Tarihsel Süreç İçerisinde Güney Osetya Sorunu

Doç. Dr. Fatih ÖZBAY
25 Haziran 2008
A- A A+

Güney Osetya Cumhuriyeti (Respublika Hussar İrıston) resmî olarak Gürcistan sınırları içerisinde özerk bir bölgedir. Yüzölçümü 3.900 km kare. Kafkasların en az nüfus yoğunluğuna sahip yerlerinden birisi. 1993 verilerine göre sadece 70 bin kişi yaşıyordu.


 


Nüfusun yaklaşık %68’i Oset. Osetlerden başka Ruslar, Gürcüler, Ermeniler ve Yahudiler yaşamakta. Osetler Cumhuriyetin her tarafına yerleşmiş durumdalar. Gürcüler daha çok Cumhuriyetin güney ve doğu kesimlerine yerleşmiş durumdalar. Ruslar, Ermeniler ve Yahudiler ise yoğun olarak başkent Tshinvali’de yaşıyorlar. Güney Osetya’da resmi diller Osetçe ve Rusça. Nüfusun çoğunluğu Ortodoks Hıristiyanlardan oluşuyor. Güney Osetya’nın başkenti Tshinvali şehri. Başkentin nüfusu 43.000. Güney Osetya nüfusunun %51’i şehirlerde yaşıyor. Cumhuriyet 4 bölgeye ayrılmış durumda: Cavsk, Tshinvalsk, Znaursk ve Leningorsk bölgeleri. Cumhuriyetin başında Devlet Başkanı bulunuyor. En yüksek yasama organı ise Parlamento. Cumhuriyet toprakları zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklara sahip.


 


Osetyalılar Kafkas halklarından olup Hint-Avrupa ırkına mensup bir millet. Osetçe, Hint-Avrupa dil ailesinin İran koluna girmektedir. İron ve Digor olmak üzere iki dil konuşuluyor. Bu yüzden aynı millet olmakla birlikte Osetleri “İron Osetler” ve “Digor Osetler” olarak ikiye ayırabiliriz. İron Osetler Ortodoks Hıristiyan, Digor Osetler ise müslümandırlar. Kril alfabesinden uyarlanmış bir alfabeyi kullanmaktalar. Osetler İskitler, Sarmatlar ve Alanların karışımı olan bir halk. 6. yüzyılda Hıristiyanlıkla tanışmış olmalarına rağmen uzun süre çok tanrılı inançlarını sürdürmüşlerdir. Atilla’nın, Cengiz’in ve Timur’un ordularının yapmış olduğu seferler Osetleri şimdi yaşamış oldukları Kafkasların dağlık bölgelerine sürmüştür. 18. yüzyıldan itibaren, Rusların Kafkaslarda etkinliklerinin artmasıyla beraber Ruslara yakınlaşmışlardır. Gürcistan toprakları Osmanlı İmparatorluğu ile İran arasında paylaşıldığında, Osetyalıların yaşadıkları topraklar coğrafi durumlarından dolayı ne bu iki devletin ne de Rusya İmparatorluğu’nun idaresi altında değildi. Gürcüler, Türkler ve İranlılar tarafından bağımsızlıkları ellerinden alınıp toprakları ele geçirilmeden önce Osetya topraklarının kendi egemenliklerinde olduğunu iddia etmektedirler.


 


Osetya ile Rusya’nın ilişkileri 18. yüzyılın başlarına kadar gider. Osetyalılar Rusların Kafkaslara doğru yayılmasıyla birlikte tamamen Rusya’nın vesayeti altına girme konusundaki düşüncelerini sık sık dile getirdiler. Rusların vesayeti altına girmek amaçlarını gerçekleştirmek için Osetler 1749-1752 yılları arasında S. Petersburg’da devamlı elçilik dahi bulundurdular. Elçiliğin görevi Rusları Osetya’yı vesayetleri altına almalarına ikna etmekti. Aralık 1751’de Rus Çariçesi Elizavete Petrovna Osetyalı elçilik heyetini kabul etti. Elçiler Çariçe Elizaveta’dan Osetya’nın Rusya topraklarına dâhil edilmesini, Kafkaslar’da serbest dolaşım hakkını ve Ruslar ile gümrüksüz ticaret imtiyazı verilmesini talep ettiler. Rus Çariçesi son iki isteği hemen kabul etti. Osetya’nın Rus İmparatorluğu’na katılması isteğine karşı ise Osmanlı ve İran ile ilişkilerini bozacağı gerekçesiyle çekimser davrandı. Ruslar, karşılık olarak Oset elçilik heyetinden Osetlerin Rus tarafını tutmalarını ve aralarında Ortodoksloğu teşvik etmelerini istedi.


