Türkiye-Ermenistan İlişkilerinde "Gül" Devrimi

Doç. Dr. Fatih ÖZBAY
04 Eylül 2008
A- A A+

Ermenistan-Türkiye arasında dünya kupası elemeleri çerçevesinde 6 Eylül 2008 tarihinde Erivan’da yapılacak olan futbol karşılaşması dolayısıyla Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın maçı birlikte seyretmek için Türkiye Cumhurbaşkanına yaptığı davet Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül tarafından kabul edildi.



Uluslararası ilişkiler tarihinden ülkeler arasındaki soğuk ilişkilerin kimi zaman spor yoluyla yumuşadığı ve geliştiğine dair örnekler vermek mümkündür. Bu durumun en bilinen örneği oldukça soğuk ve gergin olan Washington-Pekin ilişkilerini 1970’li yılların başında yumuşama yoluna sokan ABD-Çin masa tenisi milli takımları arasındaki maçtır. Amerikan “ping-pong” takımının ABD-Çin ilişkilerine yapmış olduğu bu olumlu katkıdan dolayı uluslararası ilişkiler literatürü “Ping-Pong Diplomasisi” terimini kazanmıştır.


 


Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde de spor böyle önemli ve barıştırıcı bir rol oynayabilir ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde “Futbol Diplomasisi” dönemi başlayabilir mi? Bir taraftan peşi peşine yapılan kötü propoganda filmleri, parlamentolardan aldırılan soykırım tanıma kararları vs. yoluyla sözde soykırım iddiaları dünyaya kabul ettirilmeye çalışılırken bir futbol maçıyla her şey değişebilir mi? Bu konuda pek ümitli değiliz. Koçaryan’ın aksine Sarkisyan daha ılımlı bir dil kullanmaya ve iyi niyet ifadelerinde bulunmaya dikkat eden bir lider. Bu üslup değişikliğinin ileride olumlu sonuçlar mı doğuracağı yoksa lâfta mı kalacağını zaman gösterecektir. Bütün bunları dikkate alarak, Türkiye her şeye rağmen bu gelişmeyi kendi çıkarlarını düşünerek en iyi şekilde değerlendirmek zorundadır. Bu yüzden, davet teklifinin kabul edilmesi çok isabetli bir karar olmuştur.


 


Türkiye tarafında ziyaret konusunda yapılan yorumlarda ziyaretin iki ülke ilişkilerinde tarihi bir eşik olacağı, önemli bir fırsat olduğu, yeni bir süreci başlatacağı hatta ilişkilerde tarihsel bir kırılma yapacağı üzerinde duruluyor. Bütün bu yorumlar biraz abartılı gelse bile bir Türkiye Cumhurbaşkanının Erivan’ı ziyaret etmesi başlı başına çok önemli bir olay sayılmalıdır. Birlikte maç izleme davetine Ermenistan muhalefeti olumlu bakarken, iktidar yanlısı “Taşnaksutyun” partisi şiddetle karşı çıkıyor. Taşnaksutyun’un tavrına özellikle dikkat çekmek lazımdır. Ermenistan diaspora ile ekonomik ve politik açıdan çok sıkı ilişki içerisindedir. Ermeni diasporasını yönlendiren belli başlı partiler bulunmakta. Bunlar arasında en güçlü olan “Taşnaksutyun”dur. Aralarında en sert Türkiye aleyhtarlığı yapan da Taşnaksutyun Partisi’dir.


 


Erivan’dan bugüne kadar Türkiye’nin bütün iyi niyet adımlarına verilen karşılık “önkoşulsuz görüşme" ve “önce sınırların açılması” gibi taleplerle sınırlı kaldı. Ermenistan Türkiye’den ön koşulsuz görüşme isterken aslında başta soykırımın kabulü olmak üzere kendi ön koşullarını gündemde tutmayı ama Türkiye’nin ön koşullarının gündeme getirmemeyi istiyor. Yani, Dağlık Karabağ işgalini gündeme getirme, soykırımı reddetme, sınırı tanımamı isteme ama sınırlarını aç demek istiyor. Futbol maçının devlet başkanlarınca bir arada izlenilmesi teklifi bu açıdan bakıldığında, iç politikaya dönük, işlevsellikten çok sembolik bir iyi niyet adımı olduğu söylenebilir.


