Kazananı Olmayan Savaş

Doç. Dr. Fatih ÖZBAY
13 Ağustos 2008
A- A A+

8 Ağustos 2008 akşamı “Anayasal Düzeni Sağlama Operasyonu” adıyla Gürcistan askeri birliklerinin Güney Osetya’ya girmesiyle başlayan Rus ve Gürcü askeri birlikleri arasındaki çatışmalar ve hava bombardımanları Rusya Devlet Başkanı D. Medvedev’in “hedeflerine ulaştıkları” için operasyonlara son verdikleri açıklamasıyla yerini şimdilik sükûnete bıraktı.


Her ne kadar Gürcistan yetkilileri daha ilk günden Rusya ile savaş durumunda oldukları açıklamasını yapsa da, Moskova tarafından yapılan açıklamalarda savaş durumunun söz konusu olmadığı vurgulandı. Moskova’ya göre yapılan sadece bölgede bulunan Rus barış gücü askerlerine ve Rus vatandaşlarına karşı yapılan saldırılara cevap vermekten ibaretti. Güçlü Rus askeri birlikleri karşısında tutunamayan Gürcistan askeri birlikleri Güney Osetya’yı terk edip geri çekilmek zorunda kaldılar. Rusya şimdilerde gösterdiği kararlı ve sert tepkinin ortaya çıkardığı meyveleri topluyor ve kazanan taraf psikolojisini sonuna kadar yaşıyor. Gürcistan için durum tam bir yenilgi anlamına geliyor. Acaba gerçekten de öyle mi?


 


Konuya öncelikle Gürcistan cephesinden bakalım. Gürcistan bağımsızlığına kavuştuğu andan beri sınırları içerisindeki ayrılıkçı Acaristan, Abhazya ve Güney Osetya bölgeleriyle ciddi sorunlar yaşıyordu. Batı ile yakınlaşma politikası izleyen Gürcistan, NATO ve AB üyeliğiyle bu politikasını perçinlemek istiyordu. Nihai amaç ise Rusya’nın etki ve nüfuz alanından tamamen kurtulmaktı. Hırslı ve genç Gürcü lider Saakaşvili iktidara gelir gelmez ayrılıkçı özerk bölgeler problemini çözmek için çalışmalara başladı. Acaristan konusu kolay ve kan dökmeden halledildi. Moskova yanlısı Aslan Abaşidze iktidardan uzaklaşmak zorunda bırakıldı. Baskılara dayanamayan Abaşidze’nin Moskova’ya sığınmasıyla Acaristan sorunu halledildi. Saakaşvili bir konuşmasında Acaristan problemini çözmelerinde en büyük etkenin bölgenin Rusya ile sınırı olmamasına ve bu yüzden de Moskova’dan doğrudan lojistik destek alamamasına bağlamıştı.


 


Merkezi Tiflis yönetimiyle silahlı çatışmayı dahi göze alarak restleşen özerk bölgelerden Abhazya ve Güney Osetya sorunu tek taraflı bağımsızlıklarını ilan etmeye kadar götürdüler. Gürcistan-Abhazya ve Gürcistan-Güney Osetya arasındaki şiddetli silahlı çatışmalara son vermek için BDT ülkelerinin kararıyla sınırlara Rus ve Gürcü askerlerden oluşan barış gücü yerleştirildi. Ayrılıkçı bölgelerin bağımsızlık kararları hiçbir ülke tarafından tanınmadı. Güney Osetya birçok kez Rusya topraklarına dâhil olmak istediklerine dair açıklamalar yaptı. Son yapılan NATO zirvesinde ayılıkçı bölgeler yüzünden üyelik talebi kabul edilmeyen Gürcistan açısından öncelikli hedef bu sorunun halledilmesi haline gelmişti. Bu hedeflerinin karşısındaki en büyük engel ise Rusya idi. Rusya Gürcistan’ın giderek daha fazla Batı yanlısı politika izlemesine kaygı ve artan bir tepkiyle bakıyordu.