 


1768’de Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya İmparatorluğu arasında savaş başladı. Kafkaslarda ilerleyen Rus orduları 1769’da Tshinvali’ye geldiler. Türklerle yapılan çatışmalarda Osetyalılar Rusların tarafında yeraldılar. 1770 yılında Osetyalılar, topraklarının Rus İmparatorluğu topraklarıyla birleşmesi isteklerini yinelediler. Rusya bunu üzerine Daryal vadisinde bir Oset köyü olan Tsimi’de ilk karakol ve gözetleme istasyonunu kurdu. 3 Haziran 1774’de Mazdok yakınlarında Türk ordusu Ruslar tarafından yenilgiye uğratıldı. Savaş sonrası iki devlet arasında “Küçük Kaynarca” barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre Osetya toprakları Kabardino topraklarıyla birlikte Ruslara geçti. 1801 yılında ise Doğu Gürcistan, Rusya İmparatorluğu topraklarına geçti. Resmi olarak Rusya topraklarında görünmesine rağmen, 1830 yılında tamamen ele geçirilmesi amacıyla gönderilen iki büyük Rus askeri keşif harekâtına kadar Güney Osetya’nın dağlık kesimleri hala Rusların kontrolü dışındaydı. 1843 yılında Ruslar tarafından Tiflis eyaleti oluşturuldu ve Osetya buraya bağlı bir idari birim haline getirildi.


 


1917 Ekim devrimi ile Kafkaslarda da karışıklık başladı. 1918 yılında Osetya halkı Rus idaresi altında kalmak istediklerini belirttiler. Gürcistan ise bağımsızlığını ilan etti. Siyasi durumun karışıklığından istifade eden yeni kurulan Gürcistan devleti Güney Osetya’yı topraklarına kattığını ilan etti. Gürcistan Hükümeti 26 Mayıs 1918 tarihinde topraklarındaki bütün azınlıklara eşit siyasi ve sosyal haklar ile kendilerini serbestçe geliştirme imkânı tanıdığını açıkladı. Ancak 1919 yılında Gürcüler yerel meclisleri kapatarak Güney Osetya halkını kendi kaderlerini tayin hakkından mahrum bıraktı. 7 Mayıs 1920’de Sovyet Rusya ile Gürcistan Devleti arasında anlaşma yapıldı. Bu sırada Kızıl Ordu’nun Kafkaslardaki ilerlemesi devam etmekteydi. Güney Osetya’daki Gürcü hâkimiyeti 25 Şubat 1921 tarihinde Kızıl Ordu’nun Gürcistan’a girmesiyle birlikte sona erdi. Sovyet hükümeti Kuzey Osetya ile Güney Osetya’ya birbirinden ayrı iki statü verdi: Güney Osetya 20 Nisan 1922’de “Güney Osetya Özerk Bölgesi” olarak Gürcistan Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlandı. Kuzey Osetya ise SSCB içerisinde önceleri özerk bölge statüsü taşırken, 1936 yılında Özerk Cumhuriyet statüsüne kavuştu.