 


Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül milli maç için Ermenistan’a gitmesi iki ülke ilişkileri için olumlu bir adım olacaktır. Ancak, Türkiye’nin şu konuyu çok iyi tahlil etmesi gerekiyor: Türkiye’nin Ermenistan politikasında Ermeni diasporası ve Ermenistan farklı değerlendirmeye tabi tutulmalı ve her ikisine karşı uygulanacak politikalar birbirinden farklı olmalıdır. Diaspora Türkiye ile diyalog kapılarını çoktan kapatmıştır. Bu yüzden Ermenistan ile Türkiye’nin her türlü iyi niyet adımına karşı çıkan diasporanın arasındaki bağa ne kadar darbe vurulursa o kadar Türkiye’nin çıkarına olacaktır. Erivan diasporadan uzaklaştıkça Türkiye'ye yakınlaşacak, daha makul politikalar izleyecektir.


 


İyi niyet gösterilerini somut adımlarla atan Türkiye, komşusu Ermenistan’a gerçekten iyi niyetli ise öncelikle sınırı resmen tanıyarak bunu göstermesi konusunda bu ziyaret vesilesiyle ilk elden bizzat Erivan’a güçlü telkinlerde bulunmalıdır. Şimdiye kadar Türkiye, Ermenistan’dan genellikle “bir şeyler yapmasını” değil, “bir şeyler yapmamasını” istemiştir. Sürekli olarak soykırım iddialarından, tazminat taleplerinden ve toprak taleplerinden vazgeçmesini istemiştir. Bunlara ilaveten, Türkiye artık Ermenistan’dan ilişkilerin normalleşmesini istiyorsa “bir şeyler yapmasını” da talep etmelidir. Bunların başında da sınırın resmi olarak tanınması gelmektedir. Bunun için de bu tanımanın resmiyet kazanması yani bir protokol veya nota teatisi gibi usullerle belgeye dökülmesi önem atfetmektedir.


 


Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin bir de jeopolitik yönü vardır. Türkiye, Kafkaslarda “Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan” şeklinde formüle edilen doğu-batı eksenini, Rusya ise “Rusya-Ermenistan-İran” şeklinde formüle edilen kuzey-güney eksenini savunmakta ve bunlara uygun politikalar izlemektedir. Rusya, Türkiye’nin doğu-batı ekseninde enerji nakil ve ulaşım koridoru olmasını çıkarlarına aykırı görmektedir. Alternatif olarak kuzey-güney enerji nakil ve ulaşım koridorunu geliştirmek istemektedir. Türkiye, açısından doğu-batı ekseninde bölge ülkeleri ve Orta Asya ile siyasi ve ekonomik ilişkilerde çok önemlidir. Kuzey-güney ekseninin güçlenmesi Türkiye, doğu-batı ekseninde söz konusu ülkeler ile ilişkilerini geliştirmesine zarar verecektir. Bu yüzden Türkiye Güney Kafkasya ülkeleri ile ilişkilerini çıkarları doğrultusunda geliştirmeye devam etmelidir. Ermenistan da bu bağlamda istisna sayılamayacak bir ülkedir.


 


Rusya-Gürcistan savaşından sonra Türkiye’nin Kafkasya’da sorunların çözümü için tekrar gündeme getirdiği “Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu” önemli bir adımdır ancak kısa vadede uygulanması oldukça zordur. Bölge ülkelerinin birbirleriyle olan sorunlu ilişkileri böyle bir paktın daha başta sorgulanmasına yol açacaktır. Ancak yine de Türkiye bu konuda taraflara ısrarcı olmalıdır. Ermenistan’ın bu platforma dâhil olmasıyla yıllardır sorunlu olan Türkiye-Ermenistan ilişkileri kuvvetli bir diyalog zeminine çekilmiş olacaktır.


