceğini söylemesi o dönem açısından ciddi tartışmaların yaşanmasına sebep olmuş olsa da bu tartışmalar oldukça kısa süreli olmuş ve unutulmuştu.


 


Günümüzde yaşanan gelişmelere baktığımızda, öyle görünüyor ki aradan geçen üç yıl içerisinde bölgedeki güçler dengesi Erivan aleyhine bozulmuş durumda veya en azından Moskova bu şekilde düşünmekte. Bakü, pazarladığı petrol karşılığında bütçesini zenginleştirmiş ve Rusya haricinde diğer ülkelerden bol miktarda silah temin etmişti. Devamlı olarak fakirleşen ve kısıtlı bir gelire sahip olan Erivan’ın böyle bir imkânının olmamasından dolayıs savaş halinde kabul edilen bu iki ülke arasındaki güç dengesi, Moskova’ya göre Azerbaycan lehine bozulmuş durumdadır.


 


Moskova, 2006 yılında Savunma Bakanı tarafından seslendirilen bölgenin silahlandırılarak dengede tutulma politikasını 2009 Ocak ayından itibaren uygulamaya başlamış gibi gözükmektedir. Buna Azerbaycan ANS kanalının geçen hafta içerisinde Rusya Federasyonu tarafından Ermenistan’a 800 milyon dolarlık silah hibe edildiğini iddia eden haberi iyi bir delil teşkil etmektedir.


 


ANS kanalının bu iddiasının temelinde Rusya Federasyonu Savunma Bakanlığı basın sözcüsü A. Petrunin ile yapılan röportaj yatmaktadır. Petrunin, bu silah aktarımının Rusya’nın Ermenistan’da bulunan 102. Askeri Birliğinden iki ülke arasında yapılan bir anlaşmaya dayanarak gerçekleştiğini, dolayısıyla silahların hibe olarak düşünülmesinin yanlış olacağının altını çizmektedir. Petrunin’in yapmış olduğu açıklama aslında haberi doğruluyor ama hibe değil satış olduğunu ortaya koyuyor. Azerbaycan medyası olayı detaylandırarak silahların cinsini ve adedini de yayınladı. Silahlar arasında T–72 tanklar, zırhlı personel taşıyıcıları BMP, BTR 70, BTR 80, BREM–2; Şilka, Strela, Kub, Grad roketleri; el bombaları, Kalaşnikov silahlar, gece görüş dürbünleri vs.


 


Bu olaydan iki ay önce Moskova’nın öncülüğünde tarihi bir buluşma gerçekleşmişti. Ermenistan ve Azerbaycan liderleri, son 18 yıl içerisinde ilk kez doğrudan bir araya gelerek barış görüşmesinde bulunmuş ve bir barış deklarasyonu imzalamışlardı. Rusya da bunu büyük bir dış politika başarısı olarak dünyaya lanse etmişti. Bunun üzerinden henüz uzun bir zaman geçmeden böyle bir olayın varlığının ortaya çıkması Bakü için tam bir şok etkisi yarattı denilebilir. Gelişmeler üzerine Rusya’nın Bakü Büyükelçisi Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’na çağrılarak açıklama yapması istendi.


 


Moskova, haberleri provokasyon olarak nitelendirip, Petrunin’in böyle bir bilgiyi aktarma yetkisinin olmadığını, konunun araştırılacağını söyledi. Bu şekilde bir açıklama söz konusu haberin Moskova tarafından direk olarak yalanlanmamış olması anlamına geliyor. Erivan da aynı şekilde, doğrudan yalanlamada bulunmayıp konuyu dolaylı cevaplarla geçiştirmeye çalıştı. Ermenistan Savunma Bakanlığı Basın Sözcüsü S. Şahsuvaryan’ın bu konu hakkında sorulan bir soruya vermiş olduğu “Bizim Rusya Federasyonu ile aramızda askeri açıdan devamlılık arz eden ilişkilerimiz söz konusudur, fakat bu şekildeki bir alış verişi son yıllar itibariyle pek hatırlamıyorum” şeklindeki garip cevabı bu türden geçiştirmelere örnek olarak verebiliriz.


 


Esasen Rusya Federasyonu’nun Erivan’a silah aktarımı olayı tamamen bir ironiye dönüşmüş durumda. 2008 Ağustos ayındaki Güney Osetya krizi esnasında Ukrayna’yı bölgeyi silahlandırmakla suçlayan Moskova şimdi kendisi aynı pozisyona düşmüş durumda. Zaten bu olayda Rusya’yı en çok tedirgin eden de bu. Ermenistan sınırlarının güvenliğinin Rus askerlerine emanet edildiği, Ermenistan’da Rus askeri üsleri ve birliklerinin bulunduğu düşünüldüğünde esasen böyle bir silah aktarımının pek de önemsenecek bir yanı olmadığı söylenebilir. Fakat bunu daha yeni yapılmış bir “Azeri-Ermeni Barış Deklarasyonu”nun ardından yapması, bir de özel bir politika olarak Kafkaslarda Bakü’yü küstürmemeye özen göstermesine rağmen böyle bir gelişmenin yaşanması bölgede bir kısım şeylerin yolunda gitmediği sinyallerini vermektedir.


 


Aslında bu sinyaller ABD’nin Kafkaslara kadar gelip buranın problemleriyle yakından ilgilenmesiyle birlikte verilmeye başlanmıştı. Özellikle 11 Eylül sonrası ABD’nin dünyada oluşturmaya çalıştığı “Yeni Dünya Düzeni” çerçevesinde Post-Sovyet arenasına da bir rol verilmiş olması, Moskova’nın arka bahçesinde Putin’in tabiriyle “Washington’un kovboyculuk oynamaya çalışması” politik açıdan stabilize olan Rusya’yı bölgede daha aktif politika yapmaya itti ve itiyor. İşte bu açıdan bölgede gerçekleşecek silah aktarımı gibi benzeri gelişmeler ekilen rüzgârlar olarak düşünülürse eğer, o zaman yakında kopacak fırtınalara da hazırlıklı olmak gerekmektedir. Moskova, böyle fırtınalı ortamlardan faydalanarak hem ekonomik hem de politik gücünü artırma yollarını çok iyi bilmektedir.

 

Back to Top