 


SSCB döneminde Güney Osetya’da ayrılıkçı hareketlerin görülmediği durgun bir dönem başladı. Bunda hiç şüphesiz SSCB’nin oluşturduğu korku ve sindirme politikasının büyük etkisi vardı. Her nekadar Güney Osetya, Gürcistan Sovyet Cumhuriyeti’ne bağlı bir özerk bölge olsa da, sonuçta SSCB içerisinde olması dolayısıyla sorun su yüzüne çıkmıyordu. Bu durgun dönem SSCB’nin dağılma sürecine girmesiyle değişmeye başladı. SSCB’nin dağılmasıyla birlikte bölgede otonomi ve bağımsızlık hareketleri tekrar canlanmaya başladı. Güney Osetya Cumhuriyeti ile ve Gürcistan arasındaki gerginlik de 1989 yılı sonlarından itibaren artış kaydetti. Bunda, Gürcistan’ın “Gürcüleştirme” politikası ile Güney Osetya’da Gürcüce’yi zorunlu hale getirme yönündeki çalışmaları da etkili oldu. Gürcistan’ın bağımsız bir devlet olmasıyla Güney Osetya kendisini Rusya’dan ve dolayısıyla Kuzey Osetya’dan tamamen kopmuş olarak görmeye başladı.


 


23 Kasım 1989’da başkent Tshinvali’de Gürcüler ile Osetler arasında çatışmalar başladı. Gürcistan’ın ilk devlet başkanı Gamzakhurdia ayrılıkçı politikalara karşı sert tedbirler aldı. Gürcistan Yüksek Sovyeti Mart ve Haziran 1990’da almış olduğu kararlarla Güney Osetya’nın siyasi özerkliğinin teminatı olan anayasa maddelerini askıya aldı. Güney Osetya 20 Eylül 1990 tarihinde kendisini bu tarihten itibaren “Güney Osetya Özerk Bölgesi” olarak değil “Demokratik Güney Osetya Sovyet Cumhuriyeti” olarak tanımladığını ilan etti. Güney Osetya’da 20 Eylül günü halen cumhuriyet günü olarak kutlanıyor. 9 Aralık 1990’da Güney Osetya’da seçimlere gidildi. Gürcistan 11 Aralık 1990’da Güney Osetya’nın özerk statüsünü kaldırdığını açıklayarak buna tepki gösterdi. Esas olarak Güney Osetya, Rusya Federasyonu’na bağlı Kuzey Osetya ile ve dolayısıyla Rusya ile birleşme amacını güdüyordu.


 


Bu gelişmeden sonra 5-6 Ocak 1991’de Gürcü polisleri ve milli muhafız birlikleri Güney Osetya’nın başkenti Tshinvali’ye girdiler. Çatışmalar gittikçe şiddetlendi. 19 Ocak 1992’de Güney Osetya’da “Güney Osetya Cumhuriyeti”nin bağımsızlığı hakkında referandum düzenlendi. Halkın %98’i bağımsızlık yönünde oy kullandı. Ocak 1992’de başkent Tshinvali çevresinde yeniden çatışmalar başladı. 29 Mayıs 1992’de Güney Osetya Yüksek Sovyeti bağımsızlık bildirgesini açıkladı. Çatışmaların şiddetlenmesi üzerine 18 Haziran 1992’de Rusya’ya bağlı birlikler, savaş helikopterleri ve tanklarla birlikte Gürcü Ulusal Muhafız birliklerine karşı Tshinvali civarında savaşa girdiler. Devlet Başkanı Şevardnadze, bunu Moskova’nın Güney Osetya’yı zorla ilhak etmek için emperyalist bir girişimi olarak nitelendirdi. Gürcü Ulusal Muhafız birlikleri Güney Osetya’ya ağır bir bombardıman saldırısına başladılar.


 


24 Haziran 1992’de Soçi’de dört tarafın bir araya gelmesiyle (Rusya, Gürcistan, Kuzey Osetya ve Güney Osetya) Gürcü-Oset anlaşmazlığının sona erdirilmesine dair prensip anlaşması imzalandı. 4 Temmuz 1992’de Rusya Devlet Başkanı B.N. Yeltsin, Gürcistan Devlet Başkanı E. Şevardnadze ve Kuzey Osetya Cumhuriyeti Devlet Başkanı A. Galazov arasında varılan anlaşma ile taraflar arasındaki çatışmalara son verildi. Rusya, Gürcistan, Kuzey Osetya ve Güney Osetya’dan birliklerin katılımıyla oluşturulacak bir barış gücünün gözetiminde ateşkes anlaşmasına varıldı. Gürcistan-Güney Osetya sınırında ve Tshinvali çevresinde güvenlik koridoru oluştutuldu. 14 Temmuz 1992’de Rus, Gürcü, Kuzey ve Güney Osetler’den oluşan 4.000 kişilik Barış Gücü birlikleri bölgeye girerek ateşkesi sağladı. Ateşkesin denetlenmesi için taraflar arasında Rusya’nın da katılımıyla bir Ortak Kontrol Komisyonu oluşturuldu. Çatışmalar yüzünden 39.000 Oset ve 11.000 Gürcü yaşadıkları yerleri terketmek zorunda kaldılar.