 


Abhazya ve Güney Osetya kartlarını bu açıdan Gürcistan’a karşı kullanabileceği kozlar olarak elinde tutuyordu. Bu amaçla her fırsatta bu bölgelerin Tiflis’e karşı mücadelelerine arka çıktı. Tiflis’in buralara uygulamak istediği ekonomik ambargoya Rusya sınırlarından mal ve insan geçişini kolaylaştırmak yoluyla cevap verdi. Gürcistan bu yüzden Acaristan’a karşı izlediği politikayı bu bölgelerde izleyemedi. Eski Sovyet cumhuriyetlerinden Rusya Federasyonu’na göç eden Ruslara bile vatandaşlık vermekte bir sürü formalite ve zorluk çıkartan Moskova, Abhazya ve Güney Osetya’da yaşayanların neredeyse tamamına yakınına Rus pasaportu yani vatandaşlık verdi. Gerginliklerin arttığı durumda yaptığı açıklamalarla açıkça Gürcistan’a karşı Güney Osetya ve Abhazya’yı destekledi. Aslında ortada dile getirilmeyen ama garip bir durum vardı: Rusya ayrılıkçı bölgeleri resmen bağımsız olarak tanımasa bile bu şekilde açıkça destekleyerek aslında tarafsız değil aksine ne kadar taraflı olduğunu ortaya koyuyor ama Rus askerleri tartışmanın tarafları arasındaki sınırda barış gücü olarak görev yapıyorlardı. Nitekim Gürcü yetkililer 2006 yılında Rus barış gücünün görevini yapmadığını ve gereksiz olduğunu dile getirmeye başlamışlardı.


 


Gürcistan’ın yapacağı ciddi bir hamlede Rusya’yı karşısında bulacağını bilmemesine imkân yoktu. Görüşmelerin sürdüğü, taraflar arasında konunun müzakere edilmek istendiği bir dönemde, hem de dünya kamuoyu olimpiyatların açılışı ile meşgulken ani bir saldırı da bulunmakla Tiflis büyük bir hata yaptı. Nitekim daha ilk andan itibaren Rus askeri birlikleri çok sert bir şekilde karşılık verdiler.  Gürcistan işgalci pozisyonuna düştü. Gürcistan açıkça kabul etmese de Rusya karşısında ağır bir yenilgi aldı. Bu aşamadan sonra ne Abhazya ile ne de Güney Osetya ile yeniden masaya oturabilir. İlişkiler zaten iyi değildi şimdi daha da kötüleşti. Öyleyse Tiflis bile bile neden böyle bir riske girmişti? Böyle gelişme karşısında Batının kendisini yalnız bırakmayacağını düşünen Gürcistan özellikle ABD yönetimin oldukça pasif tepkisi karşısında şimdi büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Amerika’nın gelişmelere gösterdiği tepkinin yetersizliği bir süre sonra Washington ile daha sıkı ilişkiler kurmak isteyen bölge ülkelerinin politikalarını yeniden gözden geçirmelerini ve makul bir çizgiye oturtmalarını sağlayacaktır. Bu açıdan Gürcistan ile birlikte ABD bu savaşın açık bir şekilde kaybeden taraflarından birisidir.


 


Konuya Rusya cephesinden bakıldığında da aslında Rusya’nın savaşın kazanan tarafı olmadığını söyleyebiliriz. Görünürde Rusya bir askeri başarı elde etmiştir. Batı ile çok yakın ilişkiler içerisine giren Gürcistan’a özelinde aynı durumdaki diğer ülkelere çok sert bir gözdağı verilmiştir. ABD’nin bölge politikasına ve NATO’nun genişleme çabalarına Kafkaslarda çok şiddetli muhalefet edeceğini göstermiştir. Gürcistan ile iyi ilişkiler içerisinde bulunan ABD, Türkiye ve Azerbaycan’a istediği mesajı vermiştir. Yugoslavya’nın dağılması sürecinde uğradığı itibar kaybını bir nebze telafi etmiştir. Kosova’nın bağımsızlığının tanınmasıyla ortaya çıkan kızgınlığa varan tepkisini Güney Osetya’yı vesile kılarak ortaya koymuştur. Enerjiyi bir dış politika aracı olarak kullanan Rusya bölgedeki kendisine rağmen gerçekleştirilen enerji ve ulaşım hatlarının her an tehlikede olduğunu hissettirmiştir. AB dönem başkanı Fransa’nın Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Moskova ziyareti sonrasında operasyonları durdurduğunu açıklayarak küresel jandarmalığa soyunan ABD’yi sürecin bilinçli olarak dışına itmiştir. Yıllardır Batı karşısında eziklik hisleriyle dolu kamuoyunu hamasi duygularla kenetlemeyi başarmıştır. Bütün bunlar Rusya’nın kazanç hanesine yazılabilir. Ancak hepsi kısa vadede Rusya’yı zafer kazanmış ülke psikolojisine soksa bile uzun vadede Rusya’nın kayıpları daha fazla olacaktır.