 


Türkiye Cumhurbaşkanı bu tür bir ziyarete icabet ederek uluslararası kamuoyunda Türkiye’nin büyük bir ülke olduğunu ve Ermenistan’a yönelik sürelik barış elini uzatan taraf olduğunu dünya ülkelerine kanıtlamış olacaktır. Ermenistan ile olan sorunlarını üçüncü ülkelerin aracılığı olmadan kendi aralarında çözme yolunu benimsediğini gösteren Türkiye barışçıl ilişki isteğine dair dünyaya çok olumlu bir mesaj verecektir. Nitekim, Ermenistan’a gitme kararı tüm dünyada olumlu yankı bulmuştur. AB sürecinde yayımlanan ilerleme raporlarında da sık sık iyi komşuluk ilişkileri konusu gündeme getirilerek bu hususa vurgu yapılmaktadır. Dolayısıyla bu gelişme AB yolunda Türkiye’ye önemli bir puan kazandıracaktır. Türkiye bu daveti kabul etmemiş olsaydı gerek Erivan yönetimi gerekse dünya Ermeni diasporası tarafından dünya kamuoyuna Ankara’nın baştan diyaloga kapalı olduğu şeklinde kendilerince haklılık payı olarak yansıtılacaktı.


 


Türkiye’nin Ermenistan ile olan ilişkilerinde önemli ayaklardan birisi de Azerbaycan’dır. Topraklarının yüzde 20’sinin haksız işgalini her fırsatta dillendiren Azerbaycan, Türk-Ermeni ilişkilerinde göz ardı edilmesi düşünülemez bir faktördür. Türkiye’nin Ermenistan ile son dönemde yaşadığı gelişmeleri Azerbaycan kamuoyu da sessizce takip etmektedir. Türk Dışişleri mensupları ile Ermeni diplomatların gerçekleştirdikleri görüşmelerin, Azerbaycanlı diplomatlarla da paylaşılması noktası üzerinde önemle durulmalıdır. Tarihi ve kültürel bağlar, uluslar arası enerji ve ulaşım hatları göz önüne alındığında Türkiye için öncelikli ülke hiç şüphesiz Azerbaycan’dır. Ancak, komşularıyla sıfır sorun yaklaşımı ile çevresinde bir güvenlik ve barış kuşağı oluşturarak diplomatik manevra gücünü ve alanını genişletmek isteyen Türkiye’nin “ya Azerbaycan ya Ermenistan” deme lüksü yoktur, aksine “hem Azerbaycan hem Ermenistan” yaklaşımı çıkarları gereğidir.


 


Sonuç olarak, davetin kabul edilmesi ile çok isabetli bir adım atılmıştır. Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde iyi niyet ortaya koyma sırası artık Ermenistan’a gelmiştir. Türkiye kendisi için kırmızı çizgi olarak koyduğu sınırların resmi olarak tanınması konusu Erivan tarafından kabul edilmedikçe sınırlarını açmak gibi bir hataya düşmemelidir. İçinde bulunduğu durum itibariyle sınırların açılmasına hayati derecede bağımlı olan taraf Ermenistan’dır. Bu ziyaret vesilesiyle ilk önce bu sorun gündeme getirilmelidir. Bunun gerçekleşmesi halinde iki ülke arasında kemikleşen sorunlar gelişen ekonomik ve toplumsal ilişkiler sayesinde çok farklı bir seyir kazanabilecektir. Türkiye-Rusya ilişkilerinin geldiği seviye bunun örneği olarak karşımızda durmaktadır. Karşılaşmanın rövanşına Sarkisyan’ın Türkiye’ye davet edilmesiyle Ermenistan ile başlatılan ilk açık diplomasi devam ettirilmelidir. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top