 


30 Ekim 1995’te Gürcistan ile Güney Osetya arasında görüşme süreci başladı. 16 Mayıs 1996 tarihinde Moskova’da iki taraf arasında güvenlik arttırıcı ve karşılıklı güveni güçlendirmeye dönük memorandum imzalandı. Memoranduma Gürcistan devlet başkanı E. Şevardnadze ile Güney Osetya Yüksey Sovyeti temsilcisi Ludvig Çibirov imza koydular. Bu belge ile taraflar karşılıklı tehdit ve güç kullanmayacaklarına dair birbirlerine güvence veriyorlardı. 27 Ağustos 1996’da resmi olarak ilk kez Vladikafkaz şehrinde Şevardnadze ile Çibirov biraraya geldiler. 10 Kasım 1996 tarihinde Güney Osetya’da cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri düzenlendi, cumhurbaşkanlığına Ludvig Çibirov seçildi. 4-5 Mart 1997’de taraflar arasında sorunun barışçıl bir çözüme kavuşturulması amacıyla geniş çaplı görüşmeler başladı. Dönem itibariyle, Gürcistan merkezî yönetimi Güney Osetya ile diyalog kanallarını açık tutmaya çalıştı, taraflar arasında oluşturulan ortak komite toplantılarında göçmenlerin evlerine dönebilmeleri ve Güney Osetya’nın ekonomik durumunun iyileştirilmesi konularının yanı sıra, soruna siyasi bir çözüm bulunması konuları da ele alındı.


 


Güney Osetya Cumhuriyeti’nin anayasası referandum ile 8 Nisan 2001 tarihinde kabul edildi. Güney Osetya’da 23 Mayıs 2004 tarihinde yapılan parlamento seçimlerinde 25.000 seçmen toplam 74 sandıkta 30 milletvekilini belirlemek üzere oy kullandı. Ancak seçimlerde, kırsal kesimlerde yaşayan Gürcüler için 4 milletvekilliği ayrılmış olmasına rağmen, Gürcüler oy kullanmayarak, seçimi boykot ettiler. Seçimleri kampanyasında “Gürcistan’dan Ayrı Rusya İle Birlik” sloganını kullanan Devlet Başkanı Eduard Kokoev'in liderliğini yaptığı “Yedintsvo” (Birlik) Partisi kazandı. Seçimlerin ardından yapılan çeşitli ayrılıkçı açıklamalarla Güney Osetya sorunu yeniden alevlenmeye başladı. Güney Osetyalı politikacılar açıkça Rusya ile birleşmeden sözetmeğe başladılar.


 


Parlamento seçimleri sonrasında Güney Osetya’da Devlet Başkanı Eduard Kokoev, 23 Mayıs 2004 tarihinde yaptığı basın açıklamasında Güney Osetya’nın aynı kültürü ve tarihi paylaşan Kuzey Osetya ile birlikte Rusya Federasyonu içinde yer alması gerektiğini dile getirdi. Kokoyev, basın toplantısında Gürcistan Hükümetini de suçladı ve Gürcistan Hükümeti’nin bugüne kadar sorunun çözülmesi yönünde ciddi bir adım atmadığını ve kendilerine karşı sert bir tavır sergilendiğini söyledi. Kokoyev, basın toplantısında Gürcistan’ı sorunun çözümüne yönelik gerçekçi bir teklif sunamamakla da suçladı. Kokoyev’e göre Güney Osetya da eski SSCB dağıldıktan sonra Gürcistan gibi bağımsızlığını ilan etmişti ve 1992’de yapılan referandumda Güney Osetya halkının büyük çoğunluğu Kuzey Osetya ile birleşmeden yana oy kullanmıştı. Kokoyev Gürcü yetkililerle görüşmelere başlanabilmesi için 1989-1993 yılları arasında Gürcistan’ın Güney Osetya halkına yönelik soykırım yaptığını Gürcistan Parlamentosu’nun tanıması şartını ileri sürdü.