 


Rusya bir zamanlar SSCB çatısı altında bulunduğu bazı ülkelerle ciddi sıkıntılar yaşıyor. Özellikle Baltık ülkeleri Litvanya, Letonya, Estonya ile sorunlu ilişkileri var. Üç Baltık ülkesinin ve Polonya’nın devlet başkanları durumu Rusya’nın Gürcistan’a saldırısı olarak değerlendirdiler. Bu ülkeler Rusya’nın barış gücü askerlerinin sınırdan daha içerilere girmesini kırmızı çizgilerin aşılması olarak değerlendirdiler. Rusya’nın Abhazya ve Güney Osetya’ya vize rejimini kolaylaştırmasını, pasaport dağıtarak vatandaşlık vermesini ve sonra da “vatandaşlarını koruma” bahanesiyle silahlı çatışmaya girmesini bu hakkın kötüye kullanılması olarak yorumladılar. Rusya-Baltık ülkeleri ilişkilerinin gündem maddelerini sınır anlaşmazlıkları, 2. Dünya Savaşı’nın “SSCB’nin Baltık ülkelerini işgali” olarak kabul edilmesi, Baltık ülkelerindeki Rus azınlığın durumu şeklinde sayabiliriz.


 


Ukrayna’nın Batı yanlısı politika izlemesi, AB ve NATO’ya üye olmak istemesi ilişkileri zorlaştırıyor. Sivastopol’deki Rusya Karadeniz donanmasının kiraladığı deniz üssünün durumu, Stalin döneminde 1932-1933 yılları arasında yaşanan ve 6 milyon kişinin açlıktan öldüğü büyük kıtlık “golodomor” etrafında dönen tartışmalar, Azak Denizi’ne yakın adacıklar konusunda yaşanan anlaşmazlıklar gibi bir dizi sorun bulunuyor. Ukrayna savaş başladığında Tiflis’e her türlü insani ve politik yardıma hazır olduğunu açıkladı. Rusya Karadeniz donanmasının savaşa karışması durumunda Sivastopol üssüne dönüşünü ve Azak Denizi’ne girişini engelleyeceğini de bildirdi.


 


Bir zamanlar Varşova Paktı içerisinde birlikte hareket ettikleri Polonya ile sorunlu ilişkileri var. Katin katliamının sürekli gündemde tutulması, Varşova’nın Ukrayna, Moldova ve Beyaz Rusya’ya yönelik bu ülkeleri Rusya’nın nüfuz alanından çıkartmaya yönelik politikaları, enerji hatları ve et ürünleri konusunda yaşanan tartışmalar, ABD’nin önerdiği füze kalkanı projesine talip olması gibi konular Rusya-Polonya ilişkilerinin sorunlu yönlerini oluşturuyor. Bu açıdan bakıldığında, yıllardır Moskova’yı suçlayarak sorunlu ilişkilerini uluslararası platformlarda tartışmak isteyen Litvanya, Letonya, Estonya, Polonya, Ukrayna ve Gürcistan açısından haklı çıkmanın delili olarak kullanılacaktır.


 


Gürcistan Rusya’yı bu duruma düşürmek için özellikle böyle bir yol izlemiş olabilir. Gürcistan belki savaşı kaybetti ama ölçüsüz ve orantısız güç kullanarak çok sert müdahalede bulunan Rusya’yı uluslararası kamuoyunda bir başka bağımsız devletin topraklarını işgal eden güç konumuna soktu. Belki de kazanamayacağını bile bile bu savaşa başlamasının yegâne sebebi buydu. Bunda başarılı da oldu. Artık tamamen tıkanan sorunu bu şekilde uluslararası gündeme taşıdı ve uluslararası kurumların müdahalesine açık hale getirdi. BDT’den ayrıldığını açıklayarak Moskova’ya karşı son kozunu da oynadı. Zaten işlevi uzun süredir tartışılan BDT örgütü savaşın sona erdirilmesi konusunda hiçbir rol oynamadı.


Yugoslavya konusunda, Irak savaşında, İran’a askeri müdahale gibi konularda her zaman uluslararası anlaşmaları ve BM’yi ön plana çıkartarak yaklaşan Rusya, Gürcistan konusunda güçlü olan haklıdır, çıkarlarımı benim istediğim şekilde korurum mantığıyla hareket etti. Bir anlamda eleştirdiği ABD’nin yaptığının aynısını yaptı diyebiliriz. ABD gerçekliği hala ispatlanmamış iddialara dayanarak Irak’a müdahale etmekte bir mahzur görmemişti. Rusya ise müdahalenin sebeplerini önceden hazırlıyor. Abhazya ve Güney Osetya’da yaşayan halkın tamamına yakınına Rusya pasaportu dağıtıp sonra da bir saldırı olduğunda vatandaşlarını koruma bahanesiyle askeri müdahalede bulunmak başka nasıl izah edilebilir? Ya da görevi barışı korumak olan barış gücü askerlerinin açıkça bir tarafın yanında yer almalarına nasıl bir açıklama getirilebilir? Savaşı bahane ederek demokratik bir seçimle iş başına gelmiş bir liderin istifasını isteyerek yönetim değiştirmeyi amaçlamak ise ancak soğuk savaş mantığıyla izah edilebilir.