 


Bölgede meydana gelen bu hareketlilik üzerine Gürcistan yönetimi 2004 Haziran ayı başında Güney Osetya bölgesinde görev yapan “Gürcü Barış Gücü” asker sayısını 100’den 500’e çıkarttı. Gürcistan ile Güney Osetya arasındaki sınır bölgelerine de 2000 Gürcü askeri konuşlandırdı. Güney Osetya Parlamentosu ise 5 Haziran 2004 tarihinde Rusya Federasyonu Parlamentosu alt kanadı olan Duma’ya gönderdiği mektupta 1774 yılında Güney Osetya halkının gönüllü bir şekilde Rusya ile birleştiğinden bahisle, Osetya halkının bir parçası olan ve SSCB dağıldıktan sonra halkının geri kalanından bir sınırla ayrılmış olan Güney Osetyalıların kendilerini Rus olarak kabul ettiğini belirtmekteydi. Mektubun içeriğinde, Rusya ile olan tarihsel ilişki ve Ocak 1992’de yapılmış olan referandumda ortaya çıkan halkın bağımsızlık iradesine dayanarak; Güney Osetya Parlamentosu’nun Rusya Parlamentosu’na, Güney Osetya Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının tanınması ve buradaki Rus vatandaşlarının korunması için bir müracaat niteliği taşıdığı belirtilmekteydi.


 


Güney Osetya Özerk Bölgesi Parlamentosu, 9 Haziran 2004 tarihli oturumunda daha ileri bir adım atarak, Rusya Federasyonu ile birleşme kararı aldı. Güney Osetya Özerk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Kokoyev’in Moskova’ya giderek Güney Osetya Parlamentosu’nun aldığı yazılı kararı Duma’da açıklamak istemesi üzerine Rusya Devlet Başkanı Putin “Gürcistan’a bağlı özerk cumhuriyetlerde yaşanan sorunlara Rusya’nın müdahil olmayacağı ve Gürcistan’ın iç işlerine karışmayacakları” açıklamasını yaparak uluslararası camiaya Güney Kafkasya’da yaşanan sorunların kaynağı olmadıkları mesajını verdi. Ancak Duma içerisindeki birçok milletvekili Güney Osetya konusunda Kokoyev’e destek verici açıklamalarda bulundular. 9 Haziran 2004 tarihinde Güney Osetya’daki son gelişmelerin tartışıldığı Rusya Parlamentosu’nun üst kanadında, bölgedeki gerginliğin tüm Kafkaslar için ciddi bir tehdit ve istikrarsızlık unsuru teşkil ettiğini savunan Rus senatörler, Gürcistan-Osetya anlaşmazlığının giderilmesi için barışçıl bir çözüm yolunun bulunmadığını vurguladılar.


 


Eduard Kokoyev 12 Haziran 2004 tarihinde Moskova’da yaptığı basın açıklamasında Osetya halkının bölünmüş bir halk olduğunu; uluslararası camianın Güney Osetya problemini bölünmüş halk kapsamında ele alması gerektiği dile getirdi. Ayrıca, toprak bütünlüğüne ilişkin kanun ve taleplerin yanı sıra bir milletin kendi seçimini yapma hakkını da göz önünde bulundurması lazım geldiğini ileri sürerek yakın bir tarihte Osetlerin, Güney ve Kuzey bölümlenmesinden kurtularak birleşmiş bir Osetya olarak Rusya Federasyonu’na dâhil olacağına inandığını dile getirdi. Kokoyev Güney Osetya’nın Rusya Federasyonu’na dâhil edilmesi için gerekli olan müracaatın Duma’ya ve Rusya Federasyonu Hükümeti’ne resmen yapıldığı açıklamasında bulunarak, bilinen taleplerini yineledi.


 


Bu arada, Gürcistan’da meydana gelen “Gül Devrimi” Rusya’yı iyice endişelendirmişti. Rusya Federasyonu silahlı kuvvetlerine bağlı 160 askeri araçtan oluşan bir konvoy, 12 Haziran 2004 tarihinde Güney Osetya’daki Tshinvali ve Cava’ya intikal etti. Bu gelişme üzerine Gürcistan Merkez Yönetimi, 13 Haziran 2004 tarihinde Rusya’ya bir nota vererek, Güney Osetya’ya intikal eden askeri birliğin geri çekilmesini talep etti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, aynı gün yaptığı açıklamada Güney Osetya Özerk Bölgesi’ne yeni bir askeri birlik gönderilmediğini, burada görev yapan Rus Barış Gücüne çadır ve gıda malzemesi gönderildiğini ifade etti. Güney Osetya, anlaşmazlığın çözüme kavuşturulması için 14-15 Haziran 2004 tarihleri arasında Tiflis’te gerçekleştirilmesi planlanan dörtlü (Rusya, Gürcistan, Kuzey Osetya ve Güney Osetya) görüşmelere katılmayacağını açıkladı. Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın 15 Haziran 2004’te yaptığı resmi açıklamasında ise, “Gürcistan’ın anlaşmalara aykırı davrandığı, Sohumi ve Tshinvali’ye yürüyüş yapıldığı, Gül Devrimi’nin Güney Osetya ve Abhazya’da tekrarlanması düşüncesinden endişe duydukları ve bu tür adımlardan vazgeçilmesi gerektiği” hususlarına yer verildi.


 


Gürcistan bir taraftan ilişkileri gerginleştirmeye yönelik açıklamalardan uzak durmaya çalışırken, diğer taraftan sorunun kaynağının dışarıdan yapılan müdahaleler olduğuna işaret ediyordu. Saakaşvili’nin konuyla ilgili beyanatlarında, “ayrılma taraftarları ile ilişkileri yönetmede soğukkanlılık ve sabıra ihtiyaç olduğu, ayrılma taraftarı kuvvetler ile dış kuvvetlerin dayatmak istedikleri ihtilafın tırmandırılmasına göz yumulmayacağı” hususlarına değiniliyordu. Ağustos 2004’te Gürcistan Parlamentosu, Rus barış gücü askerlerinin ayrılıkçı Güney Osetya bölgesinden çekilmelerini isteyen bir kararı onayladı. Kararda, Rusya’nın Güney Osetya’da sorunun taraflarından biri olduğu ve bölgedeki tehlikeli durumun devamı için her şeyi yaptığı belirtildi. Gürcistan Parlamentosu, bölgede Rus barış gücü askerleri yerine uluslararası bir gücün yer alması çağrısı yaptı. Gürcistan ayrılıkçı bölgelerden sorumlu devlet bakanı Giorgi Haindrava’nın, “Rus barış gücünün 12 yıldır bölgede görev yaptığı, ancak sorumluluklarını yerine getirmekten uzak olduğu, Gürcistan’ın kendi imkânları ile anlaşmazlık bölgesini denetim altında tutabileceği” açıklamasında bulunarak, bölgedeki karışıklıkların dış merkezli olduğu mesajını verdi. Gürcistan, Rus barış gücü askerlerinin yerini, uluslararası bir gücün almasını istiyor. Güney Osetyalılar ise Rus askerlerini Gürcistan’ın, işgal planlarına karşı garantör bir güç gibi görüyorlar.