 


Fiilen bağımsız olsalar da, Rusya da dâhil hiçbir ülke tarafından tanınmayan Güney Osetya ve Abhazya hala dünya kamuoyunca Gürcistan’ın toprak bütünlüğü içerisinde kabul ediliyor. Rusya 1994-1996 ve 1999 yılında Çeçenistan’da ayrılıkçılarla çok şiddetli savaşlar yaşayarak Grozni’yi itaat altına alabildi. O yıllarda Rusya ile ilişkilerin ön koşulu Çeçenistan sorununu Rusya’nın “iç işi” olarak kabul etmekten geçiyordu. Madalyonun tersinden bakılsa ve roller değiştirilse, o yıllarda bir başka devletin Çeçenistan’da yaşayanlara pasaport dağıtıp vatandaşlık vermesine Rusya ne tepki verirdi acaba? Ya da aynı devlet Rusya’nın askeri müdahalesine karşılık vatandaşlarını korumak bahanesiyle Çeçenistan’a asker gönderse durum ne olurdu? Bu açıdan, Rusya bu savaşla kendisine karşı yöneltilecek eleştirilerin daha yüksek sesle dile getirilmesine yol açmış oldu.


 


Rusya Dışişleri Bakanı S. Lavrov 13 Ağustos 2008’de yaptığı açıklamada sorunun çözümü hakkındaki görüşmelerin Abhazya ve Güney Osetya’nın politik statülerinin görüşülmesini de kapsaması gerektiğini ifade etti. Acaba Rusya bu bölgelerin bağımsızlığını tanıyabilir mi? Bu mümkün, ancak Kosova’nın rövanşını almak için Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıklarını tanıması da Rusya’nın uzun vadede kendi “pandora kutusunu” açacağı için kayıp hanesine yazılacaktır. Ayrıca, Pridinyester ve Dağlık Karabağ sorunları göz önüne alındığında böyle bir politika yeni çatışmaları ve yeni savaşları tetikleyip Kafkasları şimdikinden daha ağır ve büyük bir ateş olarak sarabilir.


 


Rusya’nın Pandora kutusu hassas federal yapısının yumuşak karnı olan Kuzey Kafkasya’dır. Eylül 2004’te Kuzey Osetya’nın Beslan şehrinde bir okulda gerçekleşen terör olayının işte bu yumuşak karnına vurulan en sert darbe olduğunu bilen ve sonuçlarının ne kadar yıkıcı olacağını çok iyi analiz eden Rusya hemen ardından federal sisteminde bir dizi idari reform yaptı. Bu reformlar halen devam ediyor. Hala teröristlerin kimlikleri ve etnik aidiyetleri açıklanmadı. Çünkü bu eylem doğrudan Kuzey Kafkasya halklarını birbirine düşürüp Rusya'nın parçalanma sürecini tetiklemek amacıyla planlanmıştı. Olaya dair birçok nokta hala aydınlatılamadı. Çeçenistan, Tataristan, Başkurdistan ve Dağıstan Rusya’yı daima endişelendiriyor. Diğer Kuzey Kafkasya halkları arasında da bağımsızlık düşünceleri daha yüksek sesle dile getiriliyor. Rusya’nın oralarda bir sorunla karşılaşması durumunda dünyayı ikna etmesi artık daha zor olacaktır.


 


İşte tüm bu sebepler göz önüne alındığında bu savaşın aslında kazanan tarafı yoktur sadece kaybeden tarafları vardır. Durumun daha da kötüleşmesinin şüphesiz Türkiye'ye yansıyan olumsuz etkileri olacaktır. Türkiye iç politik sorunları sebebiyle hemen yanı başında gerçekleşen bu gerginliğe zamanında ve gerektiği gibi müdahale edememiştir. Krizin bu aşamaya gelmemesi için Ankara'nın önceden yapabileceği bir çok şey vardı. Gürcistan ile yakın ilişkiler içerisinde bulunan Türkiye sorunun silahlı müdahale ile halledilmemesi, görüşmeler yoluyla halledilmesi yönünde Tiflis'e yol gösterebilirdi. Türkiye'nin Rusya ile çok önemli ekonomik ilişkileri var ve  bu ülke ile siyasi ilişkilerini ilerletmek istiyor.  Bu potansiyel de kullanılabilirdi. Fakat içe dönük Türkiye bu fırsatları elinden kaçırdı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Moskova ziyareti belki bu fırsatları yeniden değerlendirme imkanı verebilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top