 


Acaristan’a karşı kan dökmeden isteklerini kabul ettirerek popularitesini arttıran Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakaşvili, Güney Osetya’ya da baskı yapmağa başladı. Ancak özellikle Rusya’nın tepkisinden çekinerek daha sert tedbirler alma yoluna gidemedi. Acaristan’a karşı denizden ve karadan abluka ile sonuç alan Gürcistan, aynı politikasını Güney Osetya’ya karşı yürütemedi. Güney Osetya’nın Kuzey Osetya Cumhuriyeti ve dolayısıyla Rusya ile olan kara sınırı kriz boyunca lojistik olarak destek görmelerini kolaylaştırıyordu. Zaten bu konuya dikkat çeken Saakaşvili bir demecinde, Acaristan sorununu kolayca çözüme kavuşturduklarını çünkü Acaristan’ın Türkiye ile sınır olduğunu belirtiyordu. Dolayısıyla, Güney Osetya’daki sorunun çözümünün önündeki en büyük engel olarak Rusya ile sınır olmasını gördüğünü belirtmek istiyordu. Saakaşvili bölgedeki gerginliğin Gürcistan’daki ağırlığını devam ettirmek isteyen Rusya’dan kaynaklandığını, gerilimi artıran tarafın Güney Osetya’nın sınır komşusu Rusya olduğunu açık açık ifade etti. Saakaşvili’ye göre, Rusya Osetlere silah sağlıyor, pasaport veriyor, Gürcistan’dan ayrılarak Rusya’ya katılabilecekleri konusunda cesaretlendirmeye çalışıyordu.


 


12 Kasım 2006’da yapılan referandumda da Güney Osetya halkının %99’8i bağımsızlık yönünde oy kullandı. Güney Osetya lideri Eduard Kokoyti referandumdan sonra yaptığı açıklamada uluslararası toplumun artık kendilerine çifte standart uygulamaması gerektiğini belirterek, “Halkımın seçimini yapmasına izin verin. Tıpkı Karadağ gibi” demişti. Kosova’nın 17 Şubat 2008 tarihinde bağımsızlığını ilan etmesinin ardından ise Güney Osetya Parlamentosu, bağımsızlığının tanınması için 3 Mart 2008 tarihinde Rusya Federasyonu, BDT, BM ve AB’ye çağrılarda bulundu.


 


Hali hazırda Güney Osetya, Gürcistan’dan fiilen bağımsız bir şekilde kendi çabasıyla ve Rusya ile Kuzey Osetya’nın yardımlarıyla varlığını sürdürüyor. 14 yıldır bağımsız olduklarını belirtmelerine rağmen Güney Osetya Cumhuriyeti diplomatik olarak hiçbir ülke tarafından tanınmış durumda değil. Güney Osetya halkının %97’si Rus vatandaşı aynı zamanda. Aynı durum Gürcistan’ın diğer sorunlu bölgesi Abhazya için de geçerli. Güney Osetya’da halk herhangi bir savaş yaşanması durumunda sığınacakları ilk yer olarak Kuzey Osetya’yı, dolayısıyla Rusya’yı görmekteler. Bu yüzden Güney Osetya’da halk kendi güvenliğinin yegâne güvencesi ve ikinci evi olarak Rusya Federasyonu’nu kabul ediyor. Halkın çoğunluğu Güney Osetya’yı Rusya’nın milli ve kültürel alanının bir parçası olarak görüyor.


 


Hiç şüphesiz ki Güney Osetya sorunununda en büyük rolü Rusya Federasyonu oynamakta. Rusya’nın dâhil edilmediği hiçbir denklemin çözümü yoktur. Rusya ise bu sorunu, Abhazya’da olduğu gibi, Gürcistan üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmak istemekte. Özellikle Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra Rusya tarafından, elindeki bu kozları kullanabileceğine, yani Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını tanıyabileceğine dair zaman zaman açıklamalar yapıldı. Rus Dışişleri Bakanlığı Nisan 2008’de Gürcistan’ın ayrılıkçı bölgeleri Abhazya ve Güney Osetya ile işbirliğini artıracaklarını açıkladı. Gürcistan’ın NATO’ya katılmak yolunda kararlı olması Rusya’yı bu kozları her zaman elinde tutmaya zorluyor. Gürcistan’ın NATO ve AB üyeliği önündeki en büyük engel olarak halen, fiilen Gürcistan’dan bağımsız olan Abhazya ve Güney Osetya sorunları bulunuyor. 2-4 Nisan 2008 tarihinde Bükreş’te yapılan NATO Bükreş Zirvesi’nde NATO kapıları bu sorunlar sebebiyle Gürcistan’a açılmadı.


 


Rusya’nın istemediği bir çözümün Gürcistan tarafından kabul ettirilme şansı yok denecek kadar az. Bu durum bölgedeki ayrılıkçı hareketlerin ve ayrılma taleplerinin kesilmeyeceği ve devam edeceği sinyalini vermektedir. Rusya kendi federal yapısının kırılganlığından kaynaklanan sorunları yüzünden ne Abhazya’yı ne Güney Osetya’yı resmen tanıma yoluna kolay kolay giremez. Zaten şimdilik tanımamak tanımaktan daha fazla getiri kazandırıyor Rusya’ya. Sorunun devamlı gündemde kalması Rusya’nın eline Gürcistan’ı devamlı sıkıntıda ve zorda bırakacak çok güçlü bir araç vermektedir. Adeta sorunlu bölgeler Tiflis’in üstünde Demokles’in kılıcı gibi sallanmakta, uluslar arası arenada hareket alanını ve kabiliyetini sınırlamaktadır.


 


NATO ve AB üyeliğini kendisine hedef olarak seçen Gürcistan yönetimi açısından öncelikli hedef Abhazya ve Güney Osetya sorununu çözmek olarak önlerinde duruyor. Ancak bu çok kolay değil. Sorunun çözümsüzlüğü Tiflis’i iyice sertleştiriyor. Bu durumda da her defasında Rusya ile burun buruna geliyor. Bu açıdan gelişmeler konunun yeniden silahlı çatışmaya dönebileceğinin de sinyallerini veriyor. Bu durumda Kafkasların yeniden ateş topuna dönmesi an meselesi olacaktır. Böyle bir durum hiç şüphesiz Türkiye’yi çok yakından ilgilendiriyor. Türkiye’nin hem Moskova hem Tiflis ile iyi seviyede ilişkileri var. Akıllara Türkiye, aynen Suriye-İsrail anlaşmazlığında yaptığı gibi bir arabuluculuğu Gürcistan-Rusya arasında da yapabilir mi sorusu geliyor.


 


Nitekim Gürcistan Başbakan Yardımcısı Giorgi Baramidze, 21 Haziran 2008’de Roma’da yaptığı açıklamada son dönemde Rusya ile tırmanan gerilimin düşürülmesi konusunda Ankara’nın katkı sağlayabileceğini söyledi. Baramidze, “Türkiye, Rusya-Gürcistan arasındaki ikili ilişkiler açısından olumlu bir rol üstlenebilir. Türkiye, bu konuda rol oynayabilecek önemli bir ülkedir” açıklamasını yaptı. 25. Uluslararası Küresel Güvenlik Çalıştayı nedeniyle Roma’da bulunan Baramidze, Kafkaslardaki istikrar ve güvenliğe Türkiye’nin de büyük önem verdiğini hatırlattı. Moskova ile diyalogun yeniden tesis edilmesi gerektiğini ifade ederek, “Avrupalı bir ülke olarak Türkiye, bizim komşularımızla ilişkilerimizi iyileştirmemize katkı sağlayabilir. Aslında bu konuda zaten öteden beri katkı sağlıyor. Türkiye bizler için hep dostane davranışlar içerisinde olmuş son derece önemli bir ülke. Türkiye ile sadece ikili ilişkiler bakımından değil, Gürcistan ve NATO ilişkileri açısından da verimli bir diyalog içerisindeyiz” diye konuştu.


 


Yukarıda sorduğumuz soruya gelecek olursak, olumlu bir cevap vermek şimdilik çok zor. Çok yönlü dış politika açılımlarıyla son yıllarda kendisinden çok sıkça söz ettiren Türkiye, bölgesel bir güç olma ve küresel güç haline gelme yolunda ilerleyişinde hızlı ve emin adımlar atması gerekirken, iç siyasi çalkantılar yüzünden bir kez daha önüne gelen fırsatları ne yazık ki elinden kaçırıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Back